Fenomenoloji Nedir?

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Tepkime puanı
132
Fenomenoloji Nedir?

Bilim verilerinin doğrudan incelenmesiyle elde edilmiş ve somut deneyim konusu olmuş fenomenlere, nedensel açıklamalara ilişkin kavramlardan ve incelenmemiş ön kabullerden bağımsız yaklaşma yöntemi. Fenomenolojinin kurucusu Alman düşünür Edmund Husserl’dir. Ona göre gerçek, Platon’un da ileri sürdüğü gibi, mutlak olmalıdır. Eş deyişle her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi saltık(mutlak) yapısı içindedir. Gerçek, böylesine ideal bir yapı taşıyanın niteliğidir. Husserl, bu savıyla tümüyle Platon’un savına yaklaşır.

Husserl’in biçimlendirdiği fenomenolojik yöntemin ilk adımı fenomenolojik indirgeme ya da epokhe’dir. Epokhe zihinsel edimlerin, bu edimlerle ya da dünyadaki nesnelerin varoluşuyla ilgili kavram ve ön kabullerden bağımsız betimlenmesini, olanaklı kılar. Fenomenoloji, Psikolojinin tersine zihinsel edimlerin nedenlerini, sonuçlarını ve bu edimlere eşlik eden fiziksel unsurları dikkate almayız. Ama bu süreçte nesneler bütünüyle ortadan kalkmaz. Çünkü incelenen nesne her zaman gerçek bir varlık olmayabilir, ejderhaların varlığın inanabilir ya da pembe fareler düşlenebilir, nesne gerçek dışı olabilir. Dolayısıyla zihinsel edimlerin betimlenmesi, nesnelerin de betimlenmesini içerir. Ama bu nesnelerin var oldukları varsayılmaksızın yalnızca birer fenomen olarak betimlenir.

Fenomenolojik yöntemin ikinci adımı, eidetik indirgemedir. Bu adım, bir nesnenin eidosunu(Yunanca da biçim) sezebilmeye, nesneyi olasılıklar ve rastlantılar dışındaki değişmez öz yapısı içinde kavramaya verir; böylece yalnızca belirli bir zihinsel edinimin değil onunla karşılaştırılabilir her türlü edimin eidosu sezilebilir. Örneğin görülen her nesnenin bir rengi, uzamı ve biçimi olmalıdır. Eidetik indirgeme yalnızca duyusal akıl ve nesnelerin incelenmesinde değil, matematiksel nesnelerin, değerlerin, ruhsal durumların ve arzuların incelenmesinde de kullanılabilir.

Fenomenolojik yöntem nesnelerin bilinişi sırasında bu nesnelerin kurulduğu ya da inşa edildiği süreçleri de dikkate alır. Örneğin bir ağacın görülmesi sırasında, ağacın değişik zamanlarda, değişik açılardan ve uzaklıklardan görülmesiyle çok çeşitli görsel deneyimler edinilir ama görülen şey gene tek bir kalıcı nesne olarak algılanır.



Fenomenoloji, yani görüngübilim kurucusu Edmund Husserl olan felsefe görüşüdür. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde görülen bilimlerdeki ve düşüncedeki genel bunalım içinde doğup gelişen bir felesefe akımıdır. Husserlci fenomenoloji, bu bağlamda, Metafiziği sona erdirerek somut yaşantıya dönmek ve böylece tıkanmış olan felsefeye yeni bir başlangıç yapmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

Bir felsefe akımı olmaktan çok bir yöntem olarak tarif edilmesi yaygındır. Fenomenoloji, her şeyden önce, fenomeni, yani dolaysız olarak verilmiş olanı betimlemeye dayanan bir yöntemdir çünkü. Bunu nasıl yaptığı ya da yapıp yapamadığı, yani yöntemin iddiasını geçerli kılmak bakımından teorik düzlemdeki statüsü tartışılırdır. Öte yandan, fenomenoloji, bu yöntem üzerinden kavramlar ve kategoriler geliştirerek özgün bir felsefe akımı da meydana getirir.

