Mükemmelliyetçiliğin Zararları

cathrine

Kayıtlı Üye
Mükemmel olmaya çalışmak iyi bir şeyler yapabilecekken hiçbir şey yapmayıp elimizin kolumuuzun bağlanmasına sebep oluyor...Hani Oğuz Atay'ın dediği gibi ''Kötü resim asarım diye hiç resim asmadım...''kaygısıyla yaşamak bazı alanlarda bizi sınırlıyor....Eğer sizde de az çok ''kusurlu olma''korkuusu ya da ''mükemmeliyetçilik''kaygısı varsa bunları nasıl aştınız...?Uzun zamandır bu konunun üzerine gidip yazılar okuyorum ve sizlerin de fikirlerinizi merak ediyorum...Sizler neler deneyimlediniz ya da bu konuda muzdarip oldunuz mu hiç?
 
Mükemmel olmaya çalışmak iyi bir şeyler yapabilecekken hiçbir şey yapmayıp elimizin kolumuuzun bağlanmasına sebep oluyor...Hani Oğuz Atay'ın dediği gibi ''Kötü resim asarım diye hiç resim asmadım...''kaygısıyla yaşamak bazı alanlarda bizi sınırlıyor....Eğer sizde de az çok ''kusurlu olma''korkuusu ya da ''mükemmeliyetçilik''kaygısı varsa bunları nasıl aştınız...?Uzun zamandır bu konunun üzerine gidip yazılar okuyorum ve sizlerin de fikirlerinizi merak ediyorum...Sizler neler deneyimlediniz ya da bu konuda muzdarip oldunuz mu hiç?
Mükemmele duyulan sadakatten dolayı düğümlenmek işin bir yönü olsa da ben başarı yolundaki tecrübesizlikten kaynaklanan bir ayıplanma korkusundan kaynaklanabileceğini de düşünüyorum. Şahsen ben kendimi dışa vururken mükemmellik takıntısı gibi lanse etsem de bazı şeyleri kendi içime dönünce geçmişte yaşadığım aşağılanmalardan kaynaklı tedirginliklerle yüzleşiyorum daha çok, bu da toplumdan soyutlayan etmenlerden biri halini alıyor. Hatta bunu mükemmel arzusu olarak ifade etmek dahi ortadaki gerçek duyguyu gizlemek için bir kılıf haline dönüşebiliyor benim için.
 
Mükemmeliyet ve kusursuzluk sadece Yaratıcıya mahsustur. Yaratıcıya ve tanrılara. Her varlık, Yaratıcı tarafından yaratılmıştır ve kusurludur. Her varlığın içinde kusursuz bir parça vardır (Yaratıcı'nın ışığı) ve kusurlu bir parça. Yani, Yaratıcı'nın ışığı bize kısmi kusursuzluk verir. Kusurlu olduğumuz kadar kusursuz bir parçamızda vardır. Yaptığın her işin içinde kusur olması da oldukça doğaldır.
 
Her şeyi başardım diyip mutsuz olan insanlar var.Yabancı bir kaynakta adam tam her şeyi tamamlamıştım bozuldu diyor.Hesaplayamadığı bir durum oluşmuş.Ünlüler bu konuda neredeyse her alanda mümkemmeli yakalıyorlar ama onlarda tetikte kalıyor çoğunlukla.İnsanlık hali iletişimde olmak gerekiyor ve bu sorun yaratıyor.Küçük menfaatler için çok çabalayan insanlar var.Özellikle Türkiye de ünlüler başka bir alemde yaşıyorlar.Birlikte olabilmek için sorun yaratan oluyor onlarda.Kerem bursin in bir konuşması vardı.Adam kasti orada dikkat dağıtmak için yapmış.Fark edemedim.Klube girecek adam yandan iki kız bağırıyor.Diğeri boşluğuna gelecek .... Herkes farklı dertte.
 
