Özgür iradenin varlığını sarsan deney; Libet !

Ori

🌙
Moderator
1980’lerde nörobilimci Benjamin Libet çok basit ama etkisi büyük bir deney yaptı. Katılımcılardan istedikleri bir anda parmaklarını oynatmaları istendi. Aynı anda beyin aktiviteleri EEG ile ölçüldü. Katılımcılar ayrıca, hareket etmeye karar verdiğim an buydu diyerek zamanı bir saat düzeneği üzerinden bildirdiler.

Ortaya çıkan sonuç şaşırtıcıydı. Beyinde hareketi başlatan sinyal, kişinin karar verdim dediği andan yaklaşık yarım saniye önce ortaya çıkıyordu. Yani beyin, bilinçli farkındalıktan önce harekete geçmeye hazırlanıyordu. Bu da şu soruyu doğurdu: Eğer beyin eylemi başlatıyorsa, bilinç gerçekten kararı veren şey mi?

Günlük hayatta hepimiz önce ben karar veririm, sonra yaparım diye düşünürüz. Libet’in bulguları ise sanki sürecin tersine işlediğini gösteriyor. Önce beyin süreci başlatıyor, sonra bilinç bunu fark edip ben karar verdim diyor olabilir. Eğer bu doğruysa, özgür irade sandığımız kadar güçlü olmayabilir. Belki de bilinç, kararın kaynağı değil, kararın farkına varan bir sistemdir.

Libet özgür iradeyi tamamen reddetmedi. Ona göre bilinç, süreci başlatmasa bile son anda durdurabilir. Yani otomatik başlayan bir hareketi engelleyebiliriz. Bu fikir, özgürlüğü başlatma gücü yerine durdurma gücü olarak yeniden tanımlar. Ama bu bile klasik özgür irade anlayışını zayıflatır.

Daha sonraki bazı beyin görüntüleme çalışmaları da benzer sonuçlar verdi. Basit seçimlerin yönü, kişi farkına varmadan önce tahmin edilebiliyordu. Ancak burada önemli bir nokta var. Bu deneyler genellikle önemsiz, rastgele kararları inceler (örneğin sağ tuşa mı sol tuşa mı basılacak gibi). Hayatın büyük, karmaşık ve ahlaki kararlarının aynı şekilde işlediğini kesin olarak söyleyemeyiz.

Yine de Libet deneyleri önemli bir kapı araladı. Eğer bilinç kararın başlangıç noktası değilse, özgür irade dediğimiz şey tam olarak nedir? Belki özgürlük, tamamen bağımsız bir seçim değil, beynin karmaşık süreçlerinin bir sonucu olan yüksek düzeyli bir kontrol mekanizmasıdır. Bu deneyler, ben tamamen özgürüm ve tüm kararları bilinçli olarak başlatıyorum düşüncesini ciddi biçimde sarsmıştır.
 
Bilinç kararı başlatmasa bile içimizdeki dürtüyü frenleyebilir. Özgür irade, dürtüyü frenleme noktasında bizi hayvandan ayırır, karar verme noktasında değil.. Nefsin kontrolü bu noktada özgür iradeyi destekler. Deneye göre, kötü bir davranış karardan önce ortaya çıkıyor; ancak özgür irade hala bizdedir, o kararı(dürtüyü) uygulamama özgürlüğüne sahibiz... Dürtü var ama eyleme geçmemek için mücadele de varsa özgür irade asıl bu noktada oluşur. Ahlaki olan da budur...
 
Bilinç kararı başlatmasa bile içimizdeki dürtüyü frenleyebilir. Özgür irade, dürtüyü frenleme noktasında bizi hayvandan ayırır, karar verme noktasında değil.. Nefsin kontrolü bu noktada özgür iradeyi destekler. Deneye göre, kötü bir davranış karardan önce ortaya çıkıyor; ancak özgür irade hala bizdedir, o kararı(dürtüyü) uygulamama özgürlüğüne sahibiz... Dürtü var ama eyleme geçmemek için mücadele de varsa özgür irade asıl bu noktada oluşur. Ahlaki olan da budur...
Ben Kant'ın ahlak üzerine bir tespitinden bahsetmek istiyorum, onun ödev ahlakı dediği bir mevzu var yani bir şeyi tabu diye eyleme dökmüyor olmak seni ahlaklı bir insan yapar mı diye sorguluyor yani ahlakı bir nefs hakimiyeti, reddetme kabiliyeti olarak mı görmeli yoksa bizi ahlaklı yapan şey aslında yarım saniye önce tetiklenmiş dürtünün içeriği mi? Çünkü dürtünün kaynağı da biziz ve özgür irade denilen şey insanı sadece ahlaklı olduğu için değil kalıpların dışına çıkmaması gerektiğini düşündüğü için de durdurabilir.
 
