Beyaz Kafa
Kayıtlı Üye
Kızıl Mūlādhāra(kök) lotus çiçeği, dört taç yapraklı olarak tanımlanır. Bu taç yaprakların Vṛttileri, Paramānanda(en yüce mutluluk), Sahajānanda(kendiliğinden mutluluk), Yogānanda(birlikten gelen mutluluk) ve Virānanda(kahramanlık mutluluğu) olarak bilinen dört mutluluk biçimidir. Bu dört taç yaprağında altın harflerle Vaṁ, Śam, Ṣam ve Sam bulunur.
Vaikharī biçimindeki her harf, içsel veya ince Śabda’(ses)nın kaba bir tezahürüdür. Taç yapraklarında, her biri bir Mantra olan ve dolayısıyla bir Devatā kabul edilen harfler resmedilmiştir. Taç yaprakları, belirli bir merkezdeki Nāḍī’lerin konumuna göre oluşmuş konfigürasyonlardır ve kendi içlerinde, yaşayan bedende Prāṇavāyu tarafından tezahür ettirilen Prāṇa-Śakti’dir. Bu Vāyu ayrıldığında, söz konusu tezahürler de ortadan kalkar.
Böylece her harf, belirli bir Śabda(ses) veya Śakti’yi; Baş Devatā’nın çevresindeki Āvaraṇa Devatā’sını ve ilgili Çakra’nın Śakti’sini temsil eder. Bunlar, Śakti olarak Kuṇḍalī’nin tezahürleridir ve bütünüyle O’nun Mantra bedenini oluştururlar. Çünkü Kuṇḍalī hem ışık, yani Jyotirmayī, hem de Mantra, yani Mantramayī’dir.
Mantramayī yön, Japa’nın yapıldığı kaba veya Sthūla yöndür. Jyotirmayī yön ise Yoga’da ulaşılan Sūkṣma, yani incelikli yöndür. Harflerin özel sayımı ve dağılımı, toplam Śabda’nın bedenindeki farklılaşmayı gösterir.
Bu lotus, dörtgen Maṇḍala’sı ile sarı Pṛthivī, yani “Dünya” Tattva’sının merkezidir. Bu Tattva’nın Bīja’sı veya Mantrası Laṁ’dır. Bu merkezde, Bīja’sı “La” olan Pṛthivī Tattva bulunur. Bindu veya Brahmā bilinci de bu merkezin başında yer alır. Başka bir ifadeyle Laṁ, bu merkezin güçlerinin titreşimiyle oluşan ince sesin kaba, yani Vaikharī sesle ifadesidir.
Buna karşılık ince Tejas Tattva ve onun Bīja’sı olan Raṁ, Maṇipūra Çakra’dadır. Vaiśvānara olarak bilinen kaba ateş ise, bu ince merkezin yönettiği fiziksel karın bölgesinde yer alır. Bu Bīja, Mantra açısından söz konusu merkezde hüküm süren Tattva’yı ve onun temel faaliyetini temsil eder.
Bu çalışmada kullanılan sembolizme göre Bīja’nın, burada bulunan Airāvata filinin üzerinde oturduğu söylenir. Çakralarda tasvir edilen bu ve diğer hayvanlar, ilgili merkezde hüküm süren Tattvaların niteliklerini göstermeyi amaçlar. Bu nedenle fil, “Dünya” Tattva’sının gücünü, sağlamlığını ve dayanıklılığını sembolize eder. Ayrıca bu hayvanlar, oradaki Devatāların Vāhana’larıdır. Dolayısıyla bu Çakra’da, binek hayvanı fil Airāvata olan Indra’nın tohum mantrası, yani Bīja’sı bulunur.
Metne göre bu merkezin Devatā’sı, Śakti’si Savitrī olan yaratıcı Brahmā’dır. Ayrıca burada Dākinī olarak bilinen Śakti de bulunur. Dākinī, Lākinī ve benzeri diğer Śaktiler gibi, bu ve diğer merkezlere atanmış Dhātu’ların, yani bedensel maddelerin Śakti’leridir.
Burada ayrıca Śakti-pīṭha olan Traipura yer alır. Traipura, içine Svayaṁbhu olarak bilinen “erkek” Śiva-liṅga’nın yerleştirildiği “dişi” üçgen veya Yoni’dir. Şekli ve rengi bakımından özel bir sembolik anlama sahiptir.
Bu genç yaprak, tüm Devī ve Devalar gibi, Brahman’ın belirli merkezlerde tezahür eden yönleri olan Māyā-Śakti(yanılsama) ve Cit-Śakti’yi(bilinç) temsil eder. Liṅgalar dört tanedir: Svayaṁbhu, Bāṇa, Itara ve Parā. Yoginī-hṛdaya Tantra’ya göre bunlar, Cit(bilinç)’e yol açtıkları için bu şekilde adlandırılırlar.
Bunlar Manas, Ahaṁkāra(egoizm), Buddhi(zeka) ve Citta(hafıza)’nın Vṛttileridir. İlk üçüne belirli şekiller ve renkler atanmıştır: sarı, kırmızı ve beyaz; üçgen ve dairesel biçimler. Ayrıca belirli harfler de onlara karşılık gelir: on altı ünlü, Ka’dan Ta’ya kadar olan ünsüzler ve Tha’dan Sa’ya kadar olan diğer harfler. Parā(yüce) ise şekilsiz, renksiz ve harfsizdir; mutluluk biçimindeki tüm harflerin toplamıdır.
Traipura, Sahasrāra’nın Kāmakalā’sının Jīva’daki karşılığıdır. Şimşek gibi ışıldayan, bu lotusun oyuğunda parlak ışıklar zinciri gibi parlayan, tüm nefes alan canlıları ayakta tutan ve dünyayı hayrete düşüren Devī Kuṇḍalinī, Liṅga’nın etrafında üç buçuk kez kıvrılmış halde uyur ve başıyla Brahmā-dvāra’yı örter.
Svādhiṣṭhāna(sakral) Çakra, yukarı doğru ilerleyen ikinci lotus çiçeğidir. Yorumlara göre Sva veya Param Liṅga’dan sonra bu adla anılmıştır. Cinsel organların kök bölgesindeki omurga merkezinde yer alan, altı yapraklı ve kırmızımsı bir lotus çiçeğidir. Bu yaprakların üzerinde şimşek gibi parlayan şu harfler bulunur: Baṁ, Bhaṁ, Maṁ, Yaṁ, Raṁ ve Laṁ.
“Su” anlamındaki Apas Tattva, Varuṇa’nın beyaz bölgesi olarak bilinen bu Çakra’nın Tattva’sıdır. Tattvik Maṇḍala hilal şeklindedir. Su tanrısı Varuṇa’nın Bīja’sı “Vaṁ”dır. Varuṇa, elinde bir ilmekle beyaz bir Makara(timsah)’nın üzerinde oturur. Burada Hari, yani Viṣṇu ve öfkeli görünümüyle dişlerini şiddetle gösteren Rākiṇī Śakti bulunur.