Mükemmele duyulan sadakatten dolayı düğümlenmek işin bir yönü olsa da ben başarı yolundaki tecrübesizlikten kaynaklanan bir ayıplanma korkusundan kaynaklanabileceğini de düşünüyorum. Şahsen ben kendimi dışa vururken mükemmellik takıntısı gibi lanse etsem de bazı şeyleri kendi içime dönünce geçmişte yaşadığım aşağılanmalardan kaynaklı tedirginliklerle yüzleşiyorum daha çok, bu da toplumdan soyutlayan etmenlerden biri halini alıyor. Hatta bunu mükemmel arzusu olarak ifade etmek dahi ortadaki gerçek duyguyu gizlemek için bir kılıf haline dönüşebiliyor benim için.
Cevabınız için çok teşekkür ederim...''Mükemmeliyetçiliğin ''psikolojisini çok iyi ifade etmişsiniz...Ben de sanırım buna yakın deneyimler edindim ki çocukluk ya da ergenlik çağlarında....Onun için bazı durumlarda çok titiz daranıyordum...Kusursuzluk eşinde değildim ama bir iş yapılıyorsa hakkını vermekten yanaydım...Ama böyle yapınca işin ne espirisi kalıyordu ne eğlencesi...Sonra semşner veren insanların videolarında ya da bazı kitaplarda ''kusurlarmızdan'' da çok kazançlı çıkabileceğimiz öğretilerle haşır neşir oldum...Kendini salabilmek,bazen konuuşurken dikkatsiz olabilmek ya da herhangi bir iş yaparken yanlış yapıldığında dünyanın sonunun gelmediğini kendime hatırlatıyorum....Şöyle bir kitap başlığı görmüştüm:''Mükemmel Olmamanın Hediyeleri''adında....Demek ki herkes hayatının bir döneminde bu şekilde davranabiliyor....Aslında düşününce bütün dünyanın izlediği filmlerde bile ne çekim hataları var...Ama buna rağmen izleniyor,alkışlanıyor ve senarist,yönetmen tebrik ediliyor...Hatta belki de kusurluluk insan olmanın en doğal hali olduğundan bu durumla barışmak insanları rahatlıyor haliyle....Bir programda sevdiğim bir komedyen '''Rezil olabildiğiniz kadar çok rezil olun,sonra özgveniniz aşırı artıyor''demişti....Çünkü korkulan olmuş e artık korkacak bir şey olmadığını da görmüş oluyormuşuz...Ben de katılıyorum...En eğlendiğim ve güldüğüm anılara ya da anlara bakınca arkadaşlarımız ya da ailemizleyken bizi güldüren genelde birinin bir kelime oyunu yapması ya da yanlış telafuzu,herhangi bir sakarlığımız ya da oyun oynarken yapılan saçmalıklarımız...İşte bütün bunlar kendi kendimizi üçüncü bir kişi gibi sürekli izlemeyi bırakmaktan geçer ve de kendimizi cesaretle akışa bıraktığımızda herşey doğal olur...Bu doğallığın da sırrı da''kusurlarımız'ın''payı oluyor genelde.....
Mükemmelliyetçilik eğilimleriniz varsa bazen kendinize bilinçli olarak hata yapma özgürlüğü tanıyın...Görün ki dünya batmadı,hiçbir şey değişmedi....
Ayrıca bazen hatalardan başka güzel sonuçlar çıkıyor...Örneğin beste yaparken bazen hatalı notalardan güzel melodiler elde edenler gibi ya da kitap yazarken bir yazarın, o karakteri nefret edilecek bir tip olarak başlatması ve sonrasında fikrinin değişip kalemin eline kendini bıraktığında o karakterin iyi bir kahramana dönmesi gibi....Yazar hem kendini hem de okuyucuları şaşırtmış oluyor....Bunun gibi de çok hikaye var...
 
Her şeyi başardım diyip mutsuz olan insanlar var.Yabancı bir kaynakta adam tam her şeyi tamamlamıştım bozuldu diyor.Hesaplayamadığı bir durum oluşmuş.Ünlüler bu konuda neredeyse her alanda mümkemmeli yakalıyorlar ama onlarda tetikte kalıyor çoğunlukla.İnsanlık hali iletişimde olmak gerekiyor ve bu sorun yaratıyor.Küçük menfaatler için çok çabalayan insanlar var.Özellikle Türkiye de ünlüler başka bir alemde yaşıyorlar.Birlikte olabilmek için sorun yaratan oluyor onlarda.Kerem bursin in bir konuşması vardı.Adam kasti orada dikkat dağıtmak için yapmış.Fark edemedim.Klube girecek adam yandan iki kız bağırıyor.Diğeri boşluğuna gelecek .... Herkes farklı dertte.
Tam olarak ne demek istediğinizi anlamadım ,biraz karışık olmuş ama genel olarak yeniden açıklarsanız sevinirim...
 
