Rüya da zaman

Atomkarinca

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ağu 2018
Mesajlar
8
Tepkime puanı
3
Rüyamda saate bakıyorum saat 1:21 ve uyanıp saate baktığımda aynı saati gördüm. Bunun bir anlamı var mı sizce? Tesadüf mü?
 

düşünen ve inanan

Kayıtlı Üye
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
285
Tepkime puanı
486
Biraz sizinle dertleşmek gibi olacak ama bu konular benim hep kafamı karıştırmıştır. Çok sabahladığım dönemler aynı durumları yaşardım. Buradaki insanlar birçok şey diyeceklerdir elbet. Bana kalırsa bizim bilincimizin tanımlayamadığımız bir genişliği ve algısı var. Bu ne görmek gibi, ne de duymak gibi. Bu tamamen hepsi ve zamanı basit boyutta algılar gibi. Yani bana kalırsa bizim bilincimiz 4, boyuttan farklı bir boyuta sahip. O yüzden gelen mesajı önceden algılayabiliyor, saati bilebiliyor, birinin canının istediğini pat diye bizim ağzımızdan çıkarken duyabiliyor, bir şeyler olacağını seziyoruz. Enerjisel varlığımız bizden çok çok üstün algılara, niteliklere sahip. Bunu sadece hayatta kalma içgüdüsünden, tetikte olma, dolayı olduğunu da düşünmüyorum. Önsezi diyip geçiştirmek de istemiyorum. Bu nefes alan kuantum bilgisayarı dünyada daha çözülmeyi bekleyen, etkileşen, çeşitleşen alt kodlar biziz. Bu algı genişliğinin sadece bazı kişilerde fazla, bazı kişilerde az, bazı kişilerde hiç olmasının sebebini, bunu bizim seçemememizi ve zamanını kontrol edememizin sebebini de bu şekilde açıklayabiliyorum. Evet bazılarımız tanımlayamadığım şekilde bilincinin genişliğini algılıyor ama bunu genellikle "bilinçsizce" yapıyor. Bunu adam gibi geliştirebilen görmedim. Mesela siz her zaman saati, bir şeyi bilmek istediğinizde olmuyor da sanki sizin bilincinize iletilen ileti ile bilinciniz süper pozisyonda olması gerekiyor gibi. Bunu çözemedim elbet. En azından dedim ben hangi hallerde bunu yaşıyorum. Bari o halleri tekrar edeyim hep bilgi alayım. Kendimi geliştireyim. Tek bulamabildiğim zihnen çok yorgun yatmak. Yattığın yeri bilmezsiniz ya. O zamanlar oluyor. Rüyadaki iletiler bende. Gün içinde özellikle annemin içinden geçen bir istediği çat diye bilinçsizce söylüyorum. Hayret ediyor ama bu öyle ne habire oluyor ne de herhangi bir koşula bağlı oluyor. Siz de bana kalırsa bu halleriniz olurken niteliksel ve eylemsel olarak ortak noktalar varsa öncesinden yaptığınız belki o haller bilincinizi yükseltiyor veya destekliyor yüksek algı yeteneğinize bağlanıyorsunuzdur.
(+Duru görü yeteneğiniz var deyip geçiştirmek istemedim. Çünkü araştırdığım kadarıyla duru görü ya çocukluktan kendini gösteren, ya ölüm eşiği deneyimi yaşayan, ya kimyasallara maruz kalan insanlarda ortaya çıkan bir durummuş. Zikir / mantra---Dua/meditasyon yapıp geliştiren var mıdır bilmiyorum.)
 

azothoth

Kayıtlı Üye
Katılım
1 Nis 2021
Mesajlar
54
Tepkime puanı
51
Rüyamda saate bakıyorum saat 1:21 ve uyanıp saate baktığımda aynı saati gördüm. Bunun bir anlamı var mı sizce? Tesadüf mü?
tesadüf diye bir şey yoktur tevafuk vardır denk gelmiştir saate bakınca bilinç altına işlemiştir sıkıntı yok seni demonlar kovalamadıkça bie problem yok
 

