Tao ve Seks

URUMHAMATAHAYİL

Yönetici
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
6,413
Tepkime puanı
2,400
İş
Wellness Antrenör/Psikolog/ Sosyolog
Tao ve Seks

Seks yaşamın bir parçasıdır. Yaşama güzellik ve zevk katan seks, kötüye kullanılamayacak kadar değerli birşeydir. Doğa seksi sanki suistimal edilmekten korumak için, böyle bir suistimale ceza olarak son derece kötü hastalıklara yol açan katı bir kontrol ve denge sistemi getirmiştir. Binlerce yıl öncesinden gelen bu ses HIV virüsüne işaret ediyordu belki de. Yolculuk yine kova burcu merakımdan doğdu ve bu ayın mevzusu da Tensel olunca cuk oturdu şu aralar okuduğum kitap: Kadınlar ve Erkekler için Seksin Taosu. Dr. Stephen T.Chang yazmış, Klan Yayınlarına buradan teşekkür ediyorum, kitabın ön sayfasına, Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir ibaresini koydukları için. Ne ilginç tespitler, öneriler, egzersizler var bilseniz Taocu Seks öğretisinde. Okunması gerekli bence. Bilirsiniz, yetenekler doğuştan verilmiş olsalar da geliştirilmelidirler..


Açıkçası konunun sadece seks kısmına değinip popülist bir yazı kaleme almak istemediğimden, öncelikle genel konulardaki Taocu Felsefe görüşlerine yer verdim. Ve kitabın bir kısmını olabildiğince ana hatlarıyla (daha ayrıntılı anlatımlar ve çizimler kitapta mevcut), çok da müdahil olmadan ara ara kendi fikirlerimi ilave ederek paylaşacağım sizlerle bu yazımda. Hatta yine favori kitaplarımdan biriyle, Şibumi'yle destekleyerek. Haydi dalalım bu derin mevzuya. Bakalım kadim Taocular hayata dair neler söylemiş.. Neler keşfetmiş.. Uygulamış..


Taoculuk:

Dünyanın en eski yaşama biçimidir. Modern toplumu bombardımana tutan (televizyon, video gibi) çeşitli eğlence türlerinin akıl karışıklığından uzakta yaşayan kadim bilgeler, enerjilerini tümüyle insan ihtiyaçlarını sağlıklı bir şekilde karşılamaya yönelik yöntemleri bulmaya ve geliştirmeye adamışlardır.


Bu eski bilgelerden bir grubu, yani kadim Taocular, beslenme, egzersiz, şifa, seksoloji ve daha bir çok konuda son derece ayrıntılı, eksiksiz ve bilimsel bir bilgi sistemi geliştirmişlerdir. Bu sistem Taoculuk olarak adlandırılmıştır.


Taoculuk Dünya üzerinde yazılı en eski bilgi sistemi olmasına (hatta Mezopotamya, Eski Mısır, Hindistan, Yunan ve benzeri uygarlıkların geleneklerinden bile önce gelmesine) karşın,

en büyük övgüyü modern araştırmaların ve bilgilerin büyük bir çoğunluğunun ötesinde olmasıyla hak etmektedir.


Taocu Kimdir?


Daha uzun, daha mutlu, daha sağlıklı ve daha bilge bir hayat yaşamak isteyen herkes bir Taocudur. Bu amaçların gerçekleşmesini sağlayacak olan yöntemleri araştıran ve bunları uygulayan herkes bir Taocudur. Ve başarılı Taocuların tükenmez bir yaşamları olur.


6000 yıl kadar önce kadim Taocular yaşamı uzatmanın yollarını aramaya başladılar. Fakat yaşamlarına birkaç yıl daha katabilmek için, dışarıdan alınan maddeler gibi geçici şeyler üzerinde asla durmadılar. Çünkü bedene yabancı olan maddelerin sorunlara ve erken ölüme neden olabileceğini biliyorlardı. Bu nedenle kadimler, yaşamı kesinlikle uzatacak doğal, etkili ve pratik yöntemler aradılar.


Bu arayışları, sonunda insanın Tanrı'nın yanında yürümesine yardımcı oldu. Sonsuz yaşama sahip olmak için her birimizin Tanrı ile birlikte yürümemiz gerekmektedir.


Kutsal Kitapın Yaradılış bölümünde, Ademin Hanok haricinde tüm çocuklarının doğum ve ölüm zamanları kayıtlıdır. Hanok ise ölmemiştir, çünkü Tanrı onu seçmiştir. Tanrının onu seçmesinin nedeniyse Hanokun kendisi ile birlikte yürümesidir. Bir manastır hayatını seçmesine gerek kalmadan (çünkü evlenmiş ve üç çocuğu olmuştur) fiziksel bedenini sonsuzlaştırmıştır çünkü günlerini Tanrının yanında yürüyerek geçirmiştir.


İlyas fiziksel bedenini sonsuzlaştırmış bir diğer ölümlüdür. İsa ise bir diğeri... Yeniden Dünyaya dönüşü yalnızca ruhsal bedenini değil fiziksel bedenini de içermektedir. Geri döndüğünde yemek yiyebiliyor, konuşabiliyor ve başkaları kendisine dokunabiliyordu, ama bedeni uzam ve zamanla sınırlı değildi. Duvarlardan ve kapalı kapılardan geçebiliyordu. Başka kelimelerle ifade edersek İsa, ruhsallaşmış bir bedene sahipti. Çarmıha gerildikten sonra, geri döndüğünde ruhsallaşmıştı.


Kitab-ı Mukaddeste, özellikle de İfşa Kitabında, Dünya'nın üzerine gelecek olan felaketin hemen sonrasında ya da hemen öncesinde 24.000 insanın bu Dünya'dan alınacağı ve ölümü tatmayacakları söylenir. Fakat kiliseye bağışta bulunmak ya da dua bu 24000 insandan biri olmaya yetmeyecektir. Bunun için insanın, Tanrı ile birlikte yürümesi gerekmektedir.


