Evlilik hakkında

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan Ori
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Ori

🌙
Moderator
Merhabalar, sizlere sadece iki görüş sunacağım. Umarım bütün güzellikler her iki şekilde de sizi bulur. Sevgiler.


1) Günümüzün evlilik zorlaması, bireysel özgürlüğü hiçe sayan, köhnemiş toplumsal kalıpların modern birey üzerindeki baskıcı etkisinin en net örneklerinden biridir. Evlilik, olması gerektiği gibi bir sevgi, uyum ve ortak yaşam kararı olmaktan çıkıp, adeta toplumun dayattığı bir “tamamlanmışlık” ölçütüne dönüşmüştür. Aileler, çevreler ve hatta medya, bireyin kişisel gelişimini, mutluluğunu ya da hayattan beklentilerini dikkate almaksızın, belirli bir yaşa gelindiğinde evlenmeyi zorunlu bir görev gibi sunar. Evlenmeyen bireyler, çoğu zaman eksik, başarısız ya da sorunlu olarak damgalanır. Bu bakış açısı, bireyin ruhsal sağlığını zedelediği gibi, yalnızca toplumun beklentilerine cevap vermek uğruna kurulan sağlıksız evliliklerin de temelini oluşturur. Dahası, evliliği bir "başarı", yalnızlığı ise bir "başarısızlık" olarak gösteren bu anlayış, kişisel mutluluğun önüne yapay bir ideal koyar. Gerçekte ise, evlilik insan hayatında bir seçenekten ibaret olmalı; bireylerin hazır hissetmedikleri, istemedikleri bir hayatı yaşamak zorunda bırakılmaları, ne birey için ne de toplum için gerçek bir kazanç yaratır. Aksine, bu tür dayatmalar sahte ilişkiler, mutsuz birliktelikler ve derin bireysel tatminsizlikler üretir.


2) Günümüzde evliliğe dair beklentiler değişmiş olsa da, bu durum yeni ve umut dolu bir anlayışın da kapılarını aralıyor. Artık birçok insan, evliliği bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercih olarak görüyor. Ailelerin ya da toplumun baskısı hâlâ zaman zaman hissedilse de, bireyler kendi mutluluklarını ve kişisel gelişimlerini öncelik haline getirerek daha sağlıklı kararlar verebiliyorlar. Modern dünyada evlilik, yalnızca iki insanın bir araya gelmesi değil, aynı zamanda ortak hayallerin, değerlerin ve özgürlüklerin birleşimi olarak anlam kazanıyor. İnsanlar, kendilerini tamamlayacak bir eş aramak yerine, hayat yolculuklarına eşlik edecek bir dost, bir sırdaş bulmanın peşindeler. Bu da evlilikleri daha samimi, daha güçlü ve daha gerçek kılıyor. Evlilik artık, zaman dolduğu için aceleyle girilen bir kurum olmaktan çıkıp, sevgi, anlayış ve gönüllü bağlılıkla şekillenen bir yol arkadaşlığına dönüşüyor. Bu bakış açısı, bireylerin hem kendilerine hem de karşılarındaki insana daha büyük bir saygıyla yaklaşmalarını sağlıyor. Sonuçta, aceleye getirilmemiş ve içtenlikle seçilmiş bir birliktelik, hem kişisel mutluluğun hem de güçlü bir toplum yapısının en kıymetli temellerinden biri haline geliyor.
 
Günümüzdeki evlilikler daha çok ev arkadaşlığı modelinde elonomik şartlardan dolayı. İnsanlar evlenip bekar gibi takılmaya devam ediyorlar. Kimse kimseye güvenmiyor. Çoğunluk böyle en azından.
 
Evliliklerin, nikahların, düğünlerin çoğu Baylar için malesef bir aşağılanma konusu haline geldi.
Hele bir de tematik şekilde organize edilen düğünlerin sirk gösterisinden hiç bir farkı kalmadı benim nazarımda.
"Sweet November" şarkısı ile batılı bir hava katıp, 5 dakika sonra eli mecbur halay çekilmesi tam bir kültürel sıkışmışlık haline geldi..