Maṇipūra Çakra, göbek bölgesinin merkezinde yer alır. Gautamīya-Tantra’ya göre, ateşli Tejas’ın varlığı nedeniyle mücevher gibi parlak olduğu için bu adla anılır. Bu lotus, üzerinde Ḍaṁ, Ḍhaṁ, Ṇaṁ, Taṁ, Thaṁ, Daṁ, Dhaṁ, Naṁ, Paṁ ve Phaṁ harfleri bulunan on yapraklı bir lotustur.
Burası Tejas Tattva’nın üçgen bölgesidir. Üçgenin üç Svastikası vardır. Ateşin kırmızı Bīja’sı “Raṁ”, Ateşin Efendisi Agni’nin taşıyıcısı olan koçun üzerinde oturur. Burada, beyaz küllerle kaplı kadim kırmızı Rudra ve bu sindirim merkezinin Devatā’sı olan Śakti Lākinī bulunur.
Lākinī’nin hayvansal yiyeceklere düşkün olduğu ve göğüslerinin ağzından damlayan kan ve yağla kızardığı söylenir. Lākinī ve burada adı geçen diğer özel Śaktiler, Yogi’nin kendi Śaktileridir. Başka bir ifadeyle bunlar, onun her bir bedensel merkezine atanmış Dhātu’ların Śaktileridir. Bu merkeze odaklanmak, ilgili Devatā’nın iştahlarının tatmin edilmesini de içerebilir. Daha yüksek merkezlerin Śaktileri ise et yiyen olarak tasvir edilmez.
Bu üç merkezden kaba Vīrāṭ, yani uyanık beden evrimleşir.
Anāhata Çakra, göbek lotusunun hemen üzerinde, kalp bölgesinde yer alır ve Bandhuka çiçeği gibi kırmızıdır. Bu adın verilmesinin nedeni, Munilerin bu bölgede bulunduğunun söylenmesidir. Ya da bilgeler burada, iki şeyin birbirine çarpması olmadan çıkan sesi, yani Anāhata Śabda’yı işitirler. Bu ses, Yaşamın Nabzı olan Śabda-Brahman’ın sesidir. Çünkü Puruṣa, yani Jīvātmā, burada ikamet eder.
Bu lotus, zihinsel ibadette Koruyucu Tanrı’nın, yani Iṣṭa-devatā’nın üzerinde meditasyon yapılan ve daha aşağıda bulunan sekiz yapraklı Kalp Lotusundan ayırt edilmelidir. Burada tüm arzuları yerine getiren Ağaç, yani Kalpataru ve onun altında mücevherli Sunak, yani Maṇi-pīṭha bulunur.
Viśvasāra olarak Prāṇatoṣiṇī’de geçen Tantra şöyle der: “Śabda-Brahman’ın Deva Sadāśiva olduğu söylenir. Bu Śabda’nın Anāhata Çakra’da olduğu belirtilir. Anāhata, tüm varlıkların kalbindeki büyük Çakra’dır. Oṁkāra’nın orada üç Guṇa ile birlikte bulunduğu söylenir.”
Mahāsvacchandra Tantra ise şöyle der: “Büyükler, ey Kraliçe, Senin mutlu suretinin Anāhata’da tezahür ettiğini ve tüyleri diken diken olan, gözleri sevinçten yaşlarla dolan Kutsanmışların zihninde deneyimlendiğini ilan ederler.”
Anāhata, Kaṁ, Khaṁ, Gaṁ, Ghaṁ, Ṅaṁ, Caṁ, Chaṁ, Jaṁ, Jhaṁ, Jñaṁ, Ṭaṁ ve Ṭhaṁ harfleriyle yazılmış on iki yapraklı bir lotus çiçeğidir. Burası Vāyu(rüzgar) Tattva’nın merkezidir. Vāyu bölgesi altı köşelidir; yani biri ters çevrilmiş iki üçgenden oluşur. Etrafı buhar kütleleriyle çevrili olduğu için rengi duman rengindedir.
Vāyu, hızıyla bilinen ve hareket özelliği nedeniyle “Hava”nın Vāhana’sı olan siyah bir antilopun üzerinde oturur. Burada ilk üç Çakra’nın Hükümdarı Īśa; insan kemikleriyle süslenmiş, “kalbi nektar içmekle yumuşamış” Śakti Kākinī; içinde altın Bāṇa Liṅga’nın bulunduğu, ters üçgen biçimindeki Śakti ve Jīvātmā olarak Haṁsa bulunur. Haṁsa, “rüzgârsız bir yerde lambanın sabit alevi” gibidir. Ātmā böyle tanımlanır; çünkü alevin rüzgârdan etkilenmemesi gibi, Ātmā da dünyanın hareketlerinden etkilenmez.
Boğazın tabanındaki omurga merkezinde, yani Kaṇṭha-mūla’da, dumanlı mor renkte on altı yaprağı olan Viśuddha Çakra veya Bhāratīsthāna bulunur. Bu yaprakların üzerinde Bindu ile birlikte on altı sesli harf yer alır: Aṁ, Āṁ, Iṁ, Īṁ, Uṁ, Ūṁ, Ṛṁ, Ṝṁ, Lṛṁ, Lṝṁ, Eṁ, Aiṁ, Oṁ, Auṁ, Aṁ ve Aḥ.
Devī-Bhāgavata’ya göre Çakra, Jīva’nın Haṁsa’yı görerek arınması nedeniyle Viśuddha, yani “arınmış” adını almıştır. Burada, Bīja’sı “Haṁ” olan beyaz dairesel Ākāśa, yani Eter Tattva’nın merkezi bulunur. Ākāśa, beyaz giysiler içinde beyaz bir filin üzerinde oturur. Maṇḍala’sı daire şeklindedir.
Burada, bedeninin bir yarısı beyaz, diğer yarısı altın renginde olan androjen Ardhanārīśvara Mūrti’siyle Sadāśiva bulunur. Ayrıca formu ışık olan beyaz Śakti Śākinī de burada yer alır. Burada aynı zamanda ay bölgesi, yani “büyük Kurtuluşun kapısı” bulunur. Jñānī’nin “zamanın üç biçimini” gördüğü yer burasıdır. Her şey Ātmā’da olduğundan, Ātmā’yı idrak eden Jñānī onları da görmüş olur.
Viśuddha’nın üzerinde, damağın kökünde Lalana adı verilen küçük bir Çakra bulunur. Bazı Tantralarda bu merkez Kalā-Çakra olarak adlandırılır. Bu, on iki yapraklı kırmızı bir lotus çiçeğidir.
