Liber Secundus <Notlar>

Elnora_alila

Moderator
Bütün Tanrıları devirdim, yasaları çiğnedim, mundar yedim.
Kılıcı yere attım ve kadın giysileri giydim.
Sağlam kalemi yıktım ve bir çocuk gibi kumda oynadım.
Savaşçıların, savaş düzeni aldığını gördüm..
Ve zırhımı bir balyozla parçaladım.

Tarlamı ektim ve meyveyi çürümeye bıraktım.
Büyük olan her şeyi küçülttüm ve küçük olan her şeyi büyüttüm.
En uzak hedefimi en yakınla takas ettim.
Ve işte ben hazırım.

Hiçbir şey sağlam durmuyor ; kendine dokunuyorsun ve toz oluyorsun. Tanrı'ya dokunuyorsun ve korkuyla yumurtanın içerisine saklanıyor.
Cehennemin kapılarını zorluyorsun : Gıdaklayan maskeler ve budalaların müziği sana yaklaşıyor.
Göğe saldırıyorsun hiddetle ; sahne dekoru sallanıyor ve locadaki suflör baygınlık geçiriyor.

Tanrımı, savunmasız ve çaresiz olanı sevmek istiyorum. Benim Tanrım ölecekse, anaç yüreğimden bir Tanrı çocuk doğmalı..

'' Doğu'nun yumurtasında büyü, sevgimle beslen, yaşam özsuyumu iç ki ışıldayan bir Tanrı ol.
Senin ışığına ihtiyacımız var ey çocuk. Biz karanlıkta yürüyoruz, yollarımızı aydınlat. Işığın önümüzde ışıldasın, ateşin soğuk yaşamlarımızı ısıtsın.
Biz gücüne değil, yaşamına gereksinim duyuyoruz.''

Liber Secundus - Jung
İmge 60-61-62
​
 
Sözcüklerin yalnızca yerlerinde durduğu şeylere inanıyorsan, sona hiç gelemezsin.
Sonsuz bir yola gitmen gerekiyor çünkü yaşam, yalnızca sonlu bir yolda değil sonsuzda akıyor.
Ama sınırlanmamış olan, seni kaygılandırıyor. İnsanlığın ona baş kaldırıyor.
Sonuçta sınırlar ve kısıtlamalar arıyorsun ki böylece sonsuzluğa yuvarlanıp kendini yitirmeyesin.
Kısıtlama senin için buyruğa dönüşüyor. Böylece sınırsız olandan kurtulabiliyorsun.

Tek bir anlamı olan söz Tanrın oluyor çünkü seni, yorumun sayısız olasılıklarından koruyor.
Söz, ruhuna saldıran ve seni rüzgarlara saçmak isteyen bitmezin iblislerine karşı koruyucu bir büyü.

Halbuki,

Sözcüklerin duvarını kıran Tanrıları devirir ve tapınakları kirletir. Münzevi bir katildir.
O insanları öldürür çünkü böylece düşünerek eski kutsal duvarları yıkar. Sınırsızın iblislerini çağırır.
Oturur, arkasına yaslanır ve korkutucu ateşli dumanın ele geçirdiği insanoğlunun iniltilerini işitmez.

Yine de eski sözleri parçalamazsan yeni sözleri bulamazsın.
Oysa sınırsıza karşı sağlam bir siper olacak yeni sözü bulan ve bunda eski sözden daha fazla yaşam kavrayan dışında hiç kimse eski sözleri parçalamamalı.

Yeni söz, eski insanlar için yeni Tanrı'dır.

İnsan, onun için yeni bir Tanrı modeli yaratılsa bile aynı kalır. Bir öykünen olarak kalır. Bir zamanlar söz olan, insan olur.
Söz dünyayı yarattı ve dünyadan önce vardı. Karanlıkta bir ışık gibi parladı ve karanlık onu kavrayamadı.
Böylece söz, karanlığın kavrayabileceğine dönüşmeli çünkü karanlık onu kavrayamadıktan sonra ışığın ne yararı var ?
Oysa karanlığınız ışığı kavramalı.

