Eski Mısır da özel Hayat

URUMHAMATAHAYİL

Yönetici
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
6,405
Beğeni
2,364
İş
Wellness Antrenör/Psikolog/ Sosyolog



[color=red:fk4bl84f]Özel Hayat[/color:fk4bl84f]

[color=yellow:fk4bl84f]Yüksek memur olsun, kökeni belirsiz bir amele olsun, görevli olarak evinden uzaklasmak zorunda kalan her Misirli ülkesine ve kentine oldugu kadar yuvasina da bagliydi. Zaten aile, toplum ve is çevrelerinin birbirlerinden tamamiyla ayri olduklari da pek söylenemezdi. Is çevresi genellikle baba, çocuklar, kardesler, kayinbiraderler, komsular ve arkadaslardan olusurdu. Kisinin, kendi gibilerinin kaldigi bir tür lojman konutta oturuyor olmasi hiç de az rastlanir bir durum degildi. Kisi eger çiftçiyse ve evini kendi yapmissa, arada kendisiyle birlikte gündelik yasamini paylasan ve neredeyse ailesinin bireyleri durumuna gelmis olan bütün personeli de kalirdi. Çesitli toplumsal kesimlerin özel yasamlarini anlatan bir çok kaynak bulunmustur.
AILE KAVRAMI: Atalari ve çocuklariyla genis anlamda aile misirli için bir güvence olustururdu. Mezarlarda ve dini yapilarda aile gururla resimlenmistir. Ne var ki bu kavrami ifade etmek için “evdekiler” den baska terim kullanildigi bilinmemektedir. Baba ile ogul arasindaki bag ne kadar güçlü olursa olsun, babanin görevleri arasinda çocuklarini genç yasta yuva kurmaya, yani kendisin bir ev yapmaya, eger bir ise girmis ve kendisine bir ev verilmisse o evi yenilemeye ve bir kadin almaya yönlendirmek vardi. Toplum büyük ailelerden, çekirdek ailelere dogru ancak böyle ilerleyebilirdi. Çekirdek aile, kari-koca, çocuklar ve bakima muhtaç yakinlardan olusurdu. Bunlar dul anne, öksüz kalip henüz evlenme yasina gelmemis kiz kardes vb. olabilirdi. Bu, çekirdek ailenin kapisi kimsesiz akrabalara, özellikle de yalniz ve dul kadinlara açikti demek oluyor. Aile büyüklerinin rahatini saglamak, çocuklar için ahlaksal bir görev olmakla birlikte, isin içinde günümüzde oldugu gibi bazi miras beklentileri bulunabilirdi. Bir çok hak sahibini mirastan mahrum eden bir vasiyetname günümüze kadar gelmistir. Bazi dönemlerde mezarlar, ailenin son bir kez ve bu sefer sonsuza kadar bir araya geldikleri yerler halini almisti.
Ramsesler dönemine ait mezarlarda 20 mumyanin bir arada bulunduklari dahi görülmüstür. Fakat günümüzde l sürülmemis mezar bulmak son derece güç oldugundan arkeologlarin arastirmalarindan herhangi bir bilgi edinmek henüz mümkün degildir. Yine de baska bazi dönemlerde mezarlarin sadece kari-kocaya ait olduklarini, çok genç yastaki çocuklarin bile baska yerlere gömüldükleri bulunmustur.
Firavunlar Misiri’nda , evliligin resmi ya da dinsel herhangi bir islemle belgelenmis oldugu sanilmamaktadir. Asagi dönem öncesinden günümüze kadar hiçbir evlilik akdi gelmemistir. Bosanma ise eslerin mal varliklarinin bölüsülmesini içerdiginden bir tutanak gerektiriyordu. Herkes evlenirken getirdigini geri alir, evlilik süresince edinilen ortak mallarin ise üçte ikisi erkege, üçte biri kadina verilirdi. Evlilik için ise herhangi bir tören yapilmadigi saniliyor. Ancak damat adayi, kiz tarafinin onayini alabilmek için Misir’da hala bugünde yapildigi gibi bir baslik parasi ödemek zorundaydi. Eslerin evliligi beraber yasamaya baslamakla somutlasirdi. Hükümdar ailesinde, firavunsal