Bu bağlamda, organların elementlerle ilişkisi şöyle açıklanır: Ayaklar toprakla, eller suyla, anüs ateşle, cinsel organ hava ile ve ağız eterle ilişkilendirilir. Bu ilişki, organların doğrudan bu elementlerden oluşması nedeniyle değil, onlarla aynı derecede incelikli kabul edilmeleri nedeniyledir. Eller ayaklardan daha incelikli; anüs ellerden daha incelikli; cinsel organ anüsten daha incelikli; ağız ise cinsel organdan daha incelikli bir etken olarak kabul edilir. Bu aynı zamanda bu etkenlerin bedendeki yerleşim sırasını da gösterir. Eller ikinci sırada gelir; çünkü kollar doğal dikey pozisyonlarına getirildiğinde, ayaklar ile anüs arasında yer alırlar.
Bu bağlamda Tantraların burada Sāṁkhya’yı takip ettiğini ve yaratılış şemasını Purāṇalarda olduğu gibi belirttiğini hatırlamak gerekir. Buna göre Jñānendriyalar(bilgi organları), Karmendriyalar(beş temel eylem organı) ve Tanmātralar, üçlü Ahaṁkāra(egoizm)’nın farklı yönlerinden kaynaklanır. Vedānta’ya göre yaratılmış Jīva’da duyular ile Tanmātralar arasında bir ilişki vardır; çünkü duyular Tanmātralarla bağlantılıdır. Ancak bu durumda duyuların ortaya çıkış sırası, bu yazıda verilenden farklıdır.
Vedānta şemasına göre toprak koku duyusu ve cinsel organla; su tat duyusu ve anüsle; ateş görme duyusu ve ayaklarla; hava dokunma duyusu ve ellerle; eter ise işitme duyusu ve ağızla ilişkilidir.
Bunun yanında, görünüşte daha yapay olan başka bir açıklama da şöyledir: Ayaklar “Toprak” ile ilişkilendirilir; çünkü yalnızca toprak destekleme gücüne sahiptir ve ayaklar onun üzerinde durur. “Su”, ellerle ilişkilendirilir; çünkü su içerken el kullanılır. Eller anlamına gelen Pāṇi kelimesi, içmek anlamına gelen Pā kökünden türemiştir. “Ateş”, anüsle ilişkilendirilir; çünkü yenilen şeyler midedeki ateş tarafından tüketilir ve artıkları anüsten dışarı atılır; böylece beden arınır. “Hava”, penisle ilişkilendirilir; çünkü üremede Jīvātmā, Prāṇa Vāyu olarak kendini penisten dışarı atar. Bu nedenle Śruti şöyle der: “Ātmā’nın kendisi oğulda yeniden doğar.” “Eter” ise ağızla ilişkilendirilir; çünkü ses ağız yoluyla çıkar ve ses, eterin yani Ākāśa’nın niteliğidir.
Her elementle ilişkili bir duyu organı, yani Jñānendriya ve bir eylem organı, yani Karmendriya bulunduğu görülür. Prapañcasāra Tantra’nın ikinci bölümünde şöyle denir: “Kulaklarda eter, deride hava, gözde ateş, dilde su ve burun deliklerinde toprak vardır.”
Şimdiye kadar ele alınan Tattvalar, yaratılışın “madde” tarafındaki Tattvalardır. Bundan sonraki aşamada, zihin ve Prakṛti’nin ince Tattvalarının bulunduğu son merkez olan Ājñā Çakra’ya geçilir. Bu Çakra, Guru’nun emrinin, yani Ājñā’nın yukarıdan alındığı yer olduğu için bu adla anılır.
Ājñā Çakra, kaşların arasında yer alan, üzerinde beyaz harflerle Haṁ ve Kṣaṁ yazılı iki beyaz yapraklı bir lotus çiçeğidir. Bu iki harfle birlikte elli harf tamamlanır. Altı Çakra’da elli yaprak ve elli harf bulunduğu görülür. Meyve kabuğunda büyük Oṁ mantrası yer alır.
Her lotus çiçeğinin, hemen altındaki çiçekten iki veya dört daha fazla yaprağı vardır. Viśuddha Çakra’daki yaprak sayısı ise önceki farkların toplamıdır. Burada Haṁsa biçiminde Paramaśiva; Siddha-Kālī; “ambrosia yudumlarıyla coşmuş” beyaz Hākinī-Śakti; ters üçgen veya Yoni ve onun içine yerleştirilmiş, şimşek gibi parlayan Itara Liṅga bulunur.
Üç Liṅga sırasıyla Mūlādhāra, Anāhata ve Ājñā Çakralarında yer alır. Çünkü bu üç “düğüm” veya Brahmā-granthi’de Māyā Śakti(yanılsama ve cehalet)’nin gücü çok büyüktür. “Kapıyı açmak” ifadesi, bu Granthilerden geçişi sağlayan anahtarı ifade eder.
Ājñā’da ince Tattvaların, Mahat’ın ve Prakṛti’nin yeri bulunur. Mahat(kozmik bilinç), Guṇalarla birlikte Antaḥkaraṇa’dır; yani Buddhi, Citta, Ahaṁkāra ve onun ürünü olan Manas’tır. Genellikle ve kısaca, Manas’ın Ājñā Çakra’nın Tattva’sı olduğu söylenir. Ancak burası zihinsel merkez olduğu için, zihnin yukarıda belirtilen tüm yönlerini, bunların türediği Prakṛti’yi ve ayrıca Bīja’sı Prāṇava, yani Oṁ olan Ātmā’yı da içerir.
Burada Ātmā, yani Antarātma, bir alev gibi parlar. Bu bölgenin ışığı, Mūla(kök) ile Brahmā-randhra arasında bulunan her şeyi görünür kılar. Yogi, bu lotus çiçeğini tefekkür ederek daha büyük güçler, yani Siddhiler kazanır ve Advaitācāravādī, yani monist(birlik bilinci) olur. Metin, bu Padma ile bağlantılı olarak Yoni Mudrā aracılığıyla bağımsızlığın nasıl kazanıldığını açıklar.
Yogi, ölüm anında Prāṇa’sını buraya bırakır ve ardından en yüce kadim Deva olan Purāṇa’ya girer.
Ājñā Çakra’nın üzerinde, Manas ve Soma adlı daha küçük Çakralar bulunur. Manas Çakra, altı yapraklı bir lotus çiçeğidir. Taç yapraklarında işitme, dokunma, görme, koku ve tat alma duyuları ile rüya ve halüsinasyon hâlinde merkezi olarak başlatılan duyuların yeri bulunur.
