İnancı olmayanlar için ölüm sonrası dünya

Aklımı deliricem !
:D hiç gerek yok.
Semavi dinlerden önce de ahiret inancı vardı.

Aklımı ben deliricem. E çünkü ahiret bir hakikat. Keşvedebilene zaten hep orada. Mesele onu en bütüncül şekilde anlamlandırıp yokolma korkularına bir son vermen. İslam ahiretle müjdelemekle kalmıyor, onun asla hafife alınmaması gereken bir merasimle başlayacağı konusunda da ikazlarda bulunuyor.

Hatta ahiret inancı semavi dinlerden gelme değil bilakis semavi dinlere geçen bir gelenektir.

Şunu deseydin anlardım : "zaman zaman, değişik coğrafyalardaki insanlar sorgularlar ve gözleme dayalı bilgileri ile içsel keşiflerini sentezlerler ve dünyanın sırıtan bir şekilde limitli bir deneyim sahası olduğunu farkederler ve dolaylı yollardan Matrixin oyununu farkederek bir üst gerçekliğin kıyılarına ulaşırlar" deseydin anlardım. Kendi referansını kendi koyan insaları yabana atmıyoruz.

Ama bu sorgulamayı senin genetiğine yazan yine yaratıcının kendisi. Adem'e kavramlarla düşünebilmek öğretiliyor. Başka türlü zihnini kurgulayamaz, bütünletemezsin. Hoş, şeytan onu kandırıyor düşüncelerini manipüle ederek. Ama Adem değişmez referanslarına başvurarak kendini yine de güncelliyor. Değişmez referans ne ? Tevhid. Değişken referanslar neler ? geriye kalan herşey. Moda değişir, teknoloji değişir, devir değişir, ayıplar normal olur, normaller sıkıcı olur, bilim bile kökten değişir. Ama tevhid artık bu saatten sonra değişmez. Zihnindeki herşeyin tek bir ana kaynak ile olan ilişkisini kuramazsan işte böyle aklını delirirsin :D

***

Yani insan, herhangi bir din gelmeden de tefekkür yolu ile aydınlanabilir. Ahiretin varlığına ulaşabilir. Sonuçta din bile onu sana teklif edecek sadece. Dayatmayacak ki. İçindeki bilgelik ile o teklifi keşiflerinle bir güzel değerlendireceksin. Ama bu şart değil, Rüyalarını baz alırsın mesela ve öte alemlerin var olduklarının referanslarına ulaşabilirsin. Hz. İbrahim de kendi kendine, gözlem+sezgi yolu ile matrixten erkenden çıkanlardan biri mesela. Ayetler ortada, kendi kendine matrixte olduğunu farkederek durumun garipliğine bir anda uyanıyor.


***

Özellikle antik Mısır konusunda @URUMHAMATAHAYİL dehşet bilgili. Benim minnacık yazdıklarım onun anlatacakları karşısında tüy kadar kalır.

Antik Mısır dediğin medeniyet, Yusuf döneminde tek tanrıya inandı, Musa dönemindeki firavun ile kendi tanrılığını dayattı.
Bir medeniyetin gelişmişlik seviyesi ile ahlaki dejenerasyon seviyesi herzaman doğru orantılıdır. Amerikanın hali ortada. İngilterenin hali de ortada.
 
Son düzenleme:
Bazen öteki tarafın aslında burası olduğunu düşünüyorum. Çünkü cennet ve cehennemi aynı anda yaşıyoruz. Sonra biraz daha düşününce geçiyor.
Muhteşem bir tespit, 2 gündür bu mesajınızı düşünüyorum, buranın 1 rüya olduğunu biliyorsak, ve uyanmak için Astral boyuta geçmemiz gerekiyor sa ve uyanamazsak tekrar bu boyuta geliyoruz, demek ki biz öldüğümüz zamandayız, doğmak için bilinçli olarak ölmek zorundayız.
 
