kararsızlık duvarı

angeldream

Kayıtlı Üye
Katılım
9 Şub 2008
Mesajlar
79
Tepkime puanı
20
YAŞAM HER ZAMAN DIŞARIDADIR

Ego etrafını bir duvar gibi kuşatır. Korumak için kuşattığına seni ikna eder. Ego seni böyle ayartır. Sürekli aynı şeyi söyler: “Eğer ben olmazsam sen korumasız kalırsın. Savunman çok zayıf olur ve bu çok büyük bir risk. O yüzden bırak seni koruyayım, etrafını sarayım.”

Evet, ego belirli bir ölçüde koruma sağlar ama bu duvar aynı zamanda senin zindanın olur. Belirli bir koruma var, aksi halde kimse egonun getirdiği mutsuzluklara katlanmaz. Belirli bir koruma var, seni düşmanlardan korur ... ama aynı zamanda dostlara karşı da korur.

Düşmandan korktuğun için kapını kapatıp arkasında gizleniyorsun. Sonra bir dost geliyor ama kapı kapalı, içeri giremiyor. Eğer bir düşmandan çok korkuyorsan, o zaman dostlar da dışarıda kalır. Eğer kapıyı dostun için açarsan, düşmanın da içeri girme riski vardır.

Bunu çok derinden düşünmek gerekir; hayatın en büyük sorunlarından biridir. Sadece çok az sayıdaki cesur insan onu doğru şekilde çözebilir, diğerleri korkup saklanır ve o zaman yaşamı kaybederler.

Yaşamak risklidir, ölümün riski yoktur. Öldüğün zaman senin için bir sorun kalmaz ve o zaman seni kimse öldüremez, çünkü zaten ölü olan birini nasıl öldürebilirsin? Mezara gir ve işin bitsin! O zaman ne hastalık var, ne kaygı var, ne de herhangi bir sorun... Bütün sorun- ların biter.

Ama eğer canlıysan milyonlarca sorun var. İnsan ne kadar canlıysa, o kadar fazla sorun vardır. Ama bunun yanlış bir tarafı yok; çünkü ancak sorunlarla uğraşarak, mücadele vere- rek büyüyebilirsin.

Ego, etrafında yükselen sinsi bir duvardır. İçeri birinin girmesine izin vermez. Kendini korun- muş ve güvende hissedersin ama güvence ölüm gibidir. Tohum içindeki bitkinin hissettiği güvence gibi. Bitki filizlenmekten korkuyor, çünkü başına ne geleceği belli değil... Dünya tehlikelerle dolu ve bitki o kadar kırılgan ve narin ki! Tohum, duvarının içinde, hücrenin içinde saklanırsa her şey korunmuş olur.

Ya da anne rahminde olan bir bebeği düşün. Her şey var, ne ihtiyacı olursa anında karşılanıyor. Ne bir kaygı, ne mücadele, ne de gelecek var. Bebek büyük bir mutlulukla yaşar. Her ihtiyacı annesi tarafından karşılanır.

Ama sen sürekli annenin rahminde yaşamak ister misin? Çok emin bir yer. Eğer sana seçme şansı tanınsaydı, sürekli annenin rahminde kalmayı seçer miydin? Çok rahat bir yer, ondan ötesi olabilir mi? Bilim adamları henüz bir rahimden daha rahat bir ortam sağlayamadıklarını ifade ediyor. Rahim sanki rahatlık konusunda ulaşılacak son mertebe gibi görünüyor. O kadar rahat ... ne bir kaygı, ne bir sorun, ne çalışma ihtiyacı. Yalın bir varoluş. Her şey anında sana sunuluyor ... ihtiyaç doğduğu an anne tarafından karşılanıyor. Nefes almak gibi bir sıkıntı bile yaşamıyorsun, anne bebek için nefes alıyor. Karın doyurma sıkıntısı yok, anne çocuk için yiyor.