Maskülenitesini neredeyse yitirmiş adamlar dışarıdan cakalı ama içeriden palyaço kıyafeti giymiş gibi görünmeye başladılar gözüme.
Durumu toparlamak için 1 haftalık zeybek provası yapıp sonra da düğünde sahne aldığında sırıtan figürlerle zeybek taklidi yapan damatçıklar gördüm.

B*ktan bir pırlanta yüzük için bütçesinin kat kat üstünde harcama yaparak, düğündeki takı merasimine bel bağlayan adamlar gördüm. (En sinir bozucu bulduğum bu çünkü erkek rasyonel olmalı, hayalperest değil. Bu adam sonra altınlarını bozar bir iş için sonra o işi de batırır.)

Bayların resmen maskaraya döndüğü çok fazla düğün gördüm. Düğünde neysen evlilikte de osun çünkü.



Not : Sözüm meclisten dışarı. Ama geleneğin bence biraz aslına dödürülmesi lazım. Feminiteye karşı değilim. Ama düğünlerin organizaysonuna erkekler de el atmalı. Dinlenme tesislerindeki içleri geçmiş gececi WC memurları gibi oturuyorlar masada.
 
Evlilik, yaşam yolunda destek sağlasa da her zaman ideal bir tablo oluşturmaz. Ortak hedefler ve aidiyet duygusu olmayan birliktelikler, bireylerin gelişimine katkı sağlayamaz. Yanlış seçimler, uyumsuzluklar.. tarafları fazlasıyla yıpratabilir.

Bekarlık açısından değerlendirirsek ; zamanını ve kaynaklarını bağımsızca kendin için kullanabilirsin. Tabi bu tam özgürlük kavramı zaman içerisinde olumsuza evrilebilir ve sosyal baskı, duygusal tatminsizlik gibi pasif agresif halleri açığa çıkarabilir.

Kısacası ne evlilik mutluluğun garantisi ne de bekarlık huzurun garantisidir. Birey, anlamlı bir hayatı hangi koşulda inşa edebiliyorsa seçimi o koşuldan yana olmalıdır.

Herkesin kendi özelinde anlam kattığı değerler bütünü var. Kimi özgürlük ister, kimi adalet, kimi sevgi.. Bireyin değeri kendi ile olan uyumudur. Haliyle yaşam doyumunu da o kaynaktan alır. Ve kaynak ne kadar ulaşılabilirse ; kişi ruhsal ve psikolojik olarak o kadar dengelidir.



Edit : Retro'nun modern düğün anlayışı adı altında yazdığı aşağılanma konusuna katılmıyorum. Feminen ve Maskülen enerjiyi yöneten bir sosyal medya kültü var ve sadece erkekleri hedef almıyor. Rıza usulü işleyen bir organizasyonda mağdur olmaz. Her iki tarafta faildir. Neticede değerler bütünü dedik.. Demek ki adalet herkes için aynı duyguyu barındırmıyor. X yapıyorsa ben de yapabilirim etkisini doğuruyor. Ve değer olarak gösteriş seçiliyor..
 
Evlilik meselesi eşyanın tabiatı ile alakalı.

Hala kendi yaralarını sarmadıysan, eşyanın tabiatı gereği yaralarınla yüzleşmeye seni davet edecek türden bir partner giriyor hayatına.
Sorun şurada ki hepimiz kendimiz için en ideal eşi istiyoruz, ama eşyanın hukukuna yüzeyden değil, ta en temelden bağlı olduğumuz için, karşımıza çıkan kişiler bizi sürekli kendimizdeki en asli duygularımızla yüzleştirecek cinsten oluyor.

Hayata atılabilmek ve kabul görmek için travmalarını bir an önce çözmek yerine, sadece semptomlarını bastırmayı öğrenmiş, derinliği olmayan insanlar var artık hayatımızda. Bunlar ortalama bir insana göre çok daha baskın, dikkat çekici, eğlenceli, albenili ve cazibeli olurlar. Çünkü hayatta kalabilmek için otomatik tepkiler geliştirmeyi öğrendiler, manipülasyonu öğrendiler, taklidi karakter özellikleri geliştirmeyi öğrendiler. Ama derinlikli ve içli olmayı bir türlü öğrenmek istemediler. Çünkü bir blok kat çekildi ve altına bakmadan hızla üstüne koymaya başladılar.
 
