harika teşekkürler başlık için 
alıntıdır
"
olay ağrı'nın sınırına yakın bir köyde yaklaşık 15 yıl önce yaşanmıştır.
olayın başlangıcına gidersek, kayınpederimin ailesi o bölgede zengin sayılabilecek bir aile. kayınpederim şehirde yaşayan insanlar nispeten tahsilli ve devlet memuru. olayın gerçekleştiği tarihte yaz tatili için köyde bulunuyorlar.
yaz aylarında hayvanlarını yaylaya götürüyorlar ve başlarında birkaç çoban duruyor. çobanlar 3-4 ay boyunca çadırlarda yaşıyorlar. bilen bilir doğu ve güneydoğu bölgesinde eskiden ermeniler yaşadığı için onlardan kalan birçok köy vardır.
birçok arazi yapı ermenilerden kalmıştır. bu bölgede yine bu tarz ören yerlere yakın bir yayla eski kalıntılar hala görünebilmekte. bir gece çoban köpeklerin havlamasıyla uyanıyor.
kurt olabileceğini düşünüp köpeklerin olduğu tarafa gidiyor ama bir şey göremiyor. köpeğin bulunduğu yer yıkıntı şekilde bir yer. köpekleri de çağırıp geri götürüyor.
ertesi gece aynı sesler ve aynı yer ama yine bir şey yok. çobanlar işkillenip gündüz aynı yere bakmaya gidiyorlar ve baktıkları yerde yıkıntıların arasında bir delik olduğunu görüyorlar. delik aşağı yukarı yarım metre çapında.
muhtemelen fare, tilki benzeri bir hayvan deliğidir diye düşünerek, köpekler de ondan havlıyor deyip üzerinde durmuyorlar. ertesi gece yine aynı olay olunca çoban kalkıp yine gidiyor ve bu kez delikten ateş çıktığını görüyor.
heyecan yapıp diğer iki çobanı da uyandırıyor ve bakıyorlar mavi mavi bir alev yanıyor. o bölgede yer altından çıkan kaplıca ve benzeri çok olduğundan doğalgaz ya da benzeri bir yangın yandığını düşünüyorlar. hatta seviniyorlar.
sabah olup tekrar çukura gidince ateşin söndüğünü görüyorlar. birer kazma alıp kazmaya başlıyorlar. biraz kazdıktan sonra büyük oda gibi bir yere iniyorlar.
bu kez kafaları karışıyor ve orada define vesaire olabileceğini düşünüp sağa sola duvarları delik deşik ediyorlar. kazarken en sonunda küçük bir sandık buluyorlar. içini açıyorlar ve bir çaputa sarılmış saç, diş, kemik ve sonradan ermeni harfleri olduğunu öğrendikleri bir yazı yazan deri parçası çıkıyor.
ama açtıkları anda iğrenç bir koku yayılıyor etrafa. sandığı yanlarını alıyorlar ve çadıra dönüyorlar. hayvanların yanına yaklaştıkları anda koyunların hepsi bir tarafa kaçışıyor.
resmen kaos oluşuyor. köpekler havlıyor, koyunlar deli gibi ağıldan dışarı kaçmaya çalışıyor. tabi ilk başta çobanlar bu olayın sandıkla alakalı olduğunu anlamıyorlar.
sonra bu böyle olmayacak deyip sandıkla birini köye gönderiyorlar. birbirine gösterecekler bu nedir diye. bir bilen de bizim kayınpeder oluyor.
okumuş olduğundan. kayınpeder bakıyor harflere, ermeni harfleri ama kemik memik görünce uğraşmayın atın gitsin bu pisliği diyor. tabi çobanlar iplemiyor ve başkalarını sormak için sandığı saklıyorlar.
ama sandık yanlarındayken hayvanları kontrol etmenin imkanı yok. içlerinden biri bunda büyü falan olabilir mi diye soruyor. bu kez sandığı bu işlerle uğraşan bir hocaya götürüyorlar.
hocanın evine gidiyorlar, hoca bahçeden bunu görüyor ve elindeki sandığı bırak öyle gir içeri diyor. çoban içeri giriyor, hoca o sandığı nereden buldun diye soruyor. çoban anlatıyor.
hoca içindekileri soruyor, çoban anlatıyor. hoca diyor ki bu sandığın olduğu yerde bir gömü var. ermeni gömüsü.
ama başında öyle bir ifrit bağlamışlar ki bütün ailenize musallat olabilecek güçte. hatta kabilesinden biri şu anda bahçenin kapısında sandığı bekliyor. siz bu sandığı açınca bu ifriti salmışsınız.
başınıza iş gelmeden götürüp sandığı yerine bırakın, üstünü kapatıp şu şu duaları okuyun ve sakın gömüyle uğraşayım demeyin. bunlar tüm ailenizi rahat bırakmazlar diyor. çoban tabi çok korkuyor ama hocanın bahsettiği gömü aklını çeldiğinden sandığı alıp gidiyorlar.
