3.Gözü açan bitki çayı

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan Hekate88
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
Ben bu konuda kanaatlerimi kesinleştirmiş değilim henüz, benim için de bir bilinmezlik açıkçası ama şu kadar ifade edeyim sebeplerin çarpışması yani bir tür ilahi determinizm/nedensellik durumu olduğunu düşünüyorum ben. Sebeplerin var oluşu ilahi olana bağlı biz ancak sonucundan haberdar olabiliyoruz ve sen köken itibarıyla karar alma yetisine sahip değilsin sadece evvel sebeplerin ahirini yaşıyorsun sadece. Bu konuyla ilgili her söz de anca spekülasyon olur pek keşif mevzusu değil. Hatta Hz. Muhammed'de bunu tartışan sahabelerini uyardığını bildiren rivayetler var. Mesela tasavvuf metinlerinde bir anlatı vardır Allah tüm yarattıklarının cevherlerini bir araya toplayıp tevhidi salık vermiş yaratılanların bir kısmı iman etmiş bir kısmı şüphede kalmış iman edenlere nurundan indirmiş diğerleri karanlıkta kalmış gibi gibi çok uzatmayayım kadere bağlıyorlar konuyu. Spritualizmde ise enkarne olmadan evvel karmamıza binaen bir plan seçtiğimiz söylenir yine köküne baksan sebepler silsilesindeki bir kontrol ilüzyonundan başka bir şey değil. Her neyse böyleyken böyle.
Anladığım kadarıyla burada karar mekanizması bir tür kadere indirgenmiş oluyor. Eğer sebepler zinciri bütünüyle belirlenmişse ve insan yalnızca evvel sebeplerin ahirini yaşıyorsa, o hâlde bu düşünceye ulaşmanız da mı önceden belirlenmişti? Eğer öyleyse, bu fikri savunmanız da zorunlu bir sonuçtur. Eğer değilse, o zaman kader dışında bir karar alanı kabul etmiş olmuyor muyuz?
 
Anladığım kadarıyla burada karar mekanizması bir tür kadere indirgenmiş oluyor. Eğer sebepler zinciri bütünüyle belirlenmişse ve insan yalnızca evvel sebeplerin ahirini yaşıyorsa, o hâlde bu düşünceye ulaşmanız da mı önceden belirlenmişti? Eğer öyleyse, bu fikri savunmanız da zorunlu bir sonuçtur. Eğer değilse, o zaman kader dışında bir karar alanı kabul etmiş olmuyor muyuz?
Bu tartışmalar mezhep ayrımlarına sebep olacak kadar insanları kararsız bırakan mevzular Mutezile kolu kader yoktur der kader varsa Allah zorbadır der, Cebriye ise kader her alanı kapsar eğer Allah belirleyici demezsen acizdir demiş olursun der. Aklıma bir dizi geldi ismini net hatırlayamıyorum ama yine bu nedensellik mevzusu ekseninde bir über kuantum bir bilgisayar yapıyorlar ve bugünün verilerinden yola çıkarak şu olduysa şu olmuştur gibi basitleştirilebilecek determinist bir çıkarımla geçmişi hesaplıyor vs. aslında benim kararsız da olsa durduğum nokta buna benzer, atılan her adımın Y kromozomunu takip edip erkekte ataya ulaşacak kesinlikte sebeplerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum, bununla ilgili sebep sonuç ilişkisini şöyle bir örnekle açıklamaya örneğin sen sonbaharda doğmuşsundur ve annen seni kış aylarında emzirmiştir sen her gün sıcak evinde sütünü emerken bir gün nenene götürülürken sağanak kar esnasında acıkmışsındır ve annen dışarıda seni emzirememiştir en ilkel güdülerin harekete geçerken burnuna bir kar tanesi düşer ve öznel bir arketipe dönüşür ve hayatının geri kalanı için bir şablon niteliği taşır vs vs. çok da uzatmak istemiyorum ama şunu da söyleyeyim ilahi kudret sebepleri var eden var kılandır ancak sebepler çarpışarak kendi yolunu çizer senin ben dediğin şey, karar dediğin şey evvelin ahiridir tabi ki bu benim bireysel çıkarımım cümleleri kurarken bazı yerlerde didaktik yazmışsam kusura bakma sohbet belki seni tekamül sorunun cevabına yaklaştırır ha keza beni de. :)
 