Son düzenleme:
Klasik değişmez senaryo :

Çocukken sevilmemiş birisi, bir ilişkiye başlar. İlişki çok iyi başlamıştır. Çünkü yıllar içinde sosyal ilişkilerini başarılı bir şekilde geliştirdi ve toplum içinde yer edinmeyi başardı, balki de nüfüzlu biri haline geldi. Ama İlişki ağaç gibidir. Zaman geçtikçe daha derinlerdeki sulardan beslenmeye başlar. Bu ilişki ileri boyuta taşınacağı zaman saf sevgi, bilincin daha alt katmanlarına doğru ilerlemek isteyecektir. Ama çocukluktan kalan sevilmeme frekansın orada müzede durur gibi duruyorsa, bu sefer de partnerine tepkiler vermeye ve onu itmeye başlarsın. İlişkiniz restleşmelere evrilir ve bir anlık ani kararla da bitiverir. İşin arka planında bizzat kendi Travmasına sahip çıktığını anlamaz bile. Ve derken araya 2. aktör girer. Yani seni yarı yolda bırakacak, bir sevip bir sevmeyecek yüzeysel ama eğlenceli birisi hayatına girer. Ruh eşin zannedersin. Çünkü ortalama frekansını sana tam olduğun gibi yansıtıyordur. TAAA ki kendinle yüzleşip kendini onarana kadar. Kendini onarabilirsen, bu sefer de partnerini sığ ve acınası bulmaya başlarsın ve bir noktada ondan da yolunu ayırırsın.

Eşyanın hakikati nazarı ile bakarsan bütün tablo çok sade ve anlaşılırdır. Yapman ve yapmaman gerekenler bellidir. Ama eşyanın hakikatinden bihabersen, vallahi hayat içinden çıkılmaz girdaplara seni sürükler.
 
Son düzenleme:
Feminen ve Maskülen enerjiyi yöneten bir sosyal medya kültü var ve sadece erkekleri hedef almıyor.

Pompalanan bir feminizm akımı var. Zaten asıl belalar da buradan çıkıyor. Kadınlar daha feminen olmayı öğrenmiyorlar feminizme kulak vererek, tam tersine erkeklerin çok daha korkunç versiyonları haline gelmeyi öğreniyorlar. Acı ama gerçek. Feminizmin altında kabak gibi parlayan kontrolsüz toxic maskülenite resmen sırıtmaya başladı artık.







Çinde bir erkek bir kadına fiziksel müdahalede bulunduğu zaman, dava sürecinde kadının da, erkeğin de hormonlarının ölçülmesi isteniyor artık. Çünkü cinsiyeti kadın da olsa, eğer ki testestoronu fazlaysa artık cinsiyetine değil davranışlarına bakılıyor. Kadın da olsan, bir erkeğe erkek damarıyla aleni meydan okursan erkeklerin kurallarına göre de yargılanıyorsun yani. Cezan yerine göre ağırlaşabiliyor da, hafifleyebiliyor da..

Şimdi bu denli cinsiyet eşitliğini kaç kişi kabul edebilir içimizden ? bana kalırsa hiç kimse. xdxd
 
Son düzenleme:
Klasik değişmez senaryo :

Çocukken sevilmemiş birisi, bir ilişkiye başlar. İlişki çok iyi başlamıştır. Çünkü yıllar içinde sosyal ilişkilerini başarılı bir şekilde geliştirdi ve toplum içinde yer edinmeyi başardı, balki de nüfüzlu biri haline geldi. Ama İlişki ağaç gibidir. Zaman geçtikçe daha derinlerdeki sulardan beslenmeye başlar. Bu ilişki ileri boyuta taşınacağı zaman saf sevgi, bilincin daha alt katmanlarına doğru ilerlemek isteyecektir. Ama çocukluktan kalan sevilmeme frekansın orada müzede durur gibi duruyorsa, bu sefer de partnerine tepkiler vermeye ve onu itmeye başlarsın. İlişkiniz restleşmelere evrilir ve bir anlık ani kararla da bitiverir. İşin arka planında bizzat kendi Travmasına sahip çıktığını anlamaz bile. Ve derken araya 2. aktör girer. Yani seni yarı yolda bırakacak, bir sevip bir sevmeyecek yüzeysel ama eğlenceli birisi hayatına girer. Ruh eşin zannedersin. Çünkü ortalama frekansını sana tam olduğun gibi yansıtıyordur. TAAA ki kendinle yüzleşip kendini onarana kadar. Kendini onarabilirsen, bu sefer de partnerini sığ ve acınası bulmaya başlarsın ve bir noktada ondan da yolunu ayırırsın.