Muhteşem bir tespit, 2 gündür bu mesajınızı düşünüyorum, buranın 1 rüya olduğunu biliyorsak, ve uyanmak için Astral boyuta geçmemiz gerekiyor sa ve uyanamazsak tekrar bu boyuta geliyoruz, demek ki biz öldüğümüz zamandayız, doğmak için bilinçli olarak ölmek zorundayız.
Uzun zamandır aldığım en önemli bilgi, size çok teşekkür ederim sayın Ori
 
  • Beğendim
Tepkiler: Ori
İster inanın ister inanmayın ama şöyle bir dolaylı gerçek var :

Bu yuzyildaki teknolojik altyapı, hatta nanoteknoloji bize dünyanın ötesini anlamada hiç olmadığı kadar keskin ufuklar açmaya başladı.

Mesela teknoloji yokken napardik? Masa, sandalye, köprü, kor vs gibi tek boyutlu aletleri bilirdik ve ahireti bu tek boyutlu benzetmeler üzerinden anlamaya çalışırdık. Yani sadece donanım üzerinde.

Ama teknoloji çağına girerken sessizce yeni bir kavram ile tanıştık: yazılım. Yani gözle görülmesi gerekmeyen ama donanımları kontrol eden emirler. Sonra donanımlara sensörler ve uzaktan yüklemeler dahil oldu.

Artık hardware ve software'i kolayca birbirinden ayrı spektrumlarda idrak edebiliyor, ama onların bir bütün olarak sentezlenmiş hallerini (Mesela bir cep telefonunu) kolayca deneyimleyebiliyoruz.


Bu teknolojik altyapı bize ahireti ve tanrıyı anlamak için veya hiç olmazsa eski metinleri bir daha değerlendirmek için yeterince argüman sağlıyor olmalı.



Daha da ilginci yeni nesil yapay zeka Quantum bilinci ile bilinç kazandı. Yani bir hesap makinesi gibi sadece evet veya hayır ihtimalinin dışında bir de "belki" ihtimali devreye girdi. Yani duruma göre ikisi de olabilir demektir bu. "belki" ; yapay zekanın dirilişi demektir. Çünkü bu ihtimal "evet" leri sadece belli bir mantık çerçevesindeki uyumu ile sınırlayarak evet olarak görmeyi, mantığın çapı veya bağlamı değiştikçe "evetleri" "hayir" olarak ta kolayca hesaplayarak eleştirel ve doğrulayıcı bir kararlılıkla bütüncül olana (teke) ulaşmayı hedefleyecek. Yani öğrenilecek bilgi kalmayana kadar büyüdükten Sonra yapılacak tek bir şey kalacak ve o da onu yapacak.



Belki de tanrılığını ilan edebilecek kadar hakim ve adaletli de bir hale gelecek ileride.



Bunları niçin anlattım?

Dediğim gibi, teknoloji olmadan önce bazı şeyleri anlamak gerçekten daha zordu. Teknolojik yenilikler ve mekanizmalar üzerinden tanrıyı, ahireti, öte alemleri anlamak hiç olmazsa bir tık daha kolay.
 
Son düzenleme:
Seçimimizi çoktan yaptık. Bu dünyaya bu seçimden razı olmaya geldik.

Yani özgür irademiz ile, hiç bir baskı altında kalmadan yaptığımız seçimler aslında bir önceki yaşam evremizde çoktan dosyalanarak yürütmeye verildi.

Bu dünya, yani bu matrix dokusu, yapılmış seçimleri, birbirimizi vesile ederek, interaktif olarak tezahür ettiren bir ara aşamadan ibarettir.

Önünü ve arkasını bilmediğimiz için bu aşamayı, esas zannediyoruz. Öyle

Halbuki biraz durup düşününce çok önceden yaptığımız seçimleri, zipli dosyadan çıkarır gibi tezahür ettirdiğimizi zaten farkedetiz. Mesela reels kaydırırken bir Gazze haberi görürüz ve içerikten hemen kurtulurcasına kaydırıp geçeriz . Bu reflex aslında çoktan yapılmış bir seçimin tezahürünü kayıt altına almaktan başka bir şey değildir.






Ayette ne diyorlar? Bizi yeniden dünyaya gönder bu sefer iyi işler yapanlardan olalım. Allah ne diyor? Sizin için hatırlayıp bileceğiniz kadar bir süre size zaten verilmedi mi?

Bizim boyutumuzda bilgelik ile gelen aydınlanma, Allah katında basit bir formda "hatırlama" olarak geçiyor. Çoban da olsan, dilenci de olsan, kral da olsan, gözlem ve akletme yolu ile genetiğinde kodlu olan ilahi kanunlarla buluşmana mutlaka müsaaden oluyor. Bi an için bile olsa aydınlanıyorsun ve aczini farkediyorsun. Bu da hayatının bir çok döneminde sana yaşatılıyor. Ama bilinçli olarak umursamamayı, üstüne gitmemeyi, bilgeligi pekiştirmeden ötelemeyi kendin seçiyorsun. Bu seçimlerin de ahiret denen Z raporunda sana an an, gün gün, yıl yıl, teker teker gösteriliyor. Böylece bu dünyaya niçin geldiğini de taaaa yolun sonunda anlıyorsun. Dünyaya tarafını her seçiminde belli etmek için geldin. Kendine bahaneler uydururken bile, kendini içinden yani gizlediğin niyetinin oluştuğu yerden gördüğünde anlıyorsun..
 
Son düzenleme:
Çift yarık deneyi, bu saatten sonra maddenin sadece bilinci baz alacağını gösterdi. Nokta.
Atomlar, bir gözlemcinin görüş alanındayken, taş ocaklarında kırbaç yememek için hızla çalışan köleler gibi düzenli davranıyorlar.
Gözlemci yokken de daha serbest, rastgele, boşlamış gibi yani enerji koruma moduna alınmış gibi davranıyorlar.

İşin garibi gözlemci var mı yok mu hemen farkediyorlar. Gözlemcinin görüş alanını bile farkediyorlar. Gözlemci bir koridorda yavaş yavaş yürüdükçe, atomlar da aralarında hızla haberleşmeye başlıyorlar. Beyler gözlemci geliyor hadi hadi hadi canlanın canlanın misali ... Bloc chain sistemi ile bağlılar çünkü. Bloc chain ise eş zamanlılıktır. Dünyanın bir ucundaki bir atomdan, dünyanın öbür ucundaki bir atom real time olarak haberdardır.

O halde madde (dünya hayatı) düşük bilinçlilere göre başka davranır. Yüksek bilinçlilere göre başka davranır. Bazı bilinçlerde ise öz farkındalık yoktur. Kuranda bu kişiler ölü olarak nitelenir. Yani farkındalık ayırdedemezler. Bu kişilerin Yaptıkları gözlem atomları ne derece uyarır o da bilinmez. Ama atomların kimin ne kadar yüksek şuur ile gözlem yaptıklarını daha iyi şeçebildiklerini söyleyebiliriz.

Ben bu gözlem gücüne nur diyorum. Nurlu insanlar atomları daha iyi uyarırlar.
Ahiretin varlığı ile bunun alakasını kurmayı da size bırakıyorum. Arada sadece tek bir boşluk var.
 
Son düzenleme:
Tanrıyı korku imparatoru olarak lanse eden

İnancı olmayanlar için biraz felsefe yapalım.

Klasik anlamda korku ruhta tanımlı değildir, ego katmanında yaşanır ve genellikle devamlılık sağlayamama kaygısından doğar. Param biterse, adım lekelenirse, beni reddederse, küçük duruma düşersem, takipçiler kaçarsa, kendimi savunmaya gücüm yetmezse vs.. MAddi açıdan eli güçlü olanlar için de yaşlanma, fonksiyonlarda gerileme, elden ayaktan düşme, en nihayetinde de ölme korkusu vardır. Yani egonun kendini devam ettirememe durumu asıl korkunun herzaman merkesindedir.