Günümüzde Çin de ve Hindistan da zaman ve mekanın sınırlarını aşan pek çok kutsal insan yaşamaktadır. Çinin tarih kayıtlarında, ruhsallaşmış 2000 Taocu'nun ayrıntılı yaşam öyküleri bulunmaktadır.

Yedi salgı bezi (Bağışıklık Sistemi):

Kadim Taocular, dokular ve organlar sürekli olarak enerji ile beslenmedikleri takdirde insanların yaşamlarını sürdüremeyeceğini anlamışlardır. Aynı zamanda bedenin içindeki enerji dengelendiğinde kişinin sağlıklı kalabildiğini ve hastalıkların ise yalnızca enerjide bir zayıflama ya da kaza olduğunda meydana geldiğini fark etmişlerdir.


İhtiyaç duyduğumuz enerjinin büyük bir bölümünü yediğimiz besinlerden ve soluduğumuz havadan almaktayız. Bununla birlikte, bedenimiz tıpkı pahalı bir otomobil gibi, eğer doğru ve en iyi şekilde çalışacaksa, sürekli olarak korunmalı ve bakımı yapılmalıdır. Taocu ustalar yüzyıllardır, bedenin farklı sistemlerinde dolaşan enerjinin, bedenin Yedi Salgı Bezi tarafından düzenlendiğini biliyorlardı. Bu yedi salgı bezi bedenin içindeki sıralarına göre yukarıdan aşağıya doğru şu şekildeler.


Epifiz bezi, salgıları aracılığıyla diğer salgı bezlerini doğrudan etkilemektedir ve kişinin ruhsal düzeyde iletişime geçmesine olanak tanır. Sezgi ve farkındalık da bu bezle ilişkilidir; bu nedenle aynı zamanda Ruhun Evi olarak adlandırılır.

Hipofiz bezi hafızayı, bilgeliği, zekayı ve düşünceyi yönetir ve Zekanın Evi olarak adlandırılır.

Tiroid bezi bedendeki hücrelerin metabolizmasını düzenler, büyümeyi denetler. Aynı zamanda solunum sistemiyle ilişkilidir. Büyüme Evi olarak adlandırılır.

Timüs bezi, kalbi ve dolaşım sistemini kontrol eder ve Kalbin Evi olarak adlandırılır.

Pankreas, sindirim sistemini, kan şekeri seviyesini ve beden ısısını denetler. Bu bez, Geçiş Evi olarak bilinir.

Cinsel bezler erkeklerde erbezleri ve prostat, kadınlarda yumurtalıklar, rahim, vajina ve göğüsler hormon salgılanmasından, cinsel enerjiden ve üretimden sorumludurlar.

Özün Evi olarak adlandırılırlar.

Uzun Yaşam (Yaşlanmanın Önlenmesi):

Tıp biliminin tedaviye yaklaşımı savaş alanındaki klasik yaklaşıma benzetilebilir:

Mikropları ve virüsleri bulup onları yok eder ve ardından etkilenmiş organları bulup onları ortadan kaldırır. Bu nedenle batı dünyasında antibiyotikler ve diğer ilaçlar bulunur.


Taocular başka bir yaklaşım geliştirmişlerdir. Hastalığı ve ölümü incelemek yerine yaşamı ve sağlığı incelemişler ve bunları geliştirmenin yollarını araştırmışlardır. Eski Taocular, her birini belirlemek ve ardından da onları öldürmek için yöntemler bulmak gereken milyonlarca mikrop ve virüs bulunduğunun ve böyle bir çabanın çok gereksiz olduğunun bilincindeydiler.

Yapılabilecek en doğru şeyin bedeni, dışarıdan gelen saldırılara direnebilecek kadar güçlü hale getirmek olduğunu anladılar. Bu yaklaşım, belli bir hastalığın pençesinde kıvranan ve bu hastalığın çaresinin bulunmasını beklerken ölüp giden bir sürü insanın hayatını kurtarmaktadır. Tabii aynı zamanda bu durum, Taocuları Dünyanın her yanında her hastalığı yok edecek birer ilaç bulmaya çalışmaktan da kurtarmıştır.

Gerçek şudur ki, Taocular nasıl iyileştireceklerini bilmektedirler. Bunu bilmeleri de gereklidir. Yalnızca onların asıl ilgilendikleri konu, hastalıklardan korunmak ve öğrencilerini daha ilk elden hastalanmaktan korumaktadır.

Taocular ufak tefek her hastalığı iyileştirmek ile uğraşmadıkları için zamanlarını ve enerjilerini çok ayrıntılı ve eksiksiz bir hastalıktan korunma sistemi geliştirmeye harcayabilmişlerdir.

Bu sistem binlerce yıl yaşında olmasına karşın günümüz ölçülerine göre son derece moderndir.

Bu yöntem, bedendeki zayıflığın ve hastalık yaratıcı unsurların bedeni işgal etmesinin ana nedeni olan enerji kaybını ortadan kaldırmaktadır.

Mesela; iyi bir gece uykusu uyuyabilmek için gün içindeki sorunlarınızın ve düşüncelerinizin tümünü bırakmayı öğrenmelisiniz. Kendinize bunların hepsiyle ertesi sabah ilgileneceğinizi,

şu an gerçekten ihtiyacınız olan tek şeyin gevşemek ve dinlemek olduğunu söyleyin. Her şeyi bırakın ve uykuya dalın.

Enerjilerin Farkları:

Bazı öğretiler düşüncenin enerji akışına yardım etmek ya da onu yönlendirmek için kullanılması gerektiğini söyler. Bunu söyleyenler enerjinin doğasını yanlış anlamışlardır.

