Dişilliğin Yapısal İmkansızlığı - Eskatolojik Kilit

Elnora_alila

Moderator
Geçmişin anlatıları her zaman silinmez. Bazen daha etkili bir şey gerçekleşir ; korunur, görünür kılınır, tekrar tekrar anılır ve yeni bir anlam düzeninin içine yerleştirilir.

Bu yapıyı “anlatısal palimpsest” olarak adlandırıyorum. Klasik palimpsestte eski yazı silinerek üzerine yeni bir kayıt geçirilir. Burada ise eski katman tamamen ortadan kaldırılmaz. Aksine, korunur ve hatta daha görünür hale getirilir. Fakat aynı anda nasıl okunacağı, neye işaret edeceği ve hangi koşullarda otorite taşıyabileceği yeniden belirlenir. Bu yüzden görünürlük ile silinme birbirinin karşıtı değildir. Bir anlatı sürekli hatırlanarak da işlevsel olarak silinebilir.

Asıl değişen yalnızca anlatının içeriği değildir, otorite koşullarıdır. Kim konuşabilir? Kim bilgi taşıyabilir? Kim temsil edebilir? Kim normatif bir hüküm verebilir? Eski anlatının izleri korunurken bu soruların cevapları değiştirildiğinde, geçmiş görünürde yaşamaya devam ederken kendi başına konuşma gücünü kaybeder.

Bu mekanizmayı özellikle dişil olanın dönüşümünde görebiliriz. Asherah, Astarte gibi eski figürler, kadın peygamberler ; Hokmah/Sophia geleneği ; yılan bilgeliği ve Daughter of Zion gibi imgeler tamamen ortadan kaldırılmak yerine yeni anlatılar içinde yeniden kodlanır. Eski sembollerin izleri korunur, fakat taşıdıkları anlam ve otorite değiştirilir.

Yılan bunun belirgin bir örneğidir. Bilgelik ve kutsal bilgiyle ilişkilendirilebilecek eski sembolik katman, Genesis 3 içinde aldatma ve itaatsizlik eksenine taşınır. Havva da benzer biçimde ilk günahın merkezine yerleştirilir. Sonraki katmanlarda Lilith'in şeytanlaştırılması, kadın bedeni ve cinselliğinin ritüel safsızlıkla ilişkilendirilmesi, asli günah anlayışı ve cadılık anlatıları bu yeniden kodlamayı daha da güçlendirir. Burada mesele yalnızca bazı kadın figürlerinin “kötü” ilan edilmesi değildir. Daha derindeki dönüşüm, kadınsı olanın hangi koşullarda bilgiye, söze, kehanete ve normatif otoriteye sahip olabileceğinin yeniden tanımlanmasıdır.

Aynı yapı tanrısal dişil figürlerin ve kültlerin bastırılmasında da görülür. Asherah ve benzeri gelenekler hata, putperestlik veya sapma olarak çerçevelenir. Böylece eski kayıt tamamen yok olmaz fakat alternatif bir kutsallık veya otorite düzenine işaret etme kapasitesini kaybeder. Eski olanın izinin korunması, onun bağımsız bir seçenek olarak korunması anlamına gelmez.

Bu yeniden yazım yalnızca geçmişi düzenlemez, geleceği de sınırlar.

Erkek Mesih, erkek soy çizgisi ve baba üzerinden aktarılan meşruiyet, dişil olanın kurtarıcı veya eskatolojik otorite konumuna erişebileceği ihtimalini daraltır. Sophia'nın Mesih'le özdeşleştirilmesi, Daughter of Zion'ın pasif bir gelin figürüne indirgenmesi ve kadınsı olanın erkek kurtarıcı figürü içinde eritilmesi, geçmişteki dişil otoritenin gelecekte yeniden ortaya çıkabileceği ihtimalini de kapatır.

Böylece anlatı zamansal olarak mühürlenir. Geçmişteki alternatifler belirli bir yoruma sabitlenirken, geleceğin onlardan farklı bir normatif düzen üretme ihtimali de sınırlandırılır. Bu süreç dört biçimde ortaya çıkabilir:

- Farklı tarihsel katmanların tek bir anlama indirgenmesi
- Karmaşık ilişkilerin erkek/kadın ve iyi/kötü gibi ikiliklere sıkıştırılması
- İkiliklerin kapalı bir sistem içinde birbirini destekleyecek şekilde birleştirilmesi
- Son olarak da geçmişin yeniden etkinleşmesini engelleyen zamansal bir kapanma.

