TASAVVUF YOLUNDA 100 ADIM

crowley

Kayıtlı Üye
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
223
Tepkime puanı
22
Yaş
38
İş
kulluk
SIFAT ~ 64
Sıfat, Allah'ın nitelikleri olarak, sıfatlar. Arayıcı, anlamak için sonsuz sayıdaki eyleme baktığında bütün olup bitenlerin, aynı kabiliyet ve kapasite niteliklerinden doğduğunu görebilir. Asıl nitelikler yedi tanedir: konuşma, duyma, görme, bilgi, irade, kudret, hayat. Bunlar insan denilen yaratığın asıl nitelikleridir ve kendisiyle varoluşun sırrına nüfuz etmeye çalıştığımız idrakimizin dönüştürücü sürecinde, bütün niteliklerimizi, bütün doğuştan ve açık niteliklerimizi kaynaklarına, Bir'liğe çeviririz. Bu suretle, görme Gören'e(el-Semi'), söz Konuşan'a(el-Kelim), bilgi Bilen'e(el-Alim), irade İsteyen'e(el-Mürid), kudret Güçlü'ye(el-Kadir), hayat Yaşayan'a(el-Hayy) aittir.
Arayıcı, her eylemin bir sıfatın tezahürü olduğunu, onlardan neşet ettiğini, onlardan doğduğunu; bu eylemlerin ortaya çıkmakla sıfatlara delalet ettiklerini bilincine iyice yerleştirmelidir. Bilici kendini gösterdiğinde yalnız bilmede gözükür; bu yüzden arayıcı, varlığın görünen yüzünden onda gizli olana, eylemden sıfata yönelir. Tevhid Allah'ın Bir olduğunu teyid eder, bu yüzden arayıcı, derin bir kavrayış bilinciyle Allah'ın eylemlerinde ve sıfatlarında Bir olduğunu kavramalıdır. Şimdi incelediğim ve anlamak için hazırladığım yakında açık bir görüşle görecektir.
Şeyh ibn'ül Habib, Divan'ında söylüyor:
"İsimlere yükseleceksin ve nurlarından içeceksin... Böylece senden sıfatların perdesi kalkacak."

İSM-İ A'ZAM ~ 67
İsm-i A'zam, ulu ad.
Bu, Darqawî Yolu'nun talimiyle uyumlu olarak belirlenmiş bir biçimde tekrarlanan "ALLAH"tır. Ad uzatılır, ilk makamda, dinginlikte, Ad'ın harfleri kalpte canlandırılıp düşünmeye ara verilir. Bütün bunlar yetkili (icazetli) olan kişinin "izn"iyle olur.
Ad, arayıcıyı Adlandırılan'a götürür. Adın zikredilmesi yalnız yapılır, ama bunun daha ileri noktası yalnızlıktır (tefrid), ya mağara yalnızlığı ya da halvet.İlk makamlarda müride yol gösteren Şeyh'tir; ama mürid belirli bir noktaya ulaştıktan sonra, artık yoluna tek başına devam etmesi gerekir. Bu noktadan sonra şeyh müridi adım adım izler ; yolun sonuna varana kadar... Yolun sonu da mahlûkatın Rabb'ine dolaysız şehadettir. İlmü'l - Ledunnî: yüz-yüzelik bilgisi...
Bu, Öz'ün Adıdır ve Adların en büyüğüdür. Eğer A-L-L-A-H'tan, yani elif lam lam he'den ilk elifi çıkarırsanız geriye "lillah" kalır. Lam'ı çıkanrsanız geriye "lehü" kalır. Eğer ikinci lam'ı çıkanrsanız, bu defa da Öz'ün Adı olan, Hüve olan "Hû" kalır. Her aşamada Allah'ı bulursunuz.
Şeyh Habib el-Alevî, Divan'ında şunu öğütlüyor:
"İsm-i A'zam'ın zikrini yapın ve kozmosu geçin, ganimeti kazanacaksınız. Zaman - dışı'lığın denizine dalın. Bu Allah'ın denizidir."

HALVET ~ 69
Halvet, tenhaya çekilme.
Halvet, tenhaya çekilme, İsm-i A'zam'ın zikrini yoğunlaştırarak Cemal'in seyrine vasıl olabilmek için dünyadan çekilmektir. Kılavuzu Şeyhtir. Şeyh Abdülkadir Geylanî'nin sözlerine harfi harfine uyulması gereken makam budur. Cahil insanlar, bunu, şeyhin müridi üzerinde sahte bir toplumsal denetim sağladığı biçimde aktarıyorlar ki bu böyle değildir. Şunu, bu makam bağlamında söyler:
"Şeyhinizle, yıkayıcısının elinde ceset nasılsa öyle olun."
Daha önceki bütün edebler, doğru oturma, teşekkür etme edebleri, halvette arayıcıya yardımcı olacaktır. Ama hiçbir şey Rabb'in büyük bir umutla umulması, sizin kötü niteliklerinizi, kendi arı nitelikleriyle ve sizin karanlığınızı (zulmet) kendi aydınlığıyla (nur) örtenin kudret ve ihtîşamına olan derin güven kadar faydalı olmaz.
Kutb, Şeyh Ebu'l Abbas el-Mürsî "Şeyh'e ulaşmak zordur, Allah'a ulaşmak kolaydır," demiştir. Bu halvetin sırrı ve başarının kapısıdır, şeyh'e bağlanın ve olan herşeyi içtenlik ve titizlikle ona söyleyin. Onun emir ve uyarılarının kılavuzluğunu son kelimesine kadar benimseyin. Halvet, tenha yer ya da açık yer anlamında bir kelimeden gelir. Gerçekte arif için açık yerin açık yeridir.