diğer çobanların yanına varıyor olanları anlatıyor. tabi herkes korkuyor ama gömüde öyle bırakıp gidilmez. yanlarına bir kuran alıyorlar, abdestlerini de alıp kazmaya karar veriyorlar.
yaylaya arada gelen giden olduğundan ve kimseye çaktırmamak için gece kazmayı planlıyorlar. o günün gecesinde birkaç saat kazıyorlar, bir şey çıkmayınca çadıra dönüp yatıyorlar. ama uyku ne mümkün, hayvanlar bir saniye dahi susmuyor.
en son sandığı götürüp kazı yerine bırakıyorlar, sesler kesiliyor. sabah uyanıyorlar, gördükleri manzara felaket. tam yüzden fazla koyun telef olmuş vaziyette ağılda yatıyor.
köpekler kayıp, hiç kan yok. boğuşma izi arbede yok. hayvanların üzerinde bir iz yok.
hepsi sanki şişirilmiş gibi kasılmış vaziyette kalmış. panik olup köye gidiyorlar. haberi alan herkes orada, jandarma herkesi haberdar etmiş olaydan.
ama çobanlar ve hoca haricinde büyü mevzusunu bilen yok. korkudan gömü işini de anlatmıyorlar. kayınpeder olayı peşine bırakmıyor, çobanları sıkıştırıyor.
sonunda anlatıyorlar olayı. kayınpederim sinirleniyor, hocanın yanına gidiyorlar birlikte. kayınpedere, siz bu koyun meselesini kurban olarak sayın.
bu işe sakın bulaşmayın. bulaşırsanız geri kayıplarınız gelmediği gibi başınıza da daha büyük dert alacaksınız diyor. çobanlara da, bunlarla ben baş edemem.
gidin erzurum'da biri var, ondan yardım isteyin. kabul ederse ne ala, ederse de ne isterse verin, yoksa vay halinize deyip gönderiyor. dışarı çıkıyorlar.
kayınpederin kardeşleri bu çobanları iyi bir sopa çekiyor, kovuyor yanlarından. sonra eve gidip on köyün daha kurbanını kesiyorlar. dualar okuyup konuyu kapatmak istiyorlar.
fakat çobanlar işin peşini bırakmıyor. madem bir olaya girdik diye düşünüp altınları da bulmak ve almak istiyorlar. içlerinden biri kabul etmiyor.
ben erzurum'a gidip bu işten kurtulacağım diyor. erteci gün yola çıkıyor ve o çobandan bir daha haber gelmiyor. gidiş o gidiş. ne ölüsü ne dirisi. bir anda ortadan yok oluyor.
diğer ikisinin bundan haberi yok. gidiyorlar kazmak için. kazarken bir sandık buluyorlar. tam seviniyorlar altınlar falan diye.
bir açıyorlar, sandığın içi tamamen kadın saçı ile dolu. tabi anlamıyorlar durumu. kazıyorlar sabaha kadar.
sabaha karşı telefon çalıyor çobanın. karısı tandıra düşüp cayır cayır yanmış. hastaneye götürüyoruz diyorlar.
çoban ata atlayıp köye varıyor. oradan da arabayla hastaneye. ama kadın ölüyor.
ikisi de durumu biliyor ama yapabilecek bir şey yok. kimseye bahsedemeyiz diye ayrılıyorlar ve işin peşini bırakıyorlar. diğer çoban gidiyor ve kurban kestiriyor hemen.
korkudan. tekrar ocaya gidiyor. durumu anlatıyor.
erzurum'daki hocadan yardım alalım falan diyor. hoca adresi verip gönderiyor bunları erzurum'a. erzurum'daki adam bu işlere köküne kadar batmış bir adam.
sürekli olarak bu işlerle uğraştığı için bölgede isim yapmış. çoban bu erzurum'daki adama ulaşıyor. adam buna direkt gel demiş.
ben de seni bekliyorum. çoban daha anlatmaya başlamadan durumu anlayan adam başlamış anlatmaya. demiş ki ben yıllardır acaba kim salacak bu ifriti diye bekliyordum.
piyango size vurmuş. vurmuş ama bu işin önüne kurbanla falan geçemezsiniz. bu işi parayla da çözemezsiniz. önce kaybolan arkadaşınızı bulacaksınız ama şu anda bir yere bağlandı. orada bir adım daha uzaklaşamaz. onların hizmetine girdi.
bana gelirken yolda aldılar onu. üçünüz de bir araya gelirseniz burada biz ifriti yakarız. biriniz eksik olursa olmaz diyor.
çobanın yerini söylüyor. söylediği yer ise bunların sandığı bulduğu yıkıntı. çoban bu durumu diğer çobana anlatıp buluşup kazı yaptıkları yere gidiyorlar.
çoban kazdıkları yerde ama perişan halde. üstü başı batmış, eli yüzü yara içerisinde kalmış. tırnakları paramparça.
bunları görünce gidin diye bağırıyor. bunlar hocanın söylediği şeyleri okuyarak yanına yaklaşıyorlar. götüreceğiz seni, kurtaracağız diyorlar.
o da beni bırakmazlar diyor. içerideki beni bırakmaz. içeri bakıyorlar, içeride kimse yok.
ama duvarlar simsiyah. arkadaşları ise bir deli bir kemik kalmış. kim bırakmaz diyorlar.
işte orada oturuyor. dışarıda da diğerleri var diyor çoban. bunlar kolundan tutup zorla dışarı çıkartmaya çalışıyorlar ama imkansız.