20. yüzyıl felsefesinde ve kuramsal tartışmalarında etkili ve belirleyici bir yere sahiptir Fenomenoloji. Heidegger'den Sartre'a, Frankfurt Okulu'ndan Foucault'a ve Postmodern düşünürlere kadar pek çok düşünür ve felsefe eğilimde etkisi görülür.

Fenomenoloji, (Türkçeye Görüngübilim olarak çevrilir) genel felsefe akımlarında olduğu gibi özne-nesne ilişkisini konu edinir. Nesneyi, en genel anlamda öznenin dış dünya ile kurduğu ilişkilerinde algıladığı, deneyimlediği şey'ler olarak görmesiyle pozitivizm ve ampirizm'le aynı noktada dursa da, temelde fenomonoloji bu iki felsefe akımına karşı çıkar. Bu karşı çıkış en başta, tek tek nesnelerin ele alınması konusunda ortaya çıkar. Tek tek nesneler, Fenomenolojiye göre, belirli genel yasalara bağlı şeyler değil, varlıkları yalnız raslantı kavramıyla açıklanabilir olan şeylerdir. Ayrıca, dolaysız olarak verilmiş olanı betimlemeye dayalı bir yöntem olmasıyla ilkin doğabilimini dışta bırakır ve böylece her iki teorik eğilimi yadsır.

Fenomenoloji, yaygın olarak kullanılan deyişle, öz'lerin araştırılması konusudur. Cünkü, bütün sorunlar sonunda özlerin betimlenmesi sorununa geri götürülebilir. Ancak, bu noktada ayrımı belirginleştirmek gerekir; Fenomonoloji, öz’lerin bilimi degil, öz’ü görüleyen Bilinç’in bilimidir aslında. Algının ya da bilincin özü'nün betimlenmesi sorunu, fenomenolojinin konusudur.

Fenomenolojik bakışa göre, gerçekliğin kendiliği diye bir şey olamaz. Çünkü, gerçeklik, her zaman kendine yönelmiş bir Bilinç tarafından bilinen bir gerçekliktir. Yani kendisine yönelen bilinc tarafından görülen, algılanan ve bilincine varılan bir şeydir. Öyle ise, dünya deneyimlerimizin tamamı, bilinç tarafından kurulmuştur, en somut algılardan en soyut matematik formüllerine kadar. Bu nedenle fenomenoloji, Bilinç'in sistematik incelemesini hedefler. Hareket noktası olarak belli bir epistemolojiye dayanma düşüncesinden uzak durur.

Böylece "fenomenoljik yöntem" denilen nokta öne çıkar. Buna göre, hem bildiklerimiz hem de gerçeklik dışta bırakılarak, bilginin nasıl ve hangi süreçlerde oluşturuldugu/oluştuğu anlaşılmaya çalışılır. Özgün yöntemsel kategoriler geliştirir Fenomonoloji bu noktada. İki temel kategorisi vardır bu yöntemin; „askıya alma“ ve „fenomenolojik indirgeme“.

Bunlar, kısaca belirtilecek olursa, bir yandan verilmiş öğelerin, yani dış görünümlerin raslantılsallığının paranteze alınarak dışta bırakılmasını ve öte yandan da, bilimsel ya da mantıksal olsun, çıkarsama yoluyla türetilmiş olan her tür yargıların ve çıkarsamaların dışta bırakılmasını ifade ederler.

Böylece, ikili bir işlemle hem özne hem de nesne askıya alınmış ve hem raslantısal olgular dünyasından hem de bilinci yönlendiren öznel yargılardan kurtulunmuş olunur, ki sonuçta rastlantısal dış görünümleri bir yana bırakılarak dünyanin öz'ü ortaya konulabilsin. Salt öz ’e ancak bu şekilde varılabilecektir.
alıntı
 

hyurt

Kayıtlı Üye
Katılım
21 Şub 2009
Mesajlar
1
Tepkime puanı
1
Arkadaşlar.. Ben metafizik ile ilgilenen bir psikoloğum. Enerji terapileri, ruhsal şifa teknikleri ve hipnoz ile ilgili eğitimler aldım. Ancak Brannikov metodunu da öğrenmek istiyorum. Bu metodu öğreten bir biyoenerji uzmanı tanıyorum. Ancak eğitimi almak için 10 kişilik bir grup olmamız gerekiyor. 9 kişiye daha ihtiyacım var. İlgilenenler bana pm atabilir
 

