Anladığım kadarıyla burada karar mekanizması bir tür kadere indirgenmiş oluyor. Eğer sebepler zinciri bütünüyle belirlenmişse ve insan yalnızca evvel sebeplerin ahirini yaşıyorsa, o hâlde bu düşünceye ulaşmanız da mı önceden belirlenmişti? Eğer öyleyse, bu fikri savunmanız da zorunlu bir sonuçtur. Eğer değilse, o zaman kader dışında bir karar alanı kabul etmiş olmuyor muyuz?Ben bu konuda kanaatlerimi kesinleştirmiş değilim henüz, benim için de bir bilinmezlik açıkçası ama şu kadar ifade edeyim sebeplerin çarpışması yani bir tür ilahi determinizm/nedensellik durumu olduğunu düşünüyorum ben. Sebeplerin var oluşu ilahi olana bağlı biz ancak sonucundan haberdar olabiliyoruz ve sen köken itibarıyla karar alma yetisine sahip değilsin sadece evvel sebeplerin ahirini yaşıyorsun sadece. Bu konuyla ilgili her söz de anca spekülasyon olur pek keşif mevzusu değil. Hatta Hz. Muhammed'de bunu tartışan sahabelerini uyardığını bildiren rivayetler var. Mesela tasavvuf metinlerinde bir anlatı vardır Allah tüm yarattıklarının cevherlerini bir araya toplayıp tevhidi salık vermiş yaratılanların bir kısmı iman etmiş bir kısmı şüphede kalmış iman edenlere nurundan indirmiş diğerleri karanlıkta kalmış gibi gibi çok uzatmayayım kadere bağlıyorlar konuyu. Spritualizmde ise enkarne olmadan evvel karmamıza binaen bir plan seçtiğimiz söylenir yine köküne baksan sebepler silsilesindeki bir kontrol ilüzyonundan başka bir şey değil. Her neyse böyleyken böyle.