çekip götürmeye çalışıyorlar ama çıkışa gelince sanki iple bağlı gibi tekrardan geriye gidiyor. erzurum'daki adamı arıyorlar.
gözlerini bağlayın, üzerine size verdiğim suyu dökün diyor. bunları yapınca çoban yanmış gibi kaçıyor sağa sola ama çekip iple alıyorlar dışarıya. dışarı çıkınca biraz sonra uyanıyor.
kaçalım diyor. hepsi kızdı diyor. hepsi kaçmaya çalışırken yakalanan arkadaşları kaçamıyor. çobanların anlattığına göre belki 2-3 metre yerden havalanıp yere çıkıldı birkaç kere diyor. bağırta bağırta vurdular yere. biz bir şey yapamadık, içeriye tekrar geri çektiler diyor.
bu görüntüyü gördükten sonra iki çoban da oradankorkarak uzaklaşıyor. erzurum'daki adamı arıyorlar. adam, arkadaşınız öldü.
ikiniz kaldınız, hemen yanıma gelin diyor. iki çoban arabaya atlıyor ve doğru erzurum yoluna. adamın evine geliyorlar.
dışarıda bekleyen başkaları da var. sıra bunlara geliyor ve içeri giriyorlar. hoca konuşmaya başlıyor.
arkadaşınız öldü ama içindeki ifrit de öldü. gidip arasanız da bulamazsınız cesedini. bu onları çok kızdırdı.
şimdi zarar vermeden senin içindekini çıkarmamız lazım diyor birine. çobanlar şok oluyor. eşi ölen çobana senin eşine musallat olmuşlar önce.
sonra eşini yakmışlar ama eşinle beraber musallatı dayanmış. ama arkadaşının içindeki duruyor. sen yanında oturanı görebiliyor musun demiş.
eşi ölen hayır demiş. diğerine dönmüş ben görüyorum demiş. yani içinde musallat olan odadaki diğer varlığı da görmeye başlamış.
şimdi demiş hoca. içindeki ifriti bizi duyup anlıyor. ama burada ne sana ne başkasına zarar veremez.
sana zarar vermemize de izin vermez. çünkü kendini sana mühürlemiş. nereye gidersen seninle gelir.
uykuna, yemene, içmene, evine, barkına her yerine musallat olur. seni kendi kontrolünü alana kadar bırakmaz. bunun için sana bir hüddam bağlayacağız.
hüddam olayını biraz açalım. hüddam bu varlıkların güçlü olanlarından ama iyi niyetli olanlarındandır. bir nevi lider gibi düşünebilirsiniz. bu hüddamları kontrol etmek çok zor. sadece yardımcı olmak isterlerse oluyorlar. bunu yapmak için işin ehli insanlar olması gerekmektedir.
hüddamdan yardım almak için adam çobana belli dualar veriyor. verdiği yedi tane muskayı yedi ayrı yere gömeceksin diyor ve buna benzer birkaç şey daha söylüyor.
çoban bu bilgilerden sonra erzurum'dan ayrılıyor. gece dönerken musallatı olan diğer çoban bir yerde duralım diyor işemek için. iniyorlar.
tesiste musallatlı olan çoban tuvalete gidiyor. öteki ise sigara içiyor. bir süre sonra tuvaletteki gelmeyince şüpheleniyor diğeri. lavaboya gidiyor bakıyor kimse yok. tesisin arkası boş ve büyük bir arazi. tuvaletten çıkan yol oraya doğru bakıyor.
musallatlı olan çoban araziye çıkmış buna bakıyor ve gel diyor. sesini duyduğum anda onun olmadığını anladım diyor çoban. başka birinden yardım istiyor.
arkadaşım hasta. birlikte getirip binelim arabaya diyor korkudan. bulduğu kişiyle geri geliyorlar.
bir bakıyorlar adam kaçıyor araziye doğru.yardım istedikleri adamın hoşuna gitmediği için bu iş, onların peşinden gitmiyor. mecbur bu işin peşine tek başına düşüyor diğer çoban.
karanlıkta biraz daha gidince arkadaşını buluyor. yere çömelmiş sağa sola bakınıyor. yanına yaklaşınca bir ses çıkarıyor.
kaçıyor musallatlı çoban. sanki gırtlağını kesmişler de kan akıyor gibi boğuluyor gibi diye anlatıyorlar. yüzüne bakıyor. sanki yanmış kapkara olmuş. hırlıyor. çıkardığı garip sesle de ezan diyor.
çoban anlamıyor ezana ne demek istediğini. ezan okuyor ama diğeri ısrarla ezan diyor. çoban erzurum arıyor tekrardan.
adam diyor ki sabah ezanına kadar sakın bırakma. gerekiyorsa bağla bir yere. yoksa götürecekler.
ezana kadar beklemelerin sebebi ise bu varlıkların yatsı namazı ve sabah namaz arasında etkin olabiliyor olmasıdır. sabah ezanından sonra etkileri azalıyor. kişi kendine geliyor.
çoban bunun koluna giriyor. dua ede ede benzinliğe kadar taşıyor. yüzünü yıkıyor.
su içiriyor. sonra mescide sokmaya karar veriyor. burada korunaklı olacaklarını düşünüyorlar.
ama çobanı mescide sokmanın imkanı yok. en sonunda arabaya götürüyorlar. kapıları kilitleyip başına bekliyorlar.
o ara benzinliktekiler bunlardan şüphelenip onları kovuyorlar. çaresiz yola çıkıyorlar. diğeri arkada uyur vaziyette.
yolda giderken birden kapıyı açıp atlıyor aşağı. paldır küldür düşüyor. diğeri arabada duruyor.
iniyor ama adam kayıp. etraf karanlık hiçbir şey göremiyor. bağırıyor sesleniyor.
arabanın farlarıyla etrafa bakıyor ama adam kayıp. tekrar erzurumu arıyor. adam onu götürmüşler.
ama ezana çok kalmadı. belki kurtulur diyor. bir yarım saat sonra ezan vakti geliyor.
arabada bekliyor. o ara hava aydınlanınca bu bağırarak arkadaşını arıyor. bayağı arabadan uzaklaştıktan sonra arkadaşın sesi geliyor bir yerden.
koşuyor hemen bunu buluyor. elinde bir kemik parçası. üzerinde şekilli yazılar var.
eleman hiçbir şey hatırlamıyor. ama kendisine gelmiş. erzurumu tekrar arıyorlar.
adam bana getirin diyor. tekrar yola çıkıyorlar. yolda adam normal ama hiçbir şey hatırlamıyor.
sadece gözümün önüne sürekli ev geldi, ahır geldi, çocuklar geldi diyor. evini arıyorlar bir sıkıntı yok. erzuruma varınca adama anlatıyorlar durumu.
adam kemiği görünce panikle evlerini arattırıyor hemen. kaçsınlar evden diye ama evi arıyorlar ki ev yanıyor. herkes feryat figan çocuklar içeride diye bağırıyor.
deliriyorlar tabi. gitmek istiyorlar ama bırakmıyorlar. çözemezsek dahası da olacak diye adam bırakmıyor bunları.
kemikte çocuğun ismi, eşinin ismi yazıyor. eşi o ara evin dışında olduğundan çocuklar içeride kalmış. o ara haber geliyor.
çocuğu çıkarmışlar ama yanmış. hastaneye götürüyorlar. hoca birine çocuğunun yanına gitmesini söylüyor.
diğerine ise gömeceksin muskaları. zamanın az. yatsıya kadar çözmen lazım bu işi diyor.
çocuğu yanan ben de geleceğim diyor ötekine. korkuyor, kurtulmak için gidiyor bununla birlikte. ikisi ağrıya varıyor.
belirtilen yerleri gömecekler muskaları. ama gittikleri yerler ya mağara ya yakıntı ya dağ başı gibi bir yer. ve her gittikleri yerde arkadaşları kontrolden çıkıyor.
anlaşılmayan kelimeler söylüyorlar. birbirleriyle konuşuyorlar, ağlıyorlar. gömdükten sonra normale dönüyor.
bu şekilde yedi muskayı da gömüyorlar ve adamın verdiği suyu içip dönüyorlar. yanan çocuğun durumu fena ama iyileşiyor. ev yanıyor komple.
içerideki iki tane inek ve samanlı kül olmuş durumda. muskaları yetiştirmeseler hiçbiri düzelmeyecekmiş. adam muskaları verirken sebebini anlatmış.
bu muskaların içerisinde bir nevi yardım isteğine dair bir yazı da varmış. kimden istiyorlar peki yardımı dersek? bu gittikleri yedi yerde yedi kabileyle ilişime geçiyorlar. hepsinden kendilerini korumaları için yardım istiyorlar.
yedi kabile de kabul ederse ancak musallatın etkisini kaldırabilirler ve ifrit bunları rahat bırakır. ama muskalardan biri yerinden çıkartılır ve kaybolursa o zaman koruma kalkar. olayın üzerinden yüz yıl dahi geçse tekrardan onlardan birinin yok olması musallat olmaları için tek sebeptir.
çobanlar dediklerini yapıldıktan sonra beladan kurtuluyorlar. her şeyin sonunda çobanlardan biri kayboluyor. ölüsünü de bulamıyorlar.
jandarma araştırma yapıyor ama hiçbir şekilde ortada sonuç yok. diğer çobanın karısı ölüyor. çoban köyde yaşamaya devam ediyor.
üçüncü çobanın çocuğu ölmeden dönüyor evine. ev yanınca köyden bana taşınıyorlar. o yedi yerdeki yedi muskayı da hiçbir şekilde kimse ellemezse çobanların ve ailelerin hayatı her zaman güvende olacaktır diye anlatıldı."
alıntıdır
"
olay ağrı'nın sınırına yakın bir köyde yaklaşık 15 yıl önce yaşanmıştır.
olayın başlangıcına gidersek, kayınpederimin ailesi o bölgede zengin sayılabilecek bir aile. kayınpederim şehirde yaşayan insanlar nispeten tahsilli ve devlet memuru. olayın gerçekleştiği tarihte yaz tatili için köyde bulunuyorlar.
yaz aylarında hayvanlarını yaylaya götürüyorlar ve başlarında birkaç çoban duruyor. çobanlar 3-4 ay boyunca çadırlarda yaşıyorlar. bilen bilir doğu ve güneydoğu bölgesinde eskiden ermeniler yaşadığı için onlardan kalan birçok köy vardır.
birçok arazi yapı ermenilerden kalmıştır. bu bölgede yine bu tarz ören yerlere yakın bir yayla eski kalıntılar hala görünebilmekte. bir gece çoban köpeklerin havlamasıyla uyanıyor.
kurt olabileceğini düşünüp köpeklerin olduğu tarafa gidiyor ama bir şey göremiyor. köpeğin bulunduğu yer yıkıntı şekilde bir yer. köpekleri de çağırıp geri götürüyor.
ertesi gece aynı sesler ve aynı yer ama yine bir şey yok. çobanlar işkillenip gündüz aynı yere bakmaya gidiyorlar ve baktıkları yerde yıkıntıların arasında bir delik olduğunu görüyorlar. delik aşağı yukarı yarım metre çapında.
muhtemelen fare, tilki benzeri bir hayvan deliğidir diye düşünerek, köpekler de ondan havlıyor deyip üzerinde durmuyorlar. ertesi gece yine aynı olay olunca çoban kalkıp yine gidiyor ve bu kez delikten ateş çıktığını görüyor.
heyecan yapıp diğer iki çobanı da uyandırıyor ve bakıyorlar mavi mavi bir alev yanıyor. o bölgede yer altından çıkan kaplıca ve benzeri çok olduğundan doğalgaz ya da benzeri bir yangın yandığını düşünüyorlar. hatta seviniyorlar.
sabah olup tekrar çukura gidince ateşin söndüğünü görüyorlar. birer kazma alıp kazmaya başlıyorlar. biraz kazdıktan sonra büyük oda gibi bir yere iniyorlar.
bu kez kafaları karışıyor ve orada define vesaire olabileceğini düşünüp sağa sola duvarları delik deşik ediyorlar. kazarken en sonunda küçük bir sandık buluyorlar. içini açıyorlar ve bir çaputa sarılmış saç, diş, kemik ve sonradan ermeni harfleri olduğunu öğrendikleri bir yazı yazan deri parçası çıkıyor.
ama açtıkları anda iğrenç bir koku yayılıyor etrafa. sandığı yanlarını alıyorlar ve çadıra dönüyorlar. hayvanların yanına yaklaştıkları anda koyunların hepsi bir tarafa kaçışıyor.
resmen kaos oluşuyor. köpekler havlıyor, koyunlar deli gibi ağıldan dışarı kaçmaya çalışıyor. tabi ilk başta çobanlar bu olayın sandıkla alakalı olduğunu anlamıyorlar.
sonra bu böyle olmayacak deyip sandıkla birini köye gönderiyorlar. birbirine gösterecekler bu nedir diye. bir bilen de bizim kayınpeder oluyor.
okumuş olduğundan. kayınpeder bakıyor harflere, ermeni harfleri ama kemik memik görünce uğraşmayın atın gitsin bu pisliği diyor. tabi çobanlar iplemiyor ve başkalarını sormak için sandığı saklıyorlar.
ama sandık yanlarındayken hayvanları kontrol etmenin imkanı yok. içlerinden biri bunda büyü falan olabilir mi diye soruyor. bu kez sandığı bu işlerle uğraşan bir hocaya götürüyorlar.
hocanın evine gidiyorlar, hoca bahçeden bunu görüyor ve elindeki sandığı bırak öyle gir içeri diyor. çoban içeri giriyor, hoca o sandığı nereden buldun diye soruyor. çoban anlatıyor.
hoca içindekileri soruyor, çoban anlatıyor. hoca diyor ki bu sandığın olduğu yerde bir gömü var. ermeni gömüsü.
ama başında öyle bir ifrit bağlamışlar ki bütün ailenize musallat olabilecek güçte. hatta kabilesinden biri şu anda bahçenin kapısında sandığı bekliyor. siz bu sandığı açınca bu ifriti salmışsınız.
başınıza iş gelmeden götürüp sandığı yerine bırakın, üstünü kapatıp şu şu duaları okuyun ve sakın gömüyle uğraşayım demeyin. bunlar tüm ailenizi rahat bırakmazlar diyor. çoban tabi çok korkuyor ama hocanın bahsettiği gömü aklını çeldiğinden sandığı alıp gidiyorlar.
diğer çobanların yanına varıyor olanları anlatıyor. tabi herkes korkuyor ama gömüde öyle bırakıp gidilmez. yanlarına bir kuran alıyorlar, abdestlerini de alıp kazmaya karar veriyorlar.
