Rüya Yogası, Tibet Budizmi’nin en ince ve en doğrudan zihin doğasını tanıma yollarından biridir. Temelde, uyanıklık halindeki farkındalığı uyku haline, oradan da rüya haline ve nihayetinde derin uyku safhasındaki berrak ışığa taşıyarak, zihnin gerçek doğasını kesintisiz bir şekilde deneyimlemeyi amaçlar. Bu pratik, uyanıkken ne farkındaysan uykuda da aynı farkındalıkta ol ilkesine dayanır. Çünkü Tibet geleneğine göre uyanıklık, rüya ve derin uyku hali aslında aynı zihnin farklı perde ve yoğunluklarıdır. Pratiğin en temel ve aynı zamanda en zorlayıcı hedeflerinden biri lucid dreaming yani berrak rüya haline girebilmektir. Ancak Tibet’teki Milam (rüya yogası) yaklaşımı, Batı’daki lucid dreaming çalışmalarından çok daha ileri ve sistematiktir. Batı’da lucid dreaming genellikle rüyada olduğumu fark etmek ve eğlenmek amacıyla yapılırken, Milam’da bu sadece bir geçiş aşamasıdır. Asıl amaç, rüyada farkındalığı kazandıktan sonra rüyanın doğasını doğrudan görmektir, yani rüyanın gerçek olmadığını, sadece zihnin kendi yansımalarıyla oynadığını bizzat tecrübe etmektir. Bu tecrübe, uyanıkken de gerçek sandığımız dünyanın aslında zihnin yansımalarından ibaret olduğu anlayışına zemin hazırlar. Rüya yogasının klasik eğitim yolu genellikle dört ana aşamadan oluşur ve bunlar birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
İlk aşama, gündüz farkındalığını çok güçlü bir şekilde geliştirmektir. Gün boyunca her an -şu an rüyada mıyım yoksa uyanık mıyım?- sorusunu sormak, her gördüğün nesneye, her duygu dalgasına, her düşünceye bu da zihnin bir yansıması gözüyle bakmak öğretilir. Bu alışkanlık öyle derinleştirilir ki, rüya haline geçtiğinde otomatik olarak aynı sorgulama ve farkındalık devreye girer. Birçok lama, bu gündüz çalışmasının en az %70-80’inin başarıyı belirlediğini söyler.
İkinci aşama, uykuya dalış anını fark edebilmektir. Çoğu insan uykuya dalarken farkındalığını kaybeder. Bilinç bir anda kararır ve ertesi sabah uyanır. Rüya yogasında bu dalış anı çok kritik bir kapıdır. Öğrenci, uykuya dalarken zihinsel netliği korumayı öğrenir. Bu genellikle özel nefes teknikleri, görselleştirmeler (örneğin boğaz çakrasında kırmızı bir inci veya lotus görselleştirmesi) ve yatış pozisyonları (genellikle sağ yana yatma - aslan pozu) ile desteklenir.
Üçüncü ve en çok konuşulan aşama, rüyada farkına varma (lucid olma) sonrasında rüyayı bilerek yönlendirme ve rüyanın doğasını tanıma safhasıdır. Öğrenciye önce basit manipülasyonlar öğretilir. Uçmak, şekil değiştirmek, nesneleri çoğaltmak gibi. Ancak bu aşamada amaç eğlenmek değil, -her şeyi değiştirebiliyorsam, bu nesnelerin kendi başına bir varlığı yok demektir- anlayışını derinleştirmektir. Daha ileri seviyede ise rüyadaki bütün figürler eritilir, bütün manzara boşluğa dönüşür ve sadece saf farkındalık kalır.
Dördüncü ve en derin aşama, rüya halinden derin uykuya, yani berrak ışık (ösel) safhasına geçiş yapabilmektir. Derin uyku evresinde normalde bilinç tamamen kapanır gibi görünür. Oysa Dzogchen ve Mahamudra öğretilerine göre bu, zihnin en saf, en berrak hali, yani temel berrak ışıktır. Rüya yogacısı bu hale bilinçli olarak girebildiğinde, uyanıklık-rüya-derin uyku üçlüsü arasındaki perde ortadan kalkar ve zihin kendi doğasını kesintisiz olarak tanır hale gelir.
Bu pratiğin en çarpıcı sonuçlarından biri, ölüm sürecine çok güçlü bir hazırlık sağlamasıdır. Tibet inancına göre ölüm anında zihin sırasıyla şu aşamalardan geçer. Dış görünüm çözülür, elementler erir, sonra berrak ışık anı gelir ve eğer kişi bu anı tanıyamazsa karma rüzgarlarıyla tekrar bardo’ya ve yeni bir doğuma sürüklenir. Rüya yogasını iyi gerçekleştirmiş bir uygulayıcı, derin uyku sırasında berrak ışığı tanıdığı için, ölüm anındaki berrak ışık anını da büyük olasılıkla tanıyabilecek ve o anda özgürleşmeye (gökkuşağı bedeni) ulaşma şansı çok yüksek olur. Günlük hayatta bu pratiği yapan kişiler genellikle şunu söyler: “Artık uyanıklık da bir çeşit rüya gibi geliyor. Fark var ama aradaki mesafe çok daraldı.” Bu daralma, Tibet içsel yollarının nihai hedeflerinden biridir, uyanıklık ile uyanış arasındaki son perdeyi kaldırmak. Rüya Yogası, dışarıdan bakıldığında sadece rüyalarla uğraşmak gibi görünebilir, oysa Tibet geleneğinde bu, zihnin en derin katmanlarına inen, aydınlanmayı çok hızlı bir şekilde olgunlaştırabilecek en güçlü yollardan biridir. Ancak bu yol, sabır, disiplin ve genellikle nitelikli bir rehber gerektirir. Çünkü zihin çok ince oyunlar oynar ve kişi kendini kandırabilir.
İlk aşama, gündüz farkındalığını çok güçlü bir şekilde geliştirmektir. Gün boyunca her an -şu an rüyada mıyım yoksa uyanık mıyım?- sorusunu sormak, her gördüğün nesneye, her duygu dalgasına, her düşünceye bu da zihnin bir yansıması gözüyle bakmak öğretilir. Bu alışkanlık öyle derinleştirilir ki, rüya haline geçtiğinde otomatik olarak aynı sorgulama ve farkındalık devreye girer. Birçok lama, bu gündüz çalışmasının en az %70-80’inin başarıyı belirlediğini söyler.
İkinci aşama, uykuya dalış anını fark edebilmektir. Çoğu insan uykuya dalarken farkındalığını kaybeder. Bilinç bir anda kararır ve ertesi sabah uyanır. Rüya yogasında bu dalış anı çok kritik bir kapıdır. Öğrenci, uykuya dalarken zihinsel netliği korumayı öğrenir. Bu genellikle özel nefes teknikleri, görselleştirmeler (örneğin boğaz çakrasında kırmızı bir inci veya lotus görselleştirmesi) ve yatış pozisyonları (genellikle sağ yana yatma - aslan pozu) ile desteklenir.
Üçüncü ve en çok konuşulan aşama, rüyada farkına varma (lucid olma) sonrasında rüyayı bilerek yönlendirme ve rüyanın doğasını tanıma safhasıdır. Öğrenciye önce basit manipülasyonlar öğretilir. Uçmak, şekil değiştirmek, nesneleri çoğaltmak gibi. Ancak bu aşamada amaç eğlenmek değil, -her şeyi değiştirebiliyorsam, bu nesnelerin kendi başına bir varlığı yok demektir- anlayışını derinleştirmektir. Daha ileri seviyede ise rüyadaki bütün figürler eritilir, bütün manzara boşluğa dönüşür ve sadece saf farkındalık kalır.
Dördüncü ve en derin aşama, rüya halinden derin uykuya, yani berrak ışık (ösel) safhasına geçiş yapabilmektir. Derin uyku evresinde normalde bilinç tamamen kapanır gibi görünür. Oysa Dzogchen ve Mahamudra öğretilerine göre bu, zihnin en saf, en berrak hali, yani temel berrak ışıktır. Rüya yogacısı bu hale bilinçli olarak girebildiğinde, uyanıklık-rüya-derin uyku üçlüsü arasındaki perde ortadan kalkar ve zihin kendi doğasını kesintisiz olarak tanır hale gelir.
Bu pratiğin en çarpıcı sonuçlarından biri, ölüm sürecine çok güçlü bir hazırlık sağlamasıdır. Tibet inancına göre ölüm anında zihin sırasıyla şu aşamalardan geçer. Dış görünüm çözülür, elementler erir, sonra berrak ışık anı gelir ve eğer kişi bu anı tanıyamazsa karma rüzgarlarıyla tekrar bardo’ya ve yeni bir doğuma sürüklenir. Rüya yogasını iyi gerçekleştirmiş bir uygulayıcı, derin uyku sırasında berrak ışığı tanıdığı için, ölüm anındaki berrak ışık anını da büyük olasılıkla tanıyabilecek ve o anda özgürleşmeye (gökkuşağı bedeni) ulaşma şansı çok yüksek olur. Günlük hayatta bu pratiği yapan kişiler genellikle şunu söyler: “Artık uyanıklık da bir çeşit rüya gibi geliyor. Fark var ama aradaki mesafe çok daraldı.” Bu daralma, Tibet içsel yollarının nihai hedeflerinden biridir, uyanıklık ile uyanış arasındaki son perdeyi kaldırmak. Rüya Yogası, dışarıdan bakıldığında sadece rüyalarla uğraşmak gibi görünebilir, oysa Tibet geleneğinde bu, zihnin en derin katmanlarına inen, aydınlanmayı çok hızlı bir şekilde olgunlaştırabilecek en güçlü yollardan biridir. Ancak bu yol, sabır, disiplin ve genellikle nitelikli bir rehber gerektirir. Çünkü zihin çok ince oyunlar oynar ve kişi kendini kandırabilir.