Kundalini Hakkında

  • Konbuyu başlatan Üye silindi 57044
  • Başlangıç tarihi
Su-Jok eğitimi - kerim ali
Ü

Üye silindi 57044

Kundalini hakkında bir çok fikir vardır. Kundalini kök çakra bölgesinde uyur ve ikamet eder. Uyanışa geçerse kişiyi maneviyata ve aydınlanmaya götürür tarzındaki söylemler bunların en bilinenleridir.. İşin aslı hiç kimse kundalini'nin aslında ne olduğunu bilmez. Kundalini denilen güç, kişinin apana bölgesinde uyur bir vaziyette bulunur. Apana bölgesi, kök çakra ve sakral çakra dediğimiz bölgeyi oluşturur. Adrenalin'den ve cinsel hormonlardan sorumlu olan bölgede yatar. Bir anlamıyla kişinin libidosu dediğimiz, yaşam gücü dediğimiz bölgede bulunur.

Yani kundalini aslında sadece kök çakrada yatmaz. Aynı zamanda sakral çakradada yatar. Bu tıpkı vedik astrolojisindeki rahu ve ketu denilen, yani modern batı astrolojisi ile kuzey ve güney ay düğümleri dediğimiz noktalarada benzer. Yılanın kuyruğu(ketu) kök çakrada yatarken, kafası(rahu) sakral çakrada yer alır. Zaten o yüzden çakralarla ilgili kadim kaynakları incelediğimiz zaman; sakral çakranın timsah hayvanı tarafından sembolize edildiğini görürüz. Aynı şekilde kök çakra fil hayvanı tarafından sembolize edilir. Şöyle bir soru gelebilir? Neden kök çakrayıda sürüngen bir hayvan değilde fil temsil ediyor denilebilir. Çünkü fiziksel değil, kalitesel, insana özgü güçlerden söz ederler. Fil hayvanı ise kök çakrayı sembolize eder. Ayakların yere sağlam basmasını, ağırlığı, toprağı sembolize eder. Büyük ihtimalle o yüzdendir.

Kundalini enerjisi, apana bölgesinde sıkışmıştır. Bir şekilde uyanırsa yolculuğuna omurga boyunca 3 kanaldan(ida,pingala,sushumna) devam eder. Samana(karın-güneş) bölgesindeki bir takım solunumlarla, apanayı dağıtmak ve yükseltmek mümkündür. Bunlara ''güneş'' solunumları adı verilir. Başka bir değişle, bilinen anlamıyla ''kapalabhati pranayam'' adı verilir. Nefesi az almak, vermeyi ise fazla yapmak usulüne dayanır. Böylece güneş bölgesi, ateş bölgesi çok fazla uyarılır. Fakat kişi şişman veyahut cinsel takıntılı ise, yılan asla sakral çakrayı aşıp yukarıya doğru yolculuk yapamaz. Çok fazla yağlı olmak ve cinsel takıntılı olmak onu engeller. Yağlar apana ile ilgilidir. su ve toprak kalitesindedir. Kundalini ise saf ateştir. Çok fazla yağlı ve kilolu olmakta, tıpkı özgürleşmek isteyen bir zümrüdü anka kuşunu kafeste tutmaya benzer. Apana enerjileri su ve toprak ile ilgili olduğu için, alt doğa ile ilgili olduğu için öyledir. Samana ve prana enerjileri ise ateş ve hava kalitesindedir. Yani yükselmek, özgürleşmek ile ilgili güçlerdir bunlar.

Prana enerjileri burundan solunur. Her aldığımız nefes aslında prana'dır. 7-24 prana solunumu yaparız. akciğerler ve kalp çakrası hava ile ilgilidir o yüzden. Yılan enerjisi bir şekilde cinsel takıntılardan ve fazla kilolardan kurtulursa, aynı zamanda samana bölgesindeki artan ateş faaliyetleriyle desteklenirse, kalp çakrasına ulaşır. Buna ''herşeyin özü olan, doğada uyuyan tanrıçayı uyandırmak'' adı verilir. Tanrıça uyandıktan sonra çok daha zorlu süreçler başlar. Çünkü yılanın kalp bölgesinden yükselmesi çok zordur. Tam anlamıyla saf ve temiz olunmalıdır. Bilinçaltı temizlenmelidir. Kıskançlık, haset ve öfke gibi kişiyi apanaya(maddi doğa) çeken enerjiler temizlenmelidir. Ancak o şekilde kalp çakrası delinerek aşınır ve udana bölgesine gider. Udana bölgesi, buğaz ve alın çakralarından oluşur.

