Yunan Mitolojisi , Yunan Tanrı ve Tanrıçaları 1

URUMHAMATAHAYİL

Yönetici
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
6,413
Tepkime puanı
2,398
İş
Wellness Antrenör/Psikolog/ Sosyolog
yunan mitolojisi
Her şeyden önce Khaos (kaos) vardı. Bu bir boşluk değildi, içinde bütün eşyaların, tanrı ve insanların kaynağını bulundururdu. İlk önce Khaos'tan Toprak Ana - Gaia ve gökyüzü - Uranos oluştu. Gaia ve Uranos'un birleşmesinden Brontes, Steropes ve Arges ('gökgürültüsü', 'parıltı' ve 'şimşek') isimli üç Kyklop doğdu. Kykloplar alınlarının ortasında taşıdıkları tek gözleri ile yer altı alevini gökyüzü ateşine dönüştürüyorlardı. İkinci olarak Gaia ve Uranos elli başlı yüz kollu Kottos, Briareus ve Gyes ('öfke', 'güç', 'dehşet') adlı Hekatonkheirleri yarattılar. Ve nihayet Titanlar oluşturuldu. Toprak ananın gökyüzü ile birleşmesinden altısı erkek, altısı dişi olmak üzere on iki Titan doğdu. Titanların erkek olanları Okeanos, Koios, Hyperion, Iapetos ve Kronos; aynı zamanda Titanides denilen dişi Titanlar ise Theia, Rheia, Themis, Phoibe, Mnemosyne ve Tethys adlarını taşıyorlardı. Okeanos ve Tethys bütün nehirleri yarattılar. Hyperion ile Theia'dan Güneş - Helios, Ay - Selene, Şafak - Eos doğdular. İapetos ve Asie'den gök kubbesini sırtında taşıyan Atlas, Menoetios, Epimetheus, Prometheus doğdular. Diğer 2 çift Titan da kendi çocuklarını doğurdular. Ama gelecek altıncı çiftin evlatlarınındı – Kronos ve Rheia'nın.
İlk doğan çocukları Kyklop ve Hekatonkheirlerden hem iğrenen hem de kendi iktidarını almalarından korkan Uranos, çocukları doğdukça onları yerin derinliklerine - Tartaros'a (cehenneme) atıyordu. Bu duruma üzülen Gaia eşinden nefret etmeye başladı, Titanları Gökyüzüne karşı kışkırttı. Titanlar babalarına karşı geldiler ve onu hakimiyetinden mahrum bıraktılar. Titanların en kurnazı olan Kronos tahta oturmasına rağmen, kardeşlerinin güçlerinden korkarak onları Tartaros'tan kurtarmadı.Yunanlar Kronos'un yönetim dönemine 'altın dönem' adını vermekteler. Maalesef yönetimi eline geçiren bu yeni hakimin kaderinde de oğlu tarafından devrilmek vardı. Bunun önlemini alabilmek için Kronos korkunç bir karar aldı - yeni doğan oğullarını ve kızlarını yutmaya başladı. İlk olarak Kronos kızı Hestia'yı, sonra kızları Demeter ve Hera'yı , ardından da Hades, Poseidon adlı oğullarını yuttu. Kronos zamanı temsil eder. Kron kelimesi zaman anlamındadır. 'Zaman kendi evlatlarını yutar.' deyimi de bugün Kronos olayını anımsatmaktadır.Rheia yalnız Zeus'u onun elinden kurtarabildi. Bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos'a verdi. Kronos taşı Zeus zannedip yuttu. Zeus ise Girit adasında bir mağarada saklandı, sihirli keçi Amaltheia'nın sütü ile beslendi.Olgunluk çağına gelince Zeus saklandığı mağaradan çıktı. Kronos'a savaş açtı. Bu savaş on yıl sürdü, hiç birisi yenemeyince, Zeus Rheia'nın tavsiyeleri ile Tartaros'taki Kyklop ve Hekatonkheirleri serbest bıraktı. Kykloplar Zeus'a meşhur şimşekleri verdiler. Yüzelli Hekatonkheirler Titanların üzerine taşları ve kayaları fırlattılar. Yerler parçalandı, dağlar eridi ve Titanlar yenildiler. Zeus Kronos'u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorladı. Titan'lar yenilerek Tartoros'a atıldılar. Yüz kollu Hekatonkheirler ise Titanların bekçiliğini yapmaya başladılar. Tanrılar (Zeus ve kardeşleri) dünyayı yönetmeye başladılar.
Üç erkek kardeş Zeus, Hades ve Poseidon evreni kendi aralarında paylaştılar.
Ortanca kardeş Poseidon denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini aldı. Deniz tanrılarından olan Nereus kızlarından güzel Amphitrite ile evlendi. Bu evlilikten bir çok deniz perisi, yarı at yarı insan Triton doğdu. Triton deniz kabuğunu öttürerek tufanı yatıştırır ve suları geldikleri yere döndürürmüş.

Poseidon'un elinde taşıdığı üç çatallı yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunçdalgalar yaratabilir. Nereus'un kızları olan nereidler her zaman Poseidon'un çevresini sararlar. Nereidler belden aşağı balık, belden yukarı insan şeklindeler.Küçük kardeş Hades'in payına yeraltı düşmüştür. İnsanların ve tanrıların hiç sevmedikleri sert, korkunç tanrı Hades, karısı Persephone (Zeus'un kızı) ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmeden yer altı ülkesindeki saraylarında yaşarlar. Hades' in bekçiliğini üç başlı cehennem köpeği Kerberos yapar, yeraltına gelenleri kuyruğunu sallayarak, okşayarak içeri alır, ama çıkmak isteyenler için de üç ağzını birden açarak, sipsivri ve kara dişlerini göstererek tehdit edip, yukarı çıkmasını önler. Ölüler dünyası yani yer altı, günah işleyenlerin bulunduğu bir yerdir. Burada günahkarların en günahkarları bulunur ve bunlar sonsuz bir azaba çarptırılırlar. Tanrılar içinde adına ne bir tapınak, ne bir sunak yada herhangi bir ilahi bestelenmeyen bir tek Hades vardır, bu da kendisinden korkulmasından kaynaklanmaktadır.Büyük kardeş ve 'tanrıların kralı' olarak kabul edilen Zeus paylaşımda gökyüzü ve dünyayı aldı. O aile ve evliliğin hamisi kabul edilen tanrıça Hera ile evlenir. Bu evlilikten İlithya ve Hebe adında kızları, sanayi tanrısı Hephaistos ve savaş tanrısı Ares oğulları olmuştur. Tanrılar daima yaz mevsiminin hüküm sürdüğü Olimpos dağında yaşarlar. Gençliğin ve güzelliğin sembolü olan Hebe tanrılara onların ölümsüzlüğünü sağlayan ambrosia ve nektar dağıtır. Zeus altın tahtında oturur. Tahtın yanı başında tanrıların habercisi kanatlı İris yer almaktadır.