cag

Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ağu 2010
Mesajlar
16
Tepkime puanı
0
Konudan Alinti
Fenomenolojik bakışa göre, gerçekliğin kendiliği diye bir şey olamaz. Çünkü, gerçeklik, her zaman kendine yönelmiş bir Bilinç tarafından bilinen bir gerçekliktir. Yani kendisine yönelen bilinc tarafından görülen, algılanan ve bilincine varılan bir şeydir. Öyle ise, dünya deneyimlerimizin tamamı, bilinç tarafından kurulmuştur, en somut algılardan en soyut matematik formüllerine kadar.

fenomen...herseyin bir vizyondan, iluzyondan ibaret oldugu manasina geldiginin felsefesini tanimlamak istiyor...yukardaki alinti bu manayi tasiyor

ama Vizyon, ve fenomen sahibini ama aciklamiyor, yani vizyon ve feneomenin varolmasina vesile olani aciklayamiyor...

aciklamaya konu girisinde ugrasiliyor...
Konu girisinde bahsi edilen ( assagidaki alintida ) mutlak olan varlikta neticede Fenomen olarak algilaniyor... yani mutlak olan gercek ( Öz gercek.. bizim dilimizde Allah) varligi itibari ile bir vizyondan ibaretmis...

Alinti
Ona göre gerçek, Platon’un da ileri sürdüğü gibi, mutlak olmalıdır. Eş deyişle her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi saltık(mutlak) yapısı içindedir

demekki fenomenoloji felsefesi... kendi kendini inkar etmek anlamina geliyormus..
hepimize kolay gelsin
 

bendekiben

Elit Üye
Katılım
10 Eki 2011
Mesajlar
1,219
Tepkime puanı
192
Konum
Ankara
Size saçma gelen başkasına hoş size hoş gelen başkasına saçma gelebilir.Okumaya değmez ise değer vermediğiniz bir şey için emek sarf edip açıklama yapmanıza gerek yok böyle davranarak gereksiz bir tartışma konusu yaratmış oluyorsunuz...
 

10urteker

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Şub 2012
Mesajlar
30
Tepkime puanı
0
Konum
İstanbul
İş
Antrenör
tartışılması gerekilen bir konu fenomenoloji insalnarın bilinçlerini olumsuz yönde karıştırıyor..
 

bendekiben

Elit Üye
Katılım
10 Eki 2011
Mesajlar
1,219
Tepkime puanı
192
Konum
Ankara
tartışılması gerekilen bir konu fenomenoloji insalnarın bilinçlerini olumsuz yönde karıştırıyor..

Neden öyle bir yargıya vardınız açıklarmısınız? Her şey gayet basit kafaları karıştıracak bir görüş yok aksine somut gerçeklikten bahsediliyor.
 

10urteker

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Şub 2012
Mesajlar
30
Tepkime puanı
0
Konum
İstanbul
İş
Antrenör
:) birazdaha derin araştırma yaparsanız fenomenolojinin oluşturulma sebebini anlayabilir, görebilir, öğrenebilirsiniz. benim bu konu üstünde çok derin araştırmalarım vardır kendi sevmedğim için değil, gereksiz ve gerçeği yansıtmadığı için tepkim böyledir
 

bendekiben

Elit Üye
Katılım
10 Eki 2011
Mesajlar
1,219
Tepkime puanı
192
Konum
Ankara
Sizin dünya görüşünüze uymayabilir fakat herkez kendi içinde bir fenomendir.Kişilerin dünya görüşlerine beklentilerine,isteklerine göre fenomenleri farklılık yaratır.Sizin demek istediğiniz beyaz beyazdır tartışılmaz, siyah da siyahtır.Benim dünyayı görüş açım farklıdır, muhtemelen sizinkide farklıdır.Herkez kendi içinde farklı bakar herşeye eğer öyle olmasaydı dünya tek tip insan düşüncesi olurdu , ortaya farklı fikirler çıkmazdı.Dünya artık herşeyi kişiselleştirerek uygulama görürüşünde.Siz inkar etsenizde sizinde dünya ya bakış açınız, algınız farklılıklar gösterdiği için sizdede fenomenlik mevcut.
 