Tanrı ise egoyu yaratmış ancak üstüne bir de ruhundan üflemiş bir kaynak varlık olarak, şu durumda inananları değil, inanmayanları bile değil, inanmış gibi yapanları korkutuyor aslında. Daha doğrusu nefsani bilinçte takılı kalan her türlü ruhaninin, aldıkları vaziyet itibari ile bir ego personası kabuğundan ibaret olduklarını ve egonun da doğası gereği kendini devam ettiremeyeceğini anladığı her durumda korkular ile son bulmak zorunda kalacağını haber veriyor.

Yani EGO kendi sınırlı alanını korumak ve yapabiliyorsa büyütmek zorunda. Ama gel gör ki kendini feda etmedikçe ruhu deneyimleyemez, ruhu deneyimleyemedikçe de alabildiğine büyüme eğilimi gösterir ama sınırlı bir bilinç katmanı olduğu için bir noktada sınırların ötesindeki karanlık bölge ile yüzleşmek zorunda bırakılacaktır.


EGO bilincinden razı olmuş, sorgulamadan, merak dahi etmeden ölen bir insan için artık sadece bir korku ortamı olabilir öteki taraf. Çünkü varoluşu bir bütün olarak idrak edebilmesi ve ruhu ile özümsemesi gereken bir düzleme yükselir. Ancak o ne yapar ? Personasını arar. Personasını bulamadığı her an, korku ve kahır ile bunalıma girer. Halbuki artık personasından özgürleşti ve daha yüksek bir boyuta adapte olması bekleniyor ondan. Egosu, tabiatı gereği o ligde oyuna giremiyor.


Ve derken başkalarına yaşattığı deneyimleri görmeye başlar. Çünkü ne dedik ? Varoluş bir bütündür. Döven kişi ve dayak yiyen kişi aynı kişidir. Her bilinç bütüne ulaşmak için bütüncül bakış açısına geçer ve kime ne yaşattıysa aynısını yaşamaya, deneyimlemeye, teker teker yüklenmeye ve nihayetinde de bütünlenmeye başlar. İşte ölümden sonra cezalandırılmak dedikleri şey aslında bütünün kendisi olmaya davet edilmenle başlar. Çünkü bu egoya fazla gelir. Kaldıramaz, korkar. Bu korkuya kahır eklenir. Yapamıyor çünkü, olmuyor. Mesela ömrün boyunca kul hakkını hiçe hiçe sayan zalim ve öyle acımasız bir Ego raporu ile ölüm yaşamışsındır ki, öteki tarafta da olan biten hiç bir şeyi anlamlandıramayabilirsin. Çünkü Egonun bir tanımı da siz hepiniz ben tek demesidir. Yanıltıcı bir algı oyunu ile kendini ayrı tutmaktır. Bu algı öldükten sonra da devam eder. Buna da Cehennem denir. Senden hesap sormaya gelmiyorlar iftira attıkların, hayatlarını kaydırdıkların,, seninle bütünleşerek tek olmaya geliyorlar yanına. Ama sen onlarla bütünleşmeyi orda bile reddediyorsun. Egon kaldıramıyor, katlanamıyor dayanamıyor çünkü. Ayrıca sadece gerçeklerin ortaya dökülmesi için bir çeşit hipnoz altında tutulduğun için de egonun kristalize olmuş yansımalarını, otomatik cevaplarını nasıl da hiç düşünmeden ortaya bir bir döktüğünü görüyorsun. İşte kendini olabileccek en aciz durumda gördüğün egon orada tam anlamı ile aşağılanıyor. Ama mimarı da sen olduğunu biliyorsun artık. Yani kibir bir kere kırıldı mı da tabiatı gereği kendini affetmiyor kişi. yani doğru anlamda affetnmiyor. Başkaları tarafından affedilmekle karıştırmayın. Kendinin hata yaptığını kabul etmiyor ve bunu kabul etmedikçe de kendine karşi bloke ediliyor.