Zeus çok güçlü bir tanrı olsa da kaderi yönetmek onun elinde değildir. Kaderi üç Moir yönetmektedir: Lakhesis insanların doğumundan önce kaderini belirler. Klotho insanların kader ağlarını örer. Atropos bu ağları yönlendirir.Çevresindekiler tarafından saygı gören Zeus zaman zaman çapkınlıkları ile Hera'yı kızdırır. O güzeller güzeli Leto'ya aşık olur. Bu birliktelikten kızıl saçlı ikizler Apollon ve Artemis doğar. Hera, Zeus'un ikincil ilahelere ve ölümlü kadınlara ilgi duymasını bir türlü içine sindiremez ve onları sürekli tehdit altında tutar. Leto çocuklarını doğurabilmek için Delos adasına sığınır. Hera onlara yılan Pifon'u gönderir ve bin bir türlü işkenceye maruz bırakır. Ama Leto'nun oğlu Apollon büyüdüğünde sihirli oku ile ejderhayı öldürür ve Olimpos Tanrıları içinde güzel sanatlar ve gün ışığının tanrısı olarak saygınlığını kazanır. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iğleştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Kardeşi Artemis ise av tanrıçası oldu.

Başka bir zaman ise Zeus'un Hera'ya ihaneti sırasında Hermes doğar. Hermes rüzgar tanrısıdır, babası Zeus annesi ise yağmur perilerinden biri olan Maia'dır. Kanatlı sandalları olan Hermes aynı zamanda tanrıların habercisidir. Hermes'in görevleri arasına ölenlerin ruhlarına Hades'in saltanatına kadar eşlik etmek de var. Apollon'un ölümsüzler arasında en sevdiği tanrı rüzgar tanrısı olan Hermes idi.Anlatılanlara göre Hera'dan önce Zeus Titan Okeanos'un kızı Metis (Zeka temsilcisi) ile evlenmiş. Ama Moir'ler tanrıların kralına bu birliktelikten doğan çocuğun yönetimi eline geçireceğini söylerler. Zeus bunu duyunca Metis'i yutar. Kısa bir süre sonra Zeus'un şiddetli bir baş ağrısı başlar. O zaman Prometheus'tan balta ile başına vurmasını rica eder. Prometheus bu isteği yerine getirir ve Zeus'un başından onu kızı Athena savaş kıyafetlerinde çıkar. Eski Yunanlara göre, Athena üretici zekanın ve adaletli savaşların tanrıçasıdır. Ülkeyi saldırılardan koruyan bir tanrıçaydı Athena. Bir başka özelliği, Şehir tanrıçası olmasıydı; uygarlığın, el sanatlarının, tarımın koruyucusu, dizginin yaratıcısıydı; atları ilk ehlileştiren oydu. Onun şerefine şehirlerine Athena adını vermişler. Yılan ve baykuş tanrıçanın sembolleridir.

Zeus ile Thebia kralı Kadmos'un kızı ölümlü Semele birleşmesinden oğulları Dionysos doğar. Hera, Zeus'u Semele'den kıskanır ve yaşlı bir kadın kılığına girerek Dionysos'un annesini kandırır. Semele ona kanarak Zeus'tan tüm ihtişamı ile ona görünmesini ister. Zeus onu kıramaz ve yıldırımlardan korkan Semela yedi aylık Dionysos'u düşürür. Zeus Semele'nin düşürdüğü ve sık yapraklı bir sarmaşığın yanmaktan koruduğu Dionysos'u baldırına kancalarla yerleştirir ve zamanı geldiğinde onu ikinci bir doğumla meydana getirir. Böylece Dionysos iki kez doğmuş olur. Nyssa dağındaki nymphaler Dionysos'u büyütüp eğitirler. Dionysos gençlik çağına geldiğinde mağaradaki üzümleri kullanarak şarap yapma sanatını bulur. Şarabın ve esrikliğin tanrısı olarak kabul edilir.

En güzel tanrıça şüphesiz kızıl saçlı Afrodit'ti. Onun doğumu ile ilişkin tartışmalar sürmektedir. Bazılarına göre Afrodit Zeus'un kızıdır. Diğerlerine göre ise Afrodit daha önce Uranos'la denizdeki dalgaların bembeyaz köpüğünden oluşmuştur. Afrodit aşk tanrıçası olup, insanların birbirlerine sevgi ile yaklaşması için üzerlerine aşk iksirini damlatan, çiçekleri ve ağaçları baharda rengarenk donatarak,doğayı canlandıran üretken bir tanrıçadır. Afrodit ateş tanrısı olan ve çok sanatkar, ancak topal ve çok fazla yakışıklı sayılmayacak bir görünüme sahip olan Hephaistos ile evlenmiş. Afrodit ve Hephaistos'la ilgili mit her ikisinin de temsil ettikleri sanat ve aşk kol kola olması gerektiğini vurgulamaktadır.Eski Yunanlar bu tanrıları 'on iki Olimpos tanrısı' adını vermişler. Bu gruba Zeus, Hera, Athena, Artemis, Afrodit, Demeter, Apollon, Hermes, Ares, Hephaistos, Hestia, Dionysos dahildi. Poseidon ve Hades deniz ve yer altı dünyasında bulundukları için bu gruba dahil edilmemişler.