Udana bölgesine gelen yılan, doğal olarak bilgeliğide getirir. Bu kalitesel bir bilmektir. Bildiğimiz entelektüel anlamda bir bilmek değildir. Fizik veyahut kimya bilmek değildir. Tüm bunların köklerini, analojilerini bilmek gibidir. Sanki sadece tek bir hakikat vardır ve herşey o hakikatten zuhur etmiştir. O hakikatten zuhur eden kökler bilinebilir. İda, pingala ve sushumna gibi şeyler. Yin ve yang gibi enerjiye dayalı şeyler. Doğada işleyen eril ve dişil enerji ile ilgili bütün herşey bilinebilir. Maddiyatta var olan herşeyin aslında maneviyatta köklenip oluştuğunu ve oradan fizikselliğe yansıdığını hissedersiniz. Bu, ida ve pingala yılanının tek bir noktada birleşmesiyle oluşur. Alın çakrası denilen. Gözler denilen, görmek denilen bölgede birleşmesi ile oluşur. Fakat bu görü ya fazla sürmez yada hızlı bir şekilde sürerek taç çakrasınıda aşar. İşte yılanın taç çakrasını aşmasıyla esas manevi uyanış başlar.

bu duruma ''samadhi'' adı verilir. Yeni bir manevi gerçekliğe uyanmak adı verilir. Bütün olmaktır bu. Yaradan ile, üst güç ile tam bir bütünleşmedir bu. Realitede işleyen tüm bağlantıları görmektir bu. Fakat ne yazıkki sürekliliği yoktur. Çünkü aşağıda kişiyi sürekli dürten bir fiziksel beden vardır ve o fiziksel beden kişiyi bırakacak gibi değildir.. Hatta ne yazıkki bu tür bir aydınlanmadan sonra kişi eskisindende var olduğu daha bayağı ve egoist bir koşula düşer.

Yılan bu sefer maddi varoluşa düşmez. Basit bir şekilde apana bölgesine düşmez. apanadanda daha aşağı yerlere düşer. yılanların, şeytanların, iblislerin, asuraların olduğu yerlere düşer.. Taç çakra ve ötesinde deva kuvvetleri vardır. Melekler vardır. Dişil kuvvetler vardır. Hristiyanlıkta ve daha eski metinlerde meleklerin dişil olarak resmedilmesi tesadüf değildir. Gerçektende üst kuvvetler kadın gibidir, anne gibidir. Şefkat enerjileri ile doludur.

Fakat aynı zamanda kök çakranın altındaki var oluşta yer alan kuvvetlerde vardır. Bunlarda eril enerjilerdir. Şiddetli ve zalimdirler. Öfkelidirler. kibirli ve onurludurlar. İşte ne yazıkki kişi samadhi'den sonra oralara düşer. Daha sonra tekrardan kendini toplamalı ve yeni bir yükselişe hazırlanmalıdır. yılanı tekrardan yükseltmelidir.. Tekrardan yükselilebilir. Taç çakrası tekrardan aşılır ve bu sefer daha fazla bu dünyaya ait olmayan şeyler keşfedilir. Cennetle ilgili daha fazla şeyler keşfedilir. Fakat daha sonra tekrardan bir düşüş gelir. Ruhun karanlık gecesi gelir ve bu seferde cehennemle ilgili daha katı kuvvetler keşfedilir. Yükselişler ve düşüler sürekli kişinin içselliğinde deneyimlenir. Bunların hepsi kişinin içselliğinde olup biter, zihninde olup biter. Fiziksellikte tabikide yok böyle şeyler. bunların hepsi kişinin bilincinde, kendi içselliğinde yaşanır..

Yılan kuvveti orta çizgiden yükselirse ancak samadhi deneyimlenebilir. Orta çizgiye satvaa ve sushumna adı verilir. Buna aynı zamanda uzak doğuda brahma noktasıda denilir.. Kundalini ancak bu orta kanaldan, kıldan ince kılıçtan keskin bölgeden yükselirse samadhi mümkündür. Aksi taktirde imkansızdır. Kundalini yılanının sadece sol çizgiden, ida kanalından yükselmesine karanlık yol, okült yol adı verilir. Aynı şekilde kundalini yılanının sadece sağ çizgiden, pingala kanalından yükselmesine ise ışığın yolu, tasavvufi yol adı verilir..
 