Mükemmel olmaya çalışmak iyi bir şeyler yapabilecekken hiçbir şey yapmayıp elimizin kolumuuzun bağlanmasına sebep oluyor...Hani Oğuz Atay'ın dediği gibi ''Kötü resim asarım diye hiç resim asmadım...''kaygısıyla yaşamak bazı alanlarda bizi sınırlıyor....Eğer sizde de az çok ''kusurlu olma''korkuusu ya da ''mükemmeliyetçilik''kaygısı varsa bunları nasıl aştınız...?Uzun zamandır bu konunun üzerine gidip yazılar okuyorum ve sizlerin de fikirlerinizi merak ediyorum...Sizler neler deneyimlediniz ya da bu konuda muzdarip oldunuz mu hiç?
Gerçekten sayfalarca yazıp yazıp sildim. Kırk dakika olmuş. Bu kesinlikle anlatılacak bir şey değil. Kusuru yaradan örtmemiş ama insanlar örteceğini sanıyor. Çok kapsamlı bir konu. Hangi birinden bahsedelim. Psikoloji ve farkındalık yazılarını biraz fazla okuduğum için az çok anlatabilirim sandım ama imkanı yok anlatamam. Hiçkimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. İnsanlardan uzak durduğum için ve iş ortamlarında bile duvar gibi olduğum için bana çarpan geri sekiyor. İnsanların benim hakkımda veya başkaları hakkında ne düşündüğü gerçekten beni ilgilendirmiyor ve istemsiz merak dahi etmiyorum. Yüzümü yıkarım, kişisel temizliğime dikkat ederim. Bu kadar, bitti. Telefonumun ekranı kırık. İki tane takım diyebileceğim pantolonum ve kazağım var. Fazla elbise almam. Yıkaya kuruta giyerim. Ekstram yok. Tek başıma vakit geçirmeye bayılırım. Kimsenin olmadığı yerlere giderim. Yani şunu demek istiyorum. Hiçbir şeye fazla takılmam. Kimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmem. Kimsenin işine burnumu sokmam. Bana bir şey danışanlara bilmiyorum derim. Tabiri caizse soğuk ama kendime çok sıcak bir insanım. Kusur dediğiniz örtülmez. O sizin farkınızdır. İnsan farklılıklarını dışlamamalıdır. Bir elbiseyi kırk defa yıkaya kuruta giyebilirsiniz. Bir ay boyunca sevdiğiniz bir menüyü sürekli yiyebilirsiniz. Sessiz bir yerde oturup kimseyi rahatsız etmeden sesli düşünebilirsiniz veya gülebilirsiniz. Telefonunuzun ekranı kırık olabilir. Takılarınız olmayabilir. Sade giyinebilirsiniz. Saçınız dağınık kalabilir. Berdoş, deli, rahatsız, fakir vs. diye düşünebilirler ama siz kendinizi yargılamayın, dinleyin. Rahat ettiğiniz durumların üzerini üç beş geri kafalı kusur görüyor diye örterseniz, hayattan ne tat alırısınız ne de kendinizi sevebilirsiniz. Çünkü kendinize düşmanlık edersiniz. Bu da enerjinizi düşürür. Bırakın, zaman akıyor ve biz yaşıyoruz. Elalem ne derse desin.
 