Guzel tanrıça Afrodit'in adı Homeros'un İlyada'da anlattığına göre Truva (Troya) savaşının başlama nedeni olarak anılmaktadır. Efsaneye göre, Olimpos tanrıları Iolkos Kralı Pelans ile Thetis'in düğünleri için bir araya toplanmışlar. Kavga tanrıçası Eris düğünlerine davet edilmeyince sinirlenmiş. Bir oyun düzenlemiş ve Hera, Afrodit ve Athena'nın oturduğu ziyafet sofrasına, üzerinde 'en güzele' yazılı bir elma atmış. Elmanın kimin olduğu üzerine 3 güzel tartışmaya başlarlar ve Zeus'tan bu sorunu çözmesini isterler. Zeus işin içinden çıkamayınca, çareyi Troya Kralı Priamos'un oğlu Paris'i rehber ilan etmekte bulur. Güzellerden her biri kendisini seçmesi için Paris'e bir şey vaat ederler. Athena ona savaşta yenilmezlik gücü vereceğini vaat eder. Hera Paris'i Asya'nın hakimi yapacağını söyler. Paris Afrodit'e kanar ve dünyanın en güzel kadınını elde etmek için Afrodit'i yarışmanın birincisi seçer.Bu güzel kadın Sparta Kralı Menelaos'un karısı Helen'di. Paris, Afrodit'in yardımıyla Sparta'ya gider, Helen'i kaçırır, prensi olduğu Troya şehrine geri döner. Bunun üzerine hakarete uğramış Menelaos, Akha ordularını toplayarak Troya'ya savaş açar. Böylece 10 yıl sürecek Troya savaşı başlamış olur.Her iki taraf da zaferler kazanır. Sonunda Ithake kralı Odysseus tahta atı icat ederek, Troya'nın kapılarına götürür. Troya'lılar bu büyük ata hayran kalarak onu şehir duvarlarından içeriye taşırlar. Atın içinde saklanmış olan Yunan askerleri gece olunca saklandıkları yerden çıkarlar ve Troya'yı ele geçirirler.
Menelaos güzel Helen'i affeder ve birlikte Sparta'ya döner, mutlu bir yaşam sürerler. Maalese diğer kahramanları aynı kader beklememektedir. Özellikle Odysseus uzun yıllar vatanına dönmek için mücadele verir.Troya'dan uzaklaşan Odysseus'un gemisi denizde fırtınaya esir düşer ve zalim, insan eti yiyen devlerin adasına sürüklenir. Durumdan bihaber Odysseus ve on iki arkadaşı sahile çıkarlar. Burada onlar tek gozlu dev Polyphemos'a esir düşerler. Polyphemos yakalayabildigi Odysseus'un arkadaslarini birer birer yemeye baslar. Odysseus, devi, yanlarında getirdikleri Ismaros şarabı ile sarhoş eder ve tek gözünü çıkarır. Odysseus ve kalan adamları, mağaradaki surunun arasına karışıp devin bacaklarının arasından dışarı çıkarlar.Odysseus ve adamları özgür kaldıklarına sevinir ve yollarına devam ederler. Polyphemos denizler tanrısı Poseidon'un oğluydu. Oğlunun kor edilmesine çok kızar ve ileride Odysseus'un eve dönüş yolundaki gecikmelerine sebep olur. Bir süre sonra Odysseus Aiaie adasına, Güneş Tanrısı Helios ile Okeanos 'un kızı Perseis'ten doğma büyücü Kirke'nin yaşadığı bölgeye çıkar. Güzel Kirke, Odysseus'un arkadaşlarına şarap içirerek domuza cevirir. Tanrı Hermes, Odysseus'un yardımına koşar ve ona bir ot vererek domuz olmasını engeller. Odysseus Kirke'yi yener ve onu arkadaşlarını eski haline dönüştürmeye zorlar. Kirke Odysseus'u Hades gidip bilici Teiresia'in ruhuna danışması koşuluyla serbest bırakacağını söyler. Odysseus bir takım zorlukları atlatarak bunların da üstesinden gelir.

Daha sonra Odysseus peri Calypso'nun adasına çıkar ve orada yedi yıl esir olarak yaşar. Malta olduğu sanılan bu adadaki esareti, Athena'nin Zeus'a yalvarması üzerine sona erer. Zeus tarafından tekrar görevlendirilen Hermes, Calypso'ya Zeus'un emrini iletir. Calypso onu serbest bırakır.Bu olaydan sonra bir çok zorlukların sonunda Odysseus vatanı Ithake'ye döner ve çok sevdiği karısı Penelope'ye kavuşur ve uzun yıllar mutlu yaşam sürerler.


GAİA
Dünyayı,yeri,evrensel öğe olarak toprağı simgeler.Bir tanrıdan çok kozmik bir varlıktır Gaia,bütün öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir.Gaia,evreni bir düzen yötemine göre meydana getiren ve düzensiz boşluktan çıktıktan sonra dişi-erkek birleşme yoluyla evrenin kendisini ve tanrılarını yaratır. İlkin Uranos'la birleşip erkek ve dişi Titan'ları,Kyklopları ve Hekatonkheirleri doğurur.Bu doğurma sürecinden hemen sonra evrene egemenlik savaşaının ilk belirtisi Uranos tanrının doğan çocuklarını Gaia'nın karnına gerisin geri tıkmasıyla baş gösterir.Son Titan oğlu Kronos'a babasının erkeklik uzvunu kestirdikten sonra Gaia bu kez kendi doğurduğu Pontos'la birleşir ve ondan Nereus,thaumas,Phorkys,keto ve eurybie'yi doğurur.Gaia Uranos'un devrilmesini sağladığı gibi tahta çıkan oğlu Kronos'un da devrilmesini sağlar.Çünkü Kronos babası Uranos gibi zorbaca davranır ve çocuklarını doğar doğmaz yutar.Karısı Rheia Zeus'a gebe kalınca Gaia ile Uranos'tan doğuracağı çocuğu kurtarma çarelerini sorar.Bu kez de Gaia kızına kaderi bildirmekle kalmaz-kader Uranos'un oğluna yenildiği gibi,Kronos'un da Zeus eliyle devrilmesidir.-Kronos'u aldatmak çarelerini de gösterir ve Zeus'un Girit'te bir mağarada gizlice doğmasını sağlar.Kronos'a da bir taş yutturulur.Gaia birinci kuşak devrimini hazırladıktan sonra ikinci kuşak devrimini de hazırlar.Zeus'a ne yoldan egemenliği elde edebileceğini o öğretir;çare Kronos kuşağından Titan'ları yenmek için Kyklop'ları kuşağından ve Hekatonkheir'leri kurtarıp yardıma çağırır.Zeus Gaia'nın dediğini yaparak devlere karşı savaşı gerçekleştirir ve Titanları devirerek dünya egemenliğini ele geçirir.