Bunun üzerinde, on altı yapraklı bir lotus olan Soma Çakra yer alır. Bu bölgede “desteksiz ev” anlamındaki Niralamba-purī, yani Yogilerin ışık saçan Īśvara’yı gördüğü yer; Ādyā Śakti lotusunun ara yönleri olan yedi nedensel beden; A-ka-ṭha üçgeni; mücevher Sahasrāra’nın meyve kabuğunun yanında yer alan beyaz on iki yapraklı lotus ve on iki yapraklı adasında bulunan mücevherli sunak, yani Maṇi-pīṭha bulunur.
Bu bölge, Nektar Okyanusu’na yerleştirilmiştir. Üstünde Bindu(nokta), altında Nāda(ses veya Logos) vardır. Burada Kāmakalā üçgeni ve herkesin Gurusu olan Parama-Śiva bulunur. Bunun üzerinde, yine meyve kabuğunda Sūrya(Güneş) ve Candra(Ay) Maṇḍalaları yer alır. Parabindu, ay çemberinin on altıncı ve on yedinci kısımlarıyla çevrilidir. Candra Maṇḍala’da bir üçgen vardır. Ayın üzerinde Mahā-Vāyu, ardından Mahā-Śaṅkhinī ve Brahmā-randhra bulunur.
“Gümüş bir dağ gibi beyaz” olan ebedi Guru, Mücevherli Sunak, yani Maṇi-pīṭha üzerinde meditasyon yapılır gibi tefekkür edilmelidir. Dördüncü Pādukā, Antarātma’nın altındaki Haṁsa’dır. Beşinci ise Pīṭha üzerindeki üçgendir.
İkinci sınıflandırmaya göre bunlar şöyle sayılır: on iki yapraklı lotus; A-ka-ṭha adı verilen üçgen; Nāda-Bindu; Maṇi-pīṭha-Maṇḍala ve üçgen Kāmakalā’yı oluşturan Haṁsa.
Üçlü yönü ve enerjileriyle Śabda-Brahman, Tantralarda Śakti’nin ikametgâhı olan Kāmakalā ile temsil edilir. Bu, tüm Yonī-pīṭhalar gibi ters çevrilmiş olan Yüce Üçgen’dir.
Bu Üçgen, Yüce Tattva’dır. Candra(Ay), Sūrya(Güneş) ve Vahni(Ateş) Binduları olarak adlandırılan üç Bindu tarafından oluşturulur. Bunlar aynı zamanda Prakāśa, Vimarśa ve Miśra Bindu olarak da bilinir. Bu, Puruṣa-Prakṛti’nin vücut bulmuş hâli olan üçgen Kāmakalā’dır ve Haṁsa olarak bilinir.
Üçgenin tepesindeki Bindu, Haṁkāra’dır. Visarga veya Sa olarak adlandırılan diğer iki Bindu ise Prakṛti’dir. Bu Kāmakalā, Mantra’nın Mūla’sı, yani köküdür.
Şunu belirtmek gerekir ki Śakti, İrade, Eylem ve Bilgi, yani Icchā, Kriyā ve Jñāna olarak üçlü tezahüründen dolayı üçgenle gösterilir. Maddi düzlemde üç güç varsa, bunların birbirleriyle etkileşime girmesinin en uygun biçimi üçgendir. Çünkü her biri birbirinden ayrı ve farklı olsa da, aynı zamanda birbirleriyle ilişkilidir ve bir bütünün parçasıdır.
Üçgenin köşelerinde iki Bindu, tepe noktasında ise tek bir Bindu bulunur. Bunlar Ateş, Ay ve Güneş Bindularıdır: Vahni-bindu, Candra-bindu ve Sūrya-bindu. Bu Bindulardan üç Śakti yayılır. Bunlar, Binduları birleştiren ve böylece üçgeni oluşturan çizgilerle gösterilir. Bu çizgiler Vāmā Śakti, Jyeṣṭhā Śakti ve Raudrī Śakti çizgileridir.
Bu Śaktiler İrade, Eylem ve Biliş’tir; yani Icchā, Kriyā ve Jñāna’dır. Bunlarla birlikte Brahmā, Viṣṇu ve Rudra bulunur. Bunlar da Guṇalar olan Rajas, Sattva ve Tamas ile ilişkilidir. Üç Bindu veya Haṁsaḥ’tan çıkan üçgenin çizgileri Devanagari(Sanskrit) alfabesinin kırk sekiz harfinden oluşur. ''A''ile başlayan on altı sesli harf bir çizgiyi; ''Ka'' ile başlayan on altı sessiz harf ikinci çizgiyi; ''Tha'' ile başlayan on altı harf ise üçüncü çizgiyi oluşturur. Bu nedenle üçgen, A-ka-ṭha üçgeni olarak bilinir. Üçgenin içteki üç köşesinde ise kalan harfler olan Ha, Lla ve Kṣa bulunur.
Yāmala bu mekândan şöyle söz eder: “Şimdi Kāmakalā’dan bahsedeceğim.” Ardından şöyle devam eder: “O, üç Bindu, üç Śakti ve üç biçim, yani Trimūrti olan ebedi Varlık’tır.”
Bṛhat-Śrī-krama, Kāmakalā’yı ele alırken şöyle der: “Bindu’dan, yani Parā-bindu’dan, harflerin biçimini almıştır.” Kālī Ūrdhvāmnāya ise şöyle der: “Üçlü Bindu, yani Tribindu, en yüce Tattva’dır ve içinde Brahmā, Viṣṇu ve Śiva’yı barındırır.”
Harflerden oluşan üçgen, Bindu’dan ortaya çıkmıştır. Bu harfler Mātṛkā Varṇa olarak bilinir. Bunlar, Vaikharī hâllerinde, tezahür etmemiş ilk sesin, yani Avyakta-nāda’nın çeşitli tezahürleri olan Śabda-Brahman, yani Kula-Kuṇḍalinī’nin bedenini oluştururlar.
Bunlar, Parā-bindu’nun(yüce birlik noktası) kendi kendine bölünmesi üzerine tezahür eden Śabda(ses veya kelam) olarak görünürler. Çünkü bu kendi kendine bölünme, farklılaşmış Prakṛti’nin ortaya çıkışını işaret eder.
Pādukā-pañcaka’nın üçüncü ayetinin yorumunda, Bindu’nun Parā-Śakti’nin kendisi olduğu ve onun varyasyonlarının Bindu, Nāda ve Bīja veya Güneş, Ay ve Ateş olarak adlandırıldığı söylenir. Bindu, yani Güneş kırmızıdır; Nāda, yani Ay ise beyazdır. Bunlar Ānandamaya Kośa’yı, yani bilinç ve mutluluk kılıflarını oluşturur.
