Etik kalabilmek...

Ori

🌙
Moderator
Etik kalmak, bireyin davranışlarını yalnızca çıkar, baskı ya da anlık kazanç üzerinden değil, ilke, değer ve vicdan süzgecinden geçirerek belirlemesidir. Bu dış denetimden bağımsız bir iç denetim mekanizmasıdır. Kişi yapabilir miyim sorusundan önce yapmalı mıyım sorusunu sorar.

Bu tutum, zarar vermeme ve hakkaniyet ilkesine dayanır. Başkasının hakkını gasp etmemek, manipülasyon yapmamak, bilgi saklayarak avantaj sağlamamak bu çerçevenin içindedir. Burada mesele yalnızca hukuka uygunluk değildir. Hukuki olan her şey etik olmayabilir. Etik, hukukun ötesinde bir bilinç düzeyini ifade eder.

Etik kalmak çoğu zaman kısa vadede maliyetli olabilir. Fırsat kaçırmak, daha yavaş ilerlemek ya da rekabette geri kalmak gibi sonuçlar doğurabilir. Ancak uzun vadede güvenilirlik, saygınlık ve istikrarlı ilişkiler üretir. Özellikle profesyonel hayatta güven sermayesi, maddi sermayeden daha kalıcıdır.

Etiklik pasiflik anlamına gelmez. Hakkını savunmak, sınır koymak ve adil bir talepte bulunmak etik davranışın içindedir. Asıl fark, bunu yaparken başkasını bilinçli olarak ezmemek veya araçsallaştırmamaktır. Güç kullanımı ile güç suistimali arasındaki çizgi burada belirleyicidir.

Bu konu kişinin kimliğini inşa eden bir omurgadır. Koşullar değişse de değerlerin değişmemesi karakter bütünlüğünü oluşturur. Bu bütünlük, hem bireysel psikolojik sağlamlık hem de sosyal güven açısından temel bir yapı taşıdır.
 
Tabi burada şöyle bir çıkmaz var şahsi kanaatime göre. Toplumları oluşturan kitlenin çok önemli bir yüzdesi kendi soysal kümesi içinde dayatılmış normatif yani kalıplar halinde sunulmuş ve kabul edilmiş bir ahlak bilinciyle hareket ediyor, meta düzlemde eylemini analiz etmek içinse hiçbir çaba göstermiyor. Tepeden inme ahlak anlayışının sorunuysa şu, kendi kümesinde büyük bir şevk ve destekle varlığını sürdürürken diğer kümelerle olan temasında analiz kabiliyetine kavuşmadığı için çuvallıyor ve temas kümesiyle mücadele etmeye başlıyor bu sırada kendine dayatılmış, içselleşmemiş acınası ahlakı hiçe sayıyor ve hem kendi kümesine hem temas kümesine zarar vermeye başlıyor. Bu münferit olaylar bizimki gibi kent hayatının izole görgüsünden yoksun köy toplumları için milyonluk şehirlerde kan davasına dönüşüyor ve toplumsal güveni inanılmaz zedeliyor bir diğer yönü de şekilciliği teşvik ediyor (şimdi oradan oraya olmasın laf lafı açar kısa keseyim). Sonuç olarak normatif yani normlara dayalı grup ahlakı bireyi kendi kümesinde olumlasada toplum için her halükarda zarara dönüşecek bir tetikleyici olma vasfından kurtulamaz.
 
Geri
Üst