Atomkarinca

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ağu 2018
Mesajlar
8
Tepkime puanı
3
Biraz sizinle dertleşmek gibi olacak ama bu konular benim hep kafamı karıştırmıştır. Çok sabahladığım dönemler aynı durumları yaşardım. Buradaki insanlar birçok şey diyeceklerdir elbet. Bana kalırsa bizim bilincimizin tanımlayamadığımız bir genişliği ve algısı var. Bu ne görmek gibi, ne de duymak gibi. Bu tamamen hepsi ve zamanı basit boyutta algılar gibi. Yani bana kalırsa bizim bilincimiz 4, boyuttan farklı bir boyuta sahip. O yüzden gelen mesajı önceden algılayabiliyor, saati bilebiliyor, birinin canının istediğini pat diye bizim ağzımızdan çıkarken duyabiliyor, bir şeyler olacağını seziyoruz. Enerjisel varlığımız bizden çok çok üstün algılara, niteliklere sahip. Bunu sadece hayatta kalma içgüdüsünden, tetikte olma, dolayı olduğunu da düşünmüyorum. Önsezi diyip geçiştirmek de istemiyorum. Bu nefes alan kuantum bilgisayarı dünyada daha çözülmeyi bekleyen, etkileşen, çeşitleşen alt kodlar biziz. Bu algı genişliğinin sadece bazı kişilerde fazla, bazı kişilerde az, bazı kişilerde hiç olmasının sebebini, bunu bizim seçemememizi ve zamanını kontrol edememizin sebebini de bu şekilde açıklayabiliyorum. Evet bazılarımız tanımlayamadığım şekilde bilincinin genişliğini algılıyor ama bunu genellikle "bilinçsizce" yapıyor. Bunu adam gibi geliştirebilen görmedim. Mesela siz her zaman saati, bir şeyi bilmek istediğinizde olmuyor da sanki sizin bilincinize iletilen ileti ile bilinciniz süper pozisyonda olması gerekiyor gibi. Bunu çözemedim elbet. En azından dedim ben hangi hallerde bunu yaşıyorum. Bari o halleri tekrar edeyim hep bilgi alayım. Kendimi geliştireyim. Tek bulamabildiğim zihnen çok yorgun yatmak. Yattığın yeri bilmezsiniz ya. O zamanlar oluyor. Rüyadaki iletiler bende. Gün içinde özellikle annemin içinden geçen bir istediği çat diye bilinçsizce söylüyorum. Hayret ediyor ama bu öyle ne habire oluyor ne de herhangi bir koşula bağlı oluyor. Siz de bana kalırsa bu halleriniz olurken niteliksel ve eylemsel olarak ortak noktalar varsa öncesinden yaptığınız belki o haller bilincinizi yükseltiyor veya destekliyor yüksek algı yeteneğinize bağlanıyorsunuzdur.
(+Duru görü yeteneğiniz var deyip geçiştirmek istemedim. Çünkü araştırdığım kadarıyla duru görü ya çocukluktan kendini gösteren, ya ölüm eşiği deneyimi yaşayan, ya kimyasallara maruz kalan insanlarda ortaya çıkan bir durummuş. Zikir / mantra---Dua/meditasyon yapıp geliştiren var mıdır bilmiyorum
Biraz sizinle dertleşmek gibi olacak ama bu konular benim hep kafamı karıştırmıştır. Çok sabahladığım dönemler aynı durumları yaşardım. Buradaki insanlar birçok şey diyeceklerdir elbet. Bana kalırsa bizim bilincimizin tanımlayamadığımız bir genişliği ve algısı var. Bu ne görmek gibi, ne de duymak gibi. Bu tamamen hepsi ve zamanı basit boyutta algılar gibi. Yani bana kalırsa bizim bilincimiz 4, boyuttan farklı bir boyuta sahip. O yüzden gelen mesajı önceden algılayabiliyor, saati bilebiliyor, birinin canının istediğini pat diye bizim ağzımızdan çıkarken duyabiliyor, bir şeyler olacağını seziyoruz. Enerjisel varlığımız bizden çok çok üstün algılara, niteliklere sahip. Bunu sadece hayatta kalma içgüdüsünden, tetikte olma, dolayı olduğunu da düşünmüyorum. Önsezi diyip geçiştirmek de istemiyorum. Bu nefes alan kuantum bilgisayarı dünyada daha çözülmeyi bekleyen, etkileşen, çeşitleşen alt kodlar biziz. Bu algı genişliğinin sadece bazı kişilerde fazla, bazı kişilerde az, bazı kişilerde hiç olmasının sebebini, bunu bizim seçemememizi ve zamanını kontrol edememizin sebebini de bu şekilde açıklayabiliyorum. Evet bazılarımız tanımlayamadığım şekilde bilincinin genişliğini algılıyor ama bunu genellikle "bilinçsizce" yapıyor. Bunu adam gibi geliştirebilen görmedim. Mesela siz her zaman saati, bir şeyi bilmek istediğinizde olmuyor da sanki sizin bilincinize iletilen ileti ile bilinciniz süper pozisyonda olması gerekiyor gibi. Bunu çözemedim elbet. En azından dedim ben hangi hallerde bunu yaşıyorum. Bari o halleri tekrar edeyim hep bilgi alayım. Kendimi geliştireyim. Tek bulamabildiğim zihnen çok yorgun yatmak. Yattığın yeri bilmezsiniz ya. O zamanlar oluyor. Rüyadaki iletiler bende. Gün içinde özellikle annemin içinden geçen bir istediği çat diye bilinçsizce söylüyorum. Hayret ediyor ama bu öyle ne habire oluyor ne de herhangi bir koşula bağlı oluyor. Siz de bana kalırsa bu halleriniz olurken niteliksel ve eylemsel olarak ortak noktalar varsa öncesinden yaptığınız belki o haller bilincinizi yükseltiyor veya destekliyor yüksek algı yeteneğinize bağlanıyorsunuzdur.
(+Duru görü yeteneğiniz var deyip geçiştirmek istemedim. Çünkü araştırdığım kadarıyla duru görü ya çocukluktan kendini gösteren, ya ölüm eşiği deneyimi yaşayan, ya kimyasallara maruz kalan insanlarda ortaya çıkan bir durummuş. Zikir / mantra---Dua/meditasyon yapıp geliştiren var mıdır bilmiyorum.)
Kendimde çocukluğumdan beri bir farklılık olduğunu hissediyorum, çünkü buna benzer bir kaç olay daha yaşadım. Örnek olarak bir anda aklıma gelen yakın akrabamın bir kaç saat sonra kaza haberini aldım. aklıma gelme şekli de aslında gözümün önüne gelme gibiydi ve arabada olduğunu görmüştüm. Bunun dışında birisi ile ilgili bir konu düşündüğümde telefonumda o kişinin o konuyla ilgili bana birşey sorduğunu ya da söylediğini de yaşadığım anlar oluyor. Bir de çocukken içinden bir ses duyardım, annemim sesi ve bana sesleniyor. Yine çocukken rüyamda hep yüksekten düşerdim. Yine bazı zamalarda uyandığımda saate bakıyorum ve saat şuan şu diyorum ve gerçekten o saat çıkıyor. Konuyla alaklı keşfedebildiğim birşey yok kendimde çünkü bu konularda çok bilgili değilim. Hangi şekilde kendimi fark edebilirim, ne tarafa yönelmem lazım bilmiyorum. Beni aydınlatabilecek veya yönlendirebilecek bir fikriniz varsa seve seve alırıım :)

