Spritüel İnsanın Portresi - Bölüm 1

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Spiritüel insan, herşeyden önce dünyada yaşayan bir insan olduğunu ve bu gerçeğin ona sunulan ve sunulacak olan tüm kimlikler, roller ve değerlerden önce geldiğinin farkındalığını yaşayan bir varlıktır.
Bu yazı dizisindeki amacım bir spiritüel insan kalıbı ya da sınırlandırmaları yaratmak değil ki bu zaten herkesin "eşsiz" ve "diğerinden farklı" olduğu gezegenimiz için mümkün de değil. Ben sadece kafamdaki bir idealin portresini sunmak istiyorum, böylece bir yandan da spiritüel olmaktan kendi ne anladığımı sizlerle paylaşmış olacağım.

(Yazar: Hasan "Sonsuz" Çeliktaş)

Bölüm 1

Spiritüel insan, herşeyden önce dünyada yaşayan bir insan olduğunu ve bu gerçeğin ona sunulan ve sunulacak olan tüm kimlikler, roller ve değerlerden önce geldiğinin farkındalığını yaşayan bir varlıktır. Bu gerçeğin farkındalığını yaşayan insan, gerek toplumdan gelen, gerekse de spiritüel bilgi kaynaklarından ona sunulan kimliklerin ve rollerin cazibesine kapılıp, kendi gerçekliğini reddedip bastırmaz. İnsan, aydınlık olduğu kadar içinde karanlıklar, boşluklar barındıran da bir varlıktır ve yaşam süreci içinde bu boşluklara düşüp türbülansa yakalandığı veya karanlıkta kaldığı durumlarda söz konusu olabilir. Bu durumlarda kimliklere ve rollere tutunmak iyi de gelebilir, fakat sürekli olarak kimliklere bağlı yaşamak insanın içindeki karanlık ve boşluklara bakıp onları aydınlatması fırsatını engelleyecektir. İşte spiritüel insan, içindeki karanlıklar ve boşluklara bakma ve gerektiğinde de onların içine cumburlop atlayabilme cesaretini gösterebilen kişidir. Roller ve kimlikler elbette olacaktır, tıpkı sahnedeki oyunun gereği olduğu gibi, ama iyi aktörlük kendini tamamen unutup kendini oynadığı rol zannetmek değildir. Hepimiz öncelikle dünya sahnesindeki insanlarız ve eş, dost, sevgili, master, shaumbra, ışık elçisi, evrenin yüzüsuyu hürmetine döndüğü kişi, kleopatra, atlantis rahibi, falanca gezegenin prensi, şifacı, bilge vs.'den önce insan'ız ve insanların sevapları kadar günahları, günahları kadar da sevapları olur. Spiritüel insan, sevaplarını ve günahlarını hiçbir savunmaya, gerekçeye sığınmadan, canını acıtacak kadar bir dürüstlükle, olduğu gibi kabul eden bir insan'dır. Çünkü tekrar tekrar söylememizi ve okumamızı ve anlamamızı ve yaşamamızı gerektiren en büyük gerçek, hepimizin herşeyden önce insan olduğudur.

Spiritüel insan, aklıyla gönlünü birarada rehber edinmiş kişidir. Çevresinde her ne kadar manevi yönüyle gönüllere hitap eden bilgiler çoklukla yer alsa da; o, öncelikle dünyada yaşayan dünyevi bir varlık olduğunun bilgisiyle maddi yönünü asla ihmal etmez. Başka başka alemlerde yaşayan, çevresinden soyutlanmış ve neredeyse "kaçık" diye nitelendirelecek duruma gelmiş, bir an önce ölüp de başka alemlerde rahata ermek isteyen kişilerin çoğunun spritüelliği, uyumlanamadıkları dünyadan kendilerini ayırmak, bir nev'i de kendilerini elitleştirmek için kullandıkları bir kimliğe çevirdiklerini, aslında özlerinde mutsuz olduklarını ve herşeyden öte bilgileri yarım yamalak anladıklarını görebilir. Bununla birlikte dünyada düşünsel ve ruhsal gelişim ve senaryonun zenginleşmesi açısından, sadece maneviyatı ya da sadece maddiyatı yaşayan, konularında uzmanlaşmış rahipler veya bilimadamları gibi kişiler de olacaktır elbet; ama işin püf noktası çevrede varolan tüm malzemeleri derleyip kendine özgü kendi yemeğini yapmaktır. Bunca renkli ve çeşitli malzemeden oturup tek tip yemek yapmak, hergün tuzsuz lapa gibi pilavı yiyen insan durumu yaratacaktır ki bu insan elbette mutsuz olup bir an önce daha güzel yemeklerin olduğu mekanlara kaçmak isteyecektir. Bunca değişik, çeşitli ve sınırsız malzemeden aklı ve gönlüyle kendine uygun olanları seçip farklı tatlarda yemekler yaratan insanın ise yedikçe yiyesi gelir. (Ayrıca birgün nasılsa diğer alemlere terk-i diyar eyleyip oraların zaten hep baktığımız tatlarına geri döneceğiz, hazır gelmişken buradan tadalım yahu. Boşuna mı yaratıldı bunca alem yani madem öte taraflar bu kadar lezzetliydi de...) Ama tüm bunlar manevi bilgileri reddetme ya da yerden havada diye suçlama hali de yaratmaz spritüel insanda, işin püf noktası yerle göğün bir edilmesi, beynin iki lobunun birlikte işlemesi, rahibin bilim adamıyla kucaklaşmasındadır.