Enerjinin altı biçimi vardır: Mekanik enerji, ısı enerjisi, ses enerjisi, yayılan enerji, atomik enerji ve elektrik enerjisi. Biz çevreye elektrik enerjisi yayarız. İnsandaki elektrik enerjisiyle bir evde kullanılan elektrik enerjisi arasında büyük fark vardır. Ortalama bir evdeki elektrik akımı saniyede 60 defa dalgalanır; insandaki elektrik akımıysa saniyede 49.000.000 defa dalgalanır. İkincisi saniyede 300.000 kilometre hızla ilerleyen ışığın yaklaşık olarak yarısıdır. Yani bir insan düşünmeye, solumaya ya da başka bir şey yapmaya başladığında, elektrik enerjisi gideceği yere çoktan varmış olacaktır. Düşüncelerimiz, solunumumuz v.b. elektrik enerjisinin akışını yönlendirmek için fazla yavaştır.

Seksin Taosu (Taocu ilkelere göre öğretilen ve uygulanan seks):

Taoculuğun yaşayan felsefesinin bir parçasıdır. Üreme sürecini incelemelerinin sonucunda Taocular, cinsel salgı bezlerimizin Tanrının yaratma gücü ve yaşamı düzenleme bilgeliği ile donatıldığını keşfetmişlerdir.

Onlar Tanrının yaşam, tüm canlı varlıklarda yayılan yaşama gücü, yaratıcı sürecin üreticisi,

yaşamın yeniden düzenlenmesi ve hücrelerin kendilerini yenilemelerinin ardındaki zeka olduğunu biliyorlardı. Aynı zamanda, cinsel salgı bezlerinin insan bedeni için bir tür yaşamsal güç kaynağı olarak kullanılabileceğini de biliyorlardı.

Bu keşifler, Taocuların Seks biliminin Taosu olarak adlandırılan eksiksiz yöntemlerden ve tekniklerden oluşan bir sistem geliştirmelerini sağladı. Taocular bu bilim aracılığıyla kişinin kendini iyileştirme yeteneğini en üst düzeye çıkarmayı, tüm bedeni enerji ile doldurmayı ve zamanı yenmeyi umdular. Seks Biliminin Taosunu izleyen insanlar, sonunda Tanrının doğasını kendi bedenlerinde tüm gücüyle birlikte doğurmayı başardılar.

Buraya kadar gayet güzel değil mi, anlatılanlar?

Ama bu cümle insanın beyninde düşünceleri şimşeklere dönüştürüyor!

Spermler büyük miktarda yaşamsal enerji içerdiğinden, boşalma erkek için büyük miktarda yaşamsal enerji kaybı anlamına gelmektedir.

Okuduğum anda aklımda hemen dini öğretiler geldi. Her ne kadar sevgili arkadaşım Gökçer her konuya din açısından bakılmasından rahatsızlık duysa da Ben şöyle düşünüyorum; doğru bir tane değildir. İzafiyet sadece fizik teorisi değildir, hayatın her alanında görelilik söz konusudur, dolayısıyla bütün doğruları bir araya getirmek insanın kişisel repertuarını ve ufkunu genişletir.

Cümlenin açılımını aşağıda paylaşacağım ve eminim size de mantıklı gelecek. Asıl, beni şaşırtansa, dini metinlerin insanlara cinselliği sadece üreme amaçlı kullanmalarını söylemesi. Acaba sebebi bu muydu?

Spermler büyük miktarda yaşamsal enerji içerdiğinden, boşalma erkek için büyük miktarda yaşamsal enerji kaybı anlamına gelmektedir. Bunun kanıtı da erkeğin boşalmanın ardından kendisini son derece bitkin hissetmesidir. Boşalma, genellikle gelmek olarak adlandırılır. Aslında doğru kelime gitmek olmalıydı çünkü boşalmayla birlikte herşey (sertleşme, yaşamsal enerji, milyonlarca sperm, hormonlar, besinler, hatta erkeğin kişiliğinin küçük bir bölümü) gitmektedir. Bu, bir erkek için ruhsal, zihinsel ve fiziksel açıdan, farkında olmadan yaptığı büyük bir fedakarlıktır.

Hayat sigortası istatistiklerine göre, yaşamın ilk kırk yılında kadın ve erkeğin ölüm oranları yaklaşık olarak aynıdır. Bunun nedeni kadın ve erkeğin kendilerini eşit ölçüde tüketmeleri olabilir yani, kadınlar menstrüasyon (regl) yoluyla, erkeklerse boşalma yoluyla enerji yitirirler. Ellili yaşlarda olanlar içinse istatistikler farklıdır; kadınların ölüm oranı erkeklerinkinden %25 daha azdır.

Bir çok kadının kanamasının menopoz geçirdikten sonra sona erdiği de; Erkeklerin ellili yaşlarda boşalmaya devam ettikleri de birer gerçektir. Bu oran altmışlı yaşlara gelindiğinde iki katına çıkar, yetmişli yaşlardaysa daha da dramatik bir hal alır; erkeklerin ölüm oranı kadınlarınkinden %75 daha fazladır. Erkeklerin yaşam boyunca boşalmaya devam ettikleri gerçeği, bir çok dul kadın olmasına karşın dul erkek sayısının çok az olmasını açıklar ama bu neden çoğunlukla göz ardı edilir.

Bu nedenledir ki Taocular erkeklerin boşalmadan, canlılıklarını ve enerjilerini koruyarak daha yoğun ve zevkli bir orgazmın tadını çıkarmalarının yollarını keşfetmişlerdir.

Konu üzerine epeyce kafa patlatıldığı, deneyler yapıldığı gün gibi aşikar! Ve ilginç sonuçlara ulaşıldığı. Peki uygulamalar nerelere varıyor dersiniz?