Peki ama anne rahminde kalmak ister misin? Orası rahat ama bir hayat değil. Yaşam her zaman belirsizlikle dolu olan dışarıdadır. Hayat dışarıdadır.

Coşku anlamına gelen İngilizce ‘ecstasy’ kelimesi çok çok önemlidir. Tam kelime karşılığı ‘durağan karşıtı’tır. Coşku, dışarı çıkmak demektir. Bütün kabuklardan, korumalardan, ego- lardan, güvencelerden, bütün ölüm benzeri duvarlardan. Coşkulu olmak demek dışarı çıkmak demektir, özgür olmak, dolaşmak demektir. Rüzgârın gelip içinden geçeceği kadar narin bir akıma dönüşmek demektir.

Bir ifade vardır, bazen “bu deneyim olağanüstüydü” deriz. Coşkunun tam anlamı budur; olağandan daha üstün.

Tohum çatlayıp, içinde gizlediği ışığı yaymaya başladığı zaman; bir bebek doğup, rahmi geride bıraktığı zaman, bütün konforları ve rahatlıkları bırakıp bilinmeyen bir dünyaya adım attıkları zaman ... coşku budur. Bir kuş yumurtasını kırıp, gökyüzüne uçtuğu zaman ... coşku budur.

Ego bir yumurtadır ve ondan çıkmak zorundasın. Coşkulu ol! Bütün korumalardan, kabuklardan ve güvencelerden kurtul. O zaman daha geniş bir dünyaya ulaşırsın; engin, sonsuz bir dünyaya. Ancak o zaman yaşarsın. Ve dolu dolu yaşarsın.

Ama korku seni baltalıyor. Bebek de, rahimden dışarı çıkmadan önce, çıkıp çıkmamak konusunda kararsız kalıyor olmalı. Olmak ya da olmamak. Bir adım ileri atıp, sonra bir adım geri çekiliyor olmalı. Belki de o yüzden anne bu kadar acı çekiyor. Bebek kararsız ve olağanın üstüne çıkmaya henüz tam olarak hazır değil. Geçmiş onu geri çekiyor, gelecek ise ileri itiyor. Bebek arada kalmış durumda.

Bu, kararsızlık duvarıdır. Geçmişe yapışmak, egoya yapışmaktır. Bunu her yere taşıyorsun. Bazen, o nadir anlarda, çok canlı ve farkında olduğun zamanlar onu görebilirsin. Aksi halde çok saydam bir duvardır ve göremezsin. İnsan bütün hayatını ... ve sadece bir değil, birçok hayatını ... bir hücrenin içinde, her yerden soyutlanmış, penceresiz, Leibnitz’in ‘monad’ dediği yerde geçirdiğinin farkına bile varmıyor. Kapısız, penceresiz bir hücrede... Saydam, camdan duvarlı bir hücre.

Bu egonun bırakılması gerekiyor. İnsanın cesaretini toplayıp onu paramparça etmesi gerekiyor. İnsanlar onu milyonlarca yoldan besliyor ve bu arada bilmeden kendi cehennemlerini besliyorlar.

Bayan Cochrane ölmüş kocasının tabutunun yanında duruyormuş. Oğlu ise hemen yanındaymış. Taziyeye gelenler birer birer geçip baş sağlığı diliyormuş.

“Artık acı çekmiyor,” dedi Bayan Croy. “Neden ölmüştü?”

“Zavallı adamcağız bel soğukluğundan öldü,” diye yanıtlamış Bayan Cochrane.

Bir başka kadın tabutun başına gelmiş: “Artık acıları geride kalmış. Yüzünde dingin bir tebessüm var. Ölüm nedeni neydi?”

“Bel soğukluğu!” demiş yaşlı dul.

O sırada oğlu annesini kenara çekmiş: “Anne! Babam hakkında çok kötü bir şey söylüyorsun. O, bel soğukluğundan ölmedi ki. İshalden öldü!”

