Ne aradığımı bilmiyorum demek, ilk bakışta bir belirsizlik ifadesi gibi görünür. Oysa çoğu zaman bu cümle, yönünü kaybetmiş bir zihnin değil, henüz adını koyamadığı bir ihtiyacın ifadesidir. İnsan bazen eksik olan şeyi değil, eksikliğin yarattığı hissi fark eder. İçeride bir boşluk, bir tatminsizlik ya da hafif ama sürekli bir huzursuzluk vardır. Fakat bu duygunun kaynağı netleşmediği için arayış da şekilsiz kalır.
Çoğu kişi bu belirsizliği dış dünyada çözmeye çalışır. Yeni hedefler koyar, yeni uğraşlar edinir, yeni bilgiler toplar. Ancak sorun çoğu zaman hedef eksikliği değildir. Sorun, hedeflerin içsel değerlerle uyumlu olmamasıdır. İnsan, gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu bilmeden yön seçtiğinde, ulaştığı yerde de tatmin bulamaz. Çünkü mesele varılacak nokta değil, o noktaya neden gitmek istediğidir.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu durum, kimlik ile arzu arasındaki kopuklukla ilgilidir. Kim olduğumuz, neye inandığımız ve nasıl yaşamak istediğimiz net değilse, arzular da bulanıklaşır. Başarı isteriz ama neden istediğimizi bilmeyiz. Güven isteriz ama güveni nerede aradığımızı bilmeyiz. Özgürlük isteriz ama özgürlüğün bizim için ne anlama geldiğini tanımlayamayız. Bu belirsizlik, zihinsel bir sürtünme yaratır ve bir şey eksik hissi ortaya çıkar.
Varoluşsal düzeyde ise bu arayış son derece insani bir durumdur. İnsan yalnızca hayatta kalmakla yetinmez, anlam üretmek ister. Günlük rutinler mekanikleştiğinde, yapılan işler içsel bir karşılık üretmediğinde ya da değerlerle eylemler arasındaki bağ zayıfladığında, bilinç alarm verir. Bu alarm bazen kaygı, bazen sıkıntı, bazen de yönsüzlük hissi olarak kendini gösterir.
Önemli olan şu; belirsizlik bir boşluk değildir, henüz netleşmemiş bir ihtiyacın habercisidir. Bu aşama bir kriz değil, potansiyel bir dönüşüm noktasıdır. Çünkü insan gerçekten ne istemediğini fark ettiğinde, ne istediğine doğru yaklaşmaya başlar. Arayışın kendisi, farkındalığın başlangıcıdır.
Belki aranan şey huzurdur ama kişi bunu başarı zanneder. Belki aranan güven duygusudur ama para ile eşdeğer görülür. Belki kontrol ihtiyacıdır ama bilgi biriktirmekle giderileceği sanılır. İhtiyacın adı doğru konulmadığında, arayış da yanlış yöne sapar. Bu nedenle asıl soru ne istiyorum değil, içimde hangi duygu eksik olmalıdır.
Yön, dışarıda bulunmaz, içeride netleşir. İnsan ne aradığını bilmediğini düşündüğü anlarda aslında kendine yaklaşmaktadır. Çünkü belirsizliği fark etmek, otomatik yaşamdan bilinçli yaşama geçişin ilk adımıdır. Aradığını bilmemek, kaybolmuş olmak değil, henüz tanımlanmamış bir ihtiyacın eşiğinde durmaktır.
Çoğu kişi bu belirsizliği dış dünyada çözmeye çalışır. Yeni hedefler koyar, yeni uğraşlar edinir, yeni bilgiler toplar. Ancak sorun çoğu zaman hedef eksikliği değildir. Sorun, hedeflerin içsel değerlerle uyumlu olmamasıdır. İnsan, gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu bilmeden yön seçtiğinde, ulaştığı yerde de tatmin bulamaz. Çünkü mesele varılacak nokta değil, o noktaya neden gitmek istediğidir.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu durum, kimlik ile arzu arasındaki kopuklukla ilgilidir. Kim olduğumuz, neye inandığımız ve nasıl yaşamak istediğimiz net değilse, arzular da bulanıklaşır. Başarı isteriz ama neden istediğimizi bilmeyiz. Güven isteriz ama güveni nerede aradığımızı bilmeyiz. Özgürlük isteriz ama özgürlüğün bizim için ne anlama geldiğini tanımlayamayız. Bu belirsizlik, zihinsel bir sürtünme yaratır ve bir şey eksik hissi ortaya çıkar.
Varoluşsal düzeyde ise bu arayış son derece insani bir durumdur. İnsan yalnızca hayatta kalmakla yetinmez, anlam üretmek ister. Günlük rutinler mekanikleştiğinde, yapılan işler içsel bir karşılık üretmediğinde ya da değerlerle eylemler arasındaki bağ zayıfladığında, bilinç alarm verir. Bu alarm bazen kaygı, bazen sıkıntı, bazen de yönsüzlük hissi olarak kendini gösterir.
Önemli olan şu; belirsizlik bir boşluk değildir, henüz netleşmemiş bir ihtiyacın habercisidir. Bu aşama bir kriz değil, potansiyel bir dönüşüm noktasıdır. Çünkü insan gerçekten ne istemediğini fark ettiğinde, ne istediğine doğru yaklaşmaya başlar. Arayışın kendisi, farkındalığın başlangıcıdır.
Belki aranan şey huzurdur ama kişi bunu başarı zanneder. Belki aranan güven duygusudur ama para ile eşdeğer görülür. Belki kontrol ihtiyacıdır ama bilgi biriktirmekle giderileceği sanılır. İhtiyacın adı doğru konulmadığında, arayış da yanlış yöne sapar. Bu nedenle asıl soru ne istiyorum değil, içimde hangi duygu eksik olmalıdır.
Yön, dışarıda bulunmaz, içeride netleşir. İnsan ne aradığını bilmediğini düşündüğü anlarda aslında kendine yaklaşmaktadır. Çünkü belirsizliği fark etmek, otomatik yaşamdan bilinçli yaşama geçişin ilk adımıdır. Aradığını bilmemek, kaybolmuş olmak değil, henüz tanımlanmamış bir ihtiyacın eşiğinde durmaktır.