Kızılsancılar

Kayıtlı Üye
Katılım
7 Nis 2022
Mesajlar
69
Tepkime puanı
19
Kundalini hakkında bir çok fikir vardır. Kundalini kök çakra bölgesinde uyur ve ikamet eder. Uyanışa geçerse kişiyi maneviyata ve aydınlanmaya götürür tarzındaki söylemler bunların en bilinenleridir.. İşin aslı hiç kimse kundalini'nin aslında ne olduğunu bilmez. Kundalini denilen güç, kişinin apana bölgesinde uyur bir vaziyette bulunur. Apana bölgesi, kök çakra ve sakral çakra dediğimiz bölgeyi oluşturur. Adrenalin'den ve cinsel hormonlardan sorumlu olan bölgede yatar. Bir anlamıyla kişinin libidosu dediğimiz, yaşam gücü dediğimiz bölgede bulunur.

Yani kundalini aslında sadece kök çakrada yatmaz. Aynı zamanda sakral çakradada yatar. Bu tıpkı vedik astrolojisindeki rahu ve ketu denilen, yani modern batı astrolojisi ile kuzey ve güney ay düğümleri dediğimiz noktalarada benzer. Yılanın kuyruğu(ketu) kök çakrada yatarken, kafası(rahu) sakral çakrada yer alır. Zaten o yüzden çakralarla ilgili kadim kaynakları incelediğimiz zaman; sakral çakranın timsah hayvanı tarafından sembolize edildiğini görürüz. Aynı şekilde kök çakra fil hayvanı tarafından sembolize edilir. Şöyle bir soru gelebilir? Neden kök çakrayıda sürüngen bir hayvan değilde fil temsil ediyor denilebilir. Çünkü fiziksel değil, kalitesel, insana özgü güçlerden söz ederler. Fil hayvanı ise kök çakrayı sembolize eder. Ayakların yere sağlam basmasını, ağırlığı, toprağı sembolize eder. Büyük ihtimalle o yüzdendir.

Kundalini enerjisi, apana bölgesinde sıkışmıştır. Bir şekilde uyanırsa yolculuğuna omurga boyunca 3 kanaldan(ida,pingala,sushumna) devam eder. Samana(karın-güneş) bölgesindeki bir takım solunumlarla, apanayı dağıtmak ve yükseltmek mümkündür. Bunlara ''güneş'' solunumları adı verilir. Başka bir değişle, bilinen anlamıyla ''kapalabhati pranayam'' adı verilir. Nefesi az almak, vermeyi ise fazla yapmak usulüne dayanır. Böylece güneş bölgesi, ateş bölgesi çok fazla uyarılır. Fakat kişi şişman veyahut cinsel takıntılı ise, yılan asla sakral çakrayı aşıp yukarıya doğru yolculuk yapamaz. Çok fazla yağlı olmak ve cinsel takıntılı olmak onu engeller. Yağlar apana ile ilgilidir. su ve toprak kalitesindedir. Kundalini ise saf ateştir. Çok fazla yağlı ve kilolu olmakta, tıpkı özgürleşmek isteyen bir zümrüdü anka kuşunu kafeste tutmaya benzer. Apana enerjileri su ve toprak ile ilgili olduğu için, alt doğa ile ilgili olduğu için öyledir. Samana ve prana enerjileri ise ateş ve hava kalitesindedir. Yani yükselmek, özgürleşmek ile ilgili güçlerdir bunlar.

Prana enerjileri burundan solunur. Her aldığımız nefes aslında prana'dır. 7-24 prana solunumu yaparız. akciğerler ve kalp çakrası hava ile ilgilidir o yüzden. Yılan enerjisi bir şekilde cinsel takıntılardan ve fazla kilolardan kurtulursa, aynı zamanda samana bölgesindeki artan ateş faaliyetleriyle desteklenirse, kalp çakrasına ulaşır. Buna ''herşeyin özü olan, doğada uyuyan tanrıçayı uyandırmak'' adı verilir. Tanrıça uyandıktan sonra çok daha zorlu süreçler başlar. Çünkü yılanın kalp bölgesinden yükselmesi çok zordur. Tam anlamıyla saf ve temiz olunmalıdır. Bilinçaltı temizlenmelidir. Kıskançlık, haset ve öfke gibi kişiyi apanaya(maddi doğa) çeken enerjiler temizlenmelidir. Ancak o şekilde kalp çakrası delinerek aşınır ve udana bölgesine gider. Udana bölgesi, buğaz ve alın çakralarından oluşur.