Eşyanın hakikati nazarı ile bakarsan bütün tablo çok sade ve anlaşılırdır. Yapman ve yapmaman gerekenler bellidir. Ama eşyanın hakikatinden bihabersen, vallahi hayat içinden çıkılmaz girdaplara seni sürükler.
Tespitlerinize katılıyorum
 
Pompalanan bir feminizm akımı var. Zaten asıl belalar da buradan çıkıyor. Kadınlar daha feminen olmayı öğrenmiyorlar feminizme kulak vererek, tam tersine erkeklerin çok daha korkunç versiyonları haline gelmeyi öğreniyorlar. Acı ama gerçek. Feminizmin altında kabak gibi parlayan kontrolsüz toxic maskülenite resmen sırıtmaya başladı artık.
Feminizmin, toxic masküleniteyi taklit ettiğini düşünüyorsun fakat yanılıyorsun. Eşit fırsatlar, hukuk, gündelik yaşam vb hedefler tamamen kendi doğallığını yaşama isteminden geliyor. Kadın sertleşiyorsa, aldığı etkiye tepki veriyordur. Düşündüğün gibi bir yozlaşmadan ziyade savunma güdüsünü açığa çıkartıyordur.

Çinde bir erkek bir kadına fiziksel müdahalede bulunduğu zaman, dava sürecinde kadının da, erkeğin de hormonlarının ölçülmesi isteniyor artık. Çünkü cinsiyeti kadın da olsa, eğer ki testestoronu fazlaysa artık cinsiyetine değil davranışlarına bakılıyor. Kadın da olsan, bir erkeğe erkek damarıyla aleni meydan okursan erkeklerin kurallarına göre de yargılanıyorsun yani. Cezan yerine göre ağırlaşabiliyor da, hafifleyebiliyor da..
Hukuk, bir insanın davranışlarını hormonları üzerinden değil, bilinçli seçimleri üzerinden değerlendirir. Eğer hormon seviyeleri suçun gerekçesi olsaydı, erkek şiddeti de testosteron yüksekliği bahanesiyle hafifletilebilirdi. Adalet, biyolojiyi değil, iradeyi esas alır. Nitekim, kadınların fazla maskülen oldukları gerekçesiyle farklı yargılanması, eşitlik değildir. Hatta, tam aksine yeni bir ayrımcılıktır.

Şimdi bu denli cinsiyet eşitliğini kaç kişi kabul edebilir içimizden ? bana kalırsa hiç kimse. xdxd
Verdiğin örnekten de anlayabileceğimiz gibi senin eşitliğin bir başkasının ötekileştirilmesi hali. Bu yüzden savunduğun şey adil bir eşitlik mi yoksa terazinin kefelerinde ayarsızlık mı var bir kez daha değerlendirmen gerekli. Şahsen ben ; '' erkeklerin kurallarına göre '' kısmını okuduktan sonra, yazını çokta ciddiye almadım.
 
Feminizmin, toxic masküleniteyi taklit ettiğini düşünüyorsun fakat yanılıyorsun. Eşit fırsatlar, hukuk, gündelik yaşam vb hedefler tamamen kendi doğallığını yaşama isteminden geliyor. Kadın sertleşiyorsa, aldığı etkiye tepki veriyordur. Düşündüğün gibi bir yozlaşmadan ziyade savunma güdüsünü açığa çıkartıyordur.


Hukuk, bir insanın davranışlarını hormonları üzerinden değil, bilinçli seçimleri üzerinden değerlendirir. Eğer hormon seviyeleri suçun gerekçesi olsaydı, erkek şiddeti de testosteron yüksekliği bahanesiyle hafifletilebilirdi. Adalet, biyolojiyi değil, iradeyi esas alır. Nitekim, kadınların fazla maskülen oldukları gerekçesiyle farklı yargılanması, eşitlik değildir. Hatta, tam aksine yeni bir ayrımcılıktır.