yaylaya arada gelen giden olduğundan ve kimseye çaktırmamak için gece kazmayı planlıyorlar. o günün gecesinde birkaç saat kazıyorlar, bir şey çıkmayınca çadıra dönüp yatıyorlar. ama uyku ne mümkün, hayvanlar bir saniye dahi susmuyor.
en son sandığı götürüp kazı yerine bırakıyorlar, sesler kesiliyor. sabah uyanıyorlar, gördükleri manzara felaket. tam yüzden fazla koyun telef olmuş vaziyette ağılda yatıyor.
köpekler kayıp, hiç kan yok. boğuşma izi arbede yok. hayvanların üzerinde bir iz yok.
hepsi sanki şişirilmiş gibi kasılmış vaziyette kalmış. panik olup köye gidiyorlar. haberi alan herkes orada, jandarma herkesi haberdar etmiş olaydan.
ama çobanlar ve hoca haricinde büyü mevzusunu bilen yok. korkudan gömü işini de anlatmıyorlar. kayınpeder olayı peşine bırakmıyor, çobanları sıkıştırıyor.
sonunda anlatıyorlar olayı. kayınpederim sinirleniyor, hocanın yanına gidiyorlar birlikte. kayınpedere, siz bu koyun meselesini kurban olarak sayın.
bu işe sakın bulaşmayın. bulaşırsanız geri kayıplarınız gelmediği gibi başınıza da daha büyük dert alacaksınız diyor. çobanlara da, bunlarla ben baş edemem.
gidin erzurum'da biri var, ondan yardım isteyin. kabul ederse ne ala, ederse de ne isterse verin, yoksa vay halinize deyip gönderiyor. dışarı çıkıyorlar.
kayınpederin kardeşleri bu çobanları iyi bir sopa çekiyor, kovuyor yanlarından. sonra eve gidip on köyün daha kurbanını kesiyorlar. dualar okuyup konuyu kapatmak istiyorlar.
fakat çobanlar işin peşini bırakmıyor. madem bir olaya girdik diye düşünüp altınları da bulmak ve almak istiyorlar. içlerinden biri kabul etmiyor.
ben erzurum'a gidip bu işten kurtulacağım diyor. erteci gün yola çıkıyor ve o çobandan bir daha haber gelmiyor. gidiş o gidiş. ne ölüsü ne dirisi. bir anda ortadan yok oluyor.
diğer ikisinin bundan haberi yok. gidiyorlar kazmak için. kazarken bir sandık buluyorlar. tam seviniyorlar altınlar falan diye.
bir açıyorlar, sandığın içi tamamen kadın saçı ile dolu. tabi anlamıyorlar durumu. kazıyorlar sabaha kadar.
sabaha karşı telefon çalıyor çobanın. karısı tandıra düşüp cayır cayır yanmış. hastaneye götürüyoruz diyorlar.
çoban ata atlayıp köye varıyor. oradan da arabayla hastaneye. ama kadın ölüyor.
ikisi de durumu biliyor ama yapabilecek bir şey yok. kimseye bahsedemeyiz diye ayrılıyorlar ve işin peşini bırakıyorlar. diğer çoban gidiyor ve kurban kestiriyor hemen.
korkudan. tekrar ocaya gidiyor. durumu anlatıyor.
erzurum'daki hocadan yardım alalım falan diyor. hoca adresi verip gönderiyor bunları erzurum'a. erzurum'daki adam bu işlere köküne kadar batmış bir adam.
sürekli olarak bu işlerle uğraştığı için bölgede isim yapmış. çoban bu erzurum'daki adama ulaşıyor. adam buna direkt gel demiş.
ben de seni bekliyorum. çoban daha anlatmaya başlamadan durumu anlayan adam başlamış anlatmaya. demiş ki ben yıllardır acaba kim salacak bu ifriti diye bekliyordum.
piyango size vurmuş. vurmuş ama bu işin önüne kurbanla falan geçemezsiniz. bu işi parayla da çözemezsiniz. önce kaybolan arkadaşınızı bulacaksınız ama şu anda bir yere bağlandı. orada bir adım daha uzaklaşamaz. onların hizmetine girdi.
bana gelirken yolda aldılar onu. üçünüz de bir araya gelirseniz burada biz ifriti yakarız. biriniz eksik olursa olmaz diyor.
çobanın yerini söylüyor. söylediği yer ise bunların sandığı bulduğu yıkıntı. çoban bu durumu diğer çobana anlatıp buluşup kazı yaptıkları yere gidiyorlar.
çoban kazdıkları yerde ama perişan halde. üstü başı batmış, eli yüzü yara içerisinde kalmış. tırnakları paramparça.
bunları görünce gidin diye bağırıyor. bunlar hocanın söylediği şeyleri okuyarak yanına yaklaşıyorlar. götüreceğiz seni, kurtaracağız diyorlar.
o da beni bırakmazlar diyor. içerideki beni bırakmaz. içeri bakıyorlar, içeride kimse yok.
ama duvarlar simsiyah. arkadaşları ise bir deli bir kemik kalmış. kim bırakmaz diyorlar.
işte orada oturuyor. dışarıda da diğerleri var diyor çoban. bunlar kolundan tutup zorla dışarı çıkartmaya çalışıyorlar ama imkansız.