Üçgenin tabanını oluşturan iki Bindu, Visarga’dır. Āgama-kalpadruma’da şöyle denir: “Haṁkāra, Bindu veya Puruṣa’dır; Visarga ise Śakti veya Prakṛti’dir. Haṁsaḥ, eril ve dişilin birleşimidir ve evren Haṁsaḥ’tır.” Böylece üçgen biçimindeki Kāmakalā, Haṁsaḥ tarafından oluşturulur. Haṁsa-pīṭha ise Mantralardan meydana gelir.
Vaikharī biçimindeki her harf, içsel veya ince Śabda’(ses)nın kaba bir tezahürüdür. Taç yapraklarında, her biri bir Mantra olan ve dolayısıyla bir Devatā kabul edilen harfler resmedilmiştir. Taç yaprakları, belirli bir merkezdeki Nāḍī’lerin konumuna göre oluşmuş konfigürasyonlardır ve kendi içlerinde, yaşayan bedende Prāṇavāyu tarafından tezahür ettirilen Prāṇa-Śakti’dir. Bu Vāyu ayrıldığında, söz konusu tezahürler de ortadan kalkar.
Böylece her harf, belirli bir Śabda(ses) veya Śakti’yi; Baş Devatā’nın çevresindeki Āvaraṇa Devatā’sını ve ilgili Çakra’nın Śakti’sini temsil eder. Bunlar, Śakti olarak Kuṇḍalī’nin tezahürleridir ve bütünüyle O’nun Mantra bedenini oluştururlar. Çünkü Kuṇḍalī hem ışık, yani Jyotirmayī, hem de Mantra, yani Mantramayī’dir.
Mantramayī yön, Japa’nın yapıldığı kaba veya Sthūla yöndür. Jyotirmayī yön ise Yoga’da ulaşılan Sūkṣma, yani incelikli yöndür. Harflerin özel sayımı ve dağılımı, toplam Śabda’nın bedenindeki farklılaşmayı gösterir.
Bu lotus, dörtgen Maṇḍala’sı ile sarı Pṛthivī, yani “Dünya” Tattva’sının merkezidir. Bu Tattva’nın Bīja’sı veya Mantrası Laṁ’dır. Bu merkezde, Bīja’sı “La” olan Pṛthivī Tattva bulunur. Bindu veya Brahmā bilinci de bu merkezin başında yer alır. Başka bir ifadeyle Laṁ, bu merkezin güçlerinin titreşimiyle oluşan ince sesin kaba, yani Vaikharī sesle ifadesidir.
Buna karşılık ince Tejas Tattva ve onun Bīja’sı olan Raṁ, Maṇipūra Çakra’dadır. Vaiśvānara olarak bilinen kaba ateş ise, bu ince merkezin yönettiği fiziksel karın bölgesinde yer alır. Bu Bīja, Mantra açısından söz konusu merkezde hüküm süren Tattva’yı ve onun temel faaliyetini temsil eder.
Bu çalışmada kullanılan sembolizme göre Bīja’nın, burada bulunan Airāvata filinin üzerinde oturduğu söylenir. Çakralarda tasvir edilen bu ve diğer hayvanlar, ilgili merkezde hüküm süren Tattvaların niteliklerini göstermeyi amaçlar. Bu nedenle fil, “Dünya” Tattva’sının gücünü, sağlamlığını ve dayanıklılığını sembolize eder. Ayrıca bu hayvanlar, oradaki Devatāların Vāhana’larıdır. Dolayısıyla bu Çakra’da, binek hayvanı fil Airāvata olan Indra’nın tohum mantrası, yani Bīja’sı bulunur.
Metne göre bu merkezin Devatā’sı, Śakti’si Savitrī olan yaratıcı Brahmā’dır. Ayrıca burada Dākinī olarak bilinen Śakti de bulunur. Dākinī, Lākinī ve benzeri diğer Śaktiler gibi, bu ve diğer merkezlere atanmış Dhātu’ların, yani bedensel maddelerin Śakti’leridir.
Burada ayrıca Śakti-pīṭha olan Traipura yer alır. Traipura, içine Svayaṁbhu olarak bilinen “erkek” Śiva-liṅga’nın yerleştirildiği “dişi” üçgen veya Yoni’dir. Şekli ve rengi bakımından özel bir sembolik anlama sahiptir.
Bu genç yaprak, tüm Devī ve Devalar gibi, Brahman’ın belirli merkezlerde tezahür eden yönleri olan Māyā-Śakti(yanılsama) ve Cit-Śakti’yi(bilinç) temsil eder. Liṅgalar dört tanedir: Svayaṁbhu, Bāṇa, Itara ve Parā. Yoginī-hṛdaya Tantra’ya göre bunlar, Cit(bilinç)’e yol açtıkları için bu şekilde adlandırılırlar.
Bunlar Manas, Ahaṁkāra(egoizm), Buddhi(zeka) ve Citta(hafıza)’nın Vṛttileridir. İlk üçüne belirli şekiller ve renkler atanmıştır: sarı, kırmızı ve beyaz; üçgen ve dairesel biçimler. Ayrıca belirli harfler de onlara karşılık gelir: on altı ünlü, Ka’dan Ta’ya kadar olan ünsüzler ve Tha’dan Sa’ya kadar olan diğer harfler. Parā(yüce) ise şekilsiz, renksiz ve harfsizdir; mutluluk biçimindeki tüm harflerin toplamıdır.
Traipura, Sahasrāra’nın Kāmakalā’sının Jīva’daki karşılığıdır. Şimşek gibi ışıldayan, bu lotusun oyuğunda parlak ışıklar zinciri gibi parlayan, tüm nefes alan canlıları ayakta tutan ve dünyayı hayrete düşüren Devī Kuṇḍalinī, Liṅga’nın etrafında üç buçuk kez kıvrılmış halde uyur ve başıyla Brahmā-dvāra’yı örter.
Svādhiṣṭhāna(sakral) Çakra, yukarı doğru ilerleyen ikinci lotus çiçeğidir. Yorumlara göre Sva veya Param Liṅga’dan sonra bu adla anılmıştır. Cinsel organların kök bölgesindeki omurga merkezinde yer alan, altı yapraklı ve kırmızımsı bir lotus çiçeğidir. Bu yaprakların üzerinde şimşek gibi parlayan şu harfler bulunur: Baṁ, Bhaṁ, Maṁ, Yaṁ, Raṁ ve Laṁ.
“Su” anlamındaki Apas Tattva, Varuṇa’nın beyaz bölgesi olarak bilinen bu Çakra’nın Tattva’sıdır. Tattvik Maṇḍala hilal şeklindedir. Su tanrısı Varuṇa’nın Bīja’sı “Vaṁ”dır. Varuṇa, elinde bir ilmekle beyaz bir Makara(timsah)’nın üzerinde oturur. Burada Hari, yani Viṣṇu ve öfkeli görünümüyle dişlerini şiddetle gösteren Rākiṇī Śakti bulunur.