Cevabınız için çok teşekkür ederim...''Mükemmeliyetçiliğin ''psikolojisini çok iyi ifade etmişsiniz...Ben de sanırım buna yakın deneyimler edindim ki çocukluk ya da ergenlik çağlarında....Onun için bazı durumlarda çok titiz daranıyordum...Kusursuzluk eşinde değildim ama bir iş yapılıyorsa hakkını vermekten yanaydım...Ama böyle yapınca işin ne espirisi kalıyordu ne eğlencesi...Sonra semşner veren insanların videolarında ya da bazı kitaplarda ''kusurlarmızdan'' da çok kazançlı çıkabileceğimiz öğretilerle haşır neşir oldum...Kendini salabilmek,bazen konuuşurken dikkatsiz olabilmek ya da herhangi bir iş yaparken yanlış yapıldığında dünyanın sonunun gelmediğini kendime hatırlatıyorum....Şöyle bir kitap başlığı görmüştüm:''Mükemmel Olmamanın Hediyeleri''adında....Demek ki herkes hayatının bir döneminde bu şekilde davranabiliyor....Aslında düşününce bütün dünyanın izlediği filmlerde bile ne çekim hataları var...Ama buna rağmen izleniyor,alkışlanıyor ve senarist,yönetmen tebrik ediliyor...Hatta belki de kusurluluk insan olmanın en doğal hali olduğundan bu durumla barışmak insanları rahatlıyor haliyle....Bir programda sevdiğim bir komedyen '''Rezil olabildiğiniz kadar çok rezil olun,sonra özgveniniz aşırı artıyor''demişti....Çünkü korkulan olmuş e artık korkacak bir şey olmadığını da görmüş oluyormuşuz...Ben de katılıyorum...En eğlendiğim ve güldüğüm anılara ya da anlara bakınca arkadaşlarımız ya da ailemizleyken bizi güldüren genelde birinin bir kelime oyunu yapması ya da yanlış telafuzu,herhangi bir sakarlığımız ya da oyun oynarken yapılan saçmalıklarımız...İşte bütün bunlar kendi kendimizi üçüncü bir kişi gibi sürekli izlemeyi bırakmaktan geçer ve de kendimizi cesaretle akışa bıraktığımızda herşey doğal olur...Bu doğallığın da sırrı da''kusurlarımız'ın''payı oluyor genelde.....
Mükemmelliyetçilik eğilimleriniz varsa bazen kendinize bilinçli olarak hata yapma özgürlüğü tanıyın...Görün ki dünya batmadı,hiçbir şey değişmedi....
Ayrıca bazen hatalardan başka güzel sonuçlar çıkıyor...Örneğin beste yaparken bazen hatalı notalardan güzel melodiler elde edenler gibi ya da kitap yazarken bir yazarın, o karakteri nefret edilecek bir tip olarak başlatması ve sonrasında fikrinin değişip kalemin eline kendini bıraktığında o karakterin iyi bir kahramana dönmesi gibi....Yazar hem kendini hem de okuyucuları şaşırtmış oluyor....Bunun gibi de çok hikaye var...
Bende teşekkür ederim. Bir yandan şu da var mükemmele ulaşamayacağını bile bile ona karşı duyulan arzu ve hayal kırıklığı insan için öğretici yollardan biri de olabilir, yıkıcı bir ürkeklik gibi görünürken kanaatkarlığa da sürükleyebilir insanı tabi ki bu toplumumuzda çok el üstünde tutulan bir sıfat değil yine de üzerine düşündükçe insanı yoldan çıkarmazsa huzura yönelten bir yaşam planının parçasıdır belki de. Diğer yandan da cennet arzusu kültürün ve tabi ki dinin ayrılmaz bir parçası halinde tüm hayatın amacı gibi sunuluyor, aklen anlaşılamaz bir mükemmelliğe ulaşmak için ibadet etmemiz isteniyor hatta avama ahlak anlatan hokkabazlara göre erdemli oluşu değil iyiliğin sebebi ulaşmak cennetine rabbin bu sefil yaşamın eseri.
 