Ben Kant'ın ahlak üzerine bir tespitinden bahsetmek istiyorum, onun ödev ahlakı dediği bir mevzu var yani bir şeyi tabu diye eyleme dökmüyor olmak seni ahlaklı bir insan yapar mı diye sorguluyor yani ahlakı bir nefs hakimiyeti, reddetme kabiliyeti olarak mı görmeli yoksa bizi ahlaklı yapan şey aslında yarım saniye önce tetiklenmiş dürtünün içeriği mi? Çünkü dürtünün kaynağı da biziz ve özgür irade denilen şey insanı sadece ahlaklı olduğu için değil kalıpların dışına çıkmaması gerektiğini düşündüğü için de durdurabilir.
Bu konuyu bir filozof üzerinden tartışmak meseleyi gereksiz yere karmaşıklaştırır diye düşünüyorum.. Asıl nokta basit: Dürtü bilinçten önce ortaya çıkabilir ama o dürtü benim ahlaki kimliğim değildir. Ben, dürtünün kendisi değil; ona nasıl cevap vereceğime karar verebilen tarafım..
Ahlak, içimden ne geçtiğinde değil; o dürtüye rağmen neyi ve neden seçtiğimde başlar..
Eğer Kant’a kulak verip ahlaki değeri yalnızca niyetin içeriğine indirger, dürtüyle mücadele boyutunu ikinci plana atarsak; bu kez insanın içsel çatışmasını görünmez kılmış oluruz. Ve geriye düz bir determinizm kalmış olur..
Oysa ahlak, tam da dürtü ile bilinç arasındaki gerilimde ortaya çıkar. Müdahale imkânını zayıflattığımızda, erdemi ve nefs mücadelesini de zayıflatmış oluruz.
Bence insan dürtüye mesafe koyabildiği ölçüde ahlaki faildir..
 
Bu konuyu bir filozof üzerinden tartışmak meseleyi gereksiz yere karmaşıklaştırır diye düşünüyorum.. Asıl nokta basit: Dürtü bilinçten önce ortaya çıkabilir ama o dürtü benim ahlaki kimliğim değildir. Ben, dürtünün kendisi değil; ona nasıl cevap vereceğime karar verebilen tarafım..
Ahlak, içimden ne geçtiğinde değil; o dürtüye rağmen neyi ve neden seçtiğimde başlar..
Eğer Kant’a kulak verip ahlaki değeri yalnızca niyetin içeriğine indirger, dürtüyle mücadele boyutunu ikinci plana atarsak; bu kez insanın içsel çatışmasını görünmez kılmış oluruz. Ve geriye düz bir determinizm kalmış olur..
Oysa ahlak, tam da dürtü ile bilinç arasındaki gerilimde ortaya çıkar. Müdahale imkânını zayıflattığımızda, erdemi ve nefs mücadelesini de zayıflatmış oluruz.
Bence insan dürtüye mesafe koyabildiği ölçüde ahlaki faildir..
Söyledikleriniz gayet makul ben muhalefet etmiyorum ama şöyle düşünüyorum nefs terbiyesinin amacı o dürtüyü dönüştürmek yani sizin verdiğiniz mücadelenin bir hedefi var nefs terbiyesini kendi içinde bir olgu ve amaç olmaktan ziyade bir yöntem olarak görüyorum ben dolayısıyla hedefin o dürtüyü var eden döngüyü kırmak oluşu benim ahlak tanımımı sizinkinden biraz daha farklı bir yöne çekiyor sanırım. Burada bahsedilen yarım saniyelik sinyalin farkındalığına sahip olamayız o yüzden felsefe üzerinden yorumlamak durumunda kalıyorum. Belki biraz salakça bakıyorum konuya ama kısa keserek şöyle bir örnek vereyim; ben yirmili yaşlarında ıvır zıvır şeylere söven bir insandım daha sonra hayat beni dine yöneltti vs. derken ben tevhid zikir çekmeye başladım kafamda çok net bir şey yoktu ama kafamdaki takıntılı düşünceleri kontrol altına almamı sağlıyordu en azından zihnimi meşgul ediyordu diye alışkanlık haline getirdim son dört senedir. Bir gün sobanın üstünden çaydanlığı alırken elime devrildi ve ben normalde "annunakiyim" diyecek adam la ilahe illallah dedim sonra baktım ki bir ihtimal de olsa ölmeden evvel aklıma gelme ihtimali var yani coşkun bir anda küfretmektense Allah'ı birlemişim bu belki pratik bir örnek olabilir o dürtüyü cevheri dönüştürme konusunda, çünkü elime çaydanlığı devirirken ben dürtümü engelleyecek ahlaki bir bilincin farkındalığıyla tepki veremem normalde. Bir yanlışı veto etmektense kanunu baştan yazmamız gerekir ahlakın savunulabilmesi için.
 