çekip götürmeye çalışıyorlar ama çıkışa gelince sanki iple bağlı gibi tekrardan geriye gidiyor. erzurum'daki adamı arıyorlar.
gözlerini bağlayın, üzerine size verdiğim suyu dökün diyor. bunları yapınca çoban yanmış gibi kaçıyor sağa sola ama çekip iple alıyorlar dışarıya. dışarı çıkınca biraz sonra uyanıyor.
kaçalım diyor. hepsi kızdı diyor. hepsi kaçmaya çalışırken yakalanan arkadaşları kaçamıyor. çobanların anlattığına göre belki 2-3 metre yerden havalanıp yere çıkıldı birkaç kere diyor. bağırta bağırta vurdular yere. biz bir şey yapamadık, içeriye tekrar geri çektiler diyor.
bu görüntüyü gördükten sonra iki çoban da oradankorkarak uzaklaşıyor. erzurum'daki adamı arıyorlar. adam, arkadaşınız öldü.
ikiniz kaldınız, hemen yanıma gelin diyor. iki çoban arabaya atlıyor ve doğru erzurum yoluna. adamın evine geliyorlar.
dışarıda bekleyen başkaları da var. sıra bunlara geliyor ve içeri giriyorlar. hoca konuşmaya başlıyor.
arkadaşınız öldü ama içindeki ifrit de öldü. gidip arasanız da bulamazsınız cesedini. bu onları çok kızdırdı.
şimdi zarar vermeden senin içindekini çıkarmamız lazım diyor birine. çobanlar şok oluyor. eşi ölen çobana senin eşine musallat olmuşlar önce.
sonra eşini yakmışlar ama eşinle beraber musallatı dayanmış. ama arkadaşının içindeki duruyor. sen yanında oturanı görebiliyor musun demiş.
eşi ölen hayır demiş. diğerine dönmüş ben görüyorum demiş. yani içinde musallat olan odadaki diğer varlığı da görmeye başlamış.
şimdi demiş hoca. içindeki ifriti bizi duyup anlıyor. ama burada ne sana ne başkasına zarar veremez.
sana zarar vermemize de izin vermez. çünkü kendini sana mühürlemiş. nereye gidersen seninle gelir.
uykuna, yemene, içmene, evine, barkına her yerine musallat olur. seni kendi kontrolünü alana kadar bırakmaz. bunun için sana bir hüddam bağlayacağız.
hüddam olayını biraz açalım. hüddam bu varlıkların güçlü olanlarından ama iyi niyetli olanlarındandır. bir nevi lider gibi düşünebilirsiniz. bu hüddamları kontrol etmek çok zor. sadece yardımcı olmak isterlerse oluyorlar. bunu yapmak için işin ehli insanlar olması gerekmektedir.
hüddamdan yardım almak için adam çobana belli dualar veriyor. verdiği yedi tane muskayı yedi ayrı yere gömeceksin diyor ve buna benzer birkaç şey daha söylüyor.
çoban bu bilgilerden sonra erzurum'dan ayrılıyor. gece dönerken musallatı olan diğer çoban bir yerde duralım diyor işemek için. iniyorlar.
tesiste musallatlı olan çoban tuvalete gidiyor. öteki ise sigara içiyor. bir süre sonra tuvaletteki gelmeyince şüpheleniyor diğeri. lavaboya gidiyor bakıyor kimse yok. tesisin arkası boş ve büyük bir arazi. tuvaletten çıkan yol oraya doğru bakıyor.
musallatlı olan çoban araziye çıkmış buna bakıyor ve gel diyor. sesini duyduğum anda onun olmadığını anladım diyor çoban. başka birinden yardım istiyor.
arkadaşım hasta. birlikte getirip binelim arabaya diyor korkudan. bulduğu kişiyle geri geliyorlar.
bir bakıyorlar adam kaçıyor araziye doğru.yardım istedikleri adamın hoşuna gitmediği için bu iş, onların peşinden gitmiyor. mecbur bu işin peşine tek başına düşüyor diğer çoban.
karanlıkta biraz daha gidince arkadaşını buluyor. yere çömelmiş sağa sola bakınıyor. yanına yaklaşınca bir ses çıkarıyor.
kaçıyor musallatlı çoban. sanki gırtlağını kesmişler de kan akıyor gibi boğuluyor gibi diye anlatıyorlar. yüzüne bakıyor. sanki yanmış kapkara olmuş. hırlıyor. çıkardığı garip sesle de ezan diyor.
çoban anlamıyor ezana ne demek istediğini. ezan okuyor ama diğeri ısrarla ezan diyor. çoban erzurum arıyor tekrardan.
adam diyor ki sabah ezanına kadar sakın bırakma. gerekiyorsa bağla bir yere. yoksa götürecekler.
ezana kadar beklemelerin sebebi ise bu varlıkların yatsı namazı ve sabah namaz arasında etkin olabiliyor olmasıdır. sabah ezanından sonra etkileri azalıyor. kişi kendine geliyor.