Verdiğin örnekten de anlayabileceğimiz gibi senin eşitliğin bir başkasının ötekileştirilmesi hali. Bu yüzden savunduğun şey adil bir eşitlik mi yoksa terazinin kefelerinde ayarsızlık mı var bir kez daha değerlendirmen gerekli. Şahsen ben ; '' erkeklerin kurallarına göre '' kısmını okuduktan sonra, yazını çokta ciddiye almadım.
hocam ilk cümlenize göre birşey sormak istiyorum... eşitlikten bahsediyorsunuz çok haklısınız kesinlikle katılıyorum, kadınların yaşam kaliteleri her açıdan daha iyi seviyeye getirilmeli ama şöyle bir durum var... mesela bir kadın maden işçisi olabilir mi ? yada sabah 8 akşam 8 bir dökümhanede kalıpçılık yapabilir mi ? bir mermer ocağında yada bir beton mikserinde ? ben eminim ki istisna olarak tabi ki yapanlar çıkar yapacaklarına inanıyorum da lakin duruma genel olarak bakarsak ve Türkiye şartlarına ve yaşam tarzına kültürüne bakarsak bu durum sizce olma ihtimali var mı ? veya şöyle söylim boşanma durumunda erkek neden nafaka ödüyor ? veya kadınların geneli eşit şartlardan bahsederken kadınlar neden ilk andan itibaren erkek dediğin şu kadar maaş alıcak evine bakıcak gibi konulara giriyor ? :))) falan falan vs. konu açılmışken sormak istedim yanlış anlamayın
 
Feminizmin, toxic masküleniteyi taklit ettiğini düşünüyorsun fakat yanılıyorsun.

Feminizm. Kelime köküne bakalım öncelikle. Feminenlikten geliyor. Ama günümüz feministlerinin hemen hepsi ya maskülenitesine yatırım yapıyor ayrıca "güzel yaşamak için erkeklere ihtiyacımız yok" mantığına sapmış durumdalar. Benim için sorun yok tabi ki. Ama bu akımın geldiği nokta artık özünden çok saptı.


Kadın sertleşiyorsa, aldığı etkiye tepki veriyordur.

Kadınların sertleşmeleri hiç bir erkeği kalıcı olarak rahatsız etmez. Hipergamik olmaları bile rahatsız etmez. Davul bile dengi dengine sonuçta. Ama kalıcı katılık, kalıcı sertlik, sürekli bir rekabet halinde olmaları erkekleri özel yaşamlarında kesinlikle çok rahatsız edebilir.


Hukuk, bir insanın davranışlarını hormonları üzerinden değil, bilinçli seçimleri üzerinden değerlendirir.

Yok öyle bir dünya. Dünyadan kesinlikle haberin yok.


Eğer hormon seviyeleri suçun gerekçesi olsaydı, erkek şiddeti de testosteron yüksekliği bahanesiyle hafifletilebilirdi.

Hayır. Kadın artık erkekleşmişse, erkek gücüne ve bilincine ulaşmışsa, erkek gibi girişken, dalaşkan hale gelmişse, alacağı ceza için de kusura bakmayacak. Nedenini de söyliyimm :

DÜNYANIN her YERINDE , Aynı suçu işleyen kadın ve erkeklerden, kadınlar her zaman daha az ceza alırlar. AYNI suçtan erkek 5 yıl yatıyorsa kadın 1 yıl yatıyor. Hatta daha az yatıp iyi halde hemen çıkıyor. Kanunlar sadece boşanma gibi durumlarda değil, kriminal durumlarda da kadınları daha çok kayırıyor. Ve bunun böyle olmasının fıtrata sadık kalınan bir mantığı var :

Senin mantığına göre suç işleyen bir kadın , erkeklerle aynı cezayı almalı. Ama hayır. Öztrojen hormonu uyum sağlamayı, testestoron hormonu düzene kafa tutmayı ve kendi düzenini kurmayı telkin eder. O yüzden kadınlar fıtratları gereği suça meyilli olmadıkları için iyi halden daha az ceza alırlar. Dünyadaki tüm kriminal suç baronları hep erkektir. Erkekler içeriden çıktıktan sonra bile sistemi yeniden bükmeye daha meyilli olurlar. Ama şimdi senin mantığına göre kadınların erkeklerle aynı suçu işlediklerinde, aynı cezaları almaları gerekir. Bu kesinlikle adaletsizlik olurdu. Erkek halimle erkeklerin daha çok ceza almalarını ve bunun geneli daha iyi zaptedeceğini savunuyorum.