Söyledikleriniz gayet makul ben muhalefet etmiyorum ama şöyle düşünüyorum nefs terbiyesinin amacı o dürtüyü dönüştürmek yani sizin verdiğiniz mücadelenin bir hedefi var nefs terbiyesini kendi içinde bir olgu ve amaç olmaktan ziyade bir yöntem olarak görüyorum ben dolayısıyla hedefin o dürtüyü var eden döngüyü kırmak oluşu benim ahlak tanımımı sizinkinden biraz daha farklı bir yöne çekiyor sanırım. Burada bahsedilen yarım saniyelik sinyalin farkındalığına sahip olamayız o yüzden felsefe üzerinden yorumlamak durumunda kalıyorum. Belki biraz salakça bakıyorum konuya ama kısa keserek şöyle bir örnek vereyim; ben yirmili yaşlarında ıvır zıvır şeylere söven bir insandım daha sonra hayat beni dine yöneltti vs. derken ben tevhid zikir çekmeye başladım kafamda çok net bir şey yoktu ama kafamdaki takıntılı düşünceleri kontrol altına almamı sağlıyordu en azından zihnimi meşgul ediyordu diye alışkanlık haline getirdim son dört senedir. Bir gün sobanın üstünden çaydanlığı alırken elime devrildi ve ben normalde "annunakiyim" diyecek adam la ilahe illallah dedim sonra baktım ki bir ihtimal de olsa ölmeden evvel aklıma gelme ihtimali var yani coşkun bir anda küfretmektense Allah'ı birlemişim bu belki pratik bir örnek olabilir o dürtüyü cevheri dönüştürme konusunda, çünkü elime çaydanlığı devirirken ben dürtümü engelleyecek ahlaki bir bilincin farkındalığıyla tepki veremem normalde. Bir yanlışı veto etmektense kanunu baştan yazmamız gerekir ahlakın savunulabilmesi için.
Benim de sizden çok bir farkım yoktu o yaşlarda..
Deist bir babanın kızıyım. Dini daha çok insan ürünü bir ahlak sistemi gibi görürdüm.
Bugün geldiğim yerde şunu görüyorum: İster ilahî ister insani temelli düşünelim, mesele dönüp dolaşıp aynı yere geliyor "insanın dürtüsüne mesafe koyabilmesi". Dürtü ortaya çıkabilir; bu doğal. Eğer Allah yaratmışsa da bu yaradılışın parçasıdır. Ama yaratılmış olmak, mekanik olmak demek değildir. Bence ahlak, dürtünün varlığında değil; o dürtüye otomatik teslim olmamakta başlıyor..
Aslında söylediğinizle tamamen zıt değilim..
Dürtü var, evet.. Fakat insan sadece dürtüden ibaret değil; ona nasıl karşılık vereceğini seçebilen bir bilinç boyutu da var. Ve tam da bu yüzden sorumluluk anlamlı..
 
Yüksek bilince ulaşabilirsen özgür iradenin olmadığını görürdün. Rıza makamı derler o levele bu yüzden. Sadece razı olursun. Çünkü B yolunu da seçsen, A yolunu da seçsen aynı yere çıkacağından emin olursun.


Hz. Yunus kavmini terketti. Çok fazla zulme uğradı Çünkü. Dayanamadı. Takati yetmedi. Çekti gitti. Ama sonra bindiği gemiden denize atıldı. Denize atılmadan önce kura çekildi. Kurada kendi adı çıktı. Denizde onu bir tür balık yuttu. Korkudan nasil tevbe edeceğini şaşırdı balığın karnında. Demek ki takati daha büyük travmalara bile dayanabiliyormuş.