TECELLÎ ~ 72
Tecelli, görünmeler. Allah'ın kuluna pencereleri açması. Aydınlanmalar.
Tecelliyat - bazan keşf de denir - perdelerin kalkması, arife, Melekût'ta ilerlerken ve Ceberrût'un ışıkları üzerine vurduğunda gelir. Şeyh'ül Ekber'in işaret ettiği gibi, gerçekte Ceberrût en yüksek alem değildir, orta alemdir, berzah ya da nurlar arasındaki yani gizli olan şekiller alemiyle dış göze görünen şekiller alemi arasındadır. Bir uyku olan gündelik hayatta gizli olana geçitimiz olmadığından, arayıcı Allah'tan başka (gibi) görünen herşeye [masiva] sırt çevirmelidir. Ama bu, iki dünyada bütün varoluşu ve onunla Allah'ı görebilmek içindir, iç tasarım dıştakine egemen olduğunda, görünmeyen dünya görünenden yönetimi ele alır. Yapılacak iş, içi ve dışı mana bakımından bir sıraya koymaktır. Eğer kişi bunu yapmazsa batıncı olur ve böylece dışı yadsıyıp Allah'ı sınırlamaya kalkışır. Kılavuzluk olmazsa, aydınlanmayı izleyen aşamanın imkansız değilse bile çok güç olmasının nedeni budur. Şamlı Şeyh el-Haşimî, "Allah'ta yok olmanın (fena bulmanın) Şeyhin elindekinden başka yolu yoktur ve istisnalar kaideyi iptal etmez." demiştir, ikisi kaynaştırılıp eşitlendiğinde, birbirinin zıddı olmaktan çıkarlar... Böylece, artık birbirine egemen olmayı bıraktıkları için, fena bulurlar. Bu aşamada, sıfatların nurları açıkça zuhur eder. îdrak'in şafağı sökünce, nur - öz'ün büyük nuru - doğar.Öz'ün tecellisi. Sevgili'nin Cemal'i...

MÜŞAHADE ~ 78
Müşahade- tanıklık.
Şeyh el-Fevterî, "Gözetleme'nin (murakabe) sırrı tanıklıktır (müşahade)" demiştir.
Şeyh İbn'ül Habib, Divan'ında söylüyor:
"Er - Rahman yalnız Arş, Kürsî, Levh-i mahfuz, ya da Sîdret'ül - Münteha gibi tecellilerde görünür."
Ayrıca diyor ki:
"Hakikat bir melek ya da bir fani insan tarafından ancak tecelli içinde görünür.
İlk tecelli Ahmed'in Nurudur, en güzel övgüler ebediyyen O'nun üzerine olsun."
Devam ediyor, bunu dikkatle kavramaya çalışın:
"Hakk. bütün mahlûkatı, olmuş ve olan her ne varsa hepsini O'nunla doldurdu.
Bu yüzden O'nu hem nefsinizde hem de afakınızda görün ve yaratıcıyı idrak edişinize katın.
Ve bu görme nefsteki, kalpteki ve sırrın sırrı her kusuru giderecektir."
Böylece arif. Sıfatların tecellisinden Zat'ın tecellisine geçer. Sonu Cemal'in doğrudan seyridir.
Şeyh ibn'ül Habib şöyle demiştir:
"Sevgilinin Cemali belirdi, tanyeri ışıldadı."

VELAYET ~ 77
Velâyet. Allah'la dostluk, kabili. Velayet velînin makamıdır; o bilgi üzre olandır. Şeyh ibn'ül Habib, Divan'ında söylüyor:
"Sen Allah'la teklifsiz oturanlardan olacak, kuşkudan, şirkten ve masiva'dan emin kılınacaksın."
Şeyh ibn Acibe bu konuda şunları söylüyor:
"Meyvası, duyumsal olanın ortadan kalkışı ile Zat'te fena bulmanın gerçekleşmesidir. Silinen şey hiç varolmamıştır, kalan şeyin ucu bucağı yoktur."
İbrahim bin Edhem birine sordu: "Velî olmak ister misiniz?" Adam "Evet!" diye cevap verdi. "O zaman bu dünyadan ya da öbür dünyadan bir şey isteme. Kendini Allah'a ada, yüzünü O'na çevir. Sana incelikle davranacak ve yardım edecektir."