Gerçekten sayfalarca yazıp yazıp sildim. Kırk dakika olmuş. Bu kesinlikle anlatılacak bir şey değil. Kusuru yaradan örtmemiş ama insanlar örteceğini sanıyor. Çok kapsamlı bir konu. Hangi birinden bahsedelim. Psikoloji ve farkındalık yazılarını biraz fazla okuduğum için az çok anlatabilirim sandım ama imkanı yok anlatamam. Hiçkimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum. İnsanlardan uzak durduğum için ve iş ortamlarında bile duvar gibi olduğum için bana çarpan geri sekiyor. İnsanların benim hakkımda veya başkaları hakkında ne düşündüğü gerçekten beni ilgilendirmiyor ve istemsiz merak dahi etmiyorum. Yüzümü yıkarım, kişisel temizliğime dikkat ederim. Bu kadar, bitti. Telefonumun ekranı kırık. İki tane takım diyebileceğim pantolonum ve kazağım var. Fazla elbise almam. Yıkaya kuruta giyerim. Ekstram yok. Tek başıma vakit geçirmeye bayılırım. Kimsenin olmadığı yerlere giderim. Yani şunu demek istiyorum. Hiçbir şeye fazla takılmam. Kimsenin ne düşündüğüyle ilgilenmem. Kimsenin işine burnumu sokmam. Bana bir şey danışanlara bilmiyorum derim. Tabiri caizse soğuk ama kendime çok sıcak bir insanım. Kusur dediğiniz örtülmez. O sizin farkınızdır. İnsan farklılıklarını dışlamamalıdır. Bir elbiseyi kırk defa yıkaya kuruta giyebilirsiniz. Bir ay boyunca sevdiğiniz bir menüyü sürekli yiyebilirsiniz. Sessiz bir yerde oturup kimseyi rahatsız etmeden sesli düşünebilirsiniz veya gülebilirsiniz. Telefonunuzun ekranı kırık olabilir. Takılarınız olmayabilir. Sade giyinebilirsiniz. Saçınız dağınık kalabilir. Berdoş, deli, rahatsız, fakir vs. diye düşünebilirler ama siz kendinizi yargılamayın, dinleyin. Rahat ettiğiniz durumların üzerini üç beş geri kafalı kusur görüyor diye örterseniz, hayattan ne tat alırısınız ne de kendinizi sevebilirsiniz. Çünkü kendinize düşmanlık edersiniz. Bu da enerjinizi düşürür. Bırakın, zaman akıyor ve biz yaşıyoruz. Elalem ne derse desin.
Bu yazdıklarınızın aynısını ben de yaşıyorum ve bu konularda hiç kendimi sıkıntıya sokmam ve elalem için kendimi hiç kısıtlamadım dışlanmak ya da yargılanmak pahasına bile....Benimle benzer yanları olduğunu gördüğüm sizin gibi insanlar da bana kendimi iyi hissettirdi şu anda...Benim kast ettiğim daha çok insan ilişkileri ve görev sorumlulukları gibi...Örneğin evde tek kalırken belli bir dönem çiçekler bana emanet ediliyor..O çiçekleri canlı tutabilmek için çok çaba sarf etmek...Ya da birini tesadüf bir yerde gördüğümde gerekli tepkiyi verip veremediğim...Ya çok şaşırıp heyecanlanmak ya da olması gerekenden daha soğuk olmak mesela....Acil bir mesaj yazacakken imla kuralları ya da yazım hatalarına takılı mesajı istemeden geç göndermek...Yabancı bir dil çevirisinde en zor kelimeyi bili en basit kelimede takılınca kendimi yargılamak...Bu gibi konular bazen takıntı oluyor....Aslında kafaya takılacak başka daha önemli konularım olması gerekirken benimki işte mükemmelliyetiliğe ve dolayısıyla takıntıya dönüşüyor...Ama uzun zamandır kendi merkezimde kalmaya odaklanıyorum ,başarıyorum da ,sadece bazen geçmişten gelen bu özelliğim gün yüzüne çıkınca o zaman hala aşmam gereken yollar olduğunu hissediyorum...O yüzden konuyu burada da tartışmaya açtım ...Sizlerin deneyimlerinizden de yola çıkarak biraz daha üstüne gidebilirm bu durumun...Belki faydası olur...Ben olacağını umuyorum çünkü kendi hakkımda yazarken yüzleşmiş de oluyorum...
 