Karanlık, sözü kavrayamaz ama insanı kavrar.

Karanlığı kavrarsan seni ele geçirir.
Kara gölgeleriyle ve sayısız ışıldayan yıldızıyla gece gibi üzerine gelir.
Karanlığı kavramaya başladığında sessizlik ve huzur gelir üzerine.
Yalnızca karanlığı kavrayamayanlar korkar geceden.
Karanlığı, geceye ait olanı, içindeki dipsizi kavrayarak tamamen yalın olursun.
Herkes gibi bin yılın rahmine uyursun ve duvarların eski tapınağın ilahileriyle çınlar.
Yalın her zaman olmuş olandır.
Sen bin yılın mezarında düş görürken, huzur ve mavi gece üzerine yayılır.



Münzevi
Cap. iv. Dies I.
​
 
Yaşam bize olaylardan değil, bizden gelir.
Dışarıda olan her şey önceden olmuştur.

Öyleyse dışarıdan değerlendiren her kişi, her zaman yalnızca halihazırda olmuşu görür. Ve bunun her zaman aynı olduğunu görür.
Ama içeriden bakan, her şeyin yeni olduğunu bilir. Olan olaylar hep aynıdır. Oysa insanın yaratıcı derinlikleri her zaman aynı değildir.
Olaylar hiçbir şey göstermez, yalnızca bizi gösterir. Olayların anlamını biz yaratırız.

Anlam yapaydır, her zaman öyleydi. Onu biz yapıyoruz.

Bu yüzden de kendi içimizde, olayların anlamını arıyoruz ki gelecek olanın yolu görünür olsun ve yaşamımız yeniden akabilsin.
Gereksinim duyduğumuz, kendimizden gelir, yani olayın anlamı. Olayların anlamı onların tek anlamı değildir.
Böyle bir anlam bilgili kitaplarda yer alırdı. Olayların anlamı yoktur.

Olayların anlamı, yarattığınız kurtuluş yoludur.

Olayların anlamı, yarattığınız bu dünyadaki yaşam olasılığından gelir.
Bu dünyanın ustası olmanız ve ruhunuzu bu dünyada teyit etmenizdir.

Olayların bu anlamı, yüce anlamdır.
Olayların içinde değildir, ruhta da değildir ancak olaylar ile ruh arasında duran, yaşamın aracısı olan, Tanrı, yol, köprü ve öteye geçmedir.

Kendi içimde görmeseydim, gelecek olanı göremezdim..

Çöl çiçek açmaya başladığında tuhaf bitkiler filiz verir.
Kendini deli olarak göreceksin ve bir anlamda gerçekten de deli olacaksın.

Delilik Tanrısaldır.

Liber Primus
Gelecekteki Çöle İniş
​
 
Sözcüklerin yalnızca yerlerinde durduğu şeylere inanıyorsan, sona hiç gelemezsin.
Sonsuz bir yola gitmen gerekiyor çünkü yaşam, yalnızca sonlu bir yolda değil sonsuzda akıyor.
Ama sınırlanmamış olan, seni kaygılandırıyor. İnsanlığın ona baş kaldırıyor.
Sonuçta sınırlar ve kısıtlamalar arıyorsun ki böylece sonsuzluğa yuvarlanıp kendini yitirmeyesin.
Kısıtlama senin için buyruğa dönüşüyor. Böylece sınırsız olandan kurtulabiliyorsun.

Tek bir anlamı olan söz Tanrın oluyor çünkü seni, yorumun sayısız olasılıklarından koruyor.
Söz, ruhuna saldıran ve seni rüzgarlara saçmak isteyen bitmezin iblislerine karşı koruyucu bir büyü.

