Saf Aklın Mucizeleri

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Tepkime puanı
132


İnsan, yaşadığı yer olan dünya ve bulunduğu boyut nedeniyle – hâlâ – bir bedene mahkumdur. Oysa beden, üst akıl temsilcileri için çoğu zaman gereksiz bir ayrıntıdan başka bir şey değildir. İnsan için de geçerli olan evrensel kanun ise; aklın bedensiz varolabilmesine rağmen, bedenin akılsız var olamayacağıdır.

Dünya dışı varlıkların büyük bir bölümü, bedensel bir yapıya sahip olmayıp, sadece akıl olarak varlıklarını sürdürürler. Tüm evrenle temaslarını, insanlar gibi beş duyudan ibaret bedenleri ile değil, yalnızca akılları ile kurarlar.

Akıl çoğumuzun sandığının aksine, beynin nöronları arasında oluşan elektriklenme değil, beynin de tüm işlemlerini yöneten «evrensel» bir güçtür. Yapısı elektromanyetik olup, tüm evreni kapsar.

Saf akıl sahibi olan Dünya dışı varlıklar beden sahibi olmamalarına rağmen, insana istedikleri şekilde gözükebilecek yeteneğe sahiptirler. Çünkü «görme» dediğimiz şey gözde değil, beyinde gerçekleşmektedir. Beynimiz de « parçası olduğu » aklın yardımı ile görebilmektedir. Bu yüzden bu varlıklar insanlara nasıl gözükmek isterlerse o şekilde gözükebilirler.



Saf Aklın Yolculukları

Dünya dışı yaşamın temsilcileri geçmişte ve günümüzde bizleri sürekli ziyaret etmişlerdir. Hatta daha önce de belirttiğimiz gibi, bazı araştırmacı ve yazarlar,insanlık tarihine bu dünya dışı uygarlıklardan gelen ziyaretçilerin yön verdiğini iddia etmektedirler fakat elimizde bunu kanıtlayacak kesin deliller bulunmamaktadır.

Dünya dışında şuurlu yaşam olduğuna inananların bile büyük bir çoğunluğu, bu varlıkların Dünya’ya gelmiş olduklarına inanmak istememektedir. Bunun nedeni ise fiziksel anlamdaki devasa uzaklıklardır. İnsan, çok doğal olarak, her şeyi fiziksel olarak hesaplamak zorunda olduğundan, uzaydaki akla hayale sığmayacak ölçüdeki uzaklıkların « aşılamayacak » olduğunu düşünür. İnsan söz konusu olduğunda bu iddia 21. yüzyılda erişilmiş olan teknolojiyle bile gerçektir.Ama bu durum acaba tüm canlılar için geçerli midir?

Gökbilimciler, insanlar için gerçek hayatta «inanılmaz derecede büyük» mesafeleri ölçmek için «Işık yılını» kullanırlar. Işık yılı; ışığın bir yılda geçtiği uzaklığa eşdeğer bir uzunluk birimidir ve değeri yaklaşık 9,461x 10 12 km’dir. Bu da 9,5 trilyon km’ye yaklaşık bir uzunluktur. Bu bile insan aklı için yeterince zorlayıcı bir uzaklıkken, en yakın yıldızın 4,3 ışık yılı uzaklıkta olduğunu düşününce insan adeta «ürperir». Bu uzaklıkların asla kat edilemeyeceğini düşünerek, Dünya dışı canlıların da bu yolu aşarak Dünya’ya gelemeyeceklerine karar verilir. Ancak bu yalnızca bedensel yolcuklar için doğru bir iddiadır.

Bilim adamları dâhil herkes, böyle bir yolculuğun binlerce sene boyunca süreceğini ve bunun insan hayatı için geçerli normlara göre «imkansız» olduğunu öne sürerek «uzay yolculuklarının» ancak bilimkurgu filmlerinde olabileceğini iddia eder. Buradaki temel hata, hesabın insanlığın eriştiği teknoloji ve diğer önemli «insan standartları» temel alınarak yapılıyor olmasıdır. Bu şekildeki bir hesapla elbette en yakın yıldıza bile gitmek insan için hayaldir ama Dünya dışı canlıların yaşam standartları, bu tarz hesaplar yapılırken kullanılan tüm faktörlerden bağımsızdır.

Öncelikle, insan gibi bir bedene sahip olmadıkları için, Dünya dışı canlılar yolculuk etmek için herhangi bir araca da , herhangi bir güç sarf etmeye de ihtiyaç duymazlar. İkinci olarak, saf akıl için mesafe kavramı yoktur. Yani düşündükleri anda düşündükleri yerde olabilme yeteneğine sahiptirler. Bu iki adım ötesi de olsa, evrenin en uzak köşesi de olsa fark etmez; önemli olan gidecekleri yeri belirlemeleridir. Bu nedenle arkeolojik kalıntılarda UFO kalıntıları aramak saçma ve sonuca ulaştırmaktan uzak hareketlerdir. Peki, insanları yıllardır oyalayan UFO nedir?