Sorun yalnızca tarihsel temsil değildir. Vicdanın ve yargının bağımsızlığı da bu yapıya bağlanır. Eğer bir sistem neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, kimin konuşabileceğini ve hangi yorumların mümkün olduğunu baştan belirliyorsa, kendi sınırlarını bütünüyle kendi içinden sorgulaması mümkün değildir. Gerçek bir yargı için, mevcut normatif yapının tamamen belirlemediği bir değerlendirme imkanına ihtiyaç vardır.

Bu nedenle geçmişin rehabilitasyonu, eski sembolleri basitçe “iyi” ilan etmek veya geçmişteki dini biçimleri olduğu gibi geri getirmek anlamına gelmez. Asıl mesele, geçmişteki farklı normatif ihtimallerin yeniden okunabilirliğini korumaktır. Eski anlatıların bugünü sorgulamasına, kendi anlamlarını yeniden üretmesine ve mevcut otorite düzeninin dışında yeni sorular ortaya koymasına izin verilmelidir.

Burada hatırlama etik bir mesele haline gelir. Bir şeyi hatırlamak, onu yalnızca arşivde tutmak değildir. Onun anlam üretme ve bizi yargılama kapasitesini de korumaktır. Eğer geçmişin bütün alternatifleri bugünün normlarına göre yeniden düzenlenirse, geçmişi hatırlıyor gibi görünürken aslında onun farklılığını ortadan kaldırmış oluruz.

Bu yüzden yılanın “Tanrı gerçekten böyle mi söyledi?” sorusu yeniden sorulabilmelidir. Havva'nın gerçekten ilk kötülüğün kaynağı olup olmadığı sorgulanabilmelidir. Sophia'nın, Asherah'ın, Lilith'in, kadın peygamberlerin ve diğer dişil figürlerin hangi tarihsel ve sembolik katmanlardan geçtiği yeniden okunabilmelidir. Amaç yeni bir dogma kurmak değil, daha önce kapatılmış soruların yeniden sorulabilir hale gelmesidir.

Gerçek çoğulluk, geçmişin tek bir sonuca ulaşmak üzere düzenlenmediği yerde ortaya çıkar. Farklı katmanların, farklı seslerin ve birbirleriyle çatışan anlamların görünür kalmasına izin vermek gerekir. Geçmiş bugünü sorgulayabiliyor, bugünün normları da geçmiş tarafından sorgulanabiliyorsa, anlatı gerçekten canlıdır.

Kadının özgürleşmesi de bu çerçevede yalnızca mevcut sistem içinde daha fazla yer edinmek anlamına gelmez. Asıl mesele, kadının insan olarak kendi normatif ve ahlaki otoritesine sahip olabilmesidir. Bunun için kadınsı olanın geçmişten bugüne nasıl temsil edildiğini, hangi anlatıların korunduğunu, hangilerinin yeniden yazıldığını ve hangi otorite biçimlerinin kapatıldığını görebilmemiz gerekir.

Sonuçta mesele yalnızca kadınların tarihte nasıl anlatıldığı değildir. Mesele, bir kültürün geçmişini nasıl hatırladığı, kimlere konuşma ve yargılama hakkı verdiği ve hangi alternatiflerin gelecekte yeniden ortaya çıkmasına izin verdiğidir. Geçmişi gerçekten korumak istiyorsak, onu yalnızca hatırlamamalı ; farklılığını, açıklığını ve bizi hâlâ sorgulayabilme gücünü de korumalıyız.

Etty Hillesum'un sözleriyle:

“Kadınların özgürleşmesi, yalnızca erkeklerden bağımsızlaşmaları anlamına gelmemeli. Asıl mesele, sonunda tam anlamıyla insan olabilmeleridir.”

Efrat Lia Shahaf
Hebrew University of Jerusalem


* Palimpsest : Eski dönemlerde kağıt üretimi yaygın değilken parşömen (hayvan derisi) çok pahalıydı ve zor elde ediliyordu. Bu nedenle eski ya da daha az önemli metinlerin üzerindeki mürekkep kazınarak/yıkanarak aynı sayfa yeni eserler için tekrar kullanılırdı.
 
Geri
Üst