İşte şimdi Taoya ara verip araştırmacı dahi yazar Trevanianın muhteşem eseri Şibuminin küçük bir bölümüne göz atma zamanı.


Okuyanlar bilir, kitabın esas oğlanı Nicholai Hel; yarı Rus yarı Alman, Japonyada yetişmiş, Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşan, Go oyununda ustalaşmış ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olan bir zat-ı muhterem. Bir göz atalım Helin tensel hayatına..

Helin cinsel hayatı Sugamo Cezaevinden çıkıp batıda yaşamaya başladıktan sonra şekillenmiş ve hareketlenmişti. Ondan önce ortada yalnızca amatör oyunlar vardı. Mariko ile ilişkisi aslında fiziksel sayılamazdı bile. Gençlik aşkıydı o. Beceriksiz cinsel tecrübeleri, duygulu ve kararsız sevgilerinin fiziksel bir dipnotundan başka bir şey değildi.

Tanaka kardeşler ortaya çıkınca Hel birinci derece aşka adımını atmış oldu. Sağlıklı ve basit bir dereceydi bu. Cinsel bir merakı içeriyordu. Genç ve güçlü hayvanların, soylarını sürdürme güdüsünün itmesiyle birbirilerinin vücudu üzerinde girdikleri deneyimlerdi. Birinci derece sevişmeler gerçi sıradan ve tek düzedir ama, bir dürüstlüğü bir bütünlüğü vardı. Hel o dönemdeki günlerinin tadını çıkarmayı bildi. Bir tek şeyden yakınıyordu yalnızca. O da çoğu insanın edindikleri kültür yüzünden tepkilerinin çarpılmış olmasıydı.

Bu kişiler birinci derece sevişmenin kuvvet ve ter dolu varlığını ancak aşk gibi, sevgi gibi, ya da kendini ifade gibi bir takım perdelerin arkasında kabul edebiliyor, tek başına bir türlü kabul edemiyorlardı. Duygularını birbirine karıştırdıkları için ihtiras kumu üstüne ilişki şatoları kurma çabasına düşüyorlardı. Hel insanoğlunun romantik edebiyattan etkilenmiş olmasına acıyordu. Bu yüzden olup bitenlere olmayacak umutlar karıştırılıyor, iş sonunda batılı cinsel yeni yetmelerin evlilikleri kadar yozlaşıyordu.

İkinci derece aşk dönemini yaşarken bu dönemin bir tür psikolojik aspirin, bir sosyal uyuşturucu, baskılardan kurtulmak, deşarj aracı olduğunu gören Hel yavaş yavaş dördüncü derecenin varlığını da hissetmeye başladı. Cinsel yaşamın kendi hayatının önemli bir bölümünü oluşturacağını anladığı için ve amatörlükten de her konuda nefret ettiği için, kendini hazırlamaya girişti. Seylanda profesyonel taktik dersleri aldı. Madagaskarın seçkin genelevlerinde aylarca yaşayıp her ırk ve kültürden gelen kadınlardan bazı şeyler öğrendi.

Üçüncü derece, cinsel oburluğun düzeyiydi. Bir batılının erişebildiği en üst düzey de buydu. Hatta doğuluların da çoğunun. Hel bu dönemden de rahatça ve büyük bir iştahla geçti. Çünkü gençti, güçlüydü. Hayal gücü de zengindi. Jet sosyetenin, film ve edebiyat dünyasının sinir uçlarını ve muhayyileleri tahrik yerine kullandıkları yapay tahriklere saplanma tehlikesi yoktu.

Üçüncü derece günlerini yaşarken bile Hel artık doruğu geciktirme ve zihinsel seks gibi üstün taktiklerin deneylerine girişmişti. Cinsel teknikleri Go düzeniyle karşılaştırmak hoşuna giderdi.

Otuz yaşına geldiğinde Helin sekse ilgisi ve bu konudaki yeteneği onu doğal olarak dördüncü düzeye sürükledi. Bu en son düzeydi. Burada heyecan ve doruk önemini kaybediyor, büyük bir oyunun içindeki ayrıntılar olarak kalıyordu. Bu oyun hem Gonun zihinsel enerjisini ve kontrolünü, hem Seylanlı hayat kadınının öğrettiklerini, hem dağcının gücünü, hareketliliğini ve dayanıklılığını gerektirmekteydi. Helin en sevdiği oyun, kendi icat ettiği ve Kikaşi sevişmesi adını verdiği oyundu. Bu ancak dördüncü dereceden bir kadınla oynanabilirdi. O da her zaman değil. Her iki taraf da kendini çok güçlü hissettiği zamanlarda.

Altı tatami kadar küçük bir odada oynanıyordu. Her iki taraf da kimono giyiyor, karşılıklı duvarların dibinde, yüzleri birbirine doğru, diz çökerek oturuyorlardı. Her biri, yalnızca konsantrasyon yoluyla, doruğun eşiğine gelip orda beklemek zorundaydı. Birbirine dokunmak yasaktı.Yalnızca konsantrasyona ve tek elle yapılan hareketlere izin vardı. Oyunun amacı, kendi doruğa varmadan karşındakini doruğa ulaştırmaktı. En iyi de yağışlı havalarda oynanabiliyordu. Zamanla Hel kikaşi sevişmesini bir yana bıraktı. Çok fazla efor gerektiriyordu. Hem de yalnız ve bencil bir deney olduğundan, en iyi sevişmelerin bitiminden sonraki okşamalar ve sevgi ifadelerini ortadan siliyordu.

Hananın gözleri gösterdiği çabadan sımsıkı yumulu, dudakları dişlerinin üzerinde gerili durumdaydı. Helin kendisini sımsıkı tuttuğu pozisyondan kurtulmaya çabalıyor ama Hel onu bırakmıyordu. Hana Bunu yapamazsın diye konuşmuştuk diye yalvardı.
Ben kabul etmemiştim.
Ah , Nico.. ben Dayanamayacağım! Allah kahretsin!