Maṇipūra Çakra, göbek bölgesinin merkezinde yer alır. Gautamīya-Tantra’ya göre, ateşli Tejas’ın varlığı nedeniyle mücevher gibi parlak olduğu için bu adla anılır. Bu lotus, üzerinde Ḍaṁ, Ḍhaṁ, Ṇaṁ, Taṁ, Thaṁ, Daṁ, Dhaṁ, Naṁ, Paṁ ve Phaṁ harfleri bulunan on yapraklı bir lotustur.
Burası Tejas Tattva’nın üçgen bölgesidir. Üçgenin üç Svastikası vardır. Ateşin kırmızı Bīja’sı “Raṁ”, Ateşin Efendisi Agni’nin taşıyıcısı olan koçun üzerinde oturur. Burada, beyaz küllerle kaplı kadim kırmızı Rudra ve bu sindirim merkezinin Devatā’sı olan Śakti Lākinī bulunur.
Lākinī’nin hayvansal yiyeceklere düşkün olduğu ve göğüslerinin ağzından damlayan kan ve yağla kızardığı söylenir. Lākinī ve burada adı geçen diğer özel Śaktiler, Yogi’nin kendi Śaktileridir. Başka bir ifadeyle bunlar, onun her bir bedensel merkezine atanmış Dhātu’ların Śaktileridir. Bu merkeze odaklanmak, ilgili Devatā’nın iştahlarının tatmin edilmesini de içerebilir. Daha yüksek merkezlerin Śaktileri ise et yiyen olarak tasvir edilmez.
Bu üç merkezden kaba Vīrāṭ, yani uyanık beden evrimleşir.
Anāhata Çakra, göbek lotusunun hemen üzerinde, kalp bölgesinde yer alır ve Bandhuka çiçeği gibi kırmızıdır. Bu adın verilmesinin nedeni, Munilerin bu bölgede bulunduğunun söylenmesidir. Ya da bilgeler burada, iki şeyin birbirine çarpması olmadan çıkan sesi, yani Anāhata Śabda’yı işitirler. Bu ses, Yaşamın Nabzı olan Śabda-Brahman’ın sesidir. Çünkü Puruṣa, yani Jīvātmā, burada ikamet eder.
Bu lotus, zihinsel ibadette Koruyucu Tanrı’nın, yani Iṣṭa-devatā’nın üzerinde meditasyon yapılan ve daha aşağıda bulunan sekiz yapraklı Kalp Lotusundan ayırt edilmelidir. Burada tüm arzuları yerine getiren Ağaç, yani Kalpataru ve onun altında mücevherli Sunak, yani Maṇi-pīṭha bulunur.
Viśvasāra olarak Prāṇatoṣiṇī’de geçen Tantra şöyle der: “Śabda-Brahman’ın Deva Sadāśiva olduğu söylenir. Bu Śabda’nın Anāhata Çakra’da olduğu belirtilir. Anāhata, tüm varlıkların kalbindeki büyük Çakra’dır. Oṁkāra’nın orada üç Guṇa ile birlikte bulunduğu söylenir.”
Mahāsvacchandra Tantra ise şöyle der: “Büyükler, ey Kraliçe, Senin mutlu suretinin Anāhata’da tezahür ettiğini ve tüyleri diken diken olan, gözleri sevinçten yaşlarla dolan Kutsanmışların zihninde deneyimlendiğini ilan ederler.”
Anāhata, Kaṁ, Khaṁ, Gaṁ, Ghaṁ, Ṅaṁ, Caṁ, Chaṁ, Jaṁ, Jhaṁ, Jñaṁ, Ṭaṁ ve Ṭhaṁ harfleriyle yazılmış on iki yapraklı bir lotus çiçeğidir. Burası Vāyu(rüzgar) Tattva’nın merkezidir. Vāyu bölgesi altı köşelidir; yani biri ters çevrilmiş iki üçgenden oluşur. Etrafı buhar kütleleriyle çevrili olduğu için rengi duman rengindedir.
Vāyu, hızıyla bilinen ve hareket özelliği nedeniyle “Hava”nın Vāhana’sı olan siyah bir antilopun üzerinde oturur. Burada ilk üç Çakra’nın Hükümdarı Īśa; insan kemikleriyle süslenmiş, “kalbi nektar içmekle yumuşamış” Śakti Kākinī; içinde altın Bāṇa Liṅga’nın bulunduğu, ters üçgen biçimindeki Śakti ve Jīvātmā olarak Haṁsa bulunur. Haṁsa, “rüzgârsız bir yerde lambanın sabit alevi” gibidir. Ātmā böyle tanımlanır; çünkü alevin rüzgârdan etkilenmemesi gibi, Ātmā da dünyanın hareketlerinden etkilenmez.
Boğazın tabanındaki omurga merkezinde, yani Kaṇṭha-mūla’da, dumanlı mor renkte on altı yaprağı olan Viśuddha Çakra veya Bhāratīsthāna bulunur. Bu yaprakların üzerinde Bindu ile birlikte on altı sesli harf yer alır: Aṁ, Āṁ, Iṁ, Īṁ, Uṁ, Ūṁ, Ṛṁ, Ṝṁ, Lṛṁ, Lṝṁ, Eṁ, Aiṁ, Oṁ, Auṁ, Aṁ ve Aḥ.
Devī-Bhāgavata’ya göre Çakra, Jīva’nın Haṁsa’yı görerek arınması nedeniyle Viśuddha, yani “arınmış” adını almıştır. Burada, Bīja’sı “Haṁ” olan beyaz dairesel Ākāśa, yani Eter Tattva’nın merkezi bulunur. Ākāśa, beyaz giysiler içinde beyaz bir filin üzerinde oturur. Maṇḍala’sı daire şeklindedir.
Burada, bedeninin bir yarısı beyaz, diğer yarısı altın renginde olan androjen Ardhanārīśvara Mūrti’siyle Sadāśiva bulunur. Ayrıca formu ışık olan beyaz Śakti Śākinī de burada yer alır. Burada aynı zamanda ay bölgesi, yani “büyük Kurtuluşun kapısı” bulunur. Jñānī’nin “zamanın üç biçimini” gördüğü yer burasıdır. Her şey Ātmā’da olduğundan, Ātmā’yı idrak eden Jñānī onları da görmüş olur.
Viśuddha’nın üzerinde, damağın kökünde Lalana adı verilen küçük bir Çakra bulunur. Bazı Tantralarda bu merkez Kalā-Çakra olarak adlandırılır. Bu, on iki yapraklı kırmızı bir lotus çiçeğidir.
