Ruhsal Aşkı Kategorize Etme Yanılgısı

Elnora_alila

Moderator
İnsan zihni belirsizlikle yaşayamaz. Özellikle söz konusu aşk olduğunda, yaşanan yoğunluğu bir çerçeveye sokmak ister. Bu yüzden ruhsal aşk deneyimleri tarih boyunca isimlerle etiketlenmiştir : İkiz alev, ruh eşi, karmik bağ, kader ilişkisi, kutsal birlik… Bu etiketler ilk bakışta anlam verici görünür fakat çoğu zaman bilinci aydınlatmak yerine daraltır. Çünkü etiket, deneyimin kendisinden daha gerçek hale geldiğinde, kişi artık yaşadığını değil, adını savunmaya başlar.

Kadim öğretilerde ruhsal aşk, bir sınıfa ait olmak zorunda değildir. O bir süreçtir. Kutsal birlik olarak adlandırılan bağlar, kimi zaman katalizör görevi görür ; kimi zaman ayna olur ; kimi zaman da kısa ama sarsıcı bir ders olarak yaşanır. Ancak modern spiritüel anlatılarda bu tür bağlar çoğu zaman “kaçınılmaz sonsuz birlik” fikriyle romantize edilir. İşte en büyük yanılgı burada başlar. Bir bağın ruhsal olması, onun kalıcı olacağı anlamına gelmez. Bazı bağlar yalnızca uyanış içindir, birlikte yaşlanmak için değil.

Bir diğer yaygın yanılgı, acının kutsallaştırılmasıdır. İnsanlar, bir ilişki ne kadar zorlayıcıysa o kadar derin olduğunu düşünme eğilimindedir. Oysa acı, öğretmen olabilir, ölçüt değildir. Karmik ya da katalizör bir aşk, kişiyi sarsabilir ama bu sarsıntı sonsuza dek sürmek zorunda değildir. Acıyı sürekli kılan şey sözleşme değil, dersin görülmemesidir. Etiketler burada tehlikeli hale gelir; çünkü kişi “bu ikiz alev, acı normal” diyerek kendini dönüştürmek yerine döngüde tutabilir.

Ruh eşi kavramı da sıkça yanlış anlaşılır. Ruh eşi, her zaman romantik partner olmak zorunda değildir. Kadim geleneklerde ruh eşi, bilinci destekleyen ve kişinin kendisi olmasına alan açan her türlü bağ için kullanılır. Ancak modern anlatılarda bu kavram, “beni eksiksiz kılacak kişi” fantezisine indirgenir. Bu da insanı bağımlılığa ve idealizasyona sürükler. Ruhsal aşk, eksikliği doldurmak için değil ; bütünlüğü paylaşmak için vardır.

İnsanların düştüğü bir başka yanılgı da şudur: Bir ilişki ruhsalsa, bitmemelidir. Oysa ruhsal sözleşmelerin doğası dönüşümseldir. Bir bağ, görevini tamamladığında sona erdiğinde bu bir başarısızlık değil, olgunluk göstergesidir. Eğer bir ilişki bittiğinde yalnızca öfke, takıntı ve suçlama kalıyorsa, sözleşme henüz sindirilmemiş demektir. Bu durum, etiket ne olursa olsun, bilincin hala aynı derste olduğunu gösterir.

Kategorize etme ihtiyacı, çoğu zaman kontrol arzusundan doğar. İnsan, belirsizliği isimlendirerek güvenlik yaratmak ister. Fakat ruhsal aşk, tanımlarla evcilleştirilemez. O, bilinci genişleten bir süreçtir. Tanımlar ise bilinci sınırlar. Etiketler yararlı olabilir, ancak yalnızca geçici işaretler olarak kullanıldığında. Onlara tutunulduğunda, deneyimin kendisi kaçırılır.

Gerçek ruhsal aşk, kişinin kendini kaybettiği değil, kendine yaklaştığı bir alandır. Bir ilişki ne kadar “karmik” ya da “kutsal” diye adlandırılırsa adlandırılsın, eğer kişi o ilişkide daha küçük, daha korkak ve daha bağımlı hale geliyorsa, orada bilincin değil egonun oyunu vardır. Ruh büyür, ego tutunur.

Kimi bağlar bizi yakar, kimi bağlar taşır. Kