Namaz Kılmak

Allah'a inanmak için bir dine ihtiyacın yok

Tabi ki yok.
Din tabiri aslında son derece nötür bir tabirdir.

"Din" nedir? diye soruyorlar peygambere. Yani islamiyetten bağımsız olarak soruyorlar. Çünkü birsürü din var piyasada ve "neden illa bir din olmak zorunda? " anlamında soruyorlar..

Cevap ise çok sade :
Senin ahvalindir diyor. Yani içinde bulunduğun haller, yürüdüğün yoldur diyor din.

Son derece nötür ama kapsayıcı bir yaklaşım getiriyor. İslam da dahil olmak üzere tüm İnanç ve hatta inkar sistemlerini de katarak söylüyor.


Yani ateist olduğunu bile iddia etsen, bu yaklaşıma gore son derece kişiselleştirilmiş bir dinin var demektir. Çünkü belli değişmezler ve kanaatler oluştuğu zaman, ahvalin de bunun sonucunda seni iç dünyandaki fixlenmişliklerine gore duyarlı ve hassas hale getirmeye başlar. Ya da işte duyarsız ve ilgisiz.. E bu da seni hayatın her alanında temsil etmeye başlar. İşte bu da senin sistemin olur. Din demek alışkanlıklarından, farkındalıklarından ve mudahalelerinden oluşan tezahür sistemin demektir. Üstüne hangi ekolün bindiğine gore de pazarda bir arz talep dengesi oluşur. Mesela tek tanrılı dinler, x Dini, y dini gibi. Din = ekol.
 
Son düzenleme:
Ama klasik ve düz anlamı ile bakınca "din", inanç taslağıdır. Yani bu konuda sana katılıyorum. Elnora.

Yeni başlayan için bildiğin taslaktır din. Babadan oğluna geçerken doğrudan dar kalıplar olarak geçer. Adeta üstüne dar bir kıyafet gibi giydirilir çoğu zaman.


Çünkü senden önce çağlarca denenmiş, onaylanmış, pratik kısa yolları çoktan oluşmuş, deneme yanılma yapmaya gerek bırakmadan nokta atışı olarak en ideal haline getirilmiş bir fikir ve amel sistemi olarak kabul edilir.


Ne var ki insan hatalar yapmadan bu taslağın ıçine itildigi zaman neye uğradığını şaşırabilir.

Zaman belki dinin emir ve yasaklarının tüm kabul edilebilirliğini haklı çıkaracaktır. Ama insan cennetten kovulmadan cennetin kıymetini bilemeyeceği sekilde yaratıldı. Yanlışı görmeden, sonuçlarını üstlenmek zorunda kalmadan doğruyu kabul etmemek dogamizda var.
 
Bu sınırı oluşturan insanlar zaten. İnsanları din din ayıran insanlar. Din tektir, Allah'a inanmak ve iyi biri olmak. İyi ve kötü var, Allah'ın isteği de bu iki zıtlık içinden iyiyi seçmemiz. Sizin karşı çıktığınız insanların kendi algı çerçevesinde algıladığı din ve dinler. Yoksa onlarda sorun yoktur, hatta onda sorun yoktur çünkü din tektir. Ben nasıl Allah'ın karşı çıktığı kesimi zalimler olarak algılıyorsam, diğeri de bunu müslüman olmayan olarak anlar, halbuki benim dediğim ile onun dediği aynı şeydir ama algılayacak idrakte değildir. Sizin de karşı çıktığınız din Allah'ın bildirdiği değil, insanın uyguladığı dindir. Dediğiniz gibi Allah tüm sınırların ötesindedir. Ama insan sınırlıdır ve bu sınırlı hali ile onu algılamak için merhamet, sevgi, şefkat, empati gibi duygularını kullanması gerek, bizzat yaratıcın isteği.

Benim açımdan bir insanın Allah inancı olması ya da olmaması bir şey ifade etmiyor. İnanç kişisel bir kavramdır ve öyle de kalmalıdır. İnançlı olup merhametsiz olan, inançsız olup merhametli olan insanlar var. Sevgiyi yaratıcı bir kimlikle özümsemektense, doğadaki canlı cansız mahlukata sevgi besleyen insanlar olduğu gibi..

İnsanı iyi ya da kötü yapan nedir deseler ; düşünce gücünün eyleme dönüşmüş faydası ya da zararı derdim.

İnsanoğlu garip bir canlı. Kendisi hariç herkesi ve her şeyi didikleme peşinde. Yani sözün kısası, bir dine ya da bir inanca sahip olduğunu düşünürken o inancın Tanrısı vasfına bürünüyor. Yüzlerine karşı söyleseniz hemen ' haşa ' modunu açarlar. Oysa bir başkasının inancının peşine düşmek ya da onu yargılamak, Allah vasfına bürünmektir.

Günümüzün en büyük hastalığı : Nesne insan sorunsalı.

Ve nesne insanların düşünce gücü -maalesef- kendi ürettikleri katmanlardan ziyade, bir başkasının sahip olduğu ya da enjekte ettiği sorgusuzluk halidir.
 
Benim açımdan bir insanın Allah inancı olması ya da olmaması bir şey ifade etmiyor. İnanç kişisel bir kavramdır ve öyle de kalmalıdır. İnançlı olup merhametsiz olan, inançsız olup merhametli olan insanlar var. Sevgiyi yaratıcı bir kimlikle özümsemektense, doğadaki canlı cansız mahlukata sevgi besleyen insanlar olduğu gibi..

İnsanı iyi ya da kötü yapan nedir deseler ; düşünce gücünün eyleme dönüşmüş faydası ya da zararı derdim.

İnsanoğlu garip bir canlı. Kendisi hariç herkesi ve her şeyi didikleme peşinde. Yani sözün kısası, bir dine ya da bir inanca sahip olduğunu düşünürken o inancın Tanrısı vasfına bürünüyor. Yüzlerine karşı söyleseniz hemen ' haşa ' modunu açarlar. Oysa bir başkasının inancının peşine düşmek ya da onu yargılamak, Allah vasfına bürünmektir.

Günümüzün en büyük hastalığı : Nesne insan sorunsalı.

Ve nesne insanların düşünce gücü -maalesef- kendi ürettikleri katmanlardan ziyade, bir başkasının sahip olduğu ya da enjekte ettiği sorgusuzluk halidir.
İnançlı olup merhametsiz olan var, inançsız olup merhametli olan var çok doğru dediniz. Şöyle bir şey de var, inanç derken bir insan eğer net bir şekilde tanrı yok, ben inanmıyorum hani ufak bir ihtimal dahi vermiyorsa egoizmden dolayı vermiyordur, yoksa sağlıklı bir şekilde düşünülürse ihtimal vermesi gerek. Çünkü mantık çerçevesinde bile ihtimal var. Bilinimez olması lazım. Ama net bir şekilde ben yok inanmıyorum, öldükten sonra da herkes yok olucak diyorsa burada dediğim gibi kibir ve egoizm barındırıyor bana göre. Sevgi ve merhamet çok önemli ama bir de biz bunları kendimizle bağdaştırıyoruz ya, bir şey gördüğümüz zaman, bir şey bu duygularımızı tetiklediği zaman, bunları biz harekete geçirmiyoruz, bu duygular bizi yönlendiriyor. Yani asıl sahibi biz miyiz? Bir de bir insan düşünün hiçbir merhamet veya sevgi beslemiyor. Ama birini gördü m yardım ediyor, insanlara da güleryüzlü olmaya çalışıyor, ama his yok, bunu yapma sebebi de doğru olanın bu olduğunu düşünüyor. Diğer bir tarafta da bir insan düşünün, bu insan da bu kişileri görünce dayanamıyor yardım ediyor, insanlara da güleryüzlü oluyor çünkü onları seviyor. Bu ikisi arasındaki fark tam olarak nedir. Birinde işleyen bir mekanizma vardır, bu kişi duyguları ile hareket ediyor ve nerdeyse kendi iradesini kullanmıyor, çünkü duyguları zaten onu doğru yola götürüyor diyelim. Ama öbür insanın böyle bir pusulası yok, o insan birini göründe bu tür duyguları tetiklenmiyor ama kendi idraki ile doğru olanı kararlaştırmış ve seçmiş, içinden bir his gelmese de onu yapmaya çalışıyor.
 