FENA ~ 78
Fena, Allah'ta yokolma,
Şeyh'ül Ekber der ki: "Kul, amelleriyle, Allah'ın onu murad ettiğini görür."
Fena'nm üç aşaması. Şeyh ibn'ül Habib'in Divan'ında şöyle özetlenmiştir:
"Allah'ı zikretmenin başlangıcında fiillerin birliği (tevhid-i ef'al) apaçık ortaya çıkar.
Ve sıfatın birliği (tevhid-i sıfat) Allah aşkından doğar.
Ve O'nun Zat'ının birliği (tevhid-i zat) Allah'ta ebedîliği getirir."
Yani: fiillerde fena, sıfatlarda fena, Zat'da fena. Şeyh Habib el - Alevî, Divan'ında şöyle yol gösteriyor:
"Mülk ve Melekût, Ceberrût gibi hep sıfattır ve Zat O'nu gösterir. Sıfatlardan çekilin ve kendinizi Zat'ın Zat'ında eritip yok edin. Bunlar sonunda Allah'a götüren işaretlerdir."
Fena, tam anlamıyla ne diyorsa odur. Sıfatların ve hatta hayatın durmasına dayanan manevî ölümdür. Fena'ya, İsm-i A'zam aracılığıyla duyumsal olandan, bilinçlilikle kurulan son bağlantı olan Ad bile kaybolana kadar, çekilmekle ulaşılır. Asıl ıssızlığın derinliklerinden sırlar ve nurlar zuhur eder. Arayıcı, herbirinin ayrı renk ve anlamı olan feleklerin arasından geçecektir. Nur üstüne nur... Sırrın üzerindeki örtüyü kaldırarak Allah'a işaret eden büyük tecellîye kadar.
"Fenanın kemale ermesiyle Zat'ın anlamı aşikar olacak;böylece geri kalan ömrünüzde Allah'ta zenginleşerek beka sahibi olacaksınız."

BEKA ~ 80
Beka, süreklilik, Allah'ta Beka. (Beka billah). Şeyh'ül Ekber şöyle diyor: "Kul görür ki Allah herşeyi korur (esirger)." Beladan sonra Beka... Kelime, Allah'ın adlarından birinden, El - Baki'den gelir, çünkü O ebedî olandır. Böylece kul kulluğuna döner. Şeyh ibn Ataullah'ın çok derin bir biçimde söylediği gibi.
"Allahümme. Bana mahlûkata geri dönmeyi emrettin, o zaman beni onlara nurlarla örtülü olarak, feraset kılavuzluğunda dondur ki, böylece onlardan sana girmiş olduğum gibi, onlara bakmaktan korunmuş sırrımla ve beni onlara bağımlılıktan kurtaracak himmetimle onlardan sana döneyim. Zira senin herşeye gücün yeter."
Bu, Beka'nın hakîmane anlatımıdır.
Beka, yolun ve vuslatın tasdikiyle, bir muskaya sarılmış gizli sır ve bilgiyle baştaki kulluğa dönmektir. Beka ehl-i zahirde kul, batında özgür, zahirde karanlık, batında aydınlık, zahirde ayık, batında sarhoştur; iki denizin -şeriat ve hakikatin - arasındaki berzahtır. Fark (ayrım) onu cemden (birliktelikten) cem de farktan alıkoymaz.

MUHABBET ~ 85
Muhabbet, aşk.
Arif, tam anlamıyla aşka düşmektedir. Başlangıcı sülûktu, ortası cezbe ve fenaydı, sonu ise bekadır.
Aşkın (muhabbetin) sırları hiç tükenmemecesine akmaktadır. Arif, Sevgili'den armağan üzerine armağan almaktadır. İşin başında Allah onun yanlış amellerini örtmüş ve şefkatiyle gizlemişti. Şimdi Rabb, onun nurlarını ve bilgilerini halka açmakta, bir zamanlar o nasıl halktan yüz çevirmişse şimdi de halk ona dönmektedir. Zamanında kalbinde fukara ve bela ehli için nasıl aşk doğduysa, şimdi de Allah onların kalbinde onun aşkını doğurur. O zaman onu nasıl bereketine garkettiyse, şimdi de bunu fazlasıyla yapmaktadır.
Bir zamanlar başkalarında sertçe yargıladığı şeyleri şimdi bağışlamakta, kalbi merhametle dolup taşmaktadır. Bir zamanlar insanları iyi öğütlerle doğru amele yöneltemezken, şimdi nazarıyla, onları hasta eden şeyden yüreklerini arıtmaktadır. Bir zamanlar vahdet onun batınındayken şimdi zahirinde de belirginleşmektedir.
Bu konuda Şeyh ibn Ataullah şöyle demektedir: "Bilgenin nuru sözünden önde gider; öyle ki, nerede aydınlık belir-mişse, söz oraya ulaşır."




 
Üst