Ve anladı ki yüksek seviyelerde özgür irade diye bir şey yok. Özgür iradeyi sınarsan Evrenin tüm faili meçhul vesileleri El ele verir ve seni kaderini yaşamaya sevkederler.





Ama düşük bilinç seviyelerde isen, özgürsün. Senin için özgür iradeden kolayca bahsedilebilir.
 
Deney rastgele ve küçük kararlar üzerinden yapılmış. Daha büyük etkiler ile denenmediği sürece etik kısım bu deney için konuşulamaz. Keza özgür irade de.
Beynin işleyiş biçimini hala çözemedik. Bilim onlarca yıldır tezler sunuyor ama sonuçlanmış bir veriye sahip değiliz.

Örn. Bilinç diyoruz. Bilinç dediğimiz nedir ? Bilinç insanda nerededir ? gibi basit sorulara bile cevap veremiyoruz.

Hatta şöyle sorayım,

Konular dönüp dolaşıp 'nefs' kelimesine takılıyor. Nedir bu nefs ? Nerededir ?
Ve acaba özgür irade fikri mi Nefs kavramını açığa çıkartıyor ? Nefs denen şey hangi ikiliğin oluşumudur ?
 
Konular dönüp dolaşıp 'nefs' kelimesine takılıyor. Nedir bu nefs ? Nerededir ?
Ve acaba özgür irade fikri mi Nefs kavramını açığa çıkartıyor ? Nefs denen şey hangi ikiliğin oluşumudur ?
Hmm bak buna spekülatif bir cevap vereyim maksat on sene sonra burada olursam belki önüme düşer de kendimi tartarım.
Bilinç kesiştiğimiz her şeyle kurduğumuz kümülatif ilişkiler ağı, nefs ise bu ağın dürtüsel dışa vurumu.
Tabi bazen nabza göre şerbet olmak durumunda kalıyor kelimeler. Aslında güzel konu. Arada da sallıyorum hehe. Pardon.
 
Yüksek bilince ulaşabilirsen özgür iradenin olmadığını görürdün. Rıza makamı derler o levele bu yüzden. Sadece razı olursun. Çünkü B yolunu da seçsen, A yolunu da seçsen aynı yere çıkacağından emin olursun.


Hz. Yunus kavmini terketti. Çok fazla zulme uğradı Çünkü. Dayanamadı. Takati yetmedi. Çekti gitti. Ama sonra bindiği gemiden denize atıldı. Denize atılmadan önce kura çekildi. Kurada kendi adı çıktı. Denizde onu bir tür balık yuttu. Korkudan nasil tevbe edeceğini şaşırdı balığın karnında. Demek ki takati daha büyük travmalara bile dayanabiliyormuş.

Ve anladı ki yüksek seviyelerde özgür irade diye bir şey yok. Özgür iradeyi sınarsan Evrenin tüm faili meçhul vesileleri El ele verir ve seni kaderini yaşamaya sevkederler.





Ama düşük bilinç seviyelerde isen, özgürsün. Senin için özgür iradeden kolayca bahsedilebilir.
Ben burada Yunus Peygamberin kavmini terk etmesini özgür irade olarak değil dürtüsel davranması olarak yorumladım.. Zulme uğrayınca kaçmak bence özgür irade olarak tanımlanamaz, daha çok hayatta kalma dürtüsü gibi..
 
Deney rastgele ve küçük kararlar üzerinden yapılmış. Daha büyük etkiler ile denenmediği sürece etik kısım bu deney için konuşulamaz. Keza özgür irade de.
Beynin işleyiş biçimini hala çözemedik. Bilim onlarca yıldır tezler sunuyor ama sonuçlanmış bir veriye sahip değiliz.

Örn. Bilinç diyoruz. Bilinç dediğimiz nedir ? Bilinç insanda nerededir ? gibi basit sorulara bile cevap veremiyoruz.