çoban bunun koluna giriyor. dua ede ede benzinliğe kadar taşıyor. yüzünü yıkıyor.
su içiriyor. sonra mescide sokmaya karar veriyor. burada korunaklı olacaklarını düşünüyorlar.
ama çobanı mescide sokmanın imkanı yok. en sonunda arabaya götürüyorlar. kapıları kilitleyip başına bekliyorlar.
o ara benzinliktekiler bunlardan şüphelenip onları kovuyorlar. çaresiz yola çıkıyorlar. diğeri arkada uyur vaziyette.
yolda giderken birden kapıyı açıp atlıyor aşağı. paldır küldür düşüyor. diğeri arabada duruyor.
iniyor ama adam kayıp. etraf karanlık hiçbir şey göremiyor. bağırıyor sesleniyor.
arabanın farlarıyla etrafa bakıyor ama adam kayıp. tekrar erzurumu arıyor. adam onu götürmüşler.
ama ezana çok kalmadı. belki kurtulur diyor. bir yarım saat sonra ezan vakti geliyor.
arabada bekliyor. o ara hava aydınlanınca bu bağırarak arkadaşını arıyor. bayağı arabadan uzaklaştıktan sonra arkadaşın sesi geliyor bir yerden.
koşuyor hemen bunu buluyor. elinde bir kemik parçası. üzerinde şekilli yazılar var.
eleman hiçbir şey hatırlamıyor. ama kendisine gelmiş. erzurumu tekrar arıyorlar.
adam bana getirin diyor. tekrar yola çıkıyorlar. yolda adam normal ama hiçbir şey hatırlamıyor.
sadece gözümün önüne sürekli ev geldi, ahır geldi, çocuklar geldi diyor. evini arıyorlar bir sıkıntı yok. erzuruma varınca adama anlatıyorlar durumu.
adam kemiği görünce panikle evlerini arattırıyor hemen. kaçsınlar evden diye ama evi arıyorlar ki ev yanıyor. herkes feryat figan çocuklar içeride diye bağırıyor.
deliriyorlar tabi. gitmek istiyorlar ama bırakmıyorlar. çözemezsek dahası da olacak diye adam bırakmıyor bunları.
kemikte çocuğun ismi, eşinin ismi yazıyor. eşi o ara evin dışında olduğundan çocuklar içeride kalmış. o ara haber geliyor.
çocuğu çıkarmışlar ama yanmış. hastaneye götürüyorlar. hoca birine çocuğunun yanına gitmesini söylüyor.
diğerine ise gömeceksin muskaları. zamanın az. yatsıya kadar çözmen lazım bu işi diyor.
çocuğu yanan ben de geleceğim diyor ötekine. korkuyor, kurtulmak için gidiyor bununla birlikte. ikisi ağrıya varıyor.
belirtilen yerleri gömecekler muskaları. ama gittikleri yerler ya mağara ya yakıntı ya dağ başı gibi bir yer. ve her gittikleri yerde arkadaşları kontrolden çıkıyor.
anlaşılmayan kelimeler söylüyorlar. birbirleriyle konuşuyorlar, ağlıyorlar. gömdükten sonra normale dönüyor.
bu şekilde yedi muskayı da gömüyorlar ve adamın verdiği suyu içip dönüyorlar. yanan çocuğun durumu fena ama iyileşiyor. ev yanıyor komple.
içerideki iki tane inek ve samanlı kül olmuş durumda. muskaları yetiştirmeseler hiçbiri düzelmeyecekmiş. adam muskaları verirken sebebini anlatmış.
bu muskaların içerisinde bir nevi yardım isteğine dair bir yazı da varmış. kimden istiyorlar peki yardımı dersek? bu gittikleri yedi yerde yedi kabileyle ilişime geçiyorlar. hepsinden kendilerini korumaları için yardım istiyorlar.
yedi kabile de kabul ederse ancak musallatın etkisini kaldırabilirler ve ifrit bunları rahat bırakır. ama muskalardan biri yerinden çıkartılır ve kaybolursa o zaman koruma kalkar. olayın üzerinden yüz yıl dahi geçse tekrardan onlardan birinin yok olması musallat olmaları için tek sebeptir.
çobanlar dediklerini yapıldıktan sonra beladan kurtuluyorlar. her şeyin sonunda çobanlardan biri kayboluyor. ölüsünü de bulamıyorlar.
jandarma araştırma yapıyor ama hiçbir şekilde ortada sonuç yok. diğer çobanın karısı ölüyor. çoban köyde yaşamaya devam ediyor.
üçüncü çobanın çocuğu ölmeden dönüyor evine. ev yanınca köyden bana taşınıyorlar. o yedi yerdeki yedi muskayı da hiçbir şekilde kimse ellemezse çobanların ve ailelerin hayatı her zaman güvende olacaktır diye anlatıldı."