Zazen Nedir ?

URUMHAMATAHAYİL

Yönetici
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
6,404
Beğeni
2,359
İş
Wellness Antrenör/Psikolog/ Sosyolog
--------------------
zazen nedir

Zazen oturarak yapılan ve Batı dillerine yanıltıcı bir biçimde “meditasyon” olarak çevrilen uygulamaya Zen dilinde verilen addır. Sankrit “dhyana” sözcüğünden geliyor bu sözcük… Gerçi Çin alfabesiyle yazılması sonucu “cahan’na”, Japon alfabesiyle yazılması sonucu “zenna” olarak söylenişinden kolay kolay tanınamayacak bir duruma gelmiş… Zen sözcüğü de buradan geliyor. Zenna’nın kısaltılmasından oluşmuş. Zazen de zenna’dan türetilmiş bir sözcük.

Dhyana ve zazen aslında pek de aynı şey olarak kabul edilemez. Dhyana daha çok zihnin bir nesne ya da konu üzerinde yoğunlaştırılması, konsantre edilmesidir. Böylece yargı yeteneği bir yana itilmiş, bilinç zihnin yoğunlaştırıldığı konu ya da nesne dışındaki düşüncelerden arıtılmış olur. Zazen’se zihni yoğunlaştırmak için zorlanmadan iç derinliğe ulaşıp oradan iç görü, sezgi (parajna) şefkat, sevecenlik (karuna) duygusunun doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkmasına olanak sağlayan bir yöntemdir. (Zazen de sonunda doğal bir zihinsel yoğunlaşmaya konsantrasyona dönüşür ama iki uygulamanın arasındaki fark birinde doğal olarak oluşanın ötekinde zorlamayla elde edilmeye çalışılmasıdır.)

Düşünce dalgaları yatışıp da zihin sakinleşince tıpkı bulanık suda gözden kaybettiğimiz kıymetli bir inci tanesinin su durulup, saydamlaşınca gözükmesi gibi iç görü, sezgi (parajna) meydana çıkar, gözükür.

Gene de zazen’i çeşitli dhyana yol ve yöntemlerinden biri olarak sayabiliriz. Bu yol ve yöntemler ilk bakışta birbirlerinden çok değişik, çok ayrı gibi gözükse de uygulamayı sürdürüp belirli bir aşamaya da gelindi mi bu yolların birbirleriyle buluşup kesişmesi de doğaldır. Eğer derin yaratılışımızın, iç görü ve sezginin (parajna) ortaya çıkmasını engelleyen bağnazca bir inan yoksa ortada, belki başka dhyana yöntemleriyle bir yerlere varılabilir. Ama zazen doğal, zorlamasız bir yoldur. İnsan yaratılışına da zihnimizin yapısına da ters düşmez. Yolların kestirme ve tehlikesiz olanıdır.

Zazen yapınca iç görü ve sezginin (parajna) doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkacağını söyledik. Ama belki buraya bir ekleme yapmak gerekli. Zazen öyle bütünüyle edilgen bir tutum da değil… İç görü ve sezgiyi (parajna) dünyanın en önemli şeyiymiş gibi, bütün varlığımızı ortaya koyarak aramazsak bulamayız. Demek ki zazen bir yandan da edilgenlik (pasiflik) içinde etkin (aktif) bir tutum.

Bir kere iç görü, sezgi (parajna) uyandı mı o zaman kalıpların arkasında saklanan boşluk kendi kendine meydana çıkar. Her şeyi, özü, esası boşluk (sunya) olan gerçek böylesiliğiyle (tahtaya) görmeye başlarız.

Günümüzde keşiş olsun olmasın Zen yolunu izleyen kimselerin bul yolda yol almak için yaptıkları başlıca uygulama, başlıca çalışma zazen yapmaktır. Hem Rinzai, hem Soto manastırlarında Zenyanlılar zamanlarının çoğunu zazen yapmakla geçiriyorlar. Rinzai manastırlarından zazen’e ek olarak yapılan bir uygulama var… Ustanın verdiği bilmecemsi bir soruya (koan) yanıt aramak ve belirli aralıklarla ustaya “sanzen” adı verilen kişisel görüşler yapmak.

