TASAVVUF YOLUNDA 100 ADIM

crowley

Kayıtlı Üye
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
223
Tepkime puanı
20
Yaş
38
İş
kulluk
KURB ~ 86
Kurb, yakınlık.
"Salik Müridlerin Arzusu ve Arif Seyyahların İncisi"ndeki yüce ve eşsiz kasîdesinde, şair 'Yakınlık Makam'nı tanımlarken şöyle diyor:
"Sevgiliye münacaat bizi güzelliğe, parlaklığa, hamde ve zevke bürüdü. Yakınlaşırken bütün kısıtlamaları bir kenara attık ve övmeyi sevdiğimiz Bir'i açığa vurduk. Sevgili bize Sevgili'den başka herkesi gözden kaybeden bir aşk yudumu içirdi. Mahlûkatı saf toz parçaları olarak gördük;nurların apaçık ışıldadığını gördük. Nur veren bir şarapta silinip yok olduktan sonra mahlûkata geri döndük. Allah'tan bir ihsan olarak bize ebedîlik verildi ve sabırla Sevdiğimizi örttük. Kaç kez bir salikin üzerine eğildik de, deryaya dalanların makamına yükseldi."
Burada Şeyh ibn'ül Habib, kurbet (yakınlık) makamının mahremiyetine girenlere mahsus armağanları açıklıyor. Bu, "iki yay uzaklığı" denilen makamdır. Arifler bu tabiri bir yakınlık, yüzyüze buluşma, Tevhid'in gizli merkezi gibi manalara işaret sayarlar. Bu makamdan biri, eskiden nasıl dışta etkin idiyse şimdi de içte öyle etkindir. Daha önce Allah aşıklarını arayarak dolaştı, şimdi batınen Sevgili'ye dönmeyi umarak dolaşmaktadır. Kaside devam ediyor:
"Bir şeyle gizlice meşgul olduk ve o da gizliydi, ve sevmeyi seçtiğimiz bize geldi."

TERAKKİ ~ 87
Terakki, yükselmedir. Telakki, almadır.
İlki Şeyh'ül Ekber tarafından "haller, makamlar ve marifetlerde ilerleme" olarak, ikincisi de "sana Allah'tan geleni alman" olarak tanımlanıyor.
Arif yolculuğu bırakmaz; ancak şimdi yolculuk Allah'ta Allah tarafındandır, [istemeye ve Sevgili'nin armağanlarına göre] bilinçle, ve zevkle, ve vecdle, ve keşfle, ve açılma üzerine açılmayla.
Arif, bu makamlarda, en sonunda, hiç ummadığı, hiç beklemediği bir zevkle karşılaşır. Bu, Allah'ın bir armağanıdır. Oysa arif, onun varlığından haberdar bile değildi. Çünkü onu belirtmeye ve tasvir etmeye yetecek hiçbir şey yoktur. Onun ne olduğunu bilenler bilir ve onun tadını tadanlar bilir. Sürekli bir keşiftir o. Sürekli yenilenmedir. Cemal'in her dem taptaze olan şehadeti, Celal'in her dem taptaze olan haşyetidir. Böylece, bir zaman gelir ki, arif insanın, günahkar, dar ve zalimken tasavvur ettiği gibi olmadığını anlar, insan engin ve sınırsız bir hale muktedirdir. Bu arifte, Ademoğullarına müjde ve uyarıyı yaymak ve insanları öz - bilgisi'ne, şehadete ve hayrete davet etmek için yeni bir arzu ve özlem doğurur.

TEMKÎN ~ 89
Temkin: sebat, kararlılık.
Şeyh'ül Ekber Temkîn'i şöyle tanımlıyor: "Bize göre, Telvîn'de sebatkar olmaktır. Temkin, vuslat ehlinin makamıdır, denmiştir." Arif bir kez makamına yerleşip, bu makamda derinleşip, kaynaktan kana kana içip şükrünü, senasını artırarak, temaşa ve şehadetle, Bağışlayıcı'nın sayısız bağışlarıyla marifetini zenginleştirdikçe, beşerî nitelikleri yavaş yavaş silinen ve sülûkunun ışıltısında eriyip giden, Allah'ta zengin bu engin ve dehşetli varlık Rabb'in bağışlarına mazhar olduğu bu makamda "sabit kadem" olur. Bu, daima almaya hazır bulunma ve bağışları, nimetleri sonsuz - sınırsız olan bir Rabb'in ihsanlarını kabulde "sabit kadem" olma, demektir. Bu, -bela ya da nimet- her geleni aslında bir bilenlerin ulaştıkları kesinliktir. Temkin ehli için bu hayat ancak bir saat sürer ve engin zaman - içi, her an, zaman - ötesi'nin içinde eriyip gider.
Temkin ehlinin temkinini tadın, bu sizi Allah'a yolculuğunuzda hızlandıracaktır.
Allah sizi bu soylu makama ve onun görkemli bağışlarına ulaştırsın. -
Allahu Ekber.