AMA diyorum ki, suç işleyen bir kadında eğer ki eril özellikler artık ana etken haldeyse, yani ağır bir alfa feministse bu kadın, o halde erkeklerin aldığı cezayı almalılar. Tam, eksiksiz erkek cezası almalılar. Öyle 3'te 1'ini değil !! Bunun da belli ölçüm ve bilir kişi değerlendirmeleri var. Yapılmalı.



'' erkeklerin kurallarına göre '' kısmını okuduktan sonra, yazını çokta ciddiye almadım.

Almazsın tabi, işine gelmiyor çünkü, biliyorum.
 
Son düzenleme:
hocam ilk cümlenize göre birşey sormak istiyorum... eşitlikten bahsediyorsunuz çok haklısınız kesinlikle katılıyorum, kadınların yaşam kaliteleri her açıdan daha iyi seviyeye getirilmeli ama şöyle bir durum var... mesela bir kadın maden işçisi olabilir mi ? yada sabah 8 akşam 8 bir dökümhanede kalıpçılık yapabilir mi ? bir mermer ocağında yada bir beton mikserinde ? ben eminim ki istisna olarak tabi ki yapanlar çıkar yapacaklarına inanıyorum da lakin duruma genel olarak bakarsak ve Türkiye şartlarına ve yaşam tarzına kültürüne bakarsak bu durum sizce olma ihtimali var mı ? veya şöyle söylim boşanma durumunda erkek neden nafaka ödüyor ?
Ağır işler doğası gereği yüksek dayanıklılık istiyor, her kadına uygun olmadığı gibi her erkeğe de uygun değil. Yapabilecek kadın var mıdır ? İlla ki vardır. Dünya örneklerine baktığımızda ; madenlerde, petrol platformlarında çalışan kadınların varlığını göz ardı edemeyiz. Fakat Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısı, kadınların bu işlere yönelmesini sınırlıyor. İşverenlerin önyargıları, iş güvenliğinin eksikliği.. Pek çok etken sayabiliriz.


Nafaka konusunda yasal açıklık olduğunu düşünüyorum. Evlilik süresince iş hayatından uzak kalıp, kariyerinden feragat eden kadına, evlilik boyunca kaybettiği fırsatların telafisi yapılmalı ( geçici süreliğine ) Bunu, yeni bir hayata geçiş süreci olarak düşünmemiz gerekir. İş bulamadığı süreçte mağdur etmek doğru değil. Eğer çocuk varsa, çocuğunun masraflarını zaten paylaşmalı.

kadınların geneli eşit şartlardan bahsederken kadınlar neden ilk andan itibaren erkek dediğin şu kadar maaş alıcak evine bakıcak gibi konulara giriyor ?
Çünkü toplum yüzyıllardır kadına bu misyonu yükledi. Ailenin reisi erkektir, ekmek kazanı erkektir gibi.. Doğru bir misyon mu ? Kesinlikle değil. Erkekte aranması gereken misyon ; disiplin, sorumluluk ve çalışkanlık olmalı.

Fakat erkeklerimiz de şunun bilincine varmalı : Aile sorumluluğu sadece ekonomik yükümlülük ile sınırlı değildir. Eğer ev içi eşitlikten bahsediyorsak her iki bireyin de ekonomik ve sosyal yükümlülükleri paylaşması gerekir.

Erkek toz mu alır ? gibi söylemlerden kaçınmak gerekir.. Bakın aslında bu da toplumsal misyon. Yüzyıllardır kadın erkek fark etmeksizin yüklenen kalıplar.
 
Almazsın tabi, işine gelmiyor çünkü, biliyorum.
Bilmiyorsun, zannediyorsun. Senin zan halin benim gerçeğimi yansıtmaz. Aksine, kendi korkularının yansıması ile yüzleşirsin.

