Yargısız İnfaz

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Yargısız İnfaz

Zihnimi fark edip izlemeye başladığım zaman hayretler içinde kalmıştım. Sayamadığım kadar düşünce durmadan akıyordu. Beş sene önceki bir olay hala zihnimde dönüyor, olayı hala kritik ediyordum inatla. Alakasız, direkt iletişimde olmadığım insanlar hakkında düşünceler; gelecek hakkında düşünceler, olaylar, eşyalar, mekânlar, sürüp gidiyor. Bunlardan çok azı şimdi, şu an da işime yarıyordu. Düşünsenize uyandığınız anda başlıyor zihin uyuyana kadar uzun bir süre hiç durmadan devam ediyor. Kocaman bir gürültü ve karmaşa; aynı zamanda kontrolsüz. Bu gürültünün büyük çoğunluğu kendini ve başkalarını yargılamaktan ibarettir. Şimdiki durumumla, yaşantımla ilgili bir ilgi, alaka, çözüm, geçerlilik teşkil etmiyordu. Yani neredeyse yüzde doksan beşi gereksizdir. Evet, hayretler içinde kalmıştım. İnsanı hasta yapan, yaşlandıran en önemli, en güçlü unsur olduğunu fark ettim yargılamanın...

Başkalarının düşünceleri ve davranışları bize uymadığı için mahkûm ediyoruz. Mahkûm etmeye şiddetli şekilde ihtiyaç duyuyoruz. Yargısız infaz en katısından. Kocaman bir yargı, eleştiri, sınırlama tokmağını indiriyoruz kafalarına, kafalarına. Çünkü bu kendimizi saklamanın en kolay yoludur. Aslında başkasına indirdiğin her tokmak kendi kafanı deler. Yargıladığın, kabul etmediğin düşünce ve davranış şekli itiraf etmekten korktuğun kendinsindir. İfade etmekten korktuğun kendin; toplum bilincine aykırı, başkalarına göre belki sapıkça adlandırılmış düşüncelerin; içindeki eksikliklerin; endişelerin; karabasanların bir başkası tarafından ifade edilip, ortaya çıkarılınca saldırırsın; yani yargılarsın. Bu durumda kendini eleştirip, kendine kızıp, kendini yargılıyorsundur. Yargısız infaz yargının en katı şeklidir kısaca. Eh bunu da yaşamımızın her anında yaptığımız aşikâr.

Bütün bu yargılama sürecinin varlığı kendini sevmemekten, kendini olduğun gibi kabul etmemekten, içinden geldiği gibi olmak için kendine izin vermemekten doğuyor. Kendini sevip, kendini olduğun gibi kabul edip, özgürce olmaya izin verip, kendini yargılamadığın zaman başkaları içinde aynı şeyi yapmış olursun. Özgürleşmiş ve özgürleştirmiş olursun. Çok basit gibi görünen gücü büyük olan koşulsuz sevgi bu, en derininden.

Bunların büyük bir kısmının farkındaydım yaşamım boyunca. Zihnimi izlemeye başladığımda yaşamımda var olmuş herkesin aslında ben olduğumu, benim içimdeki bir oluşu, duyguyu, sevmeyi, sevilmeyi; sevmediğim ve korktuğum taraflarımı, eksikliklerimi bana yansıtmak için karşıma çıktığını hissederek fark etmek; bunun ötesinde kabul etmek bir hayli beni zorladı. Bunları bilmek, anlamak çok kolaydır. Zorlayıcı olanı kabul edip uygulamak da... Tamamen kaçtığımız şey bu, daha doğrusu korktuğumuz şey diyeyim.

Yalnız bir şeyi belirteyim: yargılamakla olanı ifade etmek arasında fark var. Bir başkasının düşünceleri, yaşam durumu, davranışı bize uymayabilir. Bu durumda sadece farklıdır. Bu farklılık bizi rahatsız ediyorsa, öfkelendiriyorsa, kabul edilemiyorsa, sıfatlar yakıştırıyorsak, yargıyı yaratmış oluyoruz. İşte bu durumda içimize dönüp bize hangi veçhemizi yansıttığını bulup, kabul edersek rahatsızlığımız biter; özgürleşiriz; hafifleriz.

Zihni izlemeye başladığında, bütün bu kaostan kurtardığında, yaşamı tadıyorsun. Dinlemeyi öğreniyorsun. Hazzı tadıyorsun. Sevinci, sevgiyi hissediyorsun. Var oluşla bütünleşiyorsun. Kendinle, insanlarla, dünyayla Bir’liği deneyimlemeye başlıyorsun. Hepimize kolay gelsin…

alıntıdır..
 
Üst