Gaia son olarak Tartaros'la birlikte Typon'u doğurur.Başka Theogonia'lara göre Tartaros'tan Ekhidna adlı bir kızı olmuş ve Poseidon'la birleşerek Antalos devini doğurmuş.Genellikle devler,azmanlar,canavarlar hep Gaia'dan doğmuştur.

Zamanla Gaia'nın Myhtos'ta yeri ve önemi değişmiş,kozmik nitelikteki ana toprak,dinde daha belirli birer tanrıça olarak görülen,bir yandan Demeter,öte yandan Kybele gibi toprak ve bereket tanrıçalarına yer vermiştir.Gaia böyle daha kişisel ve insansal tanrıçalarla ya birleşmiş,ya da kozmik öğe olarak felsefe alanına girmiştir.
Uranos'la Gaia'nın oğlu,Titanlardan biri.Erkek kardeşleri Okeanos, Hyperion,İapetos ve Kronos'tur.Kız kardeşleri Theia, Rheia, Themis, Tethys, Mnemosyne ve Phoibe'dir.

Koios'la Phoibe evlenirler,iki kızları olur:Leto ve Asteria.Işığı simgeleyen göksel varlıkları meydana getiren Koios'la Phoibe Apollon ve Artemis'in atalarıdır.

Kybele
Tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde,Akdeniz çevresinde,kuzey ülkelerinde,Asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerle anılan ancak hep aynı öze indirgenebilen bir Ana Tanrıça ile karşılaşılır.Uzun zamandır yapılmakta olan arkeolojik çalışmalar sonucu ana tanrıça dininin kaynağının Anadolu olduğu kesinlik kazanmıştır. Hacılar ve Çatalhöyük'te yapılan çalışmalar ana tanrıça motifinin MÖ.6500-7000'lere kadar uzandığını ortaya koymaktadır.Ana tanrıça ayakta,oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.Geniş kalçalı,karınlı,iri göğüslü ve daima çıplaktır.Kalça,göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı,üremeyi,dişiliği,hayatın sürmesini ve bereketi simgeler.Ana tanrıçanın bu özellikleri Kybele'den Artemis'e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır.Heykellerin bir bölümünde doğum yaparken gösterilir.Bazen göğsünün üzerinde, kollarında bir erkek çocuğu taşır.Bu,tanrıçanın hem çocuğu,hem de sevgilisi olan Attis'tir. Ana tanrıça oturmuş ya da doğum anındaki pozisyonlarında iki yanında leoparla gösterilir. Leopar,ana tanrıçanın kutsal hayvanıdır ve onun hayvanların kraliçesi olmasını ve doğa üzerindeki sınırsız egemenliğini simgeler.

Frig yazıtlarında karşımıza Matar ya da Mother adıyla anılan bir ana tanrıça çıkar.İki kez de Kubileya adıyla anılır.Ana tanrıça motifleri arasında en bilinenidir.Kubileya,"dağların" demektir.Bu isim tanrıçanın doğaya ait olduğunu gösterir.Batı dillerine,Mehter ya da Mother (ana,anne) olarak girmiştir.Roma dünyasında Manga Mather,büyük ana anlamındadır.Buna ek olarak,Grekler ve Romalılar onu Frigce Kubileya adından ya da sıfatından dolayı Kybele (Cybele) biçiminde çağırdılar.Ancak dualarda Ana-Anne biçiminde anıldı.Hellenistik dönemde adı Kybebe'dir.Kybele'nin Prehistorik dönemlerden beri gelen ana tanrıçayla ilişkisi olduğu önerilmektedir.Bronz ve Erken Demir Çağı'nda ana tanrıça geleneğinin devam ettiği belirtilir. Ancak esas tartışma Geç Hititlerdeki Kubaba adlı tanrıçanın Friglerin tanrıçası ile aynı olup olmadığı üzerinedir.Friglerin Mother olarak adlandırdıkları ana ile özellikle Kargamış'ta Kutsanan Kubaba'nın ilişkisi henüz kesinlik kazanmış değildir.

Anadolu'da fazla tanınmamış çok sayıda Kybele anıtı vardır.Bunlar özellikle Afyon-Eskişehir civarında yeralan Açıkhava tapınaklarıdır.Burada nişin içinde,ortada ana tanrıça, iki yanında arka ayakları üzerinde duran birer aslan kabartması bulunur.Ana tanrıçaya tapınmaya gelenler,Kybele'nin simgelediği bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kybele'nin ve aslanların üreme organlarını dokunarak aşındırdıkları görülmektedir.

Ana tanrıçanın çok iyi bilinen bir efsanesi vardır.Bu efsane de hem analık niteliği hem de kültünün özellikleri anlatılmaktadır.Tanrıça,Attis (ateş) adlı erkeğe aşık olur.Attis, Kral Midas'ın kızıyla evlenmek üzereyken karşısına çıkarak çıldırtır ve kendi kendisini hadım etmesine neden olur.Akan kanda bit ve çiçekler,menekşeler biter ve Attis bir çam ağacına dönüşür.Bir başka efsaneye göre Attis,ana tanrıçanın tek başına yarattığı oğludur,büyüdükten sonra da onun sevgilisi olmuştur.Attis Efsanesinde simgelediği gibi akan kan yitirilen erkeklik gücü daha evrensel bir nitelik kazanarak bereket ve canlılığın daha geniş bir alana, yani bütün doğaya geçmesini sağlamaktadır.Kybele,şiir ve düzyazıda adından en çok söz edilen tanrıçalardan biridir.Özellikle Romalı yazarlar Kybele'den sık sık bahsetmişlerdir.
Leto
Titanlardan Koios'la Phoibe'nin kızı Leto,baştanrı Zeus'la birleşerek Apollon'la Artemis'in anası olur.Bir Anadolu tanrıçası olduğu adından,efsanesinden ve tapınağının olduğu yerlerden bellidir.
Persephone
Zeus'la Demeter'in kızı olan Persephone,kore yani genç kız olarak da anılmaktadır.Önceleri bereket ve toprağı simgelerken Hades tarafından kaçırılmasından sonra ölüler ülkesinin tanrıçası olmuştur.

a.Tarımla ilgili Atribüleri;elinde veya başında başak demeti,haşhaş ve başak,çiçek,meyve dolu sepet.

b.Müstesonlar ile ve yer altı ilgili atribüleri;meşale,yılan,içinden yılan çıkan sandık (cista mystica).Persephone devamlı giyimlidir.Başı mantoyla örtülü,palosla taçlanmış,saçları açık ve uzun olarak betimlenir.