Çünkü senden önce çağlarca denenmiş, onaylanmış, pratik kısa yolları çoktan oluşmuş, deneme yanılma yapmaya gerek bırakmadan nokta atışı olarak en ideal haline getirilmiş bir fikir ve amel sistemi olarak kabul edilir.
Belki de sorun buradadır Retro.

Çağlarca denenmiş bir sistem, yüzyıllarca modifiye edilmiş hatta modifiye edilmek zorunda kalınmış demektir. Bir ekolü geliştirmek, üzerine çalışmak, o ekolün üst versiyonuna ulaşmak içindir. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, zirve noktası, içinde bulunduğu dönem ve o dönemin gelişmişlik düzeyi ile paralel ilerlemelidir.

Aksi halde çöker.

Günümüzde dinlerin çökme yaşamasının sebebi gayet açık.
 
Şöyle bir şey de var, inanç derken bir insan eğer net bir şekilde tanrı yok, ben inanmıyorum hani ufak bir ihtimal dahi vermiyorsa egoizmden dolayı vermiyordur, yoksa sağlıklı bir şekilde düşünülürse ihtimal vermesi gerek. Çünkü mantık çerçevesinde bile ihtimal var.
Yine de haklı olma ihtimali %50

Sonuçta hiçbirimiz gerçekten bir yaratıcı olup olmadığını bilmiyoruz. Öyle umuyoruz ya da bu düşünceye ihtiyaç duyuyoruz.
Yaratıcı ' var-yok ' oranı, olasılık olarak aynıdır. Ve sağlam bir olasılığa sahip bir detay için, ben, egoizmden demezdim.
Çünkü benimle aynı olasılığa sahip bir karşıtın egoist olduğunu düşünmem beni de aynı oranda egoist yapar :)
 
Yine de haklı olma ihtimali %50

Sonuçta hiçbirimiz gerçekten bir yaratıcı olup olmadığını bilmiyoruz. Öyle umuyoruz ya da bu düşünceye ihtiyaç duyuyoruz.
Yaratıcı ' var-yok ' oranı, olasılık olarak aynıdır. Ve sağlam bir olasılığa sahip bir detay için, ben, egoizmden demezdim.
Çünkü benimle aynı olasılığa sahip bir karşıtın egoist olduğunu düşünmem beni de aynı oranda egoist yapar :)
Bakın ben size şöyle söylim, gerçekten bir insan düzgün ve objektif bir şekilde araştırırsa anlayacak ki göremediği bazı şeyler var. Bazı varlıklar veya enerji artık ne derseniz. Düzgün araştırsan bir insan bu kapıya çıkacaktır, size net söylüyorum. Hele ki günümüzde. Bu konuda yazılan kitaplar olsun, kendi yakınlarımızın veya forumdaki insanların anlattıkları şeyler olsun. Dünya çapında başka böyle binlerce forum var. Ve anlattıkları şeyler bu kadar yabancı insanın örtüşüyor. Benim bir arkadaşım vardı diyordum ki bu kadar insan içlerinden biri bile doğru söylüyorsa böyle bir şeyin ihtimal var diyordum, ben zaten biliyorum gerçek olduğunu onu inandırmak için diyordum, o ise diyordu ki hepsi için bakın hepsi dünyadaki bütün insanlar için, yalan söylüyorlar veya akıl hastasılar veyahut da ilgi istiyorlar başkalarından gördüklerini, okuduklarını anlatıyorlar. Bu yüzden diyorum egoizm diye. Eğer bir kişi net bir şekilde inanmıyorum ve allah yok, insanlar ölünce yok olucak diyorsa, bana öbür tarafı metafiziği, okültizmi açıklasın. Kişi bunların varlığına öğrenince manevi kitaplarda bunlar ile tutarlı yazılara rastlar ve insan da bir merak uyandırır, o kitaplar ta o zaman nerden biliyordu gibi. Böyle böyle insan inanç bakımında en azında ölümden sonra bir şeyler olacağına dair bir bilgiye varır. Bilgiden bahsediyorum, sezgi değil. Kendim bu eşikten geçtiğim için diyorum. Araştıran bir insan bu tür şeylerin var olduğu sonucuna çıkar. Çıkmıyorsa farkında olmadığı, bilmediği bir tarafı vardır. İnsanlara güvenmiyor, milyonlarca insana deli, yalancı diyor. O zaman bu insan kibirlidir.
 