Sırtını kavislendirdi, doruğuna engel olmak için son bir çabayla ağzından bir çığlık kurtuldu. Onu saran duygu hemen Hele de bulaştı. Derhal pozisyonu değiştirip Hananın peşi sıra o da doruğa ulaştı. Ve tam o anda yakınlık sezgisi alarm çanlarını çalmaya başladı. Hana numara yapmıştı! Yaydığı titreşimle gerçek dorukta olduğu gibi dans etmiyordu şuanda. Hel hemen kontrolünü toparlayıp kendini doruğunu geciktirmeye çalıştı ama geç kalmıştı. Kontrol düzeyini aşmıştı artık. Seni şeytan diye bağırdı. Hana birkaç saniye sonra ona yetişirken bir yandan da gülüyordu.

Bakalım Hananın yaşadıkları hakkında neler söylüyor kadim Taocular.

Kadında Orgazm (Dokuz Düzey):

Bir kadının orgazmı bir erkeğininkinden tümüyle farklıdır. Tanrı�nın bir hata yaptığına inanmıyorum ama eğer Tanrı hata yapabilecek olsaydı, kadın ve erkek için farklı orgazmlar yaratmak bunlardan biri olurdu herhalde.

Farklı orgazmlar, doğrudan ya da dolaylı olarak, insanlığın çektiği acının büyük bir bölümüne neden olmaktadır.

Bir erkeğin orgazmı keskin bir doruk olarak betimlenebilir; bir kadınınkiyse gittikçe yükselen bir dizi yokuş ve o yokuşları izleyen, aşağı doğru inen bir yokuştur. Bir çifti cinsel uyuma, cinsel zevke, cinsel doyuma ve bilgeliğe götürecek tek yol anlayış yoludur, bu anlayış yolu da bu iki farklı orgazmı anlamaktan geçer. Kadın ve erkek orgazmını anlamada atılacak ilk adım, bilgi edinmektir.

Kadın orgazmını anlamayı kolaylaştırmak için, kadın orgazmı dokuz deneyim ya da aşamasına ayrılmıştır. Gerçekte, bu dokuz adım çeşitli derecelerde çakışır ve düzeyli deneyimler yaratır. Orgazm yaşayan bir kadın çiçek açmakta olan bir lotüse benzetilebilir. Tam bir orgazm yaşayan -orgazmın dokuz düzeyini birden yaşayan- bir kadın kendisini ona hizmet eden erkeğe teslim edene kadar dokuz çiçek açma aşamasından geçer.

Bir çok erkek, hatta bir çok kadın, dördüncü düzeydeki vajinal spazmları tam bir orgazmla karıştırır. Ama dediğimiz gibi, bu tam bir orgazmın yarısı bile değildir. Yazık ki, çoğu seks kitabı bu yanlış görüşü destekler; bunun nedeni de özellikle bu kitapların çoğunun erkekler tarafından yazılmış olmasıdır. Bu yazarlar dördüncü düzeydeki gözlemlenebilir tepkileri tam bir orgazm sayarlar. Kadınların erkeklerle aynı türden orgazm yaşadığını, yani kadının tırmandığını, doruğa ulaştığını ve sonra inişe geçtiğini varsayarlar(bu inişin erkeklerinkinden yavaş olduğu düşünülür) Bu, doğru değildir.

Bir çok seks bilim kitabında bu sahte orgazma birlikte gelmek adı verilir. Bu aynı zamanda mükemmel mutluluk ya da en yüksek uyum olarak da tanımlanır. Hatta bu nokta bir çiftin ulaşabileceği en mükemmel yer olarak övülür . Ama Seksin Taosunu uygulayanlar bundan daha yüksek mutluluğa ve uyuma ulaşabilirler.

Burada şu önemli konuyu belirtmek gerekir ki, bir kadın yalnızca bir erkek tarafından doyuma ulaştırılabileceği için, bu işlevi yerine getirmek erkeğin görevidir.

Erkeğin rolü kadına hizmet etmektir ve eğer kadın doyuma ulaşamıyorsa, bunun sorumlusu erkektir. Bir kadın orgazm durumundayken açılma ve alma konumundadır, eğer bir erkek

kadınını tümüyle memnun ederse, onun koşulsuz sevgisini kazanacaktır. Bu, yaşamın gerçeğidir.

Küçük bir ipucu; Eğer erkek vajinaya girişi sırasında anüsünü gevşetir ve dışarı çıkarken anüsünü sıkarsa, dayanıklılığı büyük ölçüde artacaktır. Yine aynı şekilde, erkeğin giriş esnasında nefes verip çıkarken alması da penisin şeklinde yapacağı küçük değişiklik sayesinde kadının daha fazla zevk almasını sağlayacaktır.

Kadınlar için İyileşme ve Gençleşme:

Seksin Taosu genç, doğurgan bir kadının menstrüasyonunu (regl) güvenli biçimde sona erdirmenin yolunu öğretir. Bir süre boyunca, Geyik egzersizinin birinci ve ikinci bölümleri çalışılırsa menstrüasyon sona erer ve kadın bundan sayısız yararlar sağlar.

Normalde her ay rahim duvarlarının dış tabakası, döllenmiş yumurtanın rahme gireceğini

umarak kan damarlarıyla kalınlaşır. Eğer bir yumurta sperm tarafından döllenirse, kalınlaşan duvarlara tutunur ve besince zengin hale gelmiş bu duvarlara hücum etmeye başlar.

Annenin kanındaki besin maddelerini alan yumurta, tümüyle gelişmiş bir bebek haline gelene kadar sürekli olarak büyür. Eğer yumurta hiçbir zaman döllenmezse rahme girmez ve kalın kan tabakası soyulup gider, çünkü artık ona gerek kalmamıştır. Bu tabakanın her ay soyulup bedenden atılması, yani menstrüasyon sırasında büyük miktarda kan ve besin maddesi yitirilir.