Burada konu açılınca yazıyor olmamız, ne istediğimizi direk ifade ettiğimiz anlamına gelmez. Özgür bireylerin olduğu toplum modelini düşlememiz de suça ya da ahlaki ilkelerin ihlaline açık olduğumuzu göstermez.

Felsefenin en tartışılan alanıdır özgürlük. İmkanlara sahip olmayı değil ; o imkanları kullanıp kullanmamayı irade edebilme haline sahip olmaktır.

Örn. erkek kurallarına göre derken ortaya bir güç unsuru koyuyorsun. Her şeyi yapabilmektir, güç. Oysa benim üzerimde maksimum gücün bu inancın olur. Karşılığında ise cevap verebilecekken vermemeyi seçerek kendi irademi ortaya koyabilir ve özgürlüğümün bireysel irademde olduğunu gösterebilirim.

Yukarıda verdiğin diğer örnek : Güzel yaşamak için erkeklere ihtiyacımız yok kısmı.. Sosyo-ekonomik özgürlük.. Yalnızca kadın-erkek ilişkilerine indirgenemez. İnsan olmanın bir hakkıdır. Hiç kimse muhtaç yaşamak istemez. Bu, aile içi ilişkilerden toplumsal yapılara kadar herkes için geçerlidir.


Gelecek dediğimiz kavramın ağırlığı altında kaygılar üretip sıkışıyoruz. Zamanın yanılsamasında modern toplumun dayatmalarına direnmek zorunda kalıyoruz. Dışsal etkileri hayatımızın merkezine koyarsak, içsel potansiyelimizi fark edemez, başkalarının inşa ettiği kurallarla örülü bir hayata mahkum oluruz. İnsan, kendi öz potansiyelini keşfettiğinde, toplumun ördüğü duvarların ötesine geçer. İşte o zaman gelecek korkusu değil, anın hakikatiyle var olmanın huzuru kalır.

Umarım anlatabilmişimdir Retro bey, sevgiler 🍁
 
Yukarıda verdiğin diğer örnek : Güzel yaşamak için erkeklere ihtiyacımız yok kısmı..

Evet , 4. dalga feminizmin toksitisesinin geldiği son nokta: Erkekleşe erkekleşe artık rekabet ortamında orta siklet bir erkek görmeye tahammül bile edemeyecek hale gelmeleri. Bu, verdiğim extrem bir örnekti sadece. Çünkü belli çevrelerde, Amerika gibi kültürüne bağlı hale geldiğimiz yerlerde, gey falan değilsen maskülenitene resmen savaş açılabiliyor artık. Savaşçı ve mücadeleci kadınlara asla karşı değilim. Sonuçta ülkeyi müdafa ederken beraber savaştık. Ama zehirlenmiş bilgilerle beyni yıkanmış feministlere karşıyım. 5. Dalga feminizmin tüm projesi artık hazır : birbirleri ile evlenerek çocuk evlat edinmeye başlayacaklar. Feminizm, adı üstünde feminiteyi desteklemek, feminite için korunmuş alan yaratmak için örgütlendi, yalansa yalan de ,, ama artık LGBT'yi teşvik etmeye başladılar. Bunu görmemek için kör olmak gerek. LGBT ye karşı değilim, ama her yere sızmaya çalışmalarına karşıyım.




Sosyo-ekonomik özgürlük.. Yalnızca kadın-erkek ilişkilerine indirgenemez.
Nafaka konusunda yasal açıklık olduğunu düşünüyorum. Evlilik süresince iş hayatından uzak kalıp, kariyerinden feragat eden kadına, evlilik boyunca kaybettiği fırsatların telafisi yapılmalı ( geçici süreliğine ) Bunu, yeni bir hayata geçiş süreci olarak düşünmemiz gerekir. İş bulamadığı süreçte mağdur etmek doğru değil. Eğer çocuk varsa, çocuğunun masraflarını zaten paylaşmalı.



bir şey söylicem : Şeriat bile kadının sosyo ekonomik özgürlüğünü daha çok garanti ediyor.
Önce biraz gülün - tmm.