Bakın ben size şöyle söylim, gerçekten bir insan düzgün ve objektif bir şekilde araştırırsa anlayacak ki göremediği bazı şeyler var. Bazı varlıklar veya enerji artık ne derseniz. Düzgün araştırsan bir insan bu kapıya çıkacaktır, size net söylüyorum. Hele ki günümüzde. Bu konuda yazılan kitaplar olsun, kendi yakınlarımızın veya forumdaki insanların anlattıkları şeyler olsun. Dünya çapında başka böyle binlerce forum var. Ve anlattıkları şeyler bu kadar yabancı insanın örtüşüyor. Benim bir arkadaşım vardı diyordum ki bu kadar insan içlerinden biri bile doğru söylüyorsa böyle bir şeyin ihtimal var diyordum, ben zaten biliyorum gerçek olduğunu onu inandırmak için diyordum, o ise diyordu ki hepsi için bakın hepsi dünyadaki bütün insanlar için, yalan söylüyorlar veya akıl hastasılar veyahut da ilgi istiyorlar başkalarından gördüklerini, okuduklarını anlatıyorlar. Bu yüzden diyorum egoizm diye. Eğer bir kişi net bir şekilde inanmıyorum ve allah yok, insanlar ölünce yok olucak diyorsa, bana öbür tarafı metafiziği, okültizmi açıklasın. Kişi bunların varlığına öğrenince manevi kitaplarda bunlar ile tutarlı yazılara rastlar ve insan da bir merak uyandırır, o kitaplar ta o zaman nerden biliyordu gibi. Böyle böyle insan inanç bakımında en azında ölümden sonra bir şeyler olacağına dair bir bilgiye varır. Bilgiden bahsediyorum, sezgi değil. Kendim bu eşikten geçtiğim için diyorum. Araştıran bir insan bu tür şeylerin var olduğu sonucuna çıkar. Çıkmıyorsa farkında olmadığı, bilmediği bir tarafı vardır. İnsanlara güvenmiyor, milyonlarca insana deli, yalancı diyor. O zaman bu insan kibirlidir.
Kişi başka varlıklara ya da enerjilere hakim bile olsa Tanrı varlığını reddedebilir.

Ben de cennet ve cehennem gibi fikirlere inanmıyorum. Çünkü ruhun cehennemi insanın beden kafesidir ve cehennem dediğimiz kavram, bu haliyle, dünyadır. Bedene bağlı bir ruh için cennet ; bedenden özgürleşmektir. Tekamül inancımın temelinde yatan asıl sebep, cennet / cehennem kavramlarından geliyor. Tabi dinlerin ve dinler sonrası öğretilerin anlattığı biçimde değil. Ahirete inandığım söylenemez.
 
Kişi başka varlıklara ya da enerjilere hakim bile olsa Tanrı varlığını reddedebilir.