Rheia
Korkuyordu Uranos'un mağrur
torunlarından biri
ölümsüzler arasında kral olacak diye.
Gaia ve Uranos bildirmişti ki ona
Ne kadar güçlüler güçlüsü de olsa
Kendi oğluna yenilmekti kaderi


Rheia bu duruma çok üzüldüğü için Uranos'la Gaia yardım ederler ve Girit'in Lyktos mağarasına saklanır,orada doğurur.Kronos'a da koca bir taşı beze sarıp verir.Kronos taş olduğunu anlamadan yutar.Zeus Girit mağarasında büyür ve babası Kronos'u ve onun soyundan gelen Titanları yenip üçüncü kuşak tanrılar olan Olymposluların egemenliğini başlatır.

TUFAN MİTOSU
Tufan, yani insanlığın bir felaketle yokedilmesini işleyen mitos İlkçağ'da Doğu Akdeniz çevresi uygarlıklarının mitolojilerinde önemli bir yer tutar. Ancak Yunan mitolojisinde küçük bir öykü dışında insanlığın yokedilmesi motifiyle pek karşılaşılmaz.Bu öyküye göre Zeus giderek daha isyankar ve günahkar olan insanları bir tufanla yoketmeye karar verir. Su ile gelen bu tufandan yalnızca Prometheus'un oğlu Deukalion ile karısı (yeryüzündeki ilk kadın olan Pandora'nın kızı) Pyrrha kurtulur. Geleceği gören Prometheus oğluna bu olayı haber vererek bir tekne yapmasını öğütlemiştir. Tufan 9 gün, 9 gece sürmüş ve tekne sonunda Parnassos Dağı'na çıkmıştır. Bundan sonra karı koca Zeus'tan yeni insanlar yaratmasını dilerler. Zeus da toprağın üzerindeki taşları toplayarak arkaya atmalarını söyler. Böylece Deukalion'un attığı taşlardan erkekler, Pyrrha'nın attıklarından kadınlar olmak üzere yeni bir insan soyu türedi.
PERSEUS
Herakles'in ataları arasında yeralan Argoslu bir kahraman. Babası Zeus annesi ise Akrisios kızı Danae'dir. Perseus'un büyük babası Akrisios bir kahine gidip bir erkek çocuğunun olup olamayacağını sorar. Kahin ona kızı Danae'nin bir erkek çocuğu olacağını ve bu çocuğun onu öldüreceğini söyler.Korkuya kapılan ve kehanetin gerçekleşmesinden korkan Akrisios, yeraltına bronzdan bir oda yaptırarak kızını oraya hapseder. Zeus bronz odanın tavanıdaki bir yarıktan altın damlası şeklinde içerisi sızar ve genç kızla birlikte olur. Bu birleşmeden Perseus doğar.
Perseus with Medusa's Head