Udana bölgesine gelen yılan, doğal olarak bilgeliğide getirir. Bu kalitesel bir bilmektir. Bildiğimiz entelektüel anlamda bir bilmek değildir. Fizik veyahut kimya bilmek değildir. Tüm bunların köklerini, analojilerini bilmek gibidir. Sanki sadece tek bir hakikat vardır ve herşey o hakikatten zuhur etmiştir. O hakikatten zuhur eden kökler bilinebilir. İda, pingala ve sushumna gibi şeyler. Yin ve yang gibi enerjiye dayalı şeyler. Doğada işleyen eril ve dişil enerji ile ilgili bütün herşey bilinebilir. Maddiyatta var olan herşeyin aslında maneviyatta köklenip oluştuğunu ve oradan fizikselliğe yansıdığını hissedersiniz. Bu, ida ve pingala yılanının tek bir noktada birleşmesiyle oluşur. Alın çakrası denilen. Gözler denilen, görmek denilen bölgede birleşmesi ile oluşur. Fakat bu görü ya fazla sürmez yada hızlı bir şekilde sürerek taç çakrasınıda aşar. İşte yılanın taç çakrasını aşmasıyla esas manevi uyanış başlar.

bu duruma ''samadhi'' adı verilir. Yeni bir manevi gerçekliğe uyanmak adı verilir. Bütün olmaktır bu. Yaradan ile, üst güç ile tam bir bütünleşmedir bu. Realitede işleyen tüm bağlantıları görmektir bu. Fakat ne yazıkki sürekliliği yoktur. Çünkü aşağıda kişiyi sürekli dürten bir fiziksel beden vardır ve o fiziksel beden kişiyi bırakacak gibi değildir.. Hatta ne yazıkki bu tür bir aydınlanmadan sonra kişi eskisindende var olduğu daha bayağı ve egoist bir koşula düşer.

Yılan bu sefer maddi varoluşa düşmez. Basit bir şekilde apana bölgesine düşmez. apanadanda daha aşağı yerlere düşer. yılanların, şeytanların, iblislerin, asuraların olduğu yerlere düşer.. Taç çakra ve ötesinde deva kuvvetleri vardır. Melekler vardır. Dişil kuvvetler vardır. Hristiyanlıkta ve daha eski metinlerde meleklerin dişil olarak resmedilmesi tesadüf değildir. Gerçektende üst kuvvetler kadın gibidir, anne gibidir. Şefkat enerjileri ile doludur.

Fakat aynı zamanda kök çakranın altındaki var oluşta yer alan kuvvetlerde vardır. Bunlarda eril enerjilerdir. Şiddetli ve zalimdirler. Öfkelidirler. kibirli ve onurludurlar. İşte ne yazıkki kişi samadhi'den sonra oralara düşer. Daha sonra tekrardan kendini toplamalı ve yeni bir yükselişe hazırlanmalıdır. yılanı tekrardan yükseltmelidir.. Tekrardan yükselilebilir. Taç çakrası tekrardan aşılır ve bu sefer daha fazla bu dünyaya ait olmayan şeyler keşfedilir. Cennetle ilgili daha fazla şeyler keşfedilir. Fakat daha sonra tekrardan bir düşüş gelir. Ruhun karanlık gecesi gelir ve bu seferde cehennemle ilgili daha katı kuvvetler keşfedilir. Yükselişler ve düşüler sürekli kişinin içselliğinde deneyimlenir. Bunların hepsi kişinin içselliğinde olup biter, zihninde olup biter. Fiziksellikte tabikide yok böyle şeyler. bunların hepsi kişinin bilincinde, kendi içselliğinde yaşanır..

Yılan kuvveti orta çizgiden yükselirse ancak samadhi deneyimlenebilir. Orta çizgiye satvaa ve sushumna adı verilir. Buna aynı zamanda uzak doğuda brahma noktasıda denilir.. Kundalini ancak bu orta kanaldan, kıldan ince kılıçtan keskin bölgeden yükselirse samadhi mümkündür. Aksi taktirde imkansızdır. Kundalini yılanının sadece sol çizgiden, ida kanalından yükselmesine karanlık yol, okült yol adı verilir. Aynı şekilde kundalini yılanının sadece sağ çizgiden, pingala kanalından yükselmesine ise ışığın yolu, tasavvufi yol adı verilir..
Kundalinin sadece sağ ve sol taraftan yükselmesi gibi bir şansı olabilir mi?...o sağ ve sol kıvrımlarla gitmiyormu; sonuç da yılan yolu deniliyor.
 