Ben de cennet ve cehennem gibi fikirlere inanmıyorum. Çünkü ruhun cehennemi insanın beden kafesidir ve cehennem dediğimiz kavram, bu haliyle, dünyadır. Bedene bağlı bir ruh için cennet ; bedenden özgürleşmektir. Tekamül inancımın temelinde yatan asıl sebep, cennet / cehennem kavramlarından geliyor. Tabi dinlerin ve dinler sonrası öğretilerin anlattığı biçimde değil. Ahirete inandığım söylenemez.
Tanrı varlığını reddedebilir ama varlıkları ve enerjileri öğrenince bana bir açıklama sunması lazım. Çünkü bunları öğrenince rastgelelik ve tesadüf ihtimali bir hayli düşüyor. Hele ki yıllar önce tanrı tarafından gönderilidği iddia edilen kitapların bunlara atıf yapması, bunlar hakkında bilgi sahibi olmasını da açıklaması lazım. Ben kuran'da anlatılan şeylerin çoğu insan idraki çerçevesinde anlatıldığını düşünüyorum, hayal etsek şu an bir peygamber gelse, bize vahiyleri söylese, bize cennet, cehennemi anlatırken o dönemkinden başka şekilde tasvir edecektir. O dönemin korkuları fizikseldi, belki şu an cehennem için şöyle tasvirler yapılacak yalnızlık, iletişimsizlik, konuşucaksın ama duyulmayacaksın gibi, göreceksin ama görülmeyeceksin gibi. İnsan bedenden çıktığı zaman özgürlüşecek ama benim anladığım kadarıyla beden duyguları baskılayan bir şey. Yani özgürleşince duygular çok daha fazla hissedeceğiz, bu bizim cennet ve cehennemimiz olacak. Birine karşı mahçupluk duygusu, utanç duygusunu düşününü bu hayatta. Onun kat be kat fazlasını deneyimleyeceğiz beden olmadığı için, sınır olmadığı için. Yaratcıya karşı mahcubiyet, utanç, pişmanlık. Ben nasıl inanmamışım, nankörlük etmişim gibi. Aynı şey cennet için de geçerli. Sevgiyi, şefkati çok daha fazla hissedeceğiz. İnsanların tekrar bedenlenmesi de buna yoruluyordu. Oradaki duygulara, hiselere dayanamayıp, ruhun bedene girme isteği, oradaki acıyı hafifletme isteği.
 
Bakın ben size şöyle söylim, gerçekten bir insan düzgün ve objektif bir şekilde araştırırsa anlayacak ki göremediği bazı şeyler var. Bazı varlıklar veya enerji artık ne derseniz. Düzgün araştırsan bir insan bu kapıya çıkacaktır, size net söylüyorum. Hele ki günümüzde. Bu konuda yazılan kitaplar olsun, kendi yakınlarımızın veya forumdaki insanların anlattıkları şeyler olsun. Dünya çapında başka böyle binlerce forum var. Ve anlattıkları şeyler bu kadar yabancı insanın örtüşüyor. Benim bir arkadaşım vardı diyordum ki bu kadar insan içlerinden biri bile doğru söylüyorsa böyle bir şeyin ihtimal var diyordum, ben zaten biliyorum gerçek olduğunu onu inandırmak için diyordum, o ise diyordu ki hepsi için bakın hepsi dünyadaki bütün insanlar için, yalan söylüyorlar veya akıl hastasılar veyahut da ilgi istiyorlar başkalarından gördüklerini, okuduklarını anlatıyorlar. Bu yüzden diyorum egoizm diye. Eğer bir kişi net bir şekilde inanmıyorum ve allah yok, insanlar ölünce yok olucak diyorsa, bana öbür tarafı metafiziği, okültizmi açıklasın. Kişi bunların varlığına öğrenince manevi kitaplarda bunlar ile tutarlı yazılara rastlar ve insan da bir merak uyandırır, o kitaplar ta o zaman nerden biliyordu gibi. Böyle böyle insan inanç bakımında en azında ölümden sonra bir şeyler olacağına dair bir bilgiye varır. Bilgiden bahsediyorum, sezgi değil. Kendim bu eşikten geçtiğim için diyorum. Araştıran bir insan bu tür şeylerin var olduğu sonucuna çıkar. Çıkmıyorsa farkında olmadığı, bilmediği bir tarafı vardır. İnsanlara güvenmiyor, milyonlarca insana deli, yalancı diyor. O zaman bu insan kibirlidir.
Tek tanrılı dinlerden önce de okültizm vardı.
 