Perseus, Athena tarafından Gorgolardan Medusa'yı öldürmekle görevlendirilir. Athena ve Hermes ona bu zor görevinde yardımcı olan tanrılardır. Perseus, Gorgoların (Stheno, Euryale ve Medusa) yerine gider. Onları uyurken bulur. Bu üç kızkardeş arasında yalnız Medusa ölümlüdür.Bu nedenle Perseus sadece onun başını kesip götürebileceğini anlar. Gorgolar, boyunları ejderha pullarıyla korunan, yaban domuzu gibi dişleri olan dişi canavarlardı. Bronz elleri ve altın kanatları vardı. Üstelik bakışları o kadar güçlüydü ki baktıkları her şeyi taşa çeviriyorlardı. Medusa'nın kesilen kafasından Pegasus (Kanatlı at) , Khrysaor adlı bir dev çıktı. Dönüş yolunda Andromeda'yla karşılaştı ve ona aşık oldu. Bu güzel genç kızın annesi Kassiepeia, Nereus kızlarından daha güzel olduğunu söylediği için Poseidon'u kızdırdı. Deniz tanrısı da bu bölgeye bir deniz canavarı musallat etti. Canavarı öldürmek koşuluyla kurban olarak sunulan genç kızı kurtaran Perseus, daha sonra kızla evlendi ve mutlu bir yaşam sürdü.
KENTAVROS (Kentaur)
Kentaurlar mitoslarda sık sık karşımıza çıkan at adamlardır. Teselya kralı İksion ile Hera'nın buluttan yapılmış görüntüsünden doğmuşlardır. Önden bakıldığında baş, göğüs ve kolları kimi zaman da ön bacakları insan, karınlarının arkası ve arka bacakları at biçimindedir. Yele ve kuyrukları vardır. Kentaurlar dağlarda yaşar ve çiğ et yerler. Yabanıl ve azgın yaratıklardır. Herakles ve Dionysos efsanelerinde önemli rol oynayan Kheiron'la Pholos iyi ve yararlı olan Kentavroslardır. Kentaurlar İlkçağ'dan itibaren ressam ve heykeltraşlara sık sık konu olmuşlardır. Bu eserlerin en ünlüsü heykeltraş Phidias tarafından Parthenon Tapınağı'nın metoplarına yapılan kabartmalardır. Kabartmalarda Lapithlerle, Kentaurlar arasındaki savaş anlatılmıştır
DIOSKUR'LAR
Kelime anlamı "Zeus'un delikanlıları" dır. Bu isim Leda'nın oğulları Kastor ile Polydeukes'e verilir. Leda'ya aşık olan Zeus kadına bir kuğu şeklinde yanaşmış, Leda aynı gece kocası Tyndaros'la da yatmıştır. Leda daha sonra bir yumurta yumurtlamış ve bu yumurtadan iki çift (ikiz) çocuk çıkmıştır. Çocuklardan Helena ile Polydeukes Zeus'a, Kastor'la Klytaimestra Tyndaros'a aittir. Zeus'un oğlu ile Tyndaros'un oğlu birbirinden hiç ayrılmamış, kardeşlik ve dostluğun simgesi olmuşlardır. Dioskur'lar pek çok efsanede omuz omuza çarpışan kahramanlar olarak geçer. Ancak daha önce başlarına gelen talihsiz bir oyunda öldükleri için Troya Savaşı'na katılamamışlardır. Avrupalı ressamlara sık sık konu olan bu trajik olay şöyledir; Dioskurlar, Likyalı kahraman Leukippos'un iki kızına aşık olup, kızları (Phoibe ve Hilaria) kaçırırlar. Ancak kızların nişanlıları (aynı zamanda amca oğulları) peşlerine düşerler. Çıkan kavgada Kastor ölür, ölümsüz olan Polydeukes ise kurtulur. Tanrı Zeus birbirini seven bu iki kardeşi ayırmamak için onları gökyüzüne, yıldızların arasına yerleştirir. Dioskurlar aynı zamanda ikizler burcunun temsilcisidir.
TYKHE (Fortuna)
Nike gibi Tykhe de soyut bir kavramın kişileştirilmiş biçimidir. Kader, şans, Beklenmedik başarı tanrıçasıdır. Homeros ve Hesiodos'ta görülmez.En ayrıntılı ve en güzel tasvirine MÖ.5.yy.da yaşamış olan Thebai'lı ozan Pindaros'un eserinde rastlanır.Tykhe ozan ve sanatçılara en sık konu olan ölümsüzlerden biridir. Elinde bir bereket boynuzu yada gemi dümeniyle tasvir edilir. Zaman zaman bir küre üzerinde ve kanatlı olarak da gösterilir.
NIKE (Victoria)
Eski Yunan ve Roma dünyasında, Olympos tanrıları soyundan gelmeyip de soyut kavramların kişileştirilmiş biçimi olan tanrıçalardan biridir. Nike, zafer kavramının somutlaştırılmış biçimi, zafer tanrıçasıdır. Homeros'un destanlarında rastlanmaz. Hesiodos'a göre ise Pallas'la Okeanos'un kızı Styks'ten doğmuştur. Olympos tanrıları kuşağından önce olmasına rağmen kimi efsanelerde Athena'nın oyun arkadaşı olarak geçer. Nike, resimlerde kanatlı, hızlı uçan ve göklerden süzülerek zaferi getiren bir genç kız olarak gösterilir. Nike, Athena'nın ön isimlerinden biriolarak da geçer. Heykel ve resimlerde en çok tasvir edilen ölümsüzler arasında yeralır.
EROS
İlkçağ'ın en eski metinlerinden itibaren karşımıza çıkan, evrensel birleşme ve üremeyi simgeleyen doğal güçtür. Hesiodos'a göre Eros, Khaos'tan sonra ortaya çıkan Gaia ve Tartaros'la birlikte ilk evrensel güçtür. Bazı anlatımlarda tanrı değil, ölümlü-ölümsüz arası bir varlık, yani cindir. Bir başka efsaneye göre Eros, Yoksulluk Tanrıçası Penia ile Bolluk tanrısının Poros oğludur. Bazı önemli efsanelerde de Aphrodite ile Hermes'in oğlu olarak karşımıza çıkar. Anteros (Karşılıklı aşk) adıyla anılan Eros efsaneleri, Eros'un özündeki çok yönlülüğü dile getirmek için sonradan uydurulmuş olmalıdır.
Eros İlkçağdan itibaren hem şair, hem de ressam ve heykeltraşların başlıca konularından biri olmuştur.Yunan mitolojisindeki başlangıçtaki evrensel güç ilkesinden giderek değişmiş, insanları oklarıyla kovalayan ve yaralayan, alaycı yaramaz ve hatta zaman zaman oldukça tehlikeli bir çocuk kimliğine bürünmüştür.
Tasvirlerin çoğunda Eros ya küçük, tombul, yaramaz kanatlı bir bebek ya da çok genç sırtında kanatları olan bir delikanlı olarak görülür. Delikanlı olarak gösterildiğinde ya da anlatıldığında, Eros'un tıpkı kelebek gibi kanatlı, uçan çok güzel bir genç kız olarak tasvir edilen Psykhe (ruh) adında bir sevgilisinden söz edilir. Eros ile Psykhe'nin aşkını anlatan bir masal dilden dile dolaşır.
ASKLEPIOS (Aesculapios)
Asklepios, sağlık tanrısı özelliği de olan Apollon'un oğludur. Sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yunan mitolojisinde olduğu kadar Roma tarafından da çok benimsenmiştir.
Asklepios'un oldukça ilginç bir öyküsü vardır. Apollon Teselya kralı Phlegyas'ın kızı Koronis'e aşık olur, kız Apollon'dan hamile kalır. Ancak bir süre sonra Arkadya'dan gelen bir adamla daha sevişir. Bu olayı izleyen bir kuzgun yada karga durumu Apollon'a bildirir. Çok kızan Apollon onu diri diri yanmakla cezalandırır. Koronis tam ömek üzereyken Apollon onun karnındaki çocuğu kurtarır ve büyütmesi için Kentavrıs Kherion'a verir. Kherion, doğanın içinde büyüyüp onun sırlarına ermiş bir yaratıktır. Asklepios onun yanında usta bir hekim olarak yetişir, cerrahlığın bütün sırlarını öğrenir, hatta ölüleri diriltebilicek kadar ustalaşır. Ancak Zeus doğal düzeni bozan ve kendi gücünü aşan Asklepios'dan çekinmeye başlar ve onu yıldırımlarıyla öldürür. Apollon'da bu olayı cezasız bırakmaz ve Zeus'a yıldırımı bağışlayan Kykloplar'ı öldürür. Asklepios'un cansız bedenini de gökyüzüne yıldızların arasına yerleştirir.
Asklepios'un tapınaklarına Asklepion denir. Burlar aynı zamanda İlkçağın hastaneleridir. En büyüğü ve en ünlüsü Bergama'da olanıdır. Helenistik dönemde kurulmuş olan bu büyük sağlık kompleksi Asklepios'tan başka onun kızı sağlık tanrıçası Hygieia ve onlardan çok önce Anadolu'da bulunan Telesphorus'u bir araya getirmektedir. şifalı su, kaplıca, fizik tedavi, temiz hava gibi tedavilerin yanısıra telkin eğlence ve müzik yoluyla hekimliğin ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Bu Selçuklu ve Osmanlı anlayışında da karşımıza çıkar.
Asklepios efsanesine Anadolu'da yapılan bir katkı da şudur (aynı hikaye Lokman Hekim içinde anlatılır); Zeus Asklepios'u yıldırımıyla öldürünce bu sırada hekimin yazmakta olduğu reçete oradaki bir otun üzerine düşmüş, yağan yağmurla kağıttaki yazı toprağa karışarak her derde deva sarımsak meydana gelmiştir.