10urteker

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Şub 2012
Mesajlar
30
Tepkime puanı
0
Konum
İstanbul
İş
Antrenör
kesinlikle değişiklik gösterecektir göstermelide, bakış açısı günden güne değişmese hala sabit fikir eski akılla dünyaya bakardık öyle değil mi ? :) bakın şöyle izah edeyim size.. içeriğini açıklamayacağım onu siz keşfedin, bu fenonmenoloji de yazanlar yanlış demiyorum, doğru ama 1 yalana inandırmak için 99 doğru gösterip can alıcı kilit noktayı araya sıkıştırarak bireylerin bu yanlışı farketmeden direk beyinlerine, bilinçaltlarına işleyerek toplum bilincini değiştirmektir olay
 

bendekiben

Elit Üye
Katılım
10 Eki 2011
Mesajlar
1,219
Tepkime puanı
192
Konum
Ankara
Fenomenoloji fenomenliğin nedenini araştıran bir dal ve bu da psikologların ilgilendikleri bir konu. Çünkü kişinin fenomeniyle algısı arasındaki bozukluk psikolojik sorun olarak tanımlanmakta.Ve kişinin fenomenin altında yatan gerçekte fenomenoloji dalının kapsamına giriyor.Peki gözden kaçan 1 yanlış nedir.?
 

10urteker

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Şub 2012
Mesajlar
30
Tepkime puanı
0
Konum
İstanbul
İş
Antrenör
yorumlara genç araştırmacılara bırakıyorum bunu tek bilen ben değilimdir eminim :)
 

Aronyi

Banlı Kullanıcı
Katılım
12 Nis 2012
Mesajlar
126
Tepkime puanı
3
Konum
Kazırgan
İş
Ögrenci
Bence gayet normal bir konu. 16 yaşında olmama ragmen anladım. Size saçma gelse bile bu bir bilim saygı duyulmalı..
 

Zeyna

Kayıtlı Üye
Katılım
20 Ocak 2009
Mesajlar
330
Tepkime puanı
59
Konum
İstanbul
İş
yönetici
Fenomen kişinin kendini ve dış dünyayı kendine özgü bir biçimde algılayan kişinin öznel yaşantısına verilen isimdir.Bireyin davranışını biçimlendiren en önemli etken, onun kendini ve çevreyi o andaki anlamlandırış biçimi başka bir deyişle bireyin o andaki fenomenidir.Fenomenolojik yaklaşım görüşünü benimseyen bilim adamları deneysel çalışmalardan uzak dururlar, edebiyat ve güzel sanatların her dalını insanın doğasını anlamada bir fenomen olarak kullanırlar.
Fenomenoloji, felsefenin bilgi, varlık, değer felsefeleri gibi alanlarıyla uğraştığı için tümel bir nitelik taşıyordu. Bazılarına göre ise bir felsefe akımı olmaktan çok, bir felsefe yöntemiydi. Bu akım da diğer felsefe akımları gibi öz-nesne ilişkisinden yola çıkıyordu.
Fenomenolojiye göre nesne, öznenin dış dünya ile girdiği ilişkiler sonucunda duyu organlarıyla algıladığı bir durum, daha doğrusu bir deney verileriydi. Aslında bu bakımdan pozitivizm ve ampirisizmle bir farklılık göstermiyordu. Ancak tek tek nesnelerin oluşturduğu nesneler dünyası söz konusu olduğunda, pozitivizm ve ampirisizmden farklı bir tavır ortaya çıkıyordu. Husserl’e göre nesneler dünyada ancak ‘rastlantı’ kategorisi ile kavranabilirdi. Yani diğer iki felsefenin iddia ettiği gibi, nesneler dünyasında mutlak geçerliliği olan yasalar, daha doğrusu doğa yasaları egemen değildiler.