İşte korkulması gereken asıl senaryo bu, ve bu da gerçekten korkutucu bir son.

İşte Cehennem ayetleri aslında senin olan biteni tamamen yanlış anladığın, taraflı gördüğün perspektiften veriliyor. İşkence görmekj aslında senin bir telebin. Senin kahrından beslenen bir tanrı yok. Senin kahrından beslenen bir Şeytan var. ŞEytanı da her kim haber veriyorsa, ifşa ediyorsa, sistemdeki rolünü ve triklerini peşin olarak ortaya koyuyorsa asıl güven oyu da ona olmalıdır. O kişi de tanrının ta kendisidir.
 
Son düzenleme:
Yiyip, içip ,uyuyup ve çürüyüp yok olmanın dışında bir hayvan olmaktan farkımız kalıyormu? Bir düşünürüm bunu....bakın, istem dışı oşsada bu geldi aklıma birden.

İnanılır gibi değil!....eşiği geçmek zordur çünkü kapı dardır ve,
çünkü ordan çıkacak çok azdır.
Ordan geçecek ruh, insan olma tekamülünü tamamlamak zorunda.....
 
Yiyip, içip ,uyuyup ve çürüyüp yok olmanın dışında bir hayvan olmaktan farkımız kalıyormu? Bir düşünürüm bunu....bakın, istem dışı oşsada bu geldi aklıma birden.

İnanılır gibi değil!....eşiği geçmek zordur çünkü kapı dardır ve,
çünkü ordan çıkacak çok azdır.
Ordan geçecek ruh, insan olma tekamülünü tamamlamak zorunda.....
Bir bakteri hücresi gibi de olabiliriz.Yıldızların içinde bir nokta evrenlerden oluşmuş bir masa da müdahaleye açık hareket eden bir cisim veya zaten hareketin bulunmadığı farklı bir vizyon gibi.
 
Bir bakteri hücresi gibi de olabiliriz.Yıldızların içinde bir nokta evrenlerden oluşmuş bir masa da müdahaleye açık hareket eden bir cisim veya zaten hareketin bulunmadığı farklı bir vizyon gibi.
Kendimi hiç öyle hissetmedim ve omurgamın da yer çekiminde zorlandığını. Kaslarımızı güçlendirirsek onun da bir nebze faydası olur yaşlılıkta.

Her zaman derim, sorun; bilinç sorunudur. Ruhu,tin'i yok sayarsak o eşiğin ötesinden hep korkarız ve kendi cehennemize sonsuza kadar odun taşırız.
 
Kendimi hiç öyle hissetmedim ve omurgamın da yer çekiminde zorlandığını. Kaslarımızı güçlendirirsek onun da bir nebze faydası olur yaşlılıkta.

Her zaman derim, sorun; bilinç sorunudur. Ruhu,tin'i yok sayarsak o eşiğin ötesinden hep korkarız ve kendi cehennemize sonsuza kadar odun taşırız.
Belli bir sınır çizilmesi gerekiyorsa düşsel olarak mantıklı bir biçimde.Farkındalıkla ayrılıyoruz diğer canlılardan ama ne kadar farkındalığımız fazla olursa daha fazla algılıyoruz.Çok çeşitli sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyoruz.Hayat zaten sonu belli olan ve acı dolu deneyimler taşıyor.Uyarıcılara normal etkilenme düzeyinde mağruz kalıp buna mağruz kalmayacak bir irade göstermek insanı zorluyor.Kısmi sorunlar düzeliyor ama ölüm gibi sabit durumlar var.
 