Bu bağlamda, organların elementlerle ilişkisi şöyle açıklanır: Ayaklar toprakla, eller suyla, anüs ateşle, cinsel organ hava ile ve ağız eterle ilişkilendirilir. Bu ilişki, organların doğrudan bu elementlerden oluşması nedeniyle değil, onlarla aynı derecede incelikli kabul edilmeleri nedeniyledir. Eller ayaklardan daha incelikli; anüs ellerden daha incelikli; cinsel organ anüsten daha incelikli; ağız ise cinsel organdan daha incelikli bir etken olarak kabul edilir. Bu aynı zamanda bu etkenlerin bedendeki yerleşim sırasını da gösterir. Eller ikinci sırada gelir; çünkü kollar doğal dikey pozisyonlarına getirildiğinde, ayaklar ile anüs arasında yer alırlar.
Bu bağlamda Tantraların burada Sāṁkhya’yı takip ettiğini ve yaratılış şemasını Purāṇalarda olduğu gibi belirttiğini hatırlamak gerekir. Buna göre Jñānendriyalar(bilgi organları), Karmendriyalar(beş temel eylem organı) ve Tanmātralar, üçlü Ahaṁkāra(egoizm)’nın farklı yönlerinden kaynaklanır. Vedānta’ya göre yaratılmış Jīva’da duyular ile Tanmātralar arasında bir ilişki vardır; çünkü duyular Tanmātralarla bağlantılıdır. Ancak bu durumda duyuların ortaya çıkış sırası, bu yazıda verilenden farklıdır.
Vedānta şemasına göre toprak koku duyusu ve cinsel organla; su tat duyusu ve anüsle; ateş görme duyusu ve ayaklarla; hava dokunma duyusu ve ellerle; eter ise işitme duyusu ve ağızla ilişkilidir.
Bunun yanında, görünüşte daha yapay olan başka bir açıklama da şöyledir: Ayaklar “Toprak” ile ilişkilendirilir; çünkü yalnızca toprak destekleme gücüne sahiptir ve ayaklar onun üzerinde durur. “Su”, ellerle ilişkilendirilir; çünkü su içerken el kullanılır. Eller anlamına gelen Pāṇi kelimesi, içmek anlamına gelen Pā kökünden türemiştir. “Ateş”, anüsle ilişkilendirilir; çünkü yenilen şeyler midedeki ateş tarafından tüketilir ve artıkları anüsten dışarı atılır; böylece beden arınır. “Hava”, penisle ilişkilendirilir; çünkü üremede Jīvātmā, Prāṇa Vāyu olarak kendini penisten dışarı atar. Bu nedenle Śruti şöyle der: “Ātmā’nın kendisi oğulda yeniden doğar.” “Eter” ise ağızla ilişkilendirilir; çünkü ses ağız yoluyla çıkar ve ses, eterin yani Ākāśa’nın niteliğidir.
Her elementle ilişkili bir duyu organı, yani Jñānendriya ve bir eylem organı, yani Karmendriya bulunduğu görülür. Prapañcasāra Tantra’nın ikinci bölümünde şöyle denir: “Kulaklarda eter, deride hava, gözde ateş, dilde su ve burun deliklerinde toprak vardır.”
Şimdiye kadar ele alınan Tattvalar, yaratılışın “madde” tarafındaki Tattvalardır. Bundan sonraki aşamada, zihin ve Prakṛti’nin ince Tattvalarının bulunduğu son merkez olan Ājñā Çakra’ya geçilir. Bu Çakra, Guru’nun emrinin, yani Ājñā’nın yukarıdan alındığı yer olduğu için bu adla anılır.
Ājñā Çakra, kaşların arasında yer alan, üzerinde beyaz harflerle Haṁ ve Kṣaṁ yazılı iki beyaz yapraklı bir lotus çiçeğidir. Bu iki harfle birlikte elli harf tamamlanır. Altı Çakra’da elli yaprak ve elli harf bulunduğu görülür. Meyve kabuğunda büyük Oṁ mantrası yer alır.
Her lotus çiçeğinin, hemen altındaki çiçekten iki veya dört daha fazla yaprağı vardır. Viśuddha Çakra’daki yaprak sayısı ise önceki farkların toplamıdır. Burada Haṁsa biçiminde Paramaśiva; Siddha-Kālī; “ambrosia yudumlarıyla coşmuş” beyaz Hākinī-Śakti; ters üçgen veya Yoni ve onun içine yerleştirilmiş, şimşek gibi parlayan Itara Liṅga bulunur.
Üç Liṅga sırasıyla Mūlādhāra, Anāhata ve Ājñā Çakralarında yer alır. Çünkü bu üç “düğüm” veya Brahmā-granthi’de Māyā Śakti(yanılsama ve cehalet)’nin gücü çok büyüktür. “Kapıyı açmak” ifadesi, bu Granthilerden geçişi sağlayan anahtarı ifade eder.
Ājñā’da ince Tattvaların, Mahat’ın ve Prakṛti’nin yeri bulunur. Mahat(kozmik bilinç), Guṇalarla birlikte Antaḥkaraṇa’dır; yani Buddhi, Citta, Ahaṁkāra ve onun ürünü olan Manas’tır. Genellikle ve kısaca, Manas’ın Ājñā Çakra’nın Tattva’sı olduğu söylenir. Ancak burası zihinsel merkez olduğu için, zihnin yukarıda belirtilen tüm yönlerini, bunların türediği Prakṛti’yi ve ayrıca Bīja’sı Prāṇava, yani Oṁ olan Ātmā’yı da içerir.
Burada Ātmā, yani Antarātma, bir alev gibi parlar. Bu bölgenin ışığı, Mūla(kök) ile Brahmā-randhra arasında bulunan her şeyi görünür kılar. Yogi, bu lotus çiçeğini tefekkür ederek daha büyük güçler, yani Siddhiler kazanır ve Advaitācāravādī, yani monist(birlik bilinci) olur. Metin, bu Padma ile bağlantılı olarak Yoni Mudrā aracılığıyla bağımsızlığın nasıl kazanıldığını açıklar.
Yogi, ölüm anında Prāṇa’sını buraya bırakır ve ardından en yüce kadim Deva olan Purāṇa’ya girer.
Ājñā Çakra’nın üzerinde, Manas ve Soma adlı daha küçük Çakralar bulunur. Manas Çakra, altı yapraklı bir lotus çiçeğidir. Taç yapraklarında işitme, dokunma, görme, koku ve tat alma duyuları ile rüya ve halüsinasyon hâlinde merkezi olarak başlatılan duyuların yeri bulunur.
Bunun üzerinde, on altı yapraklı bir lotus olan Soma Çakra yer alır. Bu bölgede “desteksiz ev” anlamındaki Niralamba-purī, yani Yogilerin ışık saçan Īśvara’yı gördüğü yer; Ādyā Śakti lotusunun ara yönleri olan yedi nedensel beden; A-ka-ṭha üçgeni; mücevher Sahasrāra’nın meyve kabuğunun yanında yer alan beyaz on iki yapraklı lotus ve on iki yapraklı adasında bulunan mücevherli sunak, yani Maṇi-pīṭha bulunur.