Kızılsancılar

Kayıtlı Üye
Katılım
7 Nis 2022
Mesajlar
69
Tepkime puanı
19
Kundalini hakkında bir çok fikir vardır. Kundalini kök çakra bölgesinde uyur ve ikamet eder. Uyanışa geçerse kişiyi maneviyata ve aydınlanmaya götürür tarzındaki söylemler bunların en bilinenleridir.. İşin aslı hiç kimse kundalini'nin aslında ne olduğunu bilmez. Kundalini denilen güç, kişinin apana bölgesinde uyur bir vaziyette bulunur. Apana bölgesi, kök çakra ve sakral çakra dediğimiz bölgeyi oluşturur. Adrenalin'den ve cinsel hormonlardan sorumlu olan bölgede yatar. Bir anlamıyla kişinin libidosu dediğimiz, yaşam gücü dediğimiz bölgede bulunur.

Yani kundalini aslında sadece kök çakrada yatmaz. Aynı zamanda sakral çakradada yatar. Bu tıpkı vedik astrolojisindeki rahu ve ketu denilen, yani modern batı astrolojisi ile kuzey ve güney ay düğümleri dediğimiz noktalarada benzer. Yılanın kuyruğu(ketu) kök çakrada yatarken, kafası(rahu) sakral çakrada yer alır. Zaten o yüzden çakralarla ilgili kadim kaynakları incelediğimiz zaman; sakral çakranın timsah hayvanı tarafından sembolize edildiğini görürüz. Aynı şekilde kök çakra fil hayvanı tarafından sembolize edilir. Şöyle bir soru gelebilir? Neden kök çakrayıda sürüngen bir hayvan değilde fil temsil ediyor denilebilir. Çünkü fiziksel değil, kalitesel, insana özgü güçlerden söz ederler. Fil hayvanı ise kök çakrayı sembolize eder. Ayakların yere sağlam basmasını, ağırlığı, toprağı sembolize eder. Büyük ihtimalle o yüzdendir.

Kundalini enerjisi, apana bölgesinde sıkışmıştır. Bir şekilde uyanırsa yolculuğuna omurga boyunca 3 kanaldan(ida,pingala,sushumna) devam eder. Samana(karın-güneş) bölgesindeki bir takım solunumlarla, apanayı dağıtmak ve yükseltmek mümkündür. Bunlara ''güneş'' solunumları adı verilir. Başka bir değişle, bilinen anlamıyla ''kapalabhati pranayam'' adı verilir. Nefesi az almak, vermeyi ise fazla yapmak usulüne dayanır. Böylece güneş bölgesi, ateş bölgesi çok fazla uyarılır. Fakat kişi şişman veyahut cinsel takıntılı ise, yılan asla sakral çakrayı aşıp yukarıya doğru yolculuk yapamaz. Çok fazla yağlı olmak ve cinsel takıntılı olmak onu engeller. Yağlar apana ile ilgilidir. su ve toprak kalitesindedir. Kundalini ise saf ateştir. Çok fazla yağlı ve kilolu olmakta, tıpkı özgürleşmek isteyen bir zümrüdü anka kuşunu kafeste tutmaya benzer. Apana enerjileri su ve toprak ile ilgili olduğu için, alt doğa ile ilgili olduğu için öyledir. Samana ve prana enerjileri ise ateş ve hava kalitesindedir. Yani yükselmek, özgürleşmek ile ilgili güçlerdir bunlar.

Prana enerjileri burundan solunur. Her aldığımız nefes aslında prana'dır. 7-24 prana solunumu yaparız. akciğerler ve kalp çakrası hava ile ilgilidir o yüzden. Yılan enerjisi bir şekilde cinsel takıntılardan ve fazla kilolardan kurtulursa, aynı zamanda samana bölgesindeki artan ateş faaliyetleriyle desteklenirse, kalp çakrasına ulaşır. Buna ''herşeyin özü olan, doğada uyuyan tanrıçayı uyandırmak'' adı verilir. Tanrıça uyandıktan sonra çok daha zorlu süreçler başlar. Çünkü yılanın kalp bölgesinden yükselmesi çok zordur. Tam anlamıyla saf ve temiz olunmalıdır. Bilinçaltı temizlenmelidir. Kıskançlık, haset ve öfke gibi kişiyi apanaya(maddi doğa) çeken enerjiler temizlenmelidir. Ancak o şekilde kalp çakrası delinerek aşınır ve udana bölgesine gider. Udana bölgesi, buğaz ve alın çakralarından oluşur.