Bu tartışmalar mezhep ayrımlarına sebep olacak kadar insanları kararsız bırakan mevzular Mutezile kolu kader yoktur der kader varsa Allah zorbadır der, Cebriye ise kader her alanı kapsar eğer Allah belirleyici demezsen acizdir demiş olursun der. Aklıma bir dizi geldi ismini net hatırlayamıyorum ama yine bu nedensellik mevzusu ekseninde bir über kuantum bir bilgisayar yapıyorlar ve bugünün verilerinden yola çıkarak şu olduysa şu olmuştur gibi basitleştirilebilecek determinist bir çıkarımla geçmişi hesaplıyor vs. aslında benim kararsız da olsa durduğum nokta buna benzer, atılan her adımın Y kromozomunu takip edip erkekte ataya ulaşacak kesinlikte sebeplerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum, bununla ilgili sebep sonuç ilişkisini şöyle bir örnekle açıklamaya örneğin sen sonbaharda doğmuşsundur ve annen seni kış aylarında emzirmiştir sen her gün sıcak evinde sütünü emerken bir gün nenene götürülürken sağanak kar esnasında acıkmışsındır ve annen dışarıda seni emzirememiştir en ilkel güdülerin harekete geçerken burnuna bir kar tanesi düşer ve öznel bir arketipe dönüşür ve hayatının geri kalanı için bir şablon niteliği taşır vs vs. çok da uzatmak istemiyorum ama şunu da söyleyeyim ilahi kudret sebepleri var eden var kılandır ancak sebepler çarpışarak kendi yolunu çizer senin ben dediğin şey, karar dediğin şey evvelin ahiridir tabi ki bu benim bireysel çıkarımım cümleleri kurarken bazı yerlerde didaktik yazmışsam kusura bakma sohbet belki seni tekamül sorunun cevabına yaklaştırır ha keza beni de. :)Şimdi benim anladığım, sizin söyledikleriniz şuna çıkıyor: Evrende nedensellik vardır. İnsan da nedensel bir varlıktır. Bu yüzden özgür irade yoktur. Eğer irade yoksa, kişi yaptıklarından sorumlu değildir. Peki öyleyse kader varsa, bu “Allah affeder” anlayışını problemli yapmaz mı? Çünkü kimse aslında seçmemiştir; her şey kaderin sonucudur.
Şimdi benim anladığım, sizin söyledikleriniz şuna çıkıyor: Evrende nedensellik vardır. İnsan da nedensel bir varlıktır. Bu yüzden özgür irade yoktur. Eğer irade yoksa, kişi yaptıklarından sorumlu değildir. Peki öyleyse kader varsa, bu “Allah affeder” anlayışını problemli yapmaz mı? Çünkü kimse aslında seçmemiştir; her şey kaderin sonucudur.

Ama insan sadece nedensel değildir. Bir de ruhu bulunur. Aynı zamanda nefis dürtüseldir ama insanda akıl da bulunur. Aklın sorgulamadan, nefsin kader olarak sığındığı “Ben suçsuzum, kaderim böyle.” anlayışı bence felsefi bir savunma mekanizmasından kaynaklanıyor. Allah ruhumuzu, irademizi, nefsimizi yarattı; akıl verdi, düşünme yetisine sahibiz. Sizin dediğinize göre akıl gerekli değildir; dürtüsel yaşayıp öylece cennete gidebiliriz. Determinizm yaklaşımına göre her şey yaşanmışlıklarla seçilir.

Eğer herkes zorunlu olarak davranıyorsa, bir katil ile bir hayırsever arasında fark nedir? Zorunlu olan bir eylem ahlaken nasıl yargılanır? Bunun sadece toplum düzeni için olduğunu savunmanız gerekir bu durumda. Nefis nedensel olabilir ancak insan dürtüsünü fark edebiliyor, dürtüsüne karşı koyabiliyor, iç çatışma yaşayabiliyor. Eğer tamamen nedensel olsaydı, çatışma değil otomatiklik olurdu. Neden insan iç mücadele yaşar? Hakikat arayışından, vicdani sorgulamadan, özgür iradesinin varlığının (nedensellik bağı kuramadığı yerlerde kullanarak) farkına varmış olmasından.

İnsan ruh ve bedenden yaratılmıştır. İnsanı ruhtan bağımsız, dürtüsel, hazsal bir varlık olarak sadece bedene indirgeyemezsiniz. İnsan; akıl, vicdan, özgür irade ve onu dünyada her daim bir sınav içinde tutan nefsin toplamıdır. Siz diyorsunuz ki akıl da, vicdan da, özgür irade de yoktur; çünkü nefis kaderseldir ve bunlardan üstündür. Nefis, yaşanmışlıklarla dürtüsellik ve nedensellik bağlamında kendini çok geliştirmiş olabilir ama yenilmez değildir. Doğruyu bulmada önce vicdan, sonra akıl, en son eylem olarak özgür irade varken bana pek mantıklı gelmedi açıkçası.

Kaldı ki nefis ölümlü iken ruh ebedidir ve nefse şahitlik yapan ruhtur. Dünya bir sınav alanıysa, nefis bu sınavdaki zayıf noktamızdır; bunu ne kadar geliştirirsek çıkışımız o kadar güçlü ve acısız olur. Ayrıca hakikate yaklaşmamız daha kolay olur. Determinizmle yaklaşırsak zaten hakikati arama amacımız olmamalı; kader deyip öleceğimiz günü bekleyip hazlarımızın peşinden sürüklenmek yeterli olurdu. Sanırım hayvandan da pek bir farkımız kalmazdı bu durumda.