Tanrı varlığını reddedebilir ama varlıkları ve enerjileri öğrenince bana bir açıklama sunması lazım. Çünkü bunları öğrenince rastgelelik ve tesadüf ihtimali bir hayli düşüyor.
Başka canlıların, varlıkların, yaşam formlarının olması Tanrıyı kanıtlamaz. Ki zaten kimse, inancı için kanıt sunmaz. Kanıt sunma ya da açıklama ihtiyacı yalnızca dinlerin ihtiyaç duyduğu bir temadır çünkü kendi gerçeklerini ispat etmek isterler. Tıpkı sizin de 'dinlerde açıklanmış' demeniz gibi.

İnsanın, yaratıcı varlığını ispat etme çabası ; yaratan da bile mevcut değil. Sadece uyarıyor, ben varım diyor. Ne yazık ki insan bu uğurda savaşlar veriyor, kesinleştirmeye çalışıyor. Peki ne için.. ?
 
Başka canlıların, varlıkların, yaşam formlarının olması Tanrıyı kanıtlamaz. Ki zaten kimse, inancı için kanıt sunmaz. Kanıt sunma ya da açıklama ihtiyacı yalnızca dinlerin ihtiyaç duyduğu bir temadır çünkü kendi gerçeklerini ispat etmek isterler. Tıpkı sizin de 'dinlerde açıklanmış' demeniz gibi.

İnsanın, yaratıcı varlığını ispat etme çabası ; yaratan da bile mevcut değil. Sadece uyarıyor, ben varım diyor. Ne yazık ki insan bu uğurda savaşlar veriyor, kesinleştirmeye çalışıyor. Peki ne için.. ?
Başka canlıların, varlıkların olması, yani bizim göremeğimiz canlılar ve varlıklar var demektir. Bu da ölümden sonra bir şeyler olacağı ihtimalini kuvvetlendirir. Ve göremediğimiz şeyler var ise, bilmediğimiz de çok şey vardır. Peki bu varlıkları, canlıların bilgisine ulaşabiliyoruz görenler tarafından ancak , herkez göremiyor çok azınlık bir kesim görme, duyma yetisine sahip olabiliyor ve bu yeti de genellikle onların, varlıkların kontrolünde oluyor. İnsanoğlu dünyada iken, insan bedeninde iken bu varlıklar ile görüşmemesi, konuşmaması veyahut çok azınlık bir kesimin iletişime geçmesi doğru o zaman. Çünkü yaratılışımız gereği onları görmememiz duymamamız gerekiyor. Bu sistemi, bu düzeni kim kurdu o zaman. Aşağısı nasılsa, yukarısı da öyle derler. İnsanoğlundaki hiyerarşiyi biliyoruz, kademe kademe yükselir, meslekler, rütbeler. Öbür tarafta da varlıklar ile böyle değil mi? Okuduğum her şey ona işaret ediyor. Bu şekil olumlu iyi varlıkları düşünürsek, kademe kademe yükseldikçe, rütbe artacak ve sayı azalacak. O zaman en son nereye varacağız, hepsinin sahibi, her şeyin yaratıcısı, Allah değil mi? Ve görünmeyen varlıklar, enerjiler, ölüm sonrası dini kitaplarda insanın algılayacağı şekilde anlatılmış. Göz perdesi, ahiret, cinler, dualar, beddualar. Bunlar hakkında çok iyi bilgi sahibi bir kitap. Eğer insan bu varlıkları göremiyor, duyamıyor ise, bu kitap da onları duyan, gören; enerjileri, varlıkları daha bilmediğimiz nice şeyleri bilen kitap yaratıcıdan gelmediyse, kimden geldi? Çok üst düzey bir varlıktan geldi diyelim, bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, eğer öyle bir varlık insanoğlunu tekamülü için böyle bir görev üstlendi ve kendine tanrı dedi, eğer her şeyin yaratıcısı değilse yalan söylüyor ama böyle bir varlık yalan söyleyemez, eğer yalan söylüyorsa böyle bir varlık olamaz. Bu varlık öyle bir güç sahibi olması lazım ki geleceği, insanları, varlıkları çok iyi biliyor ve sürekli kendine peygamber seçiyor, kendi emrinde varlıklar yolluyor, insanoğluna iyiyi öğütlüyor, öldükten sonra onlara bakcağını, kim ne ettiyse karşılığını vereceğini söylüyor. Ve her şeyin yaratcısı olduğunu söylüyor. Bir yerden sonra iş inançtan çıkıp bilgiye gidiyor. Allah'ın varlığını bilmek.
 