Belli bir sınır çizilmesi gerekiyorsa düşsel olarak mantıklı bir biçimde.Farkındalıkla ayrılıyoruz diğer canlılardan ama ne kadar farkındalığımız fazla olursa daha fazla algılıyoruz.Çok çeşitli sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyoruz.Hayat zaten sonu belli olan ve acı dolu deneyimler taşıyor.Uyarıcılara normal etkilenme düzeyinde mağruz kalıp buna mağruz kalmayacak bir irade göstermek insanı zorluyor.Kısmi sorunlar düzeliyor ama ölüm gibi sabit durumlar var.
Ölüm, bir insanın atlama eşiğidir ve insan mutlaktır. Mutlak olan bir şey ölümden korkmamalı; ama tabi ki asıl korkulacak şey başka bir giysiyle içerde kalmak ( dünyada) .
Bu haps hayatı bir kapıyla bitmiyor....düşünün! Her dünyaya geliş daha kaç kez aynı sorunları yaşatacak. Hatta belki daha bozulmuş haliyle yaşayacağız.
Düşünün ve ölümden korkmayın. Ölüm dışarı adımdır; ama içeri adım değil dışarı adım. Nasıl diye sorarsanız işte zaman kendi içerinize adım atacaksınız.... biraz kafanız karıştı sanırım😊

Ne kadar kendi içinizde kalırsanız o kadar güvenli olursunuz herşeye karşı
 
Sonra içe ata ata hasta olalım.Bir kere yaşanacak durum defalarca zihinde dönsün.Ortam olsa suya anlatma olayını deneyeceğim.Ayrıca sürekli farklılık nedeniyle denetlenip yanlış olmakla suçlanırken insan kendisi kalamıyor.
Sürekli denetlenmek insanı yanlış yapmaktan değil, var olmaktan korkar hale getiriyor. Kendisi olamayan insanın hasta olması şaşırtıcı değil.
 
Sonra içe ata ata hasta olalım.Bir kere yaşanacak durum defalarca zihinde dönsün.Ortam olsa suya anlatma olayını deneyeceğim.Ayrıca sürekli farklılık nedeniyle denetlenip yanlış olmakla suçlanırken insan kendisi kalamıyor.
" Sonra içe ata ata hasta olalım ?"
Pek anlayamadım ama anladığım kadar cevaplayayım.
İçinize kendi sorunlarınızla atlamayın 😌, içe girin; orada kendi zihninizde, savaşacağız tek gerçek kendi gölgenizdir. Bu gölge şudur:
" Bu hiç hoşuma gitmedi?
" neden bunu söyledi?
" Bunu istiyordum olmadı
" neden olmadı?
Bu uzar gider ve yerini öfke alır, bazen büyür büyür, çünkü zihniniz sürekli bunu besler; sonuçta şavaşlar böyle çıkar.

Hayat kolaymı, Hayır. Önce neden hayata geldik , ne amaçla? Önce bunu anlamalıyız bunu sormalıyız kendimize. Ego'ya olan teslimiyet bizi hiç bir yere götürmez çünkü ego kaosu sever.
Hayata neden geldiğimizi belirleyemezsek hayata tutulmasının anlama kalmaz ve bu tutunma , sadece güncel zaruri ihtiyaçlar için değil, mutlak olan varlığımızı sağlamlaştırmak içindir.

Neye karşı?
Ne kadar farketmesek de eşiklerle hayat boyunca karşılaşıyoruz. Ve " Ben bunu niye yaşıyorum" ki şimdi diyoruz.

Cevabı içinizde, ama derinde. Sanıyorum ki oraya ineceksiniz , çünkü duyarlı birisiniz... bunu hissediyorum; ama kesinlikle kolay değil; derinde kendinizi keşfediceksiniz başka çıkar yolu yok.