Geyik Egzersizi Menstrüasyonu durdurur. Bazı kadınlar bundan çekinirler çünkü bunun doğal olmadığını düşünürler. Ama endişeye gerek yoktur. Reglin sona ermesi aslında garip bir şey değildir; menopoz, hamilelik ya da çocuk emzirme dönemlerinde derhal kendiliğinden sona eren bir döngü olduğu unutulmamalıdır.

Bir kadın hamile kaldığında, beden içgüdüsel olarak kanı alıp bunun hepsini gelişmekte olan yumurtaya yönlendirir. O zaman, normalde menstrüasyon sırasında yitirilen kan ve enerji özellikle cinsel salgı bezleri tarafından cenini beslemede kullanılır. Doğumdan sonra eğer anne bebeği emzirirse, menstrüasyon hemen başlamaz çünkü kan süte dönüşmek için göğüslere gider.

Geyik Egzersiziyle menstrüasyonu durduran kadın, bedenin içsel zekasını ya da içgüdüsünü harekete geçirerek kanı cinsel salgı bezlerini besleyip güçlendirmek için yeniden yönlendirmiş olur.

Bir kadının regl döngüsü durduğunda, kadın o süre içinde büyük olasılıkla hamile kalamayacaktır. Ama kayıtlar bir kadın Geyik egzersizini yapmayı bıraktığında regl döngüsünün yeniden eski haline geldiğini ve kadının sağlıklı bir hamilelik yaşayabildiğini göstermektedir. Ayrıca menstrüasyonu durdurmanın hiçbir kalıcı etkisi yoktur.

Geyik egzersizinin regli durdurmasındaki neden emzirmenin regli durdurmasının nedeniyle aynıdır. Geyik egzersizi yapıldığında, beden sanki bir bebek düzenli olarak göğüsleri emiyormuş gibi tepki verir; bedendeki kan rahme hücum etmek yerine göğüslere hücum eder. Taocular bu olaydan kanı geri çevirmek olarak söz ederler çünkü bu bütün bedenin, özellikle de cinsel organların yeniden enerji kazanmasına sebep olur.

Bu teknikten binlerce yıl boyunca etkin bir aile planlaması tekniği olarak yararlanılmıştır. Ama, teknik öncelikle kadının genç görünüşünü korumak için kullanılmıştır. Tarih kayıtları güzellikleriyle ünlü kadınların bir çok çocuk doğurduktan sonra bile bu tekniği düzenli olarak kullandıklarını göstermektedir.

Hep söylüyorum bu defa da yineleyeceğim; İnsana yakışan, düşünmektir, bilmek, öğrenmektir, araştırmak, okumaktır. Ve birbirini anlamaya, onun gibi düşünmeye çalışmaktır!

Sadece Kadın ve Erkek olmak o kadar kolay ki... Bırakın kendinizi akıntıya, oynayın toplumun size biçtiği rolleri Uyun modaya yeter!Lakin İnsan olmak.. Ne kadar da zor! Öncelikle sürekli okumayı gerektiriyor, sonra üzerinde düşünmeyi, düşünerek hareket etmeyi! Hatta söz konusu Seks olduğunda bile İşte o çekik gözlü minik insanlar bu konuya bir hayli kafa yormuşlar, birazını gördünüz. Peki ya siz? Ben? Etrafımızdakiler? Ne kadar kafa yoruyoruz konuya? Nasılsa doğuştan biliyoruz değil mi..

Dün izlediğim bir filmin içimde uyandırdıklarıyla veda etmek istiyorum bu ay.. Adı Beş Kere İki, sondan başa giden filmlerden.. Bir çiftin boşanma sahnesinden başlıyor, tanışmalarına doğru geri gidiyor...

Ne kadar önemli, ama ne kadar da önemli noktalar var birliktelik , evlilik hayatında. Ve cinsel hayat öylesine önemli bir kolon ki o binayı, o müesseseyi ayakta tutan!!! Zaten film de bunu gösteren çırılçıplak sahnelerle, gözlerinizde ve beyninizde şimşekler çaktırarak başlıyor! Düşünme kabiliyetini bir kenara bırakıp güdülerine teslim olduğunda bir erkeğin nasıl bir hayvana dönüştüğünü karelerle belgeleyerek!!!

İşi şansa bırakmayalım! Özellikle bu konuda DONANALIM!! Bir kitabın izlerini daha paylaştım elimden geldiğince. Son sözlerimi ise kullanılmasından nefret ettiğim bir deyimi eleştirmeye ayırdım!

Yatmak ne demek

Bir insan tek başına yatar!

Oysa iki seven birlikte olur!!!

İngilizce karşılığı o kadar mükemmel ki Make Love!

Nolur yatmayın!!!

İkisi arasındaki fark dağlar kadar!!!

Okyanusta hırçın dalgalarla boğuşurken ben de bilmiyordum bunları,

Tanrı Cennetten bir çiçek yolladı, yetiştiği sahile çevirdim yönümü, vardım Tümüme..

Ve o sıcacık Koyum sayesinde öğrendim, öğreniyorum Sevmeyi, Sevilmeyi

Bedenen ve Ruhen Okşamayı, Okşanmayı!

Teşekkürler Sim Alem!

Aşk Yapın Dostlar!!!!

SEVİN BİRBİRİNİZİ!!!