gücün yasal olarak aktarilabilmesi için çokesliligin ve aile içi evliliklerin sik sik uygulanmalarina karsin, bu gelenekler halkin ne yoksul kesimlerince, ne de zengin tabakalarinca benimsenmisti. Tecavüz ve zina suç olarak kabul edilir ve cezalandirilirdi. Ayriliklar ise özellikle yerli halk tabaklarinda siklikla görülürdü. Bosanma y da dul kalma sonrasinda yeniden evlenmek çok dogal karsilanirdi. Hatta bekarlik, toplumdisi bir durum olarak görülürdü. Escinsellik sadece mitolojik çerçevede ele alinmis oldugundan toplumun bu olguyu nasil karsiladigi henüz saptanamamistir. Yine de bu escinselligin kurumlasacak ölçüde kabul görmüs olamamakla birlikte herhangi bir sahte utangaçlikla itilmemis oldugunu öne sürebiliriz. Ask Sarkilari, Ilahilerin Ilahileri veya Arap siirlerinde görülen ince cinselligin öncüsü gibidirler.
“[...] Kalbim sana adandi
Senin için o ne isterse yaparim
Kollarinin arasina yattigim zaman
Onu yapmak için içimdeki arzu
Gözlerimin pariltisidir [...]”
Erotik olarak adlandirdigimiz resimlerde, heykellerde ve bir papirüste aslinda saf bir müstehcenlik vardi.
Ikonografya kari koca iliskilerini ilgi ve sefkat agirlikli olarak resimlemistir. Ressam ve heykeltiraslar bu geleneksel tutumdan oldukça ender ayrilmislardir. Amarna’lar ve Ramses’ler döneminde Kral ailesinin özel yasamlarina ait bazi sahneler ise sasirtici bir dogallikla islenmistir.
Edebiyat sefkat ve tutkudan çok, kiskançlik ve zina ile ,ilgilenmisti. Hukuk metinleri ve resmi tutanaklar ise her türlü rekabetin ve entrikanin kol gezdigi kraliyet haremine varincaya kadar, dönemin her ailesinde görülebilen çekisme, tartisma ve kavgalarin raporlarini kapsamaktadir. Daha uyumlu ve ask dolu iliskilerden söz eden yazilar da vardir. Örnek olarak bir katibin ölmüs olan karisina yazdigi su mektubu gösterebiliriz:
“Ey Osiris’in saygi deger tabutu; içinde yatan Amon sarkicisi Akhtay’dir! Beni dinle ve bu mesajimi ilet: Onun yaninda olduguna göre ona sor: ’Nasilsin? Nerdesin?’ Ona de ki: ‘ Akhtay’in artik hayatta olmamasi ne aci.’ Kardesin, yoldasin sana öyle sesleniyor. Ne büyük bir aci. Sen, o denli güzel ve essiz... sende çirkin bir sey yoktu. Seni hep çagiriyorum. Seni çagirana cevap ver.”
Misirli aileler geleneksel olarak çok çocuk yaparlardi, fakat evde ender olarak iki çocuktan fazlasi yasardi. Çünkü hem çocuk ölüm orani yüksekti hem de çocuklar çok küçük yaslardan itibaren ya okula ya da çirakliga gönderilirdi. Bosanma tutanaklari çocuklarin kime verildigi konusunda geleneklere herhangi bir çiraklik getirmemis olmakla birlikte, velayeti hep babanin almis oldugu sanilmaktadir. En azindan içinde bu konuda bilgi bulabilecegimiz belgelerden bu anlasiliyor. Süt çocuklarinin hiç olmazsa birkaç yil annelerine birakilmis olmalari da mümkündür. Her ne ise, konudan hiçbir yerde söz edilmemis olmasi, konunun hemen hemen hiç bir zaman sorun yaratmamis oldugu izlenimini vermektedir. Kisirlik ise, kaderin bu darbesini yemis çiftler için önemli bir dert kaynagiydi. Dualar, adaklar, büyücülerin ve sihirbazlarin çabalari sonuç vermeyince tek çare, çocuk sevgisini bir baskasini yavrusuna yöneltmek oluyordu. Bu tür islemlerin yasal açidan velayetle mi sinirli kaldiklari, yoksa gerçekten evlat edinmeye kadar mi g,ittikleri henüz anlasilamamistir.[/color:fk4bl84f]
 
Üst