Spiritüel insanın karşısına sayısız bilgi, bu bilgilere inanan sayısız insan ve öğrendiklerini deneyimleyebileceği sayısız deneyim çıkacaktır. Spiritüel insanı, başkalarından farklı kılan nokta hiç de okuduğu kanal bilgileri, kullandığı enerji teknikleri, yaptığı meditasyonlar veya gördüğü vizyonlar değildir; spiritüel insan, karşısına çıkan bilgileri akıl ve gönül birliğiyle değerlendirmesiyle, insanlarla içten ve samimi ilişkileriyle, deneyimleri farkındalıkla kabul etmesiyle farklılaşmıştır. Bununla birlikte farkındalığın "karşısına çıkan her olayı öğrendiği bilgiler eşliğinde kurcalayıp, altından mesajlar çıkartmaya çalışmak eylemi" olmaması gibi, içtenlik ve samimiyet de "ben herkesi seviyor ve olduğu gibi kabul ediyorum" nidaları eşliğinde palyaço gibi sırıtmak, bilgileri akıl ve gönül birliğiyle değerlendirmek de günde üç defa "ben BİR'im, ben VAR'ım, ben BÜTÜN'üm, hepimiz SEVGİ'yiz" sözlerini birbirine tekrarlamak ya da maillerde yazmak değildir. Evet, karşımıza çıkan her olayda kurcaladıkça sayısız mesaj bulabiliriz, fakat bu farkındalık değil bir süre sonra paranoyaklık yaratır. Karşına çıkanı kabül edip deyim yerindeyse "köküne kadar yaşama" hali, deneyimlenebilecek en büyük farkındalık halidir bence ve bu noktada yaşam da tatlı olduğu kadar acı deneyimlerin de olduğu ve her ikisinin de olduğu gibi kabul edilmesinin gerekliliğini de unutmamak lazımdır, yoksa bir noktadan yaşam süreci acıdan kaçma hali ve bu hali perdelemek için dış dünyaya rol yapma durumu yaratır ki bu da tıpta psikiyatri, reikide mental sembolün varlık nedenidir. Ayrıca kafayı uhulamış biçimde sürekli sırıtıp, birbirine canım canım nidaları eşliğinde sarılıp, sürekli kuşlardan böceklerden sevgiden BİRlikten falan bahsetmek de acıdan kaçma dürtüsüyle dış dünyaya sergilenen rollere güzel bir örnektir zannımca. Ha bu duyguları gerçekten içinde hissedip yaşayan kişiler de olabilir ama zaten onlar da SEVGİcilik, BİRcilik, CANIMcılık, BÜTÜNcülük vs. oyunları oynamazlar, görünce ruhlarında bu hali hissedersiniz.

Aslında yukarıda yazılanların hiç de yeni bilgiler olmadığını farketmişsinizdir, hem de öyle çeşitli medyumlar aracılığı ile inen tebliğlerden falan gelen bilgiler değil bunlar; birebir "insan olmak" üzerine düşünen, yazan birçok insanın dile getirdiği düşüncelerin derlemesi. Peki o zaman "spiritüel insan" kavramının farkı nerede? sorusu aklınıza gelebilir, yanıtını da kendimce şöyle verebilirim: benim anladığım anlamda spiritüalizm, "kendini tanıma yolu"dur ve spiritüel insan da "kendini tanıma yolunda yürümeye çalışan insandır". Bu çabası onu yaşamı diğer insanlara oranla daha keskin gözlemleme, inceleme ve tanımaya çalışma çabalarına iter ve eğer dengesini koruyabilip tırlatmazsa, yaşadıkları onu hep merak edilen "ben kimim? nereden gelip nereye gidiyorum?" sorularının yanıtlarıyla birlikte artan bir içhuzuruna ve yaşamdan gittkçe daha fazla haz alma haline götürecektir.

Sonuçta hepimiz dünya mozağininin insan adı verilen taşlarıyız ve tekrar tekrar söylenmesi gerektiği üzere: İNSANIZ. Benim için bu dünya üzerinde varolduğum sürece diğer tüm gerçeklikler ve kimliklerin ötesindeki gerçek budur.
 
Üst