Şuna inanıyorum: Ruh ilahi olandır, akıldan da nefisten de üstündür. İrade aklın seçim fonksiyonudur. Nefis ise bedenin kendisidir, dürtüsel olandır. Ruhumuzun kurtuluşu için nefsimizi yenmemiz gerekir; bunun için de akıl ve özgür iradeyi kullanmayı bilmek önemlidir.

Nefis güçlendikçe irade zayıflar; ama nefis zayıfladıkça, işte o zaman hakikat yolunda irade güçlenir. Bence dünyadaki sınavımızın kilit noktası da tam budur.
 
Şimdi benim anladığım, sizin söyledikleriniz şuna çıkıyor: Evrende nedensellik vardır. İnsan da nedensel bir varlıktır. Bu yüzden özgür irade yoktur. Eğer irade yoksa, kişi yaptıklarından sorumlu değildir. Peki öyleyse kader varsa, bu “Allah affeder” anlayışını problemli yapmaz mı? Çünkü kimse aslında seçmemiştir; her şey kaderin sonucudur.

Ama insan sadece nedensel değildir. Bir de ruhu bulunur. Aynı zamanda nefis dürtüseldir ama insanda akıl da bulunur. Aklın sorgulamadan, nefsin kader olarak sığındığı “Ben suçsuzum, kaderim böyle.” anlayışı bence felsefi bir savunma mekanizmasından kaynaklanıyor. Allah ruhumuzu, irademizi, nefsimizi yarattı; akıl verdi, düşünme yetisine sahibiz. Sizin dediğinize göre akıl gerekli değildir; dürtüsel yaşayıp öylece cennete gidebiliriz. Determinizm yaklaşımına göre her şey yaşanmışlıklarla seçilir.

Eğer herkes zorunlu olarak davranıyorsa, bir katil ile bir hayırsever arasında fark nedir? Zorunlu olan bir eylem ahlaken nasıl yargılanır? Bunun sadece toplum düzeni için olduğunu savunmanız gerekir bu durumda. Nefis nedensel olabilir ancak insan dürtüsünü fark edebiliyor, dürtüsüne karşı koyabiliyor, iç çatışma yaşayabiliyor. Eğer tamamen nedensel olsaydı, çatışma değil otomatiklik olurdu. Neden insan iç mücadele yaşar? Hakikat arayışından, vicdani sorgulamadan, özgür iradesinin varlığının (nedensellik bağı kuramadığı yerlerde kullanarak) farkına varmış olmasından.

İnsan ruh ve bedenden yaratılmıştır. İnsanı ruhtan bağımsız, dürtüsel, hazsal bir varlık olarak sadece bedene indirgeyemezsiniz. İnsan; akıl, vicdan, özgür irade ve onu dünyada her daim bir sınav içinde tutan nefsin toplamıdır. Siz diyorsunuz ki akıl da, vicdan da, özgür irade de yoktur; çünkü nefis kaderseldir ve bunlardan üstündür. Nefis, yaşanmışlıklarla dürtüsellik ve nedensellik bağlamında kendini çok geliştirmiş olabilir ama yenilmez değildir. Doğruyu bulmada önce vicdan, sonra akıl, en son eylem olarak özgür irade varken bana pek mantıklı gelmedi açıkçası.

Kaldı ki nefis ölümlü iken ruh ebedidir ve nefse şahitlik yapan ruhtur. Dünya bir sınav alanıysa, nefis bu sınavdaki zayıf noktamızdır; bunu ne kadar geliştirirsek çıkışımız o kadar güçlü ve acısız olur. Ayrıca hakikate yaklaşmamız daha kolay olur. Determinizmle yaklaşırsak zaten hakikati arama amacımız olmamalı; kader deyip öleceğimiz günü bekleyip hazlarımızın peşinden sürüklenmek yeterli olurdu. Sanırım hayvandan da pek bir farkımız kalmazdı bu durumda.

Şuna inanıyorum: Ruh ilahi olandır, akıldan da nefisten de üstündür. İrade aklın seçim fonksiyonudur. Nefis ise bedenin kendisidir, dürtüsel olandır. Ruhumuzun kurtuluşu için nefsimizi yenmemiz gerekir; bunun için de akıl ve özgür iradeyi kullanmayı bilmek önemlidir.

Nefis güçlendikçe irade zayıflar; ama nefis zayıfladıkça, işte o zaman hakikat yolunda irade güçlenir. Bence dünyadaki sınavımızın kilit noktası da tam budur.
Oturamadım bilgisayarın başına misafirlerim geldi okuma fırsatım olmadı. Daha önceki mesajlarda da belirttiğim gibi bu konu üzerine herkesin kendine göre bir düşüncesi vardır, mutlak doğruyu bilme imkanımız olduğunu zannetmiyorum. Ben kendimi ifade ederken ikna çabası gütmüyorum sonuçta ne kadar çabalasak da herkes kendi deneyimi ve kabı ölçüsünde değerlendiriyor yazılanları. Her halükarda sohbetin sizi tefekküre sürüklemesi memnun etti beni ama ben oturup anlaşamadığımız noktaları tek tek açıklamakla uğraşamayacak kadar yorgunum. En doğruyu bulmanız dileğiyle.
 
Geri
Üst