T’ang soyu dönemi ustalarına bakarsanız, Hui-neng’den Lin chi’ye kadar hemen hepsi boş boş oturup zazen yapmanın yararsızlığına dokunduran, “Bağdaş kurup boş boş oturmakla Buda olunmaz” gibi ya ad bu etkide sözler söylemişler. Ama bugünkü Zen çalışması hemen hemen zazen yapmaktan ibaret.

Gene de T’ang dönemi ustalarının zazen yapmaya büsbütün karşı olduklarını da kabul etmek güç. Zazen’e karşıt gibi görünen görüşleri herhalde zazen yaparak belirli bir yere gelip de oratan öteye geçemeyenler, başka şeyler arayıp da iç görüyü, sezgiyi (parajna) bulamayanlar, zihinlerini kapatıp köreltenleri uyarmak, onları daha ileri atılımlara özendirmek içindi.

Kaldı ki T’ang soyu dönemi ustalarının eleştirdikleri zazen, bir amaç için, Buda’lığa erişmek için yapılan zazen’di.

Öyleyse ustaların önerilerini şöyle mi değerlendirmeli? Salt oturmak için oturmak, bir şey beklemeden, bir şey istemeden, bir amaç gütmeden zihnin rahatlayıp, sakinleşmesiyle yetinmek… Belki bu bile değil… Zihni başıboş kendi haline, oluruna bırakmaktan hoşluk, hoşnutluk duymak, Gene burada Taocu, bir şey yapmadan oluruna bırakmak zihne, doğaya güvenmek öğretisinin bir uygulamasıyla karşılaşmıyor muyuz?

Bir zen şiirinde söylendiği gibi:

Bir şey yapmadan sakin sakin otur,

Nasıl olsa bahar gelir, otlar da büyür.

Zazen yapmak doğal bir şeydir. Hayvanlar bunu yapıyor. Kurbağa meditasyon yapmasını iyi bildiği için, İyi bir meditasyoncu gibi saatlerce kıpırdamadan durur ama bir an bile çevresindeki yaşama karşı uyanıklığını yitirmez) çok daha sinirli yaratıklar olan kediler, köpekler hiç kıpırdamadan saatler boyu oturuyorlar. Gövdelerini de, sinirlerini de, zihinlerini de dinlendirip sakinleştiriyorlar. İlkel insanlar bunu yapıyor. Bütün ulusların köylüleri bunu yapıyor. Ama vaktin nakit olduğuna inandırılmış, huzursuz ve hırçın bir kent yaşamına kendilerini uydurmuş olanlar için bir çıkar ya da yarar beklemeden boş boş saatlerce oturmak düşünülemeyecek bir zaman mirasyediliği sayılabilir. Oysa böyle boş boş oturmaktan, hem sinirlerini hem zihinlerini dinlendirmekten asıl yararlanacak olanlar onlar… Bütün yaşam boyu hep çıkarlı, hep yararlı işler peşinde koşan, zamanı boşuna harcamaktan bir hastalık derecesinde korkan, yaşadıkları anı hiçbir zaman gelmeyecek bir geleceğe ipotek etmiş olan bu kimseler… Böyle kimseleri nasıl inandırabilirsiniz iç derinliklerini tanımanın, kendi zihinlerindeki tutarsızlıkları bulup çıkartmanın yeter bir yarar olduğuna.

Sakin sakin, boş boş oturunca zihin doğal olarak kendiliğinden sakinleşir, yatışır. Zihnin kendi kendine çalışmasına seyirci kalabilirsek, zihni ön yargılar, koşullanmış düşüncelerle kösteklemeye çalışmazsak zihne kendiliğinden gelen, bizim de seyircisi kaldığımız düşüncelerden bir zarar gelmez. Yeter ki onların akımına gerçekten seyirci kalabilmiş olalım. Zihin yavaş yavaş durulup, saydamlaşınca o zaman iç görüyü, sezgiyi (parajna) aradan tanıyıp seçme olanağı doğar. Bir kere (parajna) iç görü, sezgi ortaya çıktı mı olaylara, çevremize ölçmeden, bölmeden, sınıflamadan, sınırlamadan bakabiliriz. Gördüklerimizi soyut kavramlara bulaştırmadan gerçek böylesilikleriyle (tathata) görüp anlayabiliriz. İç suskunluk kazanılıp sözlü düşünce alışıklıkları aşıldı mı, düşünceden daha keskin, daha üstün bir duyarlıkla bakarız çevremize, gören, görülen ve görme işlemleri arasındaki ayrılık kalkar ortadan, üçü birbirinden ayrılmaz bir bütün olur. Zihinle zihin olmayan, benle ben olmayan arasındaki sınır kaybolur. Bilinç öylesine keskinleşir ki hiç böyle bir şey istemediğimiz, beklemediğimiz halde bir bakarsınız her şeyi bir anda ve bir arada bilincimize sığdırıvermişiz. Buraya bu noktaya da hiçbir amaç gütmeden hatta amaçsızlığa ulaşmak amacı bile gütmeden gelmişiz. İşte Samadhi denilen iç durum budur ya da böyle bir şey olmalı.

Zazen, her türlü düşünce, duygu ya da duyarlığın zihne girmesini engellemeye çalışmak değildir. Zaten böyle bir şey olabilir mi? Bir Zen şiirinde pek anlamlı bir biçimde dile getirildiği gibi;

Düşünmemek gene de düşünmektir.

Ben düşünmeyeceğim diye düşünmektir.

Bu da bir tür düşünmektir.

Düşünmek ya da düşünmemek.

Bu ikilemden nasıl çıkılmalı?

Bazı yoga uygulamalarında zihin bir mumun ışığına ya da burnun ucuna, bakarak yoğunlaştırılıp düğümlenmeye, böylece düşünce akımının zihne girmesi engellenmeye çalışılır. Ama Zen’in yolu bu değildir. Düşünce akımına olumlu olumsuz bir katkıda bulunmaktan kaçınarak seyirci kalmak… Bir yandan da zihinde olup bitenlerin sürekli bilincinde olmak, zihnin uyanıklığını, haberliliğini sürdürmek… Zen’in yolu bu…

Zen çalışmalarının eninde sonunda uyanma, aydınlanmayla sonuçlanması doğal… Ancak bunun için her şeyden önce her türlü sabırsızlığı, her türlü aceleyi ve beklemeyi bir yana bırakmalı. Beklemeden beklemeli. Eğer gerçek amaçsızlığa ulaştınız da işi de oluruna bıraktınızsa yarın ya da ilerideki zamanlarda değil de hemen şurada ve şu anda uyanıp aydınlanmamanız için bir neden kalmaz. Zen uygulaması yapan kimsenin uyanmak aydınlanmak gibi bir amacı varsa, o zaman şu anda değil de gelecek üzerine kurulmuş bir takım hayaller, umutlar üzerinde yaşıyor demektir. Oysa uyanma, aydınlanma en başta zaman boyutunda bir duyarlılıktır. Şimdiki zamana uymaktır, sürekli şimdi de yaşamayı başarmaktır. Uyanma, aydınlanma şurada şu andadır. O zaman da gelecek üzerine kurulmuş umutlar, hayallerle yapılan, bir amaçla yapılan Zen gerçek Zen değildir.

Zazen bize zihnimizi tanımak; asıl yaradılışımızı tanımak fırsatını verir. Bir kere insan zihnini derinlemesine tanıdı mı bir daha kaba düzeydeki eski durumuna geri dönmez. İç görü, sezgi (parajna), şefkat, sevecenlik duygusu (rakuna) uyandı mı gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa götüren “kapısız kapıdan” geçtiniz demektir. Kendi yaratımız olan doğru eğri, haklı haksız, uygun uygunsuz gibi ön yargılar, düşünce kalıpları, kavramlar, ön seçimler, gökteki ayın parlaklığını görmemizi engelleyen bulutlar gibidir. Bir kere bulutlar sıyrıldı mı o zaman anlıyoruz ki ay bulutların arkasında da olsa hep vardı ve ışıklarını yaymaktan geri kalmıyordu.
--------------------
 
Üst