TELVÎN ~ 90
Telvîn: değişim.
Şeyh'ül Ekber bunu şöyle tanımlıyor: "Kulun ahvalindeki ilerleme. Çoğuna göre, azalmanın makamıdır. Bize göre makamların en mükemmelidir. Onda kulun hali, Allah teala'nın sözünün belirttiği haldir: "Hergün bir işle meşguldür." Şeyh eş - Şusterî, "Aşktaki amacım değişme üzere olmaktır." demiştir. Değişme Allah'ın mevcudattaki sırrıdır, büyük Berzah'ın makamıdır. Tam teslimiyettir. Zahiren es-Salat ve batınen el-Üns makamıdır. Zahiren namaz, batınen mahremiyettir. Yaratılışa baktığında yaratılışın sırlarından başka bir şey görmemendir. Kudret makamında katıksız acz durumudur. Bu, "O ağaçta bir yaprak olaydım," diyen Ayşe'nin makamıdır. Bunun tam hakikati, temkinde telvin ve telvînde temkin üzre olmaktır. Bu ikisi bir haldir. Rumî'nin, "çok hızlı döndüğü için, bakana duruyormuş gibi görünen topaç" dediğidir. Bunu başardığınızda beşerin ulaşabileceği sınırlara ulaşmış olursunuz; artık seçkinlerin seçilmişlerinin seçilmişleri arasındasınızdır. Bu ihtişama vasıl olanlar bir cemaattir; kimisi bilinir, kimisi ise gizlenmiştir.

NUKEBA ~ 92
Nukeba, Reisler.
Şeyh'ül Ekber: "Nefislerden gizli şeyleri çıkaranlardır. Üç-yüz kişidirler," diyor.
Onlar, cahil insanları insana dönüştüren, kişileri karanlıktan çıkarıp Allah'ın kendileriyle ya da kendilerinden değil, O'ndan gelen bir nur olan bağışına götüren insanlardır. Onlar kızıl kükürt (simyacı altını) ehlidir. Bazıları sanatlarıyla kalpleri dönüştürürler, bazıları baz metali altına çevirirler, bazıları ikisini de yaparlar. Aralarmda birbirlerini tanıma ve susma vardır. Allah'ın bilen kulları arasında yarattığı farklılıklarda edeb, hayranlık ve haz sözkonusudur. Hiçbir şey ve hiç kimse onları edeb makamından ayıramayacaktır. Biribirleri arasındaki edeb meşhurdur. Öylesine zarif bilişirler ki çoğunlukla dikkati çekmezler bile... Bazıları çöllerde yoksulluk ve ihtiyaç içinde gizlidir. Diğerleri bütün dünya görsün diye insanların önüne çıkarılmışlardır. Ancak o Allah'ın göriimünde, onlann işareti olan büyük deniz - arslanı'nın okyanusla kara arasında sahilde uzandığı gibi uzanır.
Hepsi aynı zikri paylaşır: "Hu!", " Hu!" , " Hu!"

NUCEBA ~ 93
Nuceba, soylular.
Nukeba'dan kırkı Nuceba'dır. Onlar hakkında Şeyh'ül Ekber şunu belirtiyor: "Kırk kişidirler. Mevcudat'ın külfetini taşımakla meşguldürler ve yalnızca bir diğerinin hakkı için hareket ederler."
Bunda Rabbin yarattıklarına şefkatini görün. Peygamberimiz, ariflerin başı, salat ve selam ona olsun, "Her zaman ümmetimden "İbrahim tabiatı"nda kırk kişi olacaktır," demiştir. Bu suretle Nukeba'nın iç çekirdeği başkalarına ilgi ve tevazu içinde hizmetle bellidir. Onlar fukaranın hizmetkarıdır. Onlar, Rasûl'ün miskinlere, mahrumlara ve dertlilere derin bir muhabbet besleme sünnetini izlerler. Kendilerini tanııtan işaretleri, niyaza bütün diğer ibadetlerden daha çok güvenmeleridir ve bu onların sünnetleri. zikirleri ve tefekkürleridir. Onunla yaşar, onunla yardım ederler. Bazısı bir ayette yaşar, bazısı bir surede, bazısı Kur'an'da yüzer. Bazısı bir başına Fatiha'nın esrarında yaşar.