Bu yazdıklarınızın aynısını ben de yaşıyorum ve bu konularda hiç kendimi sıkıntıya sokmam ve elalem için kendimi hiç kısıtlamadım dışlanmak ya da yargılanmak pahasına bile....Benimle benzer yanları olduğunu gördüğüm sizin gibi insanlar da bana kendimi iyi hissettirdi şu anda...Benim kast ettiğim daha çok insan ilişkileri ve görev sorumlulukları gibi...Örneğin evde tek kalırken belli bir dönem çiçekler bana emanet ediliyor..O çiçekleri canlı tutabilmek için çok çaba sarf etmek...Ya da birini tesadüf bir yerde gördüğümde gerekli tepkiyi verip veremediğim...Ya çok şaşırıp heyecanlanmak ya da olması gerekenden daha soğuk olmak mesela....Acil bir mesaj yazacakken imla kuralları ya da yazım hatalarına takılı mesajı istemeden geç göndermek...Yabancı bir dil çevirisinde en zor kelimeyi bili en basit kelimede takılınca kendimi yargılamak...Bu gibi konular bazen takıntı oluyor....Aslında kafaya takılacak başka daha önemli konularım olması gerekirken benimki işte mükemmelliyetiliğe ve dolayısıyla takıntıya dönüşüyor...Ama uzun zamandır kendi merkezimde kalmaya odaklanıyorum ,başarıyorum da ,sadece bazen geçmişten gelen bu özelliğim gün yüzüne çıkınca o zaman hala aşmam gereken yollar olduğunu hissediyorum...O yüzden konuyu burada da tartışmaya açtım ...Sizlerin deneyimlerinizden de yola çıkarak biraz daha üstüne gidebilirm bu durumun...Belki faydası olur...Ben olacağını umuyorum çünkü kendi hakkımda yazarken yüzleşmiş de oluyorum...
Sosyal olarak değerlendirilme hassasiyetiniz bazen yükseliyor gibi görünüyor. Ayrıca hafiften performans anksiyetesi sezdim. Eğer günlük hayatınızı etkilemiyorsa bu durumlarınız önemli bir şey yok. En azından durumun farkında olmanız sizi bir adım önde götürüyor. Söyleyeceklerim size basit gelebilir ama sorunların üzerine gittikçe alışılabilecek ve kavrayabilecek bir pozisyondasınız. Bu gibi durumların üstesinden gelmek için bazı şeyleri yıkmak zorundasınız. Kendinize bir sorun olmadığını kanıtlayabilmelisiniz. Çiçekler solacak mı? Siz normal olarak çaba göstermeden sulayın. Bırakın gerisi çiçeklerin bileceği iş. Sonuçta onlarda yerini beğenmediği zaman solabilen canlılar. Normal suladığınızda soluyorlarsa gerekli koşullar da yerindeyse, bu sizin suçunuz değil. Birini yolda gördüğünüzde gerekli tepkiyi veremediğinizi düşündüğünüzde karşı tarafın da sizin için iyi düşünmesi gerektiğini hesaba katın. Dalgınlığına geldi, belki havasında değil, sanırım bugün canı sıkkın veya lehinize olumlu veya olumsuz birçok sebep. Bunları onlar neden düşünmüyor da, siz onlara gerekli tepkiyi verip veremediğinize yakınıyorsunuz? Onlar sizden daha mı değerli? Diğer basit imla hataları içinde kontrolcü olmayı bırakmalısınız. Bu kendinizi gereksiz yere yargılamanıza neden oluyorsa biraz ufaktan aksini yapıp alışmakta fayda var. Şahsen ben bunu yapardım. Eğriyi ve doğruyu ne zaman yapacağınız konusunda kendinize karşı sert bir öğretmen olmayı da bilmelisiniz. Kimse mükemmel değil, kendinizi bu kadar kasmayın. Vereceğim örnek sizle alakalı değil ama yine de söylemek istiyorum, bir yerlere ulaşabilir. Sonuçta takım elbiseli, fiyakalı ve onlara karşı hata yapmaktan korkan insanlar, o adamların tuvaletten çıkarken elini bile yıkamadığını bilmiyor. Çok şahit oldum. Bana inanabilirsiniz.
 
Geri
Üst