Birbirinizi sevmeyi öğrenin ve SEVİŞİN!!!

seven isimli dergi yazarından alıntıdır
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Kar

Elit Üye
Katılım
24 Mar 2009
Mesajlar
637
Tepkime puanı
95
Sonuna kadar dikkatle okunacak bir yazı,alıntı yapılan kitaplar bilgelikle doludur.Uruma çok teşekkürler.Ben tek bir şey eklemek istiyorum. Erkeklerde sperm kaybı nasıl hayatın süresini kısaltıyorsa kadınlardada rahime değişik erkeklerden sperm girişi aynı etkiyi yapıyor.Bir kadınla beraber olan bir erkek,onun rahimine bıraktığı spermlerle o kadının enerjisinden 7 yıl kullanabiliyor.Ne yazıkki bunlar bizlere öğretilmiyor.Ne dersiniz tek eşlilik hem kadın hemde erkek için en uygunu değilmi?
 

lavi_nia

Kayıtlı Üye
Katılım
17 Haz 2010
Mesajlar
44
Tepkime puanı
0
Sonuna kadar dikkatle okunacak bir yazı,alıntı yapılan kitaplar bilgelikle doludur.Uruma çok teşekkürler.Ben tek bir şey eklemek istiyorum. Erkeklerde sperm kaybı nasıl hayatın süresini kısaltıyorsa kadınlardada rahime değişik erkeklerden sperm girişi aynı etkiyi yapıyor.Bir kadınla beraber olan bir erkek,onun rahimine bıraktığı spermlerle o kadının enerjisinden 7 yıl kullanabiliyor.Ne yazıkki bunlar bizlere öğretilmiyor.Ne dersiniz tek eşlilik hem kadın hemde erkek için en uygunu değilmi?


Bencede tek eşlılık:)
 

Little Tin Goddess

Kayıtlı Üye
Katılım
26 Kas 2011
Mesajlar
65
Tepkime puanı
11
Konum
İstanbul
İş
GSF
Ben bir kitap daha görmüştüm seks yogası ile ilgiliydi çakraları açarak daha enerjik ve uzun ömürlü hale getiriyormuş :)
 

Perina

Banlı Kullanıcı
Katılım
7 Eki 2011
Mesajlar
795
Tepkime puanı
62
Yaş
47
Sonuna kadar dikkatle okunacak bir yazı,alıntı yapılan kitaplar bilgelikle doludur.Uruma çok teşekkürler.Ben tek bir şey eklemek istiyorum. Erkeklerde sperm kaybı nasıl hayatın süresini kısaltıyorsa kadınlardada rahime değişik erkeklerden sperm girişi aynı etkiyi yapıyor.Bir kadınla beraber olan bir erkek,onun rahimine bıraktığı spermlerle o kadının enerjisinden 7 yıl kullanabiliyor.Ne yazıkki bunlar bizlere öğretilmiyor.Ne dersiniz tek eşlilik hem kadın hemde erkek için en uygunu değilmi?

Kesinlikle haklısınız..Demek dinler ahlaki kuralları boşuna koymamışlar öyle değil mi?..Yukarıdaki yazının tamamını okuyamadım(sonra okurum kesin)ama eminim çok faydalıdır..Ama sizin yorumunuz çok doğruydu..
 

gizlimabetperisi

Kayıtlı Üye
Katılım
7 Ara 2008
Mesajlar
215
Tepkime puanı
18
Bu güzel paylaşım için teşekkür ederim. Dünyamızdaki cinsel istismarın, şiddetin, hor görmenin, eziyetin arasında güzel düşüncelerle kaleme alınmış bu yazı en azından hayatımıza değer kattı diye düşünüyorum.
Kar isimli arkadaşımızın bilgisini şu şekilde biliyorum:
3 Kez aşk yapan kadın ve erkek birbirinden enerji çekebiliyor ve bilgi transferinde bulunabiliyor. Yoga bölümü altında da bu konuya kısaca değinmiştik diye hatırlıyorum.
Syg.
 

lost66

Banlı Kullanıcı
Katılım
21 Şub 2011
Mesajlar
220
Tepkime puanı
25
Yazınızı beğendim fakat sperm çıkınca vücuttan doğru bi yorgunluk oluyo hormonlar vs gidiyo,sperde gidiyo, fakat 3-4 gün içerisinde eski haline geliyo hormonlar ve spermler. Dolayısıyla erkeğin kişiliğinin gitmesi tuhaf! Eğer öyle olsaydı A.B.D Japonya Çin vb. cinsel yönde sapkınlıkta olan bu ülkelerdeki erkekler deyim yerindeyse zamanla hafızada sorunlar yaşardı yada özürdilerim ama gerizekalı bile olurdu bence.Kişilikten bişey gittiğini düşünmüyorum. Bi çocuk yapacak o çocuk doğar babadan huy vb şeyleri alır. Kişiliğinide alır ama babadaki kişilik kalıptır ve bence eksilmez. Yalnışsam düzeltin.
 

lost66

Banlı Kullanıcı
Katılım
21 Şub 2011
Mesajlar
220
Tepkime puanı
25
Unutkanlık kesinlikle oluyo bu bigerçek. Ama sürekli yapılmazsa geri hafıza eski halini alıyo.
 

Luciferian

Kayıtlı Üye
Katılım
12 Nis 2010
Mesajlar
3
Tepkime puanı
1
Taocu seks ile ilgili bir sorun var "boşalmadan orgazm" :D yok artık daha neler
 
  • Beğendim
Tepkiler: dgo

gümüş

Kayıtlı Üye
Katılım
11 Kas 2010
Mesajlar
1,684
Tepkime puanı
243
Mantak Chia'nın Cinsel Refleksoloji adlı kitabı var, edinmenizi öneririm.
 

ela.nass

Kayıtlı Üye
Katılım
15 Tem 2019
Mesajlar
213
Tepkime puanı
461
Konum
Bosphorus ?
İş
İntelligence
Sonuna kadar dikkatle okunacak bir yazı,alıntı yapılan kitaplar bilgelikle doludur.Uruma çok teşekkürler.Ben tek bir şey eklemek istiyorum. Erkeklerde sperm kaybı nasıl hayatın süresini kısaltıyorsa kadınlardada rahime değişik erkeklerden sperm girişi aynı etkiyi yapıyor.Bir kadınla beraber olan bir erkek,onun rahimine bıraktığı spermlerle o kadının enerjisinden 7 yıl kullanabiliyor.Ne yazıkki bunlar bizlere öğretilmiyor.Ne dersiniz tek eşlilik hem kadın hemde erkek için en uygunu değilmi?
Bir yerde daha okumuştum enerji alış verişinin yedi yıl sürdüğünü, fakat neden yedi yıl ?
 