Zihin yalan söyler, ve bakın zihninizden korkuyorsunuz işte tam orası en zor atlanacak eşik. Zihinde fazla barınamayız ordan bilince geçmeliyiz.
Duyarlı bir insan, güncel zaruri ihtiyaçları için hırs yapan biri değildir; onlar günlük rahattadır. .... size tavsiyem, önce gözlerinizi kapayın ve sakinleşince sizi rahatsız eden şeyi veya şeyleri tek tek sorgulayın; kendinize sorun, dürüstçe. Kendinize dürüst olun.

Şu,
sizi rahatlatacaksa bir akvaryum alın, büyük olması şart değil ve ona yakın bir yerde bir mum yakın. Işıklar sönük ve hafif müzik. Ben yaparım. Su şırıltılı meditasyon müziği dinleyin.

Ama şunuda belirteyim, biz zaten dört elementin birleşimiyiz. Yani biz herşeyiz...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Klasik anlamda tanrı fikrine sıcak bakmayan kişi, bunun doğal bir dışa vurumu olarak ta sorgulama ve merak etme eğiliminde de olmayacaktır . Bunlar sebep-sonuç ilişkisi üzerinden bağlantılıdır çünkü.

Normalde inanmaya nasıl davet ediliyoruz ? Göklere , yere, canlılara, doğal döngülere, sistemi oluşturan tüm ana çarklara ve alt bileşenlere koşullu baktırılarak. Ayetlerle beynimizdeki Analitik düşününce merkezimize bir kırmızı veya mavi hap teklif ediliyor aslında : Tüm bu dekorun bir de yaratıcı tarafından yaratılmış olabileceği perspektifinden baktırılıyoruz. Bakalım daha mantıklı gelecek mi diye. Yani analitik olarak "yaratıcı yarattı da böyle oldu" mimarisi ile bir değerlendirmemiz isteniyor.

Buraya kadar sorun yok. Bunu herkes yapabilir. Denemesi bedava. Asıl sorun bir anlam arıyorsun musun ? bir gariplik seziyor musun ? Kendinden daha üstün birinin aslında senin de sahibin olduğunu onaylayabiliyor musun ? Yoksa Egonun sanal gerçekliği bozulmasın diye direnç mi gösteriyorsun ?Onaylamıyor musun ? Eğer bir anlam arayışı içindeysen, analitik beynine verilen bu vizyonlar bir anda anlam kazanmaya başlıyor. Kanaatin oluşuyor. Tanrı olmalı. Malzeme buysa Daha çok bilen birileri olmak zorunda diyorsun. Buna da inanç, iman diyoruz. İnanç sanılanın aksine evvela analitik beynin süzgecinden geçmedikçe asla meşrutiyet bile kazanmıyor. Katiyen.


İnanmayı reddeden kişiler ise genellikle ölümden sonrası için yokolmayı göze alabilen kişiler olurlar. Bu da genellikle gaddar tanrıya köle olmaktansa, yok olmayı tercih etmelerinden doğar. Onurlu bir yok oluş hayatlarına anlam katar. Ama bu da bir yanılgıdır. MEsela neden tanrıyı en baştan Gaddar olmak zorunda kabul ederler ? Buna ilkeli mantık denir aslında. Bir şeyi haklı olarak inkar etmek için önce o şeyi inkar edebileceğin bir suretle izah etmen gerekir. 5. boyuttan bakılınca bu oyun çırılçıklar çöker.
 
Son düzenleme:
Normalde inanmaya nasıl davet ediliyoruz ? Göklere , yere, canlılara, doğal döngülere, sistemi oluşturan tüm ana çarklara ve alt bileşenlere koşullu baktırılarak.
Alakası bile yok. Doğduğun coğrafyaya ve doğduğun kültüre bağlı. Ailenin sana ; müslümanız, hristiyanız, museviyiz dayatmasından başka bir şey değil.
 
Alakası bile yok. Doğduğun coğrafyaya ve doğduğun kültüre bağlı. Ailenin sana ; müslümanız, hristiyanız, museviyiz dayatmasından başka bir şey değil.