Hatta şöyle sorayım,

Konular dönüp dolaşıp 'nefs' kelimesine takılıyor. Nedir bu nefs ? Nerededir ?
Ve acaba özgür irade fikri mi Nefs kavramını açığa çıkartıyor ? Nefs denen şey hangi ikiliğin oluşumudur ?
Nefis çoğu zaman haz ve kimlik olarak iki ana eksende çalışır.
Haz: Zevk, rahatlama, keyif, güç hissi..
Kimlik: Benlik, değer, üstünlük, güvenlik..
Nefsin tezahürleri: (genişletilebilir)
1. Beğenilme kaygısı - Kimlik + Haz
2. Dürtüsel haz arayışı - Haz
3. Haklı çıkma ihtiyacı - Kimlik
4. Üstünlük kurma - Kimlik
5. Kontrol etme ihtiyacı - Kimlik
6. Kıskançlık - Kimlik
7. Sürekli kıyaslama - Kimlik
8. Mağduriyet rolü - Kimlik
9. Öfke patlaması - Haz + Kimlik
10. İntikam dürtüsü - Haz + Kimlik
11. Manevî ego - Kimlik
12. Riya - Kimlik + Haz
13. Konfor alanı bağımlılığı - Haz
14. Tembellik / erteleme - Haz
15. Bağımlılıklar - Haz
16. Onaylanarak iyilik yapma - Kimlik
17. Alınganlık - Kimlik
18. Gurur / kibir - Kimlik
19. Aşırı fedakârlık - Kimlik
20. Kaçınma / yüzleşmeme - Haz
21. Takıntılı düşünme - Kimlik
22. Sürekli savunma hâli - Kimlik
23. Aşırı sahiplenme - Kimlik
24. Statü arayışı - Kimlik
25. Hazza kaçış - Haz
 
Nefis çoğu zaman haz ve kimlik olarak iki ana eksende çalışır.
Haz: Zevk, rahatlama, keyif, güç hissi..
Kimlik: Benlik, değer, üstünlük, güvenlik..
Evet genel olarak google bu cevabı veriyor ama benim sorumun cevabı değil :)

Bilinç kesiştiğimiz her şeyle kurduğumuz kümülatif ilişkiler ağı, nefs ise bu ağın dürtüsel dışa vurumu.
Hiyerarşi yani ?
 
Hiyerarşi yani ?
Aslında hiyerarşik bir şablon yok kafamda. Söylediğim gibi arada sallıyorum :D Başka bir konuya değineyim, Michael Levin diye bir biyolog var, bu abi bilimin uçlarında gezinen bir model, adamın teorisine göre her hücre öznel bir bilinç sahibi ve görev dağılımını kendi aralarındaki biyo-manyetik sinyal aracılığıyla (ion kanallarını kullanarak) iletişim halinde yapıyorlar diyor çok ilginç deneyleri var, geçen sene bu dönemler biyolojiye sarmıştım o aklıma geldi tekrardan gecenin bir yarısı.
 
Ben burada Yunus Peygamberin kavmini terk etmesini özgür irade olarak değil dürtüsel davranması olarak yorumladım.. Zulme uğrayınca kaçmak bence özgür irade olarak tanımlanamaz, daha çok hayatta kalma dürtüsü gibi..

Irade kullandığın anda seçiminden doğan neticelerden de sorumlusun. Dürtüsel, mantıksal veya vicdani irade kullanmış olman seni muaf tutmaz. Niyetin neye göreyse, sonuçlar da ona göre olacağı gerçeği heryerde karşımıza çıkıyor.


Hz. Yunus yerine her kim olsaydı denizde boğulur giderdi belki de. Hz. Yunus sadece usulde hata yaptı, teslim olamadı. Bu durum onun kendi mertebesi ile alakalı özel bir durumdur. Aynı hatayı Hz. Musa da yapıyor. Asası yılan olunca panikleyerek arkasını dönüp kaçmaya başlıyor. Vahiy "asanı tut" dediği halde dürtüsüne kulak vererek olay yerini terkediyor.

Benzer bir durum Hz Yusufta da var. Peygamber olacağını anlıyor ve zindandan bir an evvel kurtulmak ve insanları uyarmak için hemen çıkmak istiyor. Rüyasını yorumladığı kişiye "krala benden bahset" diyor. Sonra bunun üstüne 7 yıl daha zindanda kalıyor.


Bu teknik düzeltmeler bu insanların kendi özel leveline özel durumlardır. Pekişmemiş duygularını pekiştirmeye yöneliktir. Biz anlayamayabiliriz. Fazla ince, gereksiz teferruatlı veya fazla tutucu bulabiliriz. Ama özgür iradenin bir ilizyon olduğunu çok iyi anlatan durumlar bunlardır.