tesadüf diye bir şey yoktur tevafuk vardır denk gelmiştir saate bakınca bilinç altına işlemiştir sıkıntı yok seni demonlar kovalamadıkça bie problem yok
Henüz kovalayan olmadı :)
 

Absoluta Virtute

Tecrübeli Üye
Kayıtlı Üye
Katılım
29 Eyl 2020
Mesajlar
528
Tepkime puanı
883
Hangi şekilde kendimi fark edebilirim, ne tarafa yönelmem lazım bilmiyorum. Beni aydınlatabilecek veya yönlendirebilecek bir fikriniz varsa seve seve alırıım :)
Dikkatimiz neredeyse, enerjimiz oradadır. Enerjinizi hangi alana yonlendirirseniz o alan gelişecek.

Bu gibi konularda (maji, parapsikoloji) kitap, makale vs. okuyun. Günlük tutun. Oraya yaşadığınız tüm sıradışı olayları yazınız. Ne zaman, nasıl, önceden neler olmuş. Bunlari yazın, ve ortak noktaları bulmaya çalışın.

Bir süre sonra bu olayların siklastiklarina şahit olacaksınız. Ve gozlemledikce ortaya çıkmaların algoritmasını bulursunuz. Böylece süreci yönetebileceksiniz .

Ve iç dialogu durdurmaya öğrenin.
 