Halbuki,

Sözcüklerin duvarını kıran Tanrıları devirir ve tapınakları kirletir. Münzevi bir katildir.
O insanları öldürür çünkü böylece düşünerek eski kutsal duvarları yıkar. Sınırsızın iblislerini çağırır.
Oturur, arkasına yaslanır ve korkutucu ateşli dumanın ele geçirdiği insanoğlunun iniltilerini işitmez.

Yine de eski sözleri parçalamazsan yeni sözleri bulamazsın.
Oysa sınırsıza karşı sağlam bir siper olacak yeni sözü bulan ve bunda eski sözden daha fazla yaşam kavrayan dışında hiç kimse eski sözleri parçalamamalı.

Yeni söz, eski insanlar için yeni Tanrı'dır.

İnsan, onun için yeni bir Tanrı modeli yaratılsa bile aynı kalır. Bir öykünen olarak kalır. Bir zamanlar söz olan, insan olur.
Söz dünyayı yarattı ve dünyadan önce vardı. Karanlıkta bir ışık gibi parladı ve karanlık onu kavrayamadı.
Böylece söz, karanlığın kavrayabileceğine dönüşmeli çünkü karanlık onu kavrayamadıktan sonra ışığın ne yararı var ?
Oysa karanlığınız ışığı kavramalı.

Karanlık, sözü kavrayamaz ama insanı kavrar.

Karanlığı kavrarsan seni ele geçirir.
Kara gölgeleriyle ve sayısız ışıldayan yıldızıyla gece gibi üzerine gelir.
Karanlığı kavramaya başladığında sessizlik ve huzur gelir üzerine.
Yalnızca karanlığı kavrayamayanlar korkar geceden.
Karanlığı, geceye ait olanı, içindeki dipsizi kavrayarak tamamen yalın olursun.
Herkes gibi bin yılın rahmine uyursun ve duvarların eski tapınağın ilahileriyle çınlar.
Yalın her zaman olmuş olandır.
Sen bin yılın mezarında düş görürken, huzur ve mavi gece üzerine yayılır.



Münzevi
Cap. iv. Dies I.
​
Kelamın esaretinden sıyrılıp, karanlığın rahmine adım atabilenlere selam olsun.
 
Kelamın esaretinden sıyrılıp, karanlığın rahmine adım atabilenlere selam olsun.
Selamınızı Jung'a iletirim.

Fakat bilmelisiniz ki Jung bu satırları yazarken esaretten sıyrılmış bir zihinle yazmamış. Zihninde beliren figürlerle konuşup, onları sorgularken yaşadığı diyalogları aktarmış ve arketipsel varlıkları kaydetmek zorunda hissetmiş.. Aksi halde yaşadığı kaosun onu yutacağını düşünmüş. Yani insanlığın ortak hafızasını zihninin derinliklerinde keşfe çıkmış ; vizyonlar, hayaller ve sesler.
 
Selamınızı Jung'a iletirim.

Fakat bilmelisiniz ki Jung bu satırları yazarken esaretten sıyrılmış bir zihinle yazmamış. Zihninde beliren figürlerle konuşup, onları sorgularken yaşadığı diyalogları aktarmış ve arketipsel varlıkları kaydetmek zorunda hissetmiş.. Aksi halde yaşadığı kaosun onu yutacağını düşünmüş. Yani insanlığın ortak hafızasını zihninin derinliklerinde keşfe çıkmış ; vizyonlar, hayaller ve sesler.
Zaten en büyük yanılgı da budur; esaret, zincirlerin yokluğu değil, o zincirlerin geometrisini çözüp kaosu bir 'kitaba' hapsedebilme cüretidir. Jung delirmekten korkuyordu, doğru; çünkü korumasızca Abyss'e bakmıştı. Kaosu kaydetmek, onun korkusunun kanıtı değil, o kaosa vurduğu majikal mühürdü.
Selam, o mühürleri kırabilenlere gidiyor. Jung'a değil.
 
Geri
Üst