Peygamberin Miracı ve Kırklar Meclisi

Elnora_alila

Moderator
“Cemin kaynağı, Hz. Muhammed’in Miraç dönüşü uğradığı Kırklar Meclisi’dir” (Dedekargınoğlu, 2011, 387)

Hz. Muhammed’in Miraç’a çıktıktan sonra dönüşünde uğradığı Kırklar Meclisi’nde gerçekleşen cemin adı Kırklar Cemi’dir. Bu cemde dönülen semah da Kırklar Semahıdır.
“Yapılan tüm cemler Kırklar Cemi’nin bir tekrarı ve miraç olayının bir canlandırması niteliğindedir”

Buyruk metinlerinde anlatılan şu olaya dayandırılır :

Bir gün Cebrail, Hz. Muhammed'e Hakk’ın davetini bildirir ve O'na Miraç yolculuğunda rehberlik eder.
Sema’da, yolculuk sırasında, önlerine bir aslan çıkar ve kükremeye başlar. Muhammed, ne yapacağını şaşırmış durumdadır.
O anda bir ses ; “-Ey Muhammed, yüzüğünü aslanın ağzına ver!”, der. Muhammed, söyleneni yapar. Yüzüğünü, aslanın ağzına verir. Aslan, yüzüğü alınca sakinleşir.

Hz. Muhammed, yoluna devam eder; göğün, en yüksek katına ulaşır. Sonunda Hakk tecelli eder ve Hakk’ın yüzünü görür; dost dosta kavuşur.
Dost dostla sessiz ve sözsüz olarak doksan bin sır söyleşir. Bunlardan otuz bini şeriat olur, insanlara iner ; kalan altmış bini ise Ali’de sır olur.
Cennet’te Hz. Muhammed’e bal, süt ve elmadan oluşan bir yemek gelir.

Muhammed, Miraç’tan dönerken kentte bir kubbe ilgisini çeker, yürüyüp kapısına varır, kapıyı çalar.
İçeriden bir ses; “-Kimsin, niçin geldin?”, diye sorar. Hz. Muhammed; “-Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Erenlerin güzel yüzünü göreyim!”, karşılığını verir.
Bu kez içeriden; “-Bizim aramıza peygamber sığmaz. Var peygamberliğini ümmetine yap”, yanıtı gelir. Bunun üzerine Muhammed, kapıdan ayrılır.

Tam gideceği sırada Tanrı dile gelir ve “-Ey Muhammed, o kapıya var!”, buyurur.
Muhammed, Tanrı'nın buyruğu üzerine yeniden o kapıya varır; kapıyı çalar. İçeriden; “-Kim o?”, diye bir ses duyulur.
Muhammed; “-Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Mübarek yüzlerinizi göreyim”, der.
Bu kez içerideki ses; “-Bizim aramıza peygamber sığmaz. Ayrıca bizim peygambere de gereksinimimiz yok”, karşılığını verir.

Tanrı elçisi umarsız geri döner; makamına varıp sakinleşmeyi diler.
Uzaklaşırken Tanrı yeniden dile gelir;“-Ey Muhammed geri dön. Nereye gidiyorsun? Var o kapıyı arala, o meclise dâhil ol!”, buyurur.

Muhammed, Tanrı’nın buyruğuna uyar. Yine o kapıya varır; kapının halkasına el vurur.
İçeriden; “-Kimsin?”, diye ses geldiğinde; “-Yoktan var olmuş bir yoksul oğluyum. Sizi görmeye geldim. Girmeme izin var mı?”, diye sorar.
O an kapı açılır; “-Merhaba! Hoş geldin, kadem getirdin. Gelişin kutlu olsun, ey kapılar açan!”, diyerek kendisini karşılarlar.
Tanrı’nın elçisi; “-Kutsal kapı, hayırlar kapısı açıldı. Esirgeyen ve bağışlayan Tanrı’nın adıyla”, deyip, önce sağ ayağını basarak içeri girer.

İçeride otuz dokuz can oturmaktadır ; yirmi ikisi erkek, on yedisi kadındır.
Muhammed’in içeri girdiğini görünce hepsi kıyama dururlar; O’na yer gösterirler.
Muhammed, geçip Ali’nin yanına oturur, ama O’nun Hz. Ali olduğunu anlayamaz.