O seviyedeki algı açıklığına sahip olmadıkça özgür iradeden zaten kolaylıkla bahsedebiliriz. Bizim leveled Elle tutulur gizle görülür bir özgür irade gerçekten de vardır belki de. Bu da mümkün. Kesinlikle mümkün. İlim ve marifet o yüzden öznel tutulmuştur.
 
Son düzenleme:
Irade kullandığın anda seçiminden doğan neticelerden de sorumlusun. Dürtüsel, mantıksal veya vicdani irade kullanmış olman seni muaf tutmaz. Niyetin neye göreyse, sonuçlar da ona göre olacağı gerçeği heryerde karşımıza çıkıyor.
Kendini eğitmek, farkındalık kazanmak da bir irade biçimi. İnsan dürtüsel ya da mantıksal fark etmeksizin iradesiyle var olan bir canlı. Neticeler ne kadar öznel olsa da uzun vadede bir karakter açığa çıkartıyor. İnsan olmanın vasfı da burada şekilleniyor, zannımca.

Hedefe tam atış yapıyorum : Özgür iradenin olduğu yerde kaderin hükmünden bahsedebilir miyiz ?
 
Hedefe tam atış yapıyorum : Özgür iradenin olduğu yerde kaderin hükmünden bahsedebilir miyiz ?


Tabi ki bahsederiz.
Özgür irade tam da kaderi bize anlatır.
Çünkü kader, ka-de-re kökünden gelir. Bu kökten "kadar" kelimesi de türemiştir. Ölçü anlamına gelir. Ne kadar? Şu kadar! Bu bir çeşit otomasyona bağlı yapay zeka algoritması olarak düşünülebilir. Müdahale etmezsen aynı algoritmanın seni yönetmesine izin vermiş olursun. Aynı kökten "kadir" kelimesi de türemiştir. Kıymet, değer anlamına gelir.


Yani kaderin aslında seni yöneten ölçü birimindir. kendi yazdığın algoritmandır. her sene kadir gecesinde, bir sonraki sene için seni yönetecek olan kader yeniden yazılır. Bunun kodlarını da sen tüm sene boyunca yaptıkların ile kendin belirlemiş olursun. İnsan olarak bizim kıymetli (kadri esas alınan) tek şeyimiz var : o da kaderimiz. Onu da rölantideki tüm hal ve hareketlerinle aslında kendimiz yazarız. Ama bu hakedisler her zaman bir sonraki döngüye saklanır.


Kadir suresi bunu anlatır. Kader vardır. Özgür irade de vardır. Özgür irademiz sandığımız sey aslında önceki girdilerimizden doğan enerjilerin seyrine göredir. Pozitif ve negatif kırılmalar yine kendi elimizle işlediğimiz amellerden doğar.
 
Son düzenleme:
Kader varsa özgür irade yoktur. Özgür irade varsa kader yoktur. Ama, burada denge vardır. Ne mutlak kader, ne de mutlak özgür irade vardır. Özgür irade baskındır. İkisi de azar azardır. Zaten kaderin olması, yaratıcının yaratıcı sıfatına hasar verir.
 
Kader varsa özgür irade yoktur. Özgür irade varsa kader yoktur. Ama, burada denge vardır. Ne mutlak kader, ne de mutlak özgür irade vardır. Özgür irade baskındır. İkisi de azar azardır. Zaten kaderin olması, yaratıcının yaratıcı sıfatına hasar verir.
Kesinlikle katılıyorum.

Özgür irademiz sandığımız sey aslında önceki girdilerimizden doğan enerjilerin seyrine göredir. Pozitif ve negatif kırılmalar yine kendi elimizle işlediğimiz amellerden doğar.
Dişli bir çark gibi, irade ile yaptığımız seçimlerin birbirleri içine geçip kader kümesi oluşturması. Bahsettiğin şey karma.
Açıkça yazmasan da attığımız her adımda, düşündüğümüz her fikirde bir olay zinciri yaratıyoruz ve bu olaylar birleşince kaderi oluşturuyor demek istemişsin.
O halde mutlak kader diye bir şey yoktur. Varsa da doğum ve ölüm anın harici her şey senin iradene göre şekillenir.
 
Ben bir şey sormak istiyorum müsaadenizle.
Şeytan olmak iblisin kaderi miydi, yoksa özgür iradesini kullanıp bizi bu kadar dertle mücadele etmekten kurtarabilir miydi?
 
Geri
Üst