Atomkarinca

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ağu 2018
Mesajlar
8
Tepkime puanı
3
Dikkatimiz neredeyse, enerjimiz oradadır. Enerjinizi hangi alana yonlendirirseniz o alan gelişecek.

Bu gibi konularda (maji, parapsikoloji) kitap, makale vs. okuyun. Günlük tutun. Oraya yaşadığınız tüm sıradışı olayları yazınız. Ne zaman, nasıl, önceden neler olmuş. Bunlari yazın, ve ortak noktaları bulmaya çalışın.

Bir süre sonra bu olayların siklastiklarina şahit olacaksınız. Ve gozlemledikce ortaya çıkmaların algoritmasını bulursunuz. Böylece süreci yönetebileceksiniz .

Ve iç dialogu durdurmaya öğrenin.
Teşekkür ederim, bunu yapacağım.
 

Atacan51

Kayıtlı Üye
Katılım
19 Eki 2016
Mesajlar
21
Tepkime puanı
6
Biraz sizinle dertleşmek gibi olacak ama bu konular benim hep kafamı karıştırmıştır. Çok sabahladığım dönemler aynı durumları yaşardım. Buradaki insanlar birçok şey diyeceklerdir elbet. Bana kalırsa bizim bilincimizin tanımlayamadığımız bir genişliği ve algısı var. Bu ne görmek gibi, ne de duymak gibi. Bu tamamen hepsi ve zamanı basit boyutta algılar gibi. Yani bana kalırsa bizim bilincimiz 4, boyuttan farklı bir boyuta sahip. O yüzden gelen mesajı önceden algılayabiliyor, saati bilebiliyor, birinin canının istediğini pat diye bizim ağzımızdan çıkarken duyabiliyor, bir şeyler olacağını seziyoruz. Enerjisel varlığımız bizden çok çok üstün algılara, niteliklere sahip. Bunu sadece hayatta kalma içgüdüsünden, tetikte olma, dolayı olduğunu da düşünmüyorum. Önsezi diyip geçiştirmek de istemiyorum. Bu nefes alan kuantum bilgisayarı dünyada daha çözülmeyi bekleyen, etkileşen, çeşitleşen alt kodlar biziz. Bu algı genişliğinin sadece bazı kişilerde fazla, bazı kişilerde az, bazı kişilerde hiç olmasının sebebini, bunu bizim seçemememizi ve zamanını kontrol edememizin sebebini de bu şekilde açıklayabiliyorum. Evet bazılarımız tanımlayamadığım şekilde bilincinin genişliğini algılıyor ama bunu genellikle "bilinçsizce" yapıyor. Bunu adam gibi geliştirebilen görmedim. Mesela siz her zaman saati, bir şeyi bilmek istediğinizde olmuyor da sanki sizin bilincinize iletilen ileti ile bilinciniz süper pozisyonda olması gerekiyor gibi. Bunu çözemedim elbet. En azından dedim ben hangi hallerde bunu yaşıyorum. Bari o halleri tekrar edeyim hep bilgi alayım. Kendimi geliştireyim. Tek bulamabildiğim zihnen çok yorgun yatmak. Yattığın yeri bilmezsiniz ya. O zamanlar oluyor. Rüyadaki iletiler bende. Gün içinde özellikle annemin içinden geçen bir istediği çat diye bilinçsizce söylüyorum. Hayret ediyor ama bu öyle ne habire oluyor ne de herhangi bir koşula bağlı oluyor. Siz de bana kalırsa bu halleriniz olurken niteliksel ve eylemsel olarak ortak noktalar varsa öncesinden yaptığınız belki o haller bilincinizi yükseltiyor veya destekliyor yüksek algı yeteneğinize bağlanıyorsunuzdur.
(+Duru görü yeteneğiniz var deyip geçiştirmek istemedim. Çünkü araştırdığım kadarıyla duru görü ya çocukluktan kendini gösteren, ya ölüm eşiği deneyimi yaşayan, ya kimyasallara maruz kalan insanlarda ortaya çıkan bir durummuş. Zikir / mantra---Dua/meditasyon yapıp geliştiren var mıdır bilmiyorum.)
Sana katılıyorum bence haklısın
 

Lords Of The Shadows

Tecrübeli Üye
Katılım
17 Ocak 2016
Mesajlar
392
Tepkime puanı
783
Konum
İstanbul-Kadıköy
İş
Öğretmen-Teacher
Merhaba,