Udana bölgesine gelen yılan, doğal olarak bilgeliğide getirir. Bu kalitesel bir bilmektir. Bildiğimiz entelektüel anlamda bir bilmek değildir. Fizik veyahut kimya bilmek değildir. Tüm bunların köklerini, analojilerini bilmek gibidir. Sanki sadece tek bir hakikat vardır ve herşey o hakikatten zuhur etmiştir. O hakikatten zuhur eden kökler bilinebilir. İda, pingala ve sushumna gibi şeyler. Yin ve yang gibi enerjiye dayalı şeyler. Doğada işleyen eril ve dişil enerji ile ilgili bütün herşey bilinebilir. Maddiyatta var olan herşeyin aslında maneviyatta köklenip oluştuğunu ve oradan fizikselliğe yansıdığını hissedersiniz. Bu, ida ve pingala yılanının tek bir noktada birleşmesiyle oluşur. Alın çakrası denilen. Gözler denilen, görmek denilen bölgede birleşmesi ile oluşur. Fakat bu görü ya fazla sürmez yada hızlı bir şekilde sürerek taç çakrasınıda aşar. İşte yılanın taç çakrasını aşmasıyla esas manevi uyanış başlar.

bu duruma ''samadhi'' adı verilir. Yeni bir manevi gerçekliğe uyanmak adı verilir. Bütün olmaktır bu. Yaradan ile, üst güç ile tam bir bütünleşmedir bu. Realitede işleyen tüm bağlantıları görmektir bu. Fakat ne yazıkki sürekliliği yoktur. Çünkü aşağıda kişiyi sürekli dürten bir fiziksel beden vardır ve o fiziksel beden kişiyi bırakacak gibi değildir.. Hatta ne yazıkki bu tür bir aydınlanmadan sonra kişi eskisindende var olduğu daha bayağı ve egoist bir koşula düşer.

Yılan bu sefer maddi varoluşa düşmez. Basit bir şekilde apana bölgesine düşmez. apanadanda daha aşağı yerlere düşer. yılanların, şeytanların, iblislerin, asuraların olduğu yerlere düşer.. Taç çakra ve ötesinde deva kuvvetleri vardır. Melekler vardır. Dişil kuvvetler vardır. Hristiyanlıkta ve daha eski metinlerde meleklerin dişil olarak resmedilmesi tesadüf değildir. Gerçektende üst kuvvetler kadın gibidir, anne gibidir. Şefkat enerjileri ile doludur.

Fakat aynı zamanda kök çakranın altındaki var oluşta yer alan kuvvetlerde vardır. Bunlarda eril enerjilerdir. Şiddetli ve zalimdirler. Öfkelidirler. kibirli ve onurludurlar. İşte ne yazıkki kişi samadhi'den sonra oralara düşer. Daha sonra tekrardan kendini toplamalı ve yeni bir yükselişe hazırlanmalıdır. yılanı tekrardan yükseltmelidir.. Tekrardan yükselilebilir. Taç çakrası tekrardan aşılır ve bu sefer daha fazla bu dünyaya ait olmayan şeyler keşfedilir. Cennetle ilgili daha fazla şeyler keşfedilir. Fakat daha sonra tekrardan bir düşüş gelir. Ruhun karanlık gecesi gelir ve bu seferde cehennemle ilgili daha katı kuvvetler keşfedilir. Yükselişler ve düşüler sürekli kişinin içselliğinde deneyimlenir. Bunların hepsi kişinin içselliğinde olup biter, zihninde olup biter. Fiziksellikte tabikide yok böyle şeyler. bunların hepsi kişinin bilincinde, kendi içselliğinde yaşanır..

Yılan kuvveti orta çizgiden yükselirse ancak samadhi deneyimlenebilir. Orta çizgiye satvaa ve sushumna adı verilir. Buna aynı zamanda uzak doğuda brahma noktasıda denilir.. Kundalini ancak bu orta kanaldan, kıldan ince kılıçtan keskin bölgeden yükselirse samadhi mümkündür. Aksi taktirde imkansızdır. Kundalini yılanının sadece sol çizgiden, ida kanalından yükselmesine karanlık yol, okült yol adı verilir. Aynı şekilde kundalini yılanının sadece sağ çizgiden, pingala kanalından yükselmesine ise ışığın yolu, tasavvufi yol adı verilir..
 
Rune Okulu - kerim ali
Üst