Baba mirsından erkek çocuk 2 pay, kız çocuk 1 pay alır. Ayet bu. VEEE Dakka bir gol bir !
Ama olası bir boşanma durumunda, erkek çocuk baba evinden getirdiği 2 payın 1 payını karısına bırakmak zorunda. Kadının ise baba evinden aldığı o 1 pay hükmen kesin olarak dokunulmaz.
Şimdi boşanma durumunda kadın tarafı 2 pay gibi avantajlı bir duruma geçerken, erkek tarafı başta mirastan duble pay almasına rağmen, boşanma durumunda 1 payını eski eşinin yaşam koşullarını temin etmek için ona bırakmak zorunda kalıyor.

İlahi Matematikte bile işler kötü giderse kadınların elini güçlendirmek için hesaplanmış.

İnsan olmanın bir hakkıdır. Hiç kimse muhtaç yaşamak istemez. Bu, aile içi ilişkilerden toplumsal yapılara kadar herkes için geçerlidir.

Haklısın da, mesele o değil. Ben diyorum ki madem ki kadın ve erkek eşitliği var, o halde bu eşitliğin centilmenlik tarafını da eşitleyelim.
Nafakayı annesi bana ödesin mesela. Öyle ya çalışıyor işi var gücü var. Belki benden daha rekabetçi ve daha çok para kazanıyor ?
 
Son düzenleme:
Nafakayı annesi bana ödesin mesela. Öyle ya çalışıyor işi var gücü var. Belki benden daha rekabetçi ve daha çok para kazanıyor ?
Maddi olarak daha iyi durumda olan bir kadınla evlenmen nasip olursa, evlilik öncesi sözleşme yapabilirsin. Boşanma durumunda senden nafaka talep edilmeyeceğini hatta sana nafaka ödenmesi gerektiğini noterde tasdik ettirirsin. Böylece bizler de, şeriat savunuculuğunu ve para seviciliğini okuyarak vakit kaybı yaşamaktan kurtulmuş oluruz.
 
Haklısın da, mesele o değil. Ben diyorum ki madem ki kadın ve erkek eşitliği var, o halde bu eşitliğin centilmenlik tarafını da eşitleyelim.
Nafakayı annesi bana ödesin mesela. Öyle ya çalışıyor işi var gücü var. Belki benden daha rekabetçi ve daha çok para kazanıyor ?
Öyle birisini bul da ayrıntıyı sonra düşünürsün ;)
 
Maddi olarak daha iyi durumda olan bir kadınla evlenmen nasip olursa, evlilik öncesi sözleşme yapabilirsin. Boşanma durumunda senden nafaka talep edilmeyeceğini hatta sana nafaka ödenmesi gerektiğini noterde tasdik ettirirsin.

Ohoooo uzun iş. O kadarı zaten yapılıyor..
Mesele biz söylemeden karşı tarafın anlaması.. Eşitlik olacaksa zorlamadan olmalı.


Böylece bizler de, şeriat savunuculuğunu ve para seviciliğini okuyarak vakit kaybı yaşamaktan kurtulmuş oluruz.

Sezarin hakkı sezara.
 
Son düzenleme:
Nafaka konusunda yasal açıklık olduğunu düşünüyorum.

Ne garip ? Ben de !! Çok büyük bir yasal açıklık var hem de.

Şimdi ortalamadan gidicem :
Evlilik süresince iş hayatından uzak kalıp, kariyerinden feragat eden kadına, evlilik boyunca kaybettiği fırsatların telafisi yapılmalı


Adam evlilik süresince zaten karısına ve çocuğuna bakmak için minimum 3 kişilik çalışıyorkenki yükü ve öz fedakarlıkları ne olacak peki ? Onu Kim telafi edecek ? Tek başına olsa tek maaşla mis gibi hayatını yaşardı. Ama evlendi ve ailesine bakmak sureti ile 3+ kişilik yük yükleniyor.

Yok öyle bir dünya artık. Feminizm, madem ki fifty/fifty 'ye fit oldular, hayatın her alanında eşitlik istiyorlar madem, e bazı cinsiyet eşitliği durumlarına da katlanacaklar. Çalışmayanın değil, çalışanın ve tüm yükü üstlenenin yükünün telafi edilmesi gerekiyor artık. Çalışmamak bir tercihtir.

Yok öyle bir dünya yani.
 
Son düzenleme:
Geri
Üst