Fenomenoloji görüngübilim olarak Türkçeye çevrilebilir ise de burada söz konusu olan "fenomen" in özgün anlamı üzerinde durmak gerek. Fenomenolojinin söz konusu ettiği "fenomen"ler "özsel" niteliktedir. "Özsel" in ne anlama geldiğini aşağıda açıklamaya çalışacağım. Fenomenoloji, "doğal tavır" ya da "tabii tavır" adını verdiği tavırdan tamamen farklı şekilde düşünmeye dayanır. "Doğal tavır" bizim günlük yaşamdaki tavrımızdır. Mesela günlük yşamda masayı düşünürken sahiden de somut masa ile iş gördüğümüzü kabul ederiz. Oysa fenomenolojik tavırda nesneler artık, gerçek nesneler olmaktan çıkmış "ide"ler olarak ele alınmaktadır. Yani nesneler "doğal tavırda" olduğu gibi değil, birer bilinç fenomeni olarak bilinçte ortaya çıkmış nesneler olarak işlenirler.
İşte fenomenolojinin söz konusu ettiği fenomenler bu nedenle "özsel" dir. Nesnenin kendisi bir bilinç edimi olarak ortaya çıktığına göre ve bilinç de kendisine dolaysız, açık seçik verildiğine göre, söz konusu nesnelerin fenomenolojik bilgisi de kesin, açık seçik bilgiler olacaklardır.

Fenomenolojik bağlamdaki fenomenlere nasıl ulaşılabiIir peki? Fenomenolojinin, özsel fenomenleri elde etmek için kullandığı yönteme "eidetik" yöntem denir.Bir çeşit meditasyondur bu. Bir bilinç etkinliği söz konusudur. "Doğal tavır"da bilinç bir anlamda edilgindir; işte masa, sandalye, vs. Onlar bana kendilerini bir dış gerçeklik olarak kabul ettirirler. Oysa "eidetik" yöntemde bilinç, belirtik olarak etkin ve "seçici yönelimli" bir tavır içindedir. Bu yöntemle nesnenin bilinçteki tanımlaması yapılır. Bilinç kendi içinde kendisinin kurduğu nesneyi bir başka bilinç edimine nesne kılarak soruşturur, araştırır ve anlamlandırır.

"Anlamlandirır" üzerinde biraz duralım. "Anlamlandırır"dan kasıt şudur; anlamın kaynağı bilinçtir. Yoksa her şey Demokritos 'un , dediği. gibi "atomlar ve boş uzaydan ibarettir". Bu anlamsız gerçekliğe anlam veren, onu bilinç edimime nesne edinmemdir. Anlamın, özün kaynağı bilinçtir. Ama bunu da yanlış anlamamalı; "atomlar ve boş uzaydan" oluşan gerçekliği düşünmekle bizzat bu gerçekliğe anlam katmış olmam. Benim bilincimin nesnesi deyim yerindeyse, bu gerçekliğin bilincimdeki korelatlandır; yani anlam yine bilincime içkin kalır. İşte özgürlük de burada temellenir.


O halde söz konusu bilinç etkinliğinin biçimi nedir? Nesnenin özüne, yani bilinç fenomenlerine ulaşmak için fenomenolojik paranteze alma işlemi uygulanır. Husserl fenomenolojisinde paranteze alma işlemi "doğal tavır"a ait her şeyin dışta bırakılması anlamına gelir. Tüm değer yargılan, algılar bilincin alanından atılır. Böylece de salt kendi üzerine katlanmış, kendini algılayan bilinç elde edilir. Şimdi paranteze alma ile bütün dünya dıştalanmıştır, ama dünya gene de bilinç tarafından içerilmektedir. Çünkü bilinç "ide"lerden oluşur, bu ideler de nesnelerin idesidir. Yani her şey artık "mutlak bilinç"te ya da "aşkın bilinç"te bir bilinç aktı olarak var olmaya devam eder. Askıya almam, paranteze almam, dış dünyaya gönderimde bulunmamam olarak kalır yalnızca.

Alıntı
 
Üst