Zerdüştlükte ölüm anlayışı

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan Ori
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Ori

🌙
Moderator
Zerdüştlükte ölüm, insan varoluşunun sona ermesi değil, ahlaki yaşamın sonuçlarının açığa çıktığı, düzen ile kaos arasındaki kozmik mücadelenin bireysel düzeyde tamamlandığı bir geçiş evresi olarak anlaşılır. Zerdüştlük, evreni Aşa (hakikat, düzen, doğruluk) ile Druj (yalan, düzensizlik, kötülük) arasındaki sürekli bir çatışma olarak görür. İnsan bu çatışmanın pasif bir unsuru değil, bilinçli bir tarafıdır. Ölüm, insanın bu mücadelede hangi tarafta durduğunun artık gizlenemeyeceği andır. Kişinin düşüncelerinin, sözlerinin ve eylemlerinin gerçek değeri bu aşamada ortaya çıkar.

Ölüm anından sonra ruh (urvan), bedenden ayrılır ancak hemen öte dünyaya geçmez. Zerdüştlük inancına göre ruh, üç gün üç gece boyunca dünyaya yakın bir halde kalır. Bu süre, ruhun yaşadığı hayatla yüzleştiği, yaptıklarının ağırlığını hissettiği bir dönemdir. İyi bir yaşam sürmüş olan ruh bu günlerde içsel bir huzur, sevinç ve aydınlık hissederken, kötülük, yalan ve bencillikle yaşayan ruh derin bir sıkıntı, pişmanlık ve korku duygusuna kapılır. Bu aşama, dışsal bir yargıdan çok, vicdanın kendi kendini sorgulaması gibidir.

Dördüncü gün ruh, ilahi yargının gerçekleşeceği Çinvat Köprüsüne doğru yol alır. Bu köprü, Zerdüştlükte ölümden sonraki kaderin belirlendiği simgesel ve ahlaki bir eşiktir. Köprü, iyiler için geniş, sağlam ve güvenli görünürken, kötüler için dar, karanlık ve ürkütücü bir hal alır. Burada ruh, kendi Daēnā’sı ile karşılaşır. Daēnā, kişinin dünyadaki ahlaki kimliğinin, inancının ve seçimlerinin somutlaşmış halidir. İyi yaşayanlara güzel, aydınlık ve yol gösterici bir varlık olarak görünürken, kötülükle yaşayanlara çirkin, korkutucu ve aşağılayıcı bir surette belirir. Bu karşılaşma, ruhun aslında kendi hayatıyla yüz yüze gelmesidir.

Çinvat Köprüsü’nden geçen ruhlar, yaşamları boyunca Aşa’ya uygun hareket etmişlerse Işık ve Mutluluk Alemine kabul edilirler. Bu alan, Tanrı Ahura Mazda’ya yakınlık, bilgelik ve huzur halidir. Buraya ulaşan ruhlar için ölüm bir kurtuluş ve tamamlanmadır. Öte yandan Druj yolunu seçmiş olan ruhlar, karanlık ve sıkıntılı bir varoluş alanına düşerler. Zerdüştlükte bu cehennem anlayışı, sürekli işkence edilen bir mekandan çok, ruhun kendi yalanları, kötülüğü ve ahlaki çöküşüyle baş başa kaldığı bir durum olarak düşünülür. Acının kaynağı dışsal değil, bizzat ruhun kendi seçimleridir.

Zerdüştlükte ölüm anlayışının dikkat çekici yönlerinden biri de bedenle ilgili yaklaşımdır. Beden, yaşam sırasında kutsal ve değerlidir. Ancak ölümle birlikte nasu adı verilen bir kirliliğin etkisine girdiğine inanılır. Bu kirlilik, doğanın kutsal unsurları olan toprağı, suyu ve ateşi kirletebilir. Bu nedenle geleneksel Zerdüşt uygulamalarında ölüler ne toprağa gömülür ne de yakılır. Bunun yerine cesetler, doğayla uyumlu bir biçimde Dakhma ya da Sessizlik Kuleleri olarak bilinen yapılarda doğaya bırakılır. Bu uygulama, ölüm karşısında hem saygıyı hem de kozmik düzeni koruma amacını taşır.

Zerdüştlükte ölüm, bireysel kaderle sınırlı değildir, evrensel bir sona bağlanır. Zamanın sonunda gerçekleşeceğine inanılan Frasho-kereti (dünyanın yenilenmesi) ile kötülük tamamen ortadan kalkacak, evren arınacak ve tüm ruhlar nihai bir bütünlüğe kavuşacaktır. Bu son aşamada ölümün getirdiği ayrılıklar da anlamını yitirir. Yaşam, doğruluk ve iyilik mutlak hakimiyet kazanır. Böylece Zerdüştlükte ölüm, karanlık bir son değil, ahlaki adaletin ve kozmik yenilenmenin zorunlu bir durağı olarak görülür.
 
Geri
Üst