Sauron

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Mar 2018
Mesajlar
82
Tepkime puanı
104
Konum
Berlin
Sonuna kadar dikkatle okunacak bir yazı,alıntı yapılan kitaplar bilgelikle doludur.Uruma çok teşekkürler.Ben tek bir şey eklemek istiyorum. Erkeklerde sperm kaybı nasıl hayatın süresini kısaltıyorsa kadınlardada rahime değişik erkeklerden sperm girişi aynı etkiyi yapıyor.Bir kadınla beraber olan bir erkek,onun rahimine bıraktığı spermlerle o kadının enerjisinden 7 yıl kullanabiliyor.Ne yazıkki bunlar bizlere öğretilmiyor.Ne dersiniz tek eşlilik hem kadın hemde erkek için en uygunu değilmi?
Tek Eşlilik = Vejeteryanlık
 

dennise

Banlı Kullanıcı
Katılım
24 Ağu 2017
Mesajlar
2,594
Tepkime puanı
5,541
Konum
Balkanlar
Taocu seks ile ilgili bir sorun var "boşalmadan orgazm" :D yok artık daha neler

Beyin orgazmında duygusal tatmin yaşanır.
Beden orgazmında genellikle sinir sistemi üzerinden bir geçici rahatlama yaşarsın.

İşte o sinir sistemi uyuşması insanların kafasını karıştırıyor. Çünkü kokain gibi, içki bağımlılığı gibi kısa metraj haz ile hayatını kilitliyor. Hafıza kayıpları bu yüzden yaşanıyor. Bacak gördün mü, dekolte gördün mü, hafızan ve zihnin bloklanıyor artık.

Beyin orgazmı ile yaşanan orgazm, sexten sonra 90 yaşında bir kadim bilge hissi verir ve sen hayatına daha yaratıcı fikirlerle devam edersin. 90 yaşına geldiğinde bile beynin sana o simülasyonu bilgelik olarak yaşatır. Hormonal dengen ileri yaşlarda bile korunur.

Beden orgazmında sadece stress atmış olursun. Ama bu kısa vadede yine zihnine sex ihtiyaçlarının güdüsünü hatırlatır. Ve hafızan önemsiz bir boşalma uğruna sürekli kırmızı bültenle kesilir. Orta yaşlarda ise işin biter ve hormonal dengen bozulur.
 

magicex

Kayıtlı Üye
Katılım
21 Eki 2012
Mesajlar
180
Tepkime puanı
113
Herkese merhaba,

Forumun yeni formatı hayırlı uğurlu olsun.

İşte o sinir sistemi uyuşması insanların kafasını karıştırıyor. Çünkü kokain gibi, içki bağımlılığı gibi kısa metraj haz ile hayatını kilitliyor. Hafıza kayıpları bu yüzden yaşanıyor. Bacak gördün mü, dekolte gördün mü, hafızan ve zihnin bloklanıyor artık.

Orta yaşlarda ise işin biter ve hormonal dengen bozulur.

Sayın dennise,

Bahsettiğin hafıza kaybı ve hormonal denge bozukluğu sence kabile hayatı yaşayan insanlarda da aynı tepkimeyi veriyor mu? Yoksa o bedenlerdeki ruh ya da bilinç ile vücudunun tamamını kapatan bedenlerde yaşayan ruh ya da bilincin tekamülü farklı mı oluyor?
 

dennise

Banlı Kullanıcı
Katılım
24 Ağu 2017
Mesajlar
2,594
Tepkime puanı
5,541
Konum
Balkanlar
Sayın dennise,

Bahsettiğin hafıza kaybı ve hormonal denge bozukluğu sence kabile hayatı yaşayan insanlarda da aynı tepkimeyi veriyor mu?

Her türlü haz ve aşırılık hafıza bloklanması yaratır. Bunun coğrafyaya göre pek bir değişkenliği yok.

Kabile hayatında tüccarlar olurdu. Bunlar altınlarını sayar sayar biriktirirlerdi. Saymak için biriktirir, biriktirdikçe sayarlardı. Beyin kilidi resmen.

Her türlü takıntı, fetişizm, obsesyon hafızayı zorlar.

Çünkü hafıza aslında bir akıştır. Duygu ve ibret nazarı ile hafizadaki bir Birgi çağrılır ve kullanılır. Duygular hazlarin ve așırılıkların esiri olursa ne nörolojik hafızaya ne de ilham dediğimiz kolektif hafızaya, ne de Nirvana dediğimiz kozmik bilinç hafızasına yükselen bağlantı olusmaz. Hazlar işte bu yüzden yerinde kullanılmalıdır. Yoksa beyin gücüne tutunan asalak mantar haline gelirler.
 

dgo

Kayıtlı Üye
Katılım
13 Nis 2018
Mesajlar
41
Tepkime puanı
47
Harika bir yazı olmuş,ders çalışır gibi okudum.Teşekkürler Urum
 

taroh

Kayıtlı Üye
Katılım
5 Tem 2017
Mesajlar
535
Tepkime puanı
216
Evet küçük boylu çekik gözlü insanlar bu işlere de baya kafayı yormuş bir tür kung fu vb dövüş sanatı felsefesi oluşturmuşlar gibi
 
Üst