Fiziksel boyutta ki mekanik zaman ile Ruhsal boyutta ki gölge zaman arasında zor ulaşılabilir ender görülebilir bağlar vardır. Mekanik zaman dünyada ki ve dünya çevresinde ki gezegenlerin süreklilik aynı zamanda görecelilik algısını yönlendiren temel faktördür. Mekanik zaman ile gölge zaman arasında ki en temel bağ başmelek Cebrailin rahmeti ile Cennet koruyucu Rıdvan'ın melek özüdür. Rüyanızda eriştiğiniz boyutta farkında olmadan bir melekle karşı karşıya gelmişsiniz ya da bir meleğin olduğu ortamda bulunmuşsunuz. Tamda o sırada ruhsal boyut ile mekanik boyut arasında bir bağ kurulmuş ve zamanlar eşitlenmiş. Bu durum aslında fazlasıyla tehlikelidir. Çünkü her rüya enerji gerektirir lakin bir meleğin içinde bulunduğu rüya tüm yaşam enerjinize mal olabilirdi. Bu rüyanın tek bir anlamı var. Kubbe melekleri tarafından ciddi bir uyarı almışsınız. Zaman ile ilgili bazı dengeleri bozmaya yönelik girişimlerde bulunmuşsunuz. Örnek vermem gerekirse birinin zamanını haddinden fazla çalmışsınız ve o kişinin kader akışını değiştirerek ezeli kaderi kısmi olarak prastik değiştirmiş olursunuz.

Saygılarımla.
 

Atomkarinca

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ağu 2018
Mesajlar
8
Tepkime puanı
3
Örnek vermem gerekirse birinin zamanını haddinden fazla çalmışsınız ve o kişinin kader akışını değiştirerek ezeli kaderi kısmi olarak prastik değiştirmiş olursunuz.
. Örnek vermem gerekirse birinin zamanını haddinden fazla çalmışsınız ve o kişinin kader akışını değiştirerek ezeli kaderi kısmi olarak prastik değiştirmiş olursunuz.

Saygılarımla.
birinin kader akışını nasıl değiştirmiş olabilirim ki? Uyarı olarak algılamamıştım açıkcası,
 

düşünen ve inanan

Kayıtlı Üye
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
285
Tepkime puanı
486
Kendimde çocukluğumdan beri bir farklılık olduğunu hissediyorum, çünkü buna benzer bir kaç olay daha yaşadım. Örnek olarak bir anda aklıma gelen yakın akrabamın bir kaç saat sonra kaza haberini aldım. aklıma gelme şekli de aslında gözümün önüne gelme gibiydi ve arabada olduğunu görmüştüm. Bunun dışında birisi ile ilgili bir konu düşündüğümde telefonumda o kişinin o konuyla ilgili bana birşey sorduğunu ya da söylediğini de yaşadığım anlar oluyor. Bir de çocukken içinden bir ses duyardım, annemim sesi ve bana sesleniyor. Yine çocukken rüyamda hep yüksekten düşerdim. Yine bazı zamalarda uyandığımda saate bakıyorum ve saat şuan şu diyorum ve gerçekten o saat çıkıyor. Konuyla alaklı keşfedebildiğim birşey yok kendimde çünkü bu konularda çok bilgili değilim. Hangi şekilde kendimi fark edebilirim, ne tarafa yönelmem lazım bilmiyorum. Beni aydınlatabilecek veya yönlendirebilecek bir fikriniz varsa seve seve alırıım :)


Henüz kovalayan olmadı :)
Mesajınız aklımdaydı. Ama gereksiz eklentiler yapmak istemediğim için cevap yazmadım. Çünkü tam da bir sonuca götürecek bir şey yoktu elimde. Az önce bir yazı okudum. Bu yazıyı okurken direkt aklıma siz geldiniz. Rüya olarak indirgenmemiş ama bizim sorguladığımız şeylere belki de tümel açıdan bir cevap olabilir.


Kaynak::indigodergisi

/Titreşim frekanslar ve hayatımıza etkileri/

Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?

Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü
Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Halbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.

Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz
Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir.

Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz.

Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar.

Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekan mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kahinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.

Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!
Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür.

Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.

Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek.

O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.

İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…
Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında.

On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor.

Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz.İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar… İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte.

Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…
 
Üst