İnsanın, yaratıcı varlığını ispat etme çabası ; yaratan da bile mevcut değil. Sadece uyarıyor, ben varım diyor. Ne yazık ki insan bu uğurda savaşlar veriyor, kesinleştirmeye çalışıyor. Peki ne için.. ?
Yaradan ben varım diyerek doğruyu söylüyor, insanın da doğruyu bilmesi gerekmez mi? İnsanın hiçbir şeyin kendi elinde olmadığını bilmesi gerekiyor. Kör, sağır, dilsiz doğanların hayatının sadece bu dünya ile kısıtlı kalmayacağını bilmesi gerekiyor. Her an başına bir şey gelebileceğini, felç kalabileceğini, kaza geçirebileceğini veya çok ağır bir şekilde depresyona girebileceğini bilmesi ve farkında olması gerekiyor. Bunlar kontrol edebileceği şeyler değil. Eninde sonunda öleceğini ve bu dünya hayatının da son olmadığını bilmesi gerekiyor. Sahip olduğu ve olacağı her şey biri tarafından verildi. Merhamet duygusu, zeki olması, ökült konulara meraklı olması. Bunlar ona verildi, marifet onda değil, verende. Yaratıcı insanları yönlendirmek için peygamberler seçti. Peygamberler insanları onun mesajını verdi, mesajı neydi, iyi olun, iyilik edin, bu dünya hayatının son olmadığını bilin. İnanan kim oluyor, bunları yapan, inanmayan kim oluyor bunları yapmayan. Yani iyi, olan ve kötü olan. Ama insanlar dinlere, ırklara, milletlere böldü.
 
Çağlarca denenmiş bir sistem, yüzyıllarca modifiye edilmiş hatta modifiye edilmek zorunda kalınmış demektir. Bir ekolü geliştirmek, üzerine çalışmak, o ekolün üst versiyonuna ulaşmak içindir.

Aksi halde çöker.


Çok basit,

Kıyafetler değişir, teknoloji değişir, iletişim yolları değişir, devamında sosyolojik düzen değişir, moda değişir, örf ve adetler bunun devamında evrilerek değişebilir. Bazı gelenekler tedavülden kalkabilir Hatta yeni ve daha elverişli adetler, toplumsal normlar ortaya çıkabilir.



Değişenler özetle bunlardır. Bizim hatamız ise dini değişenlerle anlamaya başlamakla başlıyor.

Çünkü Değişenlere tutunulmaz. Değişenlerde köklenilmez. Dünya hayatı zaten kendi başına tüm yaşam evreleri ile bir değişim çılgınlığıdır. Yıl kaç olursa olsun.


Ben değişmeyenlerdeyim.
Allahın bir esmasi olan el-hakk esmasi aslında kelime olarak "değişmeyen, sabit olan" demektir.

Nazar haktır. Yani nazar gerçeği değişmez.
Ölüm haktır. Yani ölüm gerçeği değişmez. Sabit.
Devran dönse de Allahın bozulmasına izin vermeyeceği kanunlar vardır. Dinin özü bu kanunlarla inşa edilerek idrak edilmelidir.


Şimdi çok uzun gidecek diye kısa kesiyorum,



Günümüzde dinlerin çökme yaşamasının sebebi gayet açık.

Dinler çökmüş evet. Çökmesinler de napsınlar? Çünkü izah ederken gelenekte Takılı kalmışlar ve ezberler ile aktarmaya çalışmışlar.
 
Geri
Üst