Derken; “-Bunlar kimler? Büyükleri hangisi, küçükleri hangisi?” diye düşünmeye başlar.
Sonunda dayanamaz ve “-Sizler kimlersiniz? Size kim derler?”, diye bir soru yöneltir. “-Bizler Kırklarız”, karşılığını verirler.
Muhammed; “-Peki sizin ulunuz kim, küçüğünüz kim? Ben anlayabilmiş değilim?”, deyince; “-Bizim ulumuz da uludur, küçüğümüz de uludur. Bizim kırkımız bir, birimiz kırktır”, yanıtını verirler. Muhammed’in; “-Ama biriniz eksik, o birinize ne oldu?”, sorusuna içeridekiler; “-O birimiz Selman’dır; taşraya, parsaya çıktı. Hem niçin soruyorsun? Selman da buradadır. O’nu aramızda say.” derler.

Hz. Muhammed, Kırklardan bunu kanıtlamalarını ister. O an Hz. Ali, mübarek kolunu uzatır.
Kırklardan biri destur çekip Hz. Ali’nin koluna bıçakla bir kesik atar; kolu, kan revan içinde kalır. Bu sırada diğer otuz dokuz canın kolundan kan akmaya başlar.
Bir damla kan da pencereden gelip meydana dökülür ; bu kan taşrada, parsada bulunan Selman’ın kolunun kanıdır.

Kırklardan biri Hz. Ali’nin kolunu bağlar ; kanı diner. O an tüm diğer canların da kanı durur.
Bu sırada devşirmeden dönen Selman, getirdiği bir üzüm tanesini Hz. Muhammed’in önüne koyar ve “-Ey yoksullar hizmetkârı, bir hizmet et de bu üzüm tanesini paylaştır!”,der.
Muhammed kendi kendine; “-Bunlar kırk kişi, üzüm ise bir tane. Bu bir tane üzümü kırk kişiye nasıl bölüştüreyim?”, diyerek kararsızlığa düşer.
Bunu gören Tanrı Cebrail’e; “-Sevgili Muhammed zorda kaldı. Tez yetiş, Cennet’ten bir nur tabak al, ilet. O üzüm tanesini bu tabağın içinde ezip şerbet etsin, Kırklar’a paylaştırıp içirsin”

Cebrail, Cennet’ten bir nur tabak alır; Tanrı elçisinin huzuruna gelir; Tanrı’nın selamını arz edip o tabağı Muhammed’in önüne koyar; “-Şerbet eyle, ya Muhammed!”,der.
Kırklar, üzüm tanesini ne yapacak, nasıl paylaştıracak diye seyrederken birden Hz. Muhammed’in önünde, nurdan bir tabak belirdiğini görürler. Tabak güneş gibi balkır.
Muhammed, tabağın içine bir damla su koyar; sonra mübarek parmağıyla o üzüm tanesini ezip şerbet eder; Kırklar’a sunar.
Kırklar, şerbetten içer; tümü mest olur. Ayağa kalkar, “-Ya Allah” diyerek dest verirler. Uryan büryan semaha dururlar.

Muhammed de bunlarla birlikte semaha girer. Semah sırasında Hz. Muhammed’in başından mübarek imamesi düşer.
Kırklar, imameyi alıp kırk parça ederler. Her bir parçayı biri alarak kırk parçayı kırk kişi bağlayıp tennure yaparlar.
Sohbet/semah sona erdikten sonra Muhammed bunlara pirlerini ve rehberlerini sorar.

Kırklar; “-Pirimiz Şah-ı Merdan Ali’dir ve rehberimiz Cebrail Aleyhisselam’dır” derler. Bu yanıt üzerine Hz. Muhammed, Hz. Ali’nin Kırklar Meclisi’nde olduğunu anlar.
Ali, Muhammed’e doğru yürür; Ali’nin yaklaştığını gören Muhammed, tecella ve temenna ile O’na yer gösterir.
Kırklar da Hz. Muhammed’e katılır; saygıyla eğilip O’na yol açarlar. Bu sırada Hz. Muhammed Hz. Ali’nin parmağında, Mirac’a giderken aslanın ağzına verdiği yüzüğü görür”

Alıntı_


Kırklar Meclisi birbirlerine inanç bağı ile bağlı bireylerin topluluk içinde eriyerek bir olmalarının zirvesini temsil eder.
Sonraki aşamada bir olan topluluk Tanrı ile birleşip kendinden geçecek ve Hakk olmak suretiyle birliğe girecektir..
 
Son düzenleme:
Geri
Üst