Yıllardır, tüm insanlığın düştüğü hata burada gizlidir: Hepimiz uzaydan gelecek «UFO’lar» bekliyoruz. Hayır! Bu asla gerçekleşmeyecektir. Bedenin sınırlamalarını çoktan aşarak «saf aklı» kullanan varlıkların, elbette bir yerden başka bir yere gitmek için de «Tanımlanamayan Uçan Nesne» kullanmaları beklenemez. Seyahatlerini, akıl yolu ile gerçekleştirme olasılıkları, uçan bir nesne yaparak onlarca, binlerce ve belki milyonlarca ışık yılı uzaktan Dünyamıza gelme olasılıklarından çok daha kuvvetlidir.

Her gün ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan UFO hikayelerinin ise çok büyük bir çoğunluğu gerçektir. Gerçek olmayan asıl şey bunların Dünya dışı varlıklar tarafından Dünya’ya gelmek için kullanılan nesneler olduğudur. UFO vakalarının büyük bir çoğunlukla yaşandığı iki yer Amerika ve Eski Sovyetler Birliğiydi. Nedense Sovyetler dağıldıktan sonra Amerikanın tek süper güç haline gelmesi ile birlikte her iki ülkedeki UFO hikayeleri de oldukça azaldı. Acaba Sovyetlerin dağılmasına çok kızan «komünist uzaylılar» Dünya’yı ziyaret etmekten vaz mı geçti yoksa bu UFO’lar Amerika ve Sovyet hava kuvvetlerinin birbirlerine karşı kullandıkları «psikolojik silahlar» mıydı? Yoksa Sovyet hükümetleri Amerika’ya UFO kılığında uçaklar gönderirken, Amerikan Hava Kuvvetleri boş mu duruyordu? Tüm bu soruların – ne yazık ki – tatmin edici birer cevabı henüz yoktur ve büyük ihtimalle de hepsi «Devlet Sırrıdır».

UFO fotoğraflarının Sovyetleri korkutmaya yetmediğini gören N.A.S.A uzmanları «Düşen UFO’dan çıkarılan armut kafalı uzaylıları» ameliyat masasına yatırıp, otopsi bile yaparak bunu kamerayla kaydetmiş, böylece tüm Dünya’ya Amerika’nın uzaylılar karşısında bile ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamışlardır. (!) Bu tarz Hollywood oyunları siyasal ve askeri gücü kanıtlamak için sıklıkla kullanılır. İnsanların çoğu Dünya dışı yaratıklara karşı kendilerini korunmaya muhtaç hissederler, bu nedenle de kendimizi savunmamız gerektiğini aksi takdirde uzaylıların tüm insanları öldürerek Dünya’yı ele geçireceklerini düşünürler. Fakat daha önce de söylediğimiz gibi, saldırı ilkelliğin sembolüdür ve üstün akla sahip bir canlının «saldırmaya ihtiyacı yoktur».

Belirttiğimiz gibi, dünya dışı varlıkların Dünya’ya ya da evrenin herhangi bir yerine gitmek için herhangi bir araca ihtiyaçları yoktur. Konuya bu açıdan bakıldığında Dünya dışı varlıkların Dünya’ya gelmiş olmaları gerektiği gerçeği ile yüz yüze geliriz. Öyle ya, insan olarak hepimizin istediğimiz yere gitme şansımız olsaydı, en azından orada ne olduğunu öğrenmek için bile birçok yere giderdik. Ancak şahsi görüşüm, Dünya dışı varlıkların Dünya’ya yaptıkları ziyaretlerin turistik değil sistematik olduğu yönündedir. Yani ziyareti gerçekleştirenlerin bunu belli bir amaç için yaptıklarını ve kendilerinden üst makamlarca yönlendirildiklerini düşünüyorum.

Bunu, Mars’a çiçek dikmek için N.A.S.A tarafından görevlendirilen astronotların Mars’a gitmelerine benzetebiliriz. Burada Mars’a gidişin amacı çiçek dikmektir, Mars’ı gezip görmek değil ve bu işi gerçekleştirecek astronotları yönlendiren de N.A.S.A’dır. N.A.S.A’da hükümet tarafından bu iş için görev ve yetkilerle donatılmıştır. Astronotlar, kendi bireysel istekleri için değil, verilen görev doğrultusunda bu işi yaparlar. Bunun yanı sıra, astronotlar, sıradan kişiler değillerdir. Gidecekleri gezegen hakkında normal insanlardan çok daha ayrıntılı bilgiye sahip oldukları gibi, çok uzun süren ve oldukça zahmetli bir eğitimden de geçirilirler.

Dünya dışı varlıkların Dünya’yı ziyaretleri de tıpkı bu şekilde sistematik bir yapı içerisinde gerçekleşmiş olmalıdır. Peki, ama Dünya’yı ziyaret etme amaçları nedir?

alıntı
 

Similar Threads

Cevaplar
3
Görüntüleme
280
Cevaplar
1
Görüntüleme
206
Ü
Cevaplar
3
Görüntüleme
258
Üye silindi 70966
Ü
Üst