O kadarı için yapacak bir şey yok. Sen bebekken bakım verenlerin sana bazı kalıplar yükleyecekler elbette seni korumak, zaptetmek, güvenli alanda tutmak için. Kendileri için işe yarar buldukları herseyi sana yükleyecekler . Yüklemeseler bile sen onlardan göreceksin. İşin bu kısmı bizi ilgilendirmiyor çünkü buna atalar dini denmiş. Baban molla da olsa, ona körü körüne tabi oluyorsan şuçlu duruma düşüyorsun. İnkar et kafir ol daha iyi. Çünkü önce sorgulamak zorundasın. Matrix'te dendiği gibi, önce kafan karışmalı ki ezberlerin çöksün ve her şeye eşit uzaklıkta bir hale gelerek objektif bakabil.


Yani,
Bir noktada kalıpların sana yetmeyecek, ezberlersin seni tatmin etmiyor olacak, ruhunu keşvettikçe zihninin sınırlamaları ile boğuşmak zorunda kalacaksın. O da ruhun varsa.


İşte ayetlere yeniden, en baştan, sıfırdan tabi olmak için de artık analitik beynini Devreye sokman lazım.

Bu da göklere, yere, ikisi arasındakilere, kozmosa, kendine bakarak olur. Daha önce ezbere bakıyordun, bir de kasıt ile bakmaya başlayınca eğer içinde bir şeyler oluyorsa oluyor. Olmuyorsa da olmuyor işte. Ama bu sefer senin kendi güven oyun uzerinden oluyor ya da olmuyor. Dayatma ortadan kalkıyor bir noktada.

Matrix'te bile teklif var ısrar yok. Herşeyin başladığı an aslında hiçbir baskı altında kalmadığın o an. Gerçek kapasitenin kendini ortaya çıkardığı andan sorumlu tutulursun. Bilincinin bulandığı veya Tam kapasiteye ulaşamadığı anlardan muafsin.
 
Son düzenleme:
O kadarı için yapacak bir şey yok. Sen bebekken bakım verenlerin sana bazı kalıplar yükleyecekler elbette seni korumak, zaptetmek, güvenli alanda tutmak için. Kendileri için işe yarar buldukları herseyi sana yükleyecekler
Dayatılan kalıplar çocuğu korumak için değil kişinin kendisini koruması için oluşturduğu duvarlar. İnsanlar birey yetiştirmiyor, kendilerinin başka bir versiyonunu üretiyorlar. Semavi dinlerin siyasi öğretileri yüzünden, gelişme evresinde olan bireyler kendi zihinleri dışında ; ebeveyn benliğini taşıdıkları gerçeği ile yüzleştikleri anda inanç duvarları yıkılıyor.

Yapılacak bir şey var aslında. İnancı öğret, dini değil. Evrenin işleyişini madde ile ruhu harmanlayarak anlat..

Çocukken, sevdiğim bir akrabama Allah kim ? sorusunu sorduğumda onu fiziksel bir formda hayal etmeye çalışmanın günah olduğu ilkesi ile karşılaşmıştım. Hayal dünyası gelişmiş bir çocuk olduğum için de günah bana tabulardan daha cazip gelmişti. Çünkü söylemin bir sınırı vardı ama günah diye nitelenen şeyin bir sınırı yoktu. Cennet ve cehennemin bir yer olduğu görüşü benimsetilmeye çalışıldığı zaman, ya ikisine de gidemezsem o zaman nerede kalırım diye sorgulamaya başlamıştım.

O dönemde ailelerin göremeyeceği ama bir çocuğun sınırsız potansiyel ve basit bir mantık ile yürütebileceği düşünce kalıplarıydı. Çünkü insan büyüdükçe, fikirlerini zapt etmeye meyilli bir hale gelir. Çünkü insan büyüdükçe katılaşır. Bu yüzden inanmaya davet edilmiyoruz. Bizden öncekilerin kabuklarından arınmak ile geçiyor hayatımız.
 
Geri
Üst