EBDAL ~ 94
Ebdal. Vekiller.
Şeyh'ül Ekber şöyle diyor: "Onlar yedi kişidir. Kim bir yerden bir yere bedenini kalıbında bırakarak, kimsenin onun gittiğini anlayamayacağı bir şekilde yolculuk ederse, o kişi Ebdal'den başkası değildir, İbrahim'in, selam ona olsun, kalbi üzre biçimlenmiştir." Onların yüksek makamını belirterek Şeyh ibn'ül Habib diyor ki:
"Kendini Allah'a adayan Ebdal'in Yol'u açlıktır, uykusuzluktur, sessizliktir, yalnızlıktır ve zikirdir." Bu, bütün büyük evliya tarafından teyid edilen bir sözdür.
Salihûn arasında sonradan olan mucizeler hakkında halk arasında nasıl durmaksızın konuşulursa, Ebdal'in ve onun ötesindekilerin bilinmesi ve saptanması da sadıkûn tarafından öyle konuşulur ve yadsınır. Ama hiç kuşku yoktur. Onlar vardır. Burada ve oradadır. Kalp bedene göre neyse, onlar da kozmosa göre öyledirler. Eğer zail olursa, beden de zail olur, çünkü onun hayatı ve anlamı odur. Onlardan bir haber yok değildir. Vardır, Ama Hakikat'lidendir, Hakikatli'nindir, Hakikatin dilindendir, cahilden, dedikoducunun dilinden değil. Ehdal; onlar bile manevî imkanlarının sınırlarını göstermezler.

EVTAD ~ 95
Evtad. Dört direk.
Onlar yedi Ebdal'dan seçilen dört direk ya da mertebedir. Haklarmda Şeyh'ül Ekber şunu söylüyor:
"Makamları dört Evtad'ın makamma uyan dört insanı gösterir. Eğer dünyada doğu, batı, kuzey ve güney varsa, her birinin bu yönlerde bir makamı vardır."
Bu, tasavvufî hikmetin çekirdek merkezidir. Dört kişidirler ve biri öldüğünde bir başkası onun yerini alır. Bilinirler. Teyid ediyorum ki, yalnızca dünyanın dört köşesinin destekleri değil, ama Görünmez'de Kabe'nin, Allah'ın Evi'-nin de desteğidirler. Çünkü Ev (Beyt) zahirde Allah'ın Evi'dir, ama batında Allah'ın Evi inananların (müminlerin) kalbi, ya da kalpleridir. Allahü a'lem.

İMAMLAR ~ 96
İmamlar.
Şeyh'ül Ekber diyor ki; "İki kişidirler (iki Efraddırlar), Biri Gavs'in sağındadır ve yetkisi Melekût'tadır. Diğeri soldadır ve yetkisi Mülk'tedir. Arkadaşından yüksektedir. Gavs'in halefidir."
Nesnelerin görünen yanlarındaki mükemmelliği gördüğünüz gibi gizli yanlarındaki biçimlenmenin mükemmelliğini de görün. "Allah'ın yaratışında bir noksan bulamayacaksınız." Burada, manevî gerçekliklerin iki hakiminden herbiri bir başka yönden hüküm sürer. Bu suretle birinin bir görevi vardır, diğerinin de bir başka görevi...
İdrak teyiddir ve idraksizlik onlann aleyhine kanıt değildir.
Eğer, O'nun, güzelliğiyle zahiri biçimlendirdiği biçimlenmeyi idrak edememişseniz, onu batında hiç anlayamayacaksınız demektir. Hiç fark yoktur. Her dünya birbirine zıttır, insan alemi iki dünya arasında uzanır, böylece bir boyutu görünür ve çözümlemeye elverişlidir ama diğeri gizlidir ve yalnızca bu Yol'u bilenlerin ilmiyle bilinebilir. Ve Allah ' tek Bilici'dir.

KUTUB ~ 97
Kutub, eksen.
Ve bu ikisinden bir çıkar. O 'kutub'tur. Şeyh'ül Ekber şöyle diyor: "Bu Gavs'tır. Allah'ın her çağda dünyaya dikkatle baktığı yer olan kişiyi gösterir, İsrafil'in, selam ona olsun, kalbine göre biçimlendirilmiştir.
Aşıklar Sultanı beyan etti:
"Bu yüzden gökler benim üzerimde döner, öyleyse, kendisi merkez olduğu halde onları kuşatan Kutbu bir düşün!.." Dünya onun etrafında döner ve yıldızlar evreni anlam ve yerini onun dinginlik ve aşkının yüce merkezîliğinden alır. Onunla yalnız Allah'ın yüceliği zahirdir. Dili yalnızca Allah'ın hikmetinden ve Allah'ın kudretinden konuşur. Her an Allah'ı ulular.
Beyan etti: "Mührün ve Kutublar'ın O'nun Nuruna nispeti, damlanın nur ve hayatiyet okyanuslarma nisbeti gibidir." Burada, zamanının Kutbu Şeyh ibn'ül Habib bu yüce ariflerle Rasul Muhammed'in nuru arasındaki ilişkiye işaret ediyor. Ayrıca, Meşişiyye'deki beyanatı da teyid ediyor:
"Ey Allah'ım, o Senin herşeyi kuşatan Sırrındır; Seninle, Sana yönelten ve Senin önünde duran en kalın perdendir.

Bu yazı www.sufi.20m.com adlı internet adresinden alınarak düzenlenmiştir.

alıntıdır
 
Üst