Y (doğum) – X (ölüm) = Z (ben)
Denklemimizde üç bilinmeyen var.
Bunları bilemediğimiz gibi, hiçbir zaman da bilemeyeceğimizin farkındayız ama yine de hayat denilen oyun parkında, bir derin psikozun içinde, bilinmezi arıyoruz.
Çünkü, bilinenin trajedisi karşısında, bilinmezin keyfiyeti, ona duyulan arzu cezbediyor insanı.
Al işte, kaç bin yıldır hep aynı soru, ‘kelimelerden öte, kimim ben?’. Bilmiyorsun!
Debelen dur cevap vereceğim diye, bir Allah’ın kulu da demez ki, “Arkadaş cevap sorunun talihsizliği imiş, peşinde koşma, sakin ol”.
Çünkü denklem, bunca bilinmeyene karşın ayakta duruyorsa, sebebi bilme isteğinin ürettiği o debelenme hali, çaba, emek.
Tekeri döndüren de bu zaten.
Nedir tercih? “Gömsünler.”
Peki, buyur sana mezar, toprak kazıldı, ka’br annenin rahmi. Toprak, yer ana çünkü, haliyle gök de baba.
Rahimden içeri koyuyorlar, üstünü kapatıp, peşinden de babanın kutsal dölleyici suyu (rahmet gökten geliyor) dökülüyor ki, ceset tez elden yeniden doğum döngüsüne girsin.