“Biliyorum!” diye yanıtlamış Bayan Cochrane. “Bok içinde öldüğünü bilmeleri yerine eğlence peşindeyken gittiğini düşünmelerini isterim.”

En sonuna kadar oyun oynamaya devam ederler.

Ego, samimi olmana izin vermez ve seni sahteliği devam ettirmeye zorlar. Ego söylenen yalandır ama insanın bir karar vermesi gerekiyor. Bu, çok büyük bir cesaret gerektiriyor; çünkü o ana kadar besleyip büyüttüğün şeyi paramparça edecek. Bütün geçmişini yok edecek. Onunla birlikte sen de paramparça olacaksın. Geride biri kalacak ama sen o kişi olmayacaksın. İçinde geçmişle bağlantısı olmayan bir varlık yükselecek ... taze, geçmişin bozmadığı bir varlık. O zaman bir duvar olmayacak; nerede olursan ol, sınırları olmayan sonsuzluğu göreceksin.

En sevdiği bara giren yaşlı adam normalde çalışan garson kızın yerine bir başka kızın çalıştığını görmüş. En başta şaşırmış ama sonra kibar bir şekilde yeni garson kızın ‘uzun zamandır gördüğü en güzel kız’ olduğunu söylemiş.

Garson kız biraz kibirli bir tipmiş ve burnunu havaya kaldırıp “Üzgünüm ama iltifatınıza aynı şekilde karşılık veremeyeceğim,” demiş.

Adam sakin bir şekilde yanıtlamış: “Peki o zaman benim yaptığımı yapamaz mıydın, tatlım? Yalan söyleyemez miydin?”

Bütün formalitelerimiz birbirimizin egolarına yardımcı olmaktan başka bir şey değildir. Hepsi yalandır. Sen birine bir şey söylersin ve o da iltifata karşılık verir. Ne sen, ne de o sami- midir. Aynı oyunu sürdürürüz: etiket, formaliteler, medeni yüzler ve maskeler.

O zaman duvarla yüzleşmek zorundasın. Zamanla, bu duvar o kadar kalınlaşacak ki hiçbir şey göremeyeceksin. Duvar her geçen gün kalınlaşıyor ... o yüzden bekleme. Eğer etrafında bir duvar taşıdığın hissine kapılırsan, hemen bırak! Hemen zıpla ve içinden çık! Zıplamak için sadece karar vermek yeterli, hepsi bu. Sonra, yarından itibaren onu besleme. Onu beslediğini fark ettiğin zaman, hemen dur. Birkaç gün içinde onun öldüğünü göreceksin, çünkü senin sürekli desteğine ve beslemene ihtiyaç duymaktadır.
 

SaSSa

Banlı Kullanıcı
Katılım
16 Ocak 2009
Mesajlar
100
Tepkime puanı
7
Konum
Dağ başı
İş
Teacher
Gerçekten öyle hissedip düşünmediğim hiç bir şeyi karşımdaki hiç bir insana söylemem.Çünkü bu davranış hem gereksiz,hem de saçmadır.Bu yüzden bir çok işim ters gitmiştir ve insanlarla ilişkilerim hep soğuk,mesafeli olmuştur.Birşey kaybettiğimi sanmıyorum.Zira bence;egomu yenmiş,başkalarının egolarını da gereksiz yere beslememiş oluyorum.Sev beni seveyim seni edebiyatını yaşamı kirleten bir mesele olarak görüyorum.
 

samanyolu

Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ocak 2009
Mesajlar
116
Tepkime puanı
6
Mesafe en güzeli. Zaten sevgisinde samimi olanlar belli ediyor bunu. Sözler değil, davranışlar önemli. Beni 3 ay aramamış insan, karşılaştığımızda boynuma sarılıyorsa, bu beni daha çok iter. Sevgi gösterdiğin insanı arayıp sormalı insan. Bunu yapmıyorsa, sahte sevgi gösterielrinde bulunmamalı. Teşekkürler angeldream. Sana da güzel düşüncelerin için sassa.
 
Üst