qardian
Kayıtlı Üye
Sitemizde sıkça karşılaştığımız musallat, büyü ve metafizik kuşatma vakalarının gözden kaçan, ancak işin patolojik merkezinde yer alan çok derin bir boyutunu; "Ruhsal Sirayet, Kibir Frekansı ve Kişiye Özel Semptomlar" ilişkisini aktarmaya çalışacağım.
Bildiğiniz üzere bu konu ile ilgili kadim öğretilerde yer alan "Kişi hemhal olduğu ile beraberdir" sözünü, yaşayarak tecrübe ettiğimiz aşikardır.
Bu durum sadece fiziki hayatımızda değil, metafizik boyutta da aynen işler. İnsan zihnini, enerjisini ve zamanını neye verirse, zamanla onun gibi olmaya başlar.
Ancak bu sirayetin en karanlık yüzünü; cin davetleri veya sihir metotları ile uğraşanlarda ya da ağır metafizik kuşatma, musallat altında olanlarda görüyoruz. Bu profildeki insanların, tıpkı muhatap oldukları o taife gibi aşırı kibirli, egolu, narsist ve üstten bakan bir yapıya büründüklerine şahit oluyoruz.
Bu konuyu bir kaç başlık altında değerlendirdim;
Elementer Kibir Frekansı
Şeytani taife, ateş kökenli yaratılışını, toprağın üzerinde yanmasından dolayı bir üstünlük vesilesi sayarak kibre düştü. Bugün bu varlıklarla temas kuran veya kuşatılan insan da, tabiatındaki bu "ateş" frekansının kendisini kaplamasıyla aynı egosal körlüğe ve üstünlük illüzyonuna düşüyor.
Kuşatma altındaki birey, bir bedende iki farklı irade ile yaşar. Parazit enerji kişinin sinir sistemine ve beyin loblarına kanca attığında; varlığın kibri, manipülatif doğası ve insanı aşağı görme arzusu kişinin kendi ruhuna sirayet eder. İşin en tehlikeli boyutu ise, kişinin o kibirli düşünceleri tamamen kendi fikri zannetmesidir.
Şeytani Keşifler ve Perdenin İncilmesi
Kuşatma derinleştikçe, bireyin algı kapıları kontrolsüzce açılır. Çevresindekiler bunu "yüksek sezgi" veya "altıncı his" sansa da, aslında bu durum şeytani keşiflerin ve süfli boyutun kişiye yansımasından ibarettir. Hisleri görünürde aşırı kuvvetlenir, zamansız öngörüler başlar; ancak bu durum sanıldığı gibi bir yükseliş değil, algının parazitlenmesidir.
İradesi zayıflayan bireyin bakışları ürkütücü, sabit ve derin bir karanlık barındırmaya başlar. En baskın kırılma ise duygu patlamalarında yaşanır: Kişi gülerken ya da ağlarken, çıkarttığı ses tonu ve vurgular anlık olarak değişir, yabancılaşır ve içerideki ikincil bilinci dışarıya ele verir.
Latifelerde Zulmet ve Nur Savaşı
Kuşatma altındakilerin letaifleri tamamen zulmani bir tıkanıklığa mahkum olurken; zikir, tevazulu bir yaşam ve temiz bir itikatla yaşayan ruhlar rahmani bir nurlanma yaşarlar. Zulmet kalbi sıktıkça, kişi fıtri dengesinden koparak kibre ve yalnızlığa kaçar.
Tecrübelerimde şahit olduğum en kritik nokta şudur: Metafizik kuşatma, tıpkı tıbbi ilaçların yan etkileri gibi her bireyde tamamen farklı reaksiyonlar gösterir. Tek bir tip musallat şablonu yoktur.
Nörolojik Reaksiyonlar: Parazit yapının baskısı arttıkça, bireyde ani öfkelenmeler, kontrol edilemeyen sinir krizleri ve panik ataklar baş gösterir. Daha da ileri aşamalarda, beyindeki elektrik sinyallerini tahrif eden, tıbbi tedavilere dirençli epilepsi benzeri nöbetler ve ani kasılmalar yaşanır.
Enerjisel yoğunluk ve frekans kaymaları kişinin fiziksel görünümüne kadar sirayet eder. Kuşatma altındaki bireyin ten rengi daima değişkenlik gösterir. Bir gün teni son derece canlı, berrak ve adeta sarışın gibiyken; parazit enerjinin bedeni yoğun olarak baskıladığı ertesi gün yüzünün aniden karardığını, matlaştığını ve üzerine tanınmaz bir zulmet çöktüğünü fark edersiniz.
Sessiz Kölelik: Kimi insanda ise doğrudan sinir sistemi hedef alınarak ruhsal bozukluklar tetiklenir ve kişi zamanla tamamen varlığın huyuna bürünmüş olur. Aslında varlığın alametleri o bireyde zaten zahirdir; fakat kişi bunu her gün yaşadığı için zamanla normalleştirmiş, hayatının bir parçası olarak kabullenmiştir. Kişi varlığın karakterini, kibrini ve isteklerini yansıttığı için varlık bundan son derece hoşnut olur ve ona belirgin bir zarar vermez. Bu, parazitin ev sahibini tamamen asimile ettiği sessiz bir kölelik dönemidir.
Ne zaman ki birey silkeler, iradesini eline alır ve o varlığın istemeyeceği rahmani şeyleri (ibadet, zikir, manevi temizlik, farkındalık) yapmaya başlar; işte o zaman içerideki varlığın konfor alanı bozulur, bundan büyük zarar görür ve panikle kişiye doğrudan, açık açık saldırmaya ve zarar vermeye başlar. Asıl savaş işte o zaman görünür olur.
