Seçilmiş İnsanlar Ve Akıl Hastaları

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Tepkime puanı
132
Seçilmiş İnsanlar Ve Akıl Hastaları

Dünya dışı varlıklar konusunun bir inanç meselesi olduğunu düşünen insanlar olduğu gibi bunun bir hezeyan yani aslı olmayan düşünce olduğunu düşünenlerin de sayısı oldukça yüksektir. Fakat bu konu her iki şekilde de açıklanamayacak kadar ciddidir.

Daha düne kadar “Dünya dönüyor…” diyen bilim adamlarına balmumu içiren zihniyet, bugün okullarında öğrencilerine “Dünyanın döndüğünü” anlatmaktadır. Yine “gözle göremediği” her şeyi “yok” sanan zihniyet, bugün gözle göremediği halde mikroplara bakterilere inanmaktadır. Atom kelimesi, eski Yunancada “maddenin en küçük parçası” anlamına gelmektedir. Atomun bölünemeyeceğine o kadar inanılmıştır ki en küçük parça olarak belirlenmiş ama çok geçmeden bölünmüştür. Bilim adamları bugün için varlığını kanıtlayamadıkları için inkar ettikleri Dünya dışı yaşamı kısa zaman sonra – isteseler de istemeseler de kabullenmek zorunda kalacaklardır.

N.A.S.A’nın en önemli işi Dünya dışı yaşamı araştırmaktır ve Dünya’nın en yüksek bütçeli araştırma merkezlerinden biri olup, Dünya’nın en zeki ve en yetenekli bilim adamlarını barındırmasıyla ünlüdür. Bu da zannedilenden çok daha büyük bir bütçesi olduğu anlamına gelir. Mademki Dünya dışında yaşam yoktur, bu kadar masraf ve zaman israfı niyedir? Bunca zeki ve yetenekli bilim adamı sahip oldukları parasal ve teknolojik kaynak ile tıp alanında çalışsaydı sizce de şimdiye kadar kanser gibi henüz çözüm bulunamamış hastalıklar ortadan kaldırılmış olmaz mıydı?

Ancak, Dünya dışında şuurlu yaşam olması ve bu varlıkların Dünya’dan bazı kişilerle görüşüyor olmaları, onlarla görüştüğünü iddia eden herkesin doğru söylediği anlamına da gelmez. Bugün akıl hastanelerinde ve psikiyatri kliniklerinde gözlem altında tutulan birçok hasta kişilik bölünmesi sonucu kendi bilinçaltlarında yazdıkları senaryolara kendilerini inandırıp Dünya dışı varlıklardan mesaj aldıklarını ve onların kendisini peygamber seçtiğini, ya da paranoid bir durum söz konusu olduğunda Dünya dışı varlıkların kendisini takip ettiğini, onu kaçırarak öldüreceklerini ve bunlar gibi daha bir sürü saçma sapan iddiada bulunmaktadırlar.



Sanrılar, yanlış inançlar olarak tanımlanırlar. Sanrılar genellikle psikozlarda görülür ve Dünya dışı yaşam hakkında da sanrıları olan haddinden fazla hasta olduğu inkar edilemeyecek bir gerçektir. Ancak, Dünya dışı varlıklarla görüştüğünü iddia eden kişilerin tümüne psikoz tanısı da koyamazsınız. Psikiyatri otoriteleri için bir insanın gerçeklerden mi bahsettiğini yoksa sanrısal bir dünya oluşturarak kendisini o dünyaya mı hapsettiğini anlamak aslında zor değildir ancak psikiyatristler kapalı fikirli davranarak bu şekilde iddiaları olan insanlara derhal “psikoz” damgası vururlar.

Tüm profesyonel psikiyatristler bilirler ki, bir insanın gerçeği algılaması ile sanrıları algılaması arasında önemli farklılıklar görülmektedir. Sanrı durumunda öncelikle kişinin iddiaları kendisi ile çelişir. Kişi kaotik bir ruh hali içerisindedir ve anlattığı şeyler kendi içerisinde tutarsızdır. Psikotik hastalarda ortaya çıkan ego bölünmesi ve çift karakter yapısı normal davranmalarına engel olur. Sanrılara eşlik eden saldırgan ve paranoid durum genellikle psikozu ele verir.