Bu bölge, Nektar Okyanusu’na yerleştirilmiştir. Üstünde Bindu(nokta), altında Nāda(ses veya Logos) vardır. Burada Kāmakalā üçgeni ve herkesin Gurusu olan Parama-Śiva bulunur. Bunun üzerinde, yine meyve kabuğunda Sūrya(Güneş) ve Candra(Ay) Maṇḍalaları yer alır. Parabindu, ay çemberinin on altıncı ve on yedinci kısımlarıyla çevrilidir. Candra Maṇḍala’da bir üçgen vardır. Ayın üzerinde Mahā-Vāyu, ardından Mahā-Śaṅkhinī ve Brahmā-randhra bulunur.
“Gümüş bir dağ gibi beyaz” olan ebedi Guru, Mücevherli Sunak, yani Maṇi-pīṭha üzerinde meditasyon yapılır gibi tefekkür edilmelidir. Dördüncü Pādukā, Antarātma’nın altındaki Haṁsa’dır. Beşinci ise Pīṭha üzerindeki üçgendir.
İkinci sınıflandırmaya göre bunlar şöyle sayılır: on iki yapraklı lotus; A-ka-ṭha adı verilen üçgen; Nāda-Bindu; Maṇi-pīṭha-Maṇḍala ve üçgen Kāmakalā’yı oluşturan Haṁsa.
Üçlü yönü ve enerjileriyle Śabda-Brahman, Tantralarda Śakti’nin ikametgâhı olan Kāmakalā ile temsil edilir. Bu, tüm Yonī-pīṭhalar gibi ters çevrilmiş olan Yüce Üçgen’dir.
Bu Üçgen, Yüce Tattva’dır. Candra(Ay), Sūrya(Güneş) ve Vahni(Ateş) Binduları olarak adlandırılan üç Bindu tarafından oluşturulur. Bunlar aynı zamanda Prakāśa, Vimarśa ve Miśra Bindu olarak da bilinir. Bu, Puruṣa-Prakṛti’nin vücut bulmuş hâli olan üçgen Kāmakalā’dır ve Haṁsa olarak bilinir.
Üçgenin tepesindeki Bindu, Haṁkāra’dır. Visarga veya Sa olarak adlandırılan diğer iki Bindu ise Prakṛti’dir. Bu Kāmakalā, Mantra’nın Mūla’sı, yani köküdür.
Şunu belirtmek gerekir ki Śakti, İrade, Eylem ve Bilgi, yani Icchā, Kriyā ve Jñāna olarak üçlü tezahüründen dolayı üçgenle gösterilir. Maddi düzlemde üç güç varsa, bunların birbirleriyle etkileşime girmesinin en uygun biçimi üçgendir. Çünkü her biri birbirinden ayrı ve farklı olsa da, aynı zamanda birbirleriyle ilişkilidir ve bir bütünün parçasıdır.
Üçgenin köşelerinde iki Bindu, tepe noktasında ise tek bir Bindu bulunur. Bunlar Ateş, Ay ve Güneş Bindularıdır: Vahni-bindu, Candra-bindu ve Sūrya-bindu. Bu Bindulardan üç Śakti yayılır. Bunlar, Binduları birleştiren ve böylece üçgeni oluşturan çizgilerle gösterilir. Bu çizgiler Vāmā Śakti, Jyeṣṭhā Śakti ve Raudrī Śakti çizgileridir.
Bu Śaktiler İrade, Eylem ve Biliş’tir; yani Icchā, Kriyā ve Jñāna’dır. Bunlarla birlikte Brahmā, Viṣṇu ve Rudra bulunur. Bunlar da Guṇalar olan Rajas, Sattva ve Tamas ile ilişkilidir. Üç Bindu veya Haṁsaḥ’tan çıkan üçgenin çizgileri Devanagari(Sanskrit) alfabesinin kırk sekiz harfinden oluşur. ''A''ile başlayan on altı sesli harf bir çizgiyi; ''Ka'' ile başlayan on altı sessiz harf ikinci çizgiyi; ''Tha'' ile başlayan on altı harf ise üçüncü çizgiyi oluşturur. Bu nedenle üçgen, A-ka-ṭha üçgeni olarak bilinir. Üçgenin içteki üç köşesinde ise kalan harfler olan Ha, Lla ve Kṣa bulunur.
Yāmala bu mekândan şöyle söz eder: “Şimdi Kāmakalā’dan bahsedeceğim.” Ardından şöyle devam eder: “O, üç Bindu, üç Śakti ve üç biçim, yani Trimūrti olan ebedi Varlık’tır.”
Bṛhat-Śrī-krama, Kāmakalā’yı ele alırken şöyle der: “Bindu’dan, yani Parā-bindu’dan, harflerin biçimini almıştır.” Kālī Ūrdhvāmnāya ise şöyle der: “Üçlü Bindu, yani Tribindu, en yüce Tattva’dır ve içinde Brahmā, Viṣṇu ve Śiva’yı barındırır.”
Harflerden oluşan üçgen, Bindu’dan ortaya çıkmıştır. Bu harfler Mātṛkā Varṇa olarak bilinir. Bunlar, Vaikharī hâllerinde, tezahür etmemiş ilk sesin, yani Avyakta-nāda’nın çeşitli tezahürleri olan Śabda-Brahman, yani Kula-Kuṇḍalinī’nin bedenini oluştururlar.
Bunlar, Parā-bindu’nun(yüce birlik noktası) kendi kendine bölünmesi üzerine tezahür eden Śabda(ses veya kelam) olarak görünürler. Çünkü bu kendi kendine bölünme, farklılaşmış Prakṛti’nin ortaya çıkışını işaret eder.
Pādukā-pañcaka’nın üçüncü ayetinin yorumunda, Bindu’nun Parā-Śakti’nin kendisi olduğu ve onun varyasyonlarının Bindu, Nāda ve Bīja veya Güneş, Ay ve Ateş olarak adlandırıldığı söylenir. Bindu, yani Güneş kırmızıdır; Nāda, yani Ay ise beyazdır. Bunlar Ānandamaya Kośa’yı, yani bilinç ve mutluluk kılıflarını oluşturur.
Üçgenin tabanını oluşturan iki Bindu, Visarga’dır. Āgama-kalpadruma’da şöyle denir: “Haṁkāra, Bindu veya Puruṣa’dır; Visarga ise Śakti veya Prakṛti’dir. Haṁsaḥ, eril ve dişilin birleşimidir ve evren Haṁsaḥ’tır.” Böylece üçgen biçimindeki Kāmakalā, Haṁsaḥ tarafından oluşturulur. Haṁsa-pīṭha ise Mantralardan meydana gelir.