Bildiğiniz üzere bu konu ile ilgili kadim öğretilerde yer alan "Kişi hemhal olduğu ile beraberdir" sözünü, yaşayarak tecrübe ettiğimiz aşikardır.
Bu durum sadece fiziki hayatımızda değil, metafizik boyutta da aynen işler. İnsan zihnini, enerjisini ve zamanını neye verirse, zamanla onun gibi olmaya başlar.
Ancak bu sirayetin en karanlık yüzünü; cin davetleri veya sihir metotları ile uğraşanlarda ya da ağır metafizik kuşatma, musallat altında olanlarda görüyoruz. Bu profildeki insanların, tıpkı muhatap oldukları o taife gibi aşırı kibirli, egolu, narsist ve üstten bakan bir yapıya büründüklerine şahit oluyoruz.
Bu konuyu bir kaç başlık altında değerlendirdim;
Elementer Kibir Frekansı
Şeytani taife, ateş kökenli yaratılışını, toprağın üzerinde yanmasından dolayı bir üstünlük vesilesi sayarak kibre düştü. Bugün bu varlıklarla temas kuran veya kuşatılan insan da, tabiatındaki bu "ateş" frekansının kendisini kaplamasıyla aynı egosal körlüğe ve üstünlük illüzyonuna düşüyor.
Kuşatma altındaki birey, bir bedende iki farklı irade ile yaşar. Parazit enerji kişinin sinir sistemine ve beyin loblarına kanca attığında; varlığın kibri, manipülatif doğası ve insanı aşağı görme arzusu kişinin kendi ruhuna sirayet eder. İşin en tehlikeli boyutu ise, kişinin o kibirli düşünceleri tamamen kendi fikri zannetmesidir.
Şeytani Keşifler ve Perdenin İncilmesi
Kuşatma derinleştikçe, bireyin algı kapıları kontrolsüzce açılır. Çevresindekiler bunu "yüksek sezgi" veya "altıncı his" sansa da, aslında bu durum şeytani keşiflerin ve süfli boyutun kişiye yansımasından ibarettir. Hisleri görünürde aşırı kuvvetlenir, zamansız öngörüler başlar; ancak bu durum sanıldığı gibi bir yükseliş değil, algının parazitlenmesidir.
İradesi zayıflayan bireyin bakışları ürkütücü, sabit ve derin bir karanlık barındırmaya başlar. En baskın kırılma ise duygu patlamalarında yaşanır: Kişi gülerken ya da ağlarken, çıkarttığı ses tonu ve vurgular anlık olarak değişir, yabancılaşır ve içerideki ikincil bilinci dışarıya ele verir.
Latifelerde Zulmet ve Nur Savaşı
Kuşatma altındakilerin letaifleri tamamen zulmani bir tıkanıklığa mahkum olurken; zikir, tevazulu bir yaşam ve temiz bir itikatla yaşayan ruhlar rahmani bir nurlanma yaşarlar. Zulmet kalbi sıktıkça, kişi fıtri dengesinden koparak kibre ve yalnızlığa kaçar.
Tecrübelerimde şahit olduğum en kritik nokta şudur: Metafizik kuşatma, tıpkı tıbbi ilaçların yan etkileri gibi her bireyde tamamen farklı reaksiyonlar gösterir. Tek bir tip musallat şablonu yoktur.
Nörolojik Reaksiyonlar: Parazit yapının baskısı arttıkça, bireyde ani öfkelenmeler, kontrol edilemeyen sinir krizleri ve panik ataklar baş gösterir. Daha da ileri aşamalarda, beyindeki elektrik sinyallerini tahrif eden, tıbbi tedavilere dirençli epilepsi benzeri nöbetler ve ani kasılmalar yaşanır.
Enerjisel yoğunluk ve frekans kaymaları kişinin fiziksel görünümüne kadar sirayet eder. Kuşatma altındaki bireyin ten rengi daima değişkenlik gösterir. Bir gün teni son derece canlı, berrak ve adeta sarışın gibiyken; parazit enerjinin bedeni yoğun olarak baskıladığı ertesi gün yüzünün aniden karardığını, matlaştığını ve üzerine tanınmaz bir zulmet çöktüğünü fark edersiniz.
Sessiz Kölelik: Kimi insanda ise doğrudan sinir sistemi hedef alınarak ruhsal bozukluklar tetiklenir ve kişi zamanla tamamen varlığın huyuna bürünmüş olur. Aslında varlığın alametleri o bireyde zaten zahirdir; fakat kişi bunu her gün yaşadığı için zamanla normalleştirmiş, hayatının bir parçası olarak kabullenmiştir. Kişi varlığın karakterini, kibrini ve isteklerini yansıttığı için varlık bundan son derece hoşnut olur ve ona belirgin bir zarar vermez. Bu, parazitin ev sahibini tamamen asimile ettiği sessiz bir kölelik dönemidir.
Ne zaman ki birey silkeler, iradesini eline alır ve o varlığın istemeyeceği rahmani şeyleri (ibadet, zikir, manevi temizlik, farkındalık) yapmaya başlar; işte o zaman içerideki varlığın konfor alanı bozulur, bundan büyük zarar görür ve panikle kişiye doğrudan, açık açık saldırmaya ve zarar vermeye başlar. Asıl savaş işte o zaman görünür olur.