Sanrısal bir yapıyı anlatırken hastalar “fantastik anılar” oluşturlar ve bu anıları anlatım sırasında doğaçlama olarak yarattıkları için bir daha hatırlamaları pek de kolay olmaz. Örneğin, uzaylılar tarafından kaçırıldığını ve ölümle tehdit edildiğini iddia eden bir hastadan kendisini kaçıran uzaylıların fiziksel özelliklerini detaylı olarak vermesi istendiğinde hasta o sırada fantastik hayal gücünü kullanarak tüm detayları en ince ayrıntısına kadar verebilir. Bu bilgileri not eden psikiyatrist, 10 gün gibi kısa bir süre sonra bu bilgilerin doğruluğunu test etmeye kalktığında görecektir ki, hasta kendisine aykırı şeyler iddia etmektedir. Genellikle hastalar yarattıkları fantastik anıları daha sonradan ya çok bulanık olarak hatırlarlar ya da hiç hatırlamazlar.

Bunların dışında, iddiaların sanrı olup olmadığını gösterecek en önemli delil aslında kişinin tüm olaylara bakış açısıdır. Saplantı nevrozları, psikozlardan farklı olarak halüsünasyon görmezler ancak, yaptıkları her şeyin uzaylılar tarafından yönlendirildiğini iddia edebilirler. Kişi işe gidemez, uyku uyuyamaz duruma gelir, her an her saniye uzaylıların kendisine zarar vereceğine dair bir saplantıya kapılmıştır. Gerçekten Dünya dışı varlıklarla görüşen insanların hiçbirisi paniğe kapılmaz, bunu bir saplantı haline getirmez ve getirmesine de zaten izin verilmez.

Psikolojik açıdan sorunu olan hastalar, gerçek Dünya’nın problemlerinden sıyrılmak için kendilerine yeni Dünya’lar kurarlar ve kurdukları bu sahte Dünya’da yaşamaya başlarlar. Medyanın ve bilimkurgu edebiyatın sürekli körüklediği “Uzaylıların Saldırganlığı” teması da insanların paranoyak hale gelmesinin birincil nedenidir. İnsan, ilkelliği nedeniyle sürekli savunma içgüdüsüyle kaplıdır ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı oldukça duyarlıdır. Daha önce de detaylı bir şekilde açıkladığımız gibi, ilkel bir varlık zaten Dünyaya gelerek insanlarla görüşemez, ilkel olmayan bir varlık ise saldırgan değildir.

İnsanların çok büyük bir bölümü meleklerin hiç kimseye saldırmayacağına inanır. Melek saldırısına uğradığını iddia eden insan sayısı yok denecek kadar azdır. Meleklere yüklenen bu imaj, yüzyıllardan beri süregelen halk efsanelerinde sürekli belirtilmiş, onların insanları korumak için yaratıldıklarının ve zarar vermeyeceklerinin sürekli altı çizilmiştir. Bu nedenle insanlığın toplumsal belleği meleklerin zarar vermeyeceğini kabullenmiştir. Aynı şekilde medya ve bilimkurgu sektörü, Dünya dışından gelecek ziyaretçileri hep ışın silahları ile temsil etmiş, Dünyayı ele geçirmek gibi kötü bir amaçları olduğunu toplumun bilinçaltına kazımışlardır. Akıl hastanelerinde tedavi gören ve Dünya dışı varlıkların kendisine zarar verdiğini ve/ya vereceğini iddia eden insanların bu halde olmalarının en önemli nedeni budur.
alıntı
 

borderline

Kayıtlı Üye
Katılım
15 May 2010
Mesajlar
23
Tepkime puanı
2
Konum
İstanbul
İş
Mühendis
Yazıyı okurken aklıma ister istemez ''John Nash'' geldi.Kendisi matematik profesörüydü ve aynı zamanda yıllarca,uzaylılarla iletişim kurduğunu iddia etmesi sebebiyle şizofreni tedavisi görmüştü.Acaba diyorum şu an,gerçekten de öyle miydi ?
 

borderline

Kayıtlı Üye
Katılım
15 May 2010
Mesajlar
23
Tepkime puanı
2
Konum
İstanbul
İş
Mühendis
''John Nash'' yazmam gerekirdi,yanlış olmuş,düzeltilirse sevinirim :)
 

ash

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Nis 2009
Mesajlar
112
Tepkime puanı
3
İş
İnşaat Mühendisi
İnsanoğlunun hayal edebildiği herşey vardır diyorum.bilimkurgu filmlerinde yapılanları birer birer görüyoruz.yıllar önce birine sorsalardı elinde minik bir alet olacak karşındakini görecek ve duyacaksın yok artık derlerdi.ama şu an bu var..yine yıllar önce deselerdi bir makineye kağıt koyuyorsun aynısını diğer taraftan çıkarıyor ona da inanmazlardı.şimdi herşey sırasıyla yapılıyor.biz birşeyleri beynimizde hayal edebiliyoruz ve oluyor ve olacak da...
 
Üst