Asklepios, Yunan tanrıları içinde ününü en uzun süre sürdürenlerden biridir. Ortaçağ'a kadar karşımıza çıkar.Hekimler Asklepiades adında bir lonca etrafında biraraya gelirler. Kos (İstanköy) adasında yaşayan Hippokrat'da bu geleneğe bağlıdır.
Asklepios'un yılanlarla sarılmış asası bugün de hekimliğin simgesidir.
GANYMEDES
Troya'yı kuran Tros'un oğlu. Ganymedes bir gün İda (Kaz) Dağında avlanırken Zeus ona aşık olmuş ve kartalının göndererek Olympos'a getirmiştir. Efsanenin bir diğer anlatımında ise bizzat Zeus kartal biçimine girip, oğlanı kendi pençeleriyle Olympos'a taşımıştır. Ölümlülerin en güzeli sayılan Ganymedes'in görevi Olympos'u mekan tutan tanrılara içki sunmaktır. Bu konudaki efsanelerden birinde Zeus'un Ganymedes'e cinsel bir aşk duyduğu ve onunla birlikte olduğudur.
Yunanistan'da bu Ganymedes efsanesinden dolayı erkeklerin bir delikanlıya cinsel eğilimi dinsel nitelikte bir sevap sayılırdı. Bu Yunan uygarlığında uzun bir süre varlığını korumuştur. Yunanistan'da bu eğilimin giderek yaygınlık kazanması üzerine kadınlar ginese/gynekaion denilen bir çeşit harem dairesine kapatılıyordu. Sokrates'e atfedilen "Sokratvari sevgi" teriminde bu eğilimin izleri bulunur. Platon'a atfedilen "Platonik aşk" sözü bizim bugün kullandığımız anlamından oldukça farklıdır. Platon, özellikle Phaidros adlı eserinde öğrencisine duyduğu ilgiyi mazur göstermek için Ganymedes efsanesini sürekli hatırlatır.
ADONİS
Kıbrıs'ın ilk kralı Kinyras ya da Suriye kralı Theias'ın oğludur. Köken ve kaynak olarak güney Akdeniz ve Anadolu efsanelerine bağlıdır. Özellikle Sümer ve Hitit kaynaklarından gelmektedir (Sümer'deki Dumizzi/Temmuz-İnanna/İştar ve Hitit bereket tanrısı Telepinu, Kybele-Attis efsaneleri). Tanrıça Aphrodite'nin lanetine uğrayan kralın kızı Myrrha ya da Smyrna babasına aşık olarak onunla birlikte olmuştur.Bunun farkına varan kral, bu günahı temizlemek için kızını öldürmeye kalkmış, ancak tanrılar araya girerek Myrrha'yı kurtarmak için onu bir mersin ağacına dönüştürmüştür. 10 ay sonra bu ağacın kabuğundan çok güzel bir bebek olan Adonis çıkmıştır. Çocuğa aşık olan Aphrodite onu gözlerden uzak tutmak için Persephone'a emanet etmiş ancak Persephone'da Aronis'e aşık olarak onu geriye vermemiştir. Bunun üzerine araya giren Zeus, Adonis'in yılın dört ayını Persephone, dört ayını Aphrodit, geriye kalan zamanı da gönlünce geçirmesine karar vermiştir. Adonis'de kalan zamanını Aprodite'Ye ayırmıştır. Kıskançılğa kapılan Ares ya da Artemis, Adonis'in üstüne bir yaban domuzu salmış ve domuzun boynuzuyla yaralanan Adonis bir süre sonra ölmüştür. Kanından baharçiçekleri bitmiştir. Adonis'in yardımına koşan Aphrodite'den, ayağına batan diken nedeniyle akan kan tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyamıştır. Kışın yeraltında yaşayan baharla birlikte yeryüzüne çıkan Adonis, toprağın ve bitkilerin yeniden canlanışını simgeler.Adonistörenleri yazın en sıcak zamanında yapılır. Ölü Adonis'i temsil eden küçük bir tahta heykel etrafına kadınlar saksılar içinde solmuş çiçekler dizerler ve ağıt yakarlar.
ORPHEUS
Orpheus mitolojideki ünlü Trakyalı ozandır. Esin perilerinden biri olan Kalliope ya da bazılarına göre Apollon'un oğludur. Sanat yeteneği bu sayede meydana gelmiştir. Lirini çalmaya başlayınca azgın akan sular durur, ormandaki en yabani yaratıklar bile evcilleşirdi. Orpheus zamanını ormanda, Musalarla birlikte geçirirdi. Orpheus Musalardan Eurydike'ye aşık olmuş, onunla evlenmiştir. Eurydike bir gün ormanda gezinirken ayağını bir yılan sokmuş ve ölmüştür. Orpheus bunun üzerine lirini alarak karısının ardından Hades'e yani ölüler ülksine gitmiştir. Orpheus'un yeraltında kaldığı süre içinde cehennemde tüm işkenceler durmuş, güzel müziği ona yeraltının tüm kapılarını açmış, Tanrı Hades bile duygulanarak gözyaşlarını tutamamıştır. Hades, Orpheus'a karısını da alarak yeryüzüne dönmesi için izin vermiş ancak dönüp ardına bakmaması gibi bir şart koşmuştur. Orheus çıkış yolunda dayanamaz ve dönüp arkasına bakar. Ama karısı birden görünmez olarak Hades'e geri döner ve Orpheus'a ölüler ülkesinin kapıları bir daha açılmaz. Bu duruma tanrılar ve Trakyalı Karlar çok sinirlenerek Orpheus'un kafasını kesip bir ırmağa atarlar. Kesik baş ırmaktan denize karışarak bütün Ege'yi dolaşır. Orphik, Orpheism yada Orpheus Tarikatı, Orpheus'a bağlanır. Bu tarikat yada dinsel hareket Trakya'da doğmuş oradan MÖ 6.yy.'da Yunanistan ve İtalya'ya geçmiştir. Orpheus müzisyen olmasının yanısıra kahinve büyücüydü. Tarikatte, Orpheus'un efsanesi müziği ve şiirleri kutsal sayılmıştır. Orfik inanca göre insan iyilikle kötülüğün karışımı olan bir varlıktır. Ruh öldükten sonra başka bedene geçer.Ruh ancak dinsel tapınış ve inzivaya çekilmekle arındırılabilir. Orfik inanca göre tanrı olarak kabul edilen bir hayvanın yenmesiyle o eti yiyenler tanrılaşır. Çok eski dinlerde buna benzer inanışlara rastlanmaktadır. Günümüzde de kimi Hıristiyan mezheplerinde bu inanışın izlerine rastlanmaktadır. Orfizm klasik ilkçağda Anadolu'da pek fazla tutunamamıştır. Çünkü Anadolu düşüncesi tamamen bilimsel eğilimdedir. Bu inanç sistemi daha çok Yunanistan'da tutunmuş Dionysos mistisizmi ile birleşerek derin bir kök salmıştır.
HEKATE
Artemis'e benzeyen ama kendine özgü efsaneleri bulunmayan bir tanrıça.Titanlar kuşağından gelmedir.Bu sebeple Olymposlu tanrılardan değildir. Hekate iyiliği bütün insanlar üzerine yayar. Gerek savaşta gerekse spor oyunlarında başarı ihsan eder. Balıkçılara bol balık verir, istediği kişinin davar ve sığırlarını çoğaltır. Özellikle gençliğin feyizlendirici tanrıçası olarak Apollon ve Artemis kadar kendisine başvurulan bir tanrıçadır. Zamanla Hekate'nin özellikleri değişmiş, sihir ve büyüye hükmeden bir tanrıça olarak görülmeye başlamıştır. Karanlıklar alemiyle ilişkilendirilmiştir. İki elinde birer meşale taşırken ya da kurt, köpek veya kısrak şeklinde görülür. Sihirbazlığın icadı ona atfedildi. Kolkhisli Aietes ve Medeia gibi en ünlü büyücüler sınıfına soktu. Nitekim; daha geç tarihli bazı hikayeler Kirke*'yi onun kızı yaparlar. Oysa Kirke Medeia'nın annesi veya halasıdır.
Hekate, büyücü olarak enbirinci büyü yerleri olan yol kavşaklarına hükmeder. Buralara Hekateyi üç gövdeli veya üç başlı olarak gösteren heykelleri dikilmiştir.
*Kirke, Odysseia'da ve Argonatlar efsanesinde adı geçen büyücü kadın.Güneş (Helios) ile Okeanos'un kızı Perseis'in çoçuklarıdır.Bazı yazarlar annesinin Hekate olduğunu da yazarlar. Mitos yazarları tarafından farklı yerlerde gösterilen Aia adasında otururdu. Odysseus'un denizci arkadaşlarını kendi karakterlerindeki gizli eğilimlere göre farklı farklı hayvarlara (domuz, aslan, köpek, tilki vs. dönüştürmüştür. Odysseus, ormanda arkadaşlarını bu durumdan nasıl kurtaracağını düşünürken Hermes'le karşılaştı.Hermes, Kirke'nin büyüsünden etkilenmemesi için yediği ya da içtiği yiyeceklere moly denen bitkiden katmasını söyledi.Böylece büyüden etkilenmeyen Odysseus, Kirke'yi öldürmekle tehdit etti.Kirke ona arkadaşlarını eski haline getireceğine Styks üzerine yemin etti. Bundan sonra ikisi arasında bir aşk başladı. Yazarlara göre farklı sayılarda çocukları oldu.

ARES (Mars)
Zeus ile Hera'nın oğludur.Bir başka adı Enyalios'tur. Kanlı ve acımasız savaşların tanrısıdır. Tanrılar tarafından hiç sevilmez, insanlar ise Ares'ten çok korkarlar.Savaş tanrısı Ares, Yunanistan'dan çok Mars adıyla İtalya'da saygı görmüştür.
Ares, Homeros'un İlyada'sında kaba kuvvetin simgesidir. Azgın, çılgın, uğursuz olarak nitelendirilen Ares destanlarda insanların başbelası olumsuz bir varlıktır. Hera ve Zeus oğullarına yüz vermez, ondan hoşlanmazlar.
Ares tanrıça Aphrodite'nin sevgilisidir.Bu beraberliklerinden Phobos (bozgun), Deimos (korku) ve Harmonia (uyum) doğmuştur. Phobos ve Deimos devamlı babalarına eşlik etmiştir. Çoğu kere Enyo* ve Eris de Ares'e eşlik etmiştir.
Ares'in en büyük çekişmesi kardeşi Athena'yladır. Destanlarda Ares, körü körüne kanlı savaşların temsilcisi olarak, aklın yönettiği savaşı simgeleyen Athena'yla çatışır. Bu çekişme her zaman Athena'nın lehine sonuçlanır.
Ares'in adına pek çok efsanede rastlanır.Odysseia'da karısı Aphrodite'nin Ares'le birlikte olduğunu öğrenen Hephaistos ağdan bir tuzak hazırlayarak onları yakalar. Ares hiç bir şiddet göstermeden oradan ayrılır ve memleketi olan Trakya'ya döner. Ares'in kızları olan Amazonlar'da buradan yayılmışlardır.
Atina'da adam öldürenler ve dini suç işleyenler Aeropagos yani Ares Tepesi olarak isimlendirilen bir tepede yargılanırdı.
*Enyo; Kaynakların büyük bölümünde Ares'in kızı olarak geçen savaş tanrıçası.Homeros. Enyo'yu iller yıkan bir tanrıça olarak tanımlar.Eris;Kavga tanrıçasıdır.Gece tanrıçası Nyks'in kızıdır.Üç güzeller yarışmasında çok önemli bir rol oynar.Tanrılar arasında hiç sevilmeyen ve sürekli tatsızlık çıkardığı için şölenlere davet edilmeyen Eris yine böyle bir törene, Peleus'la Thetis'in düğününe davet edilmez.Bunun üzerine, üzerinde en güzele yazılı altın bir elma gönderir.Bu olay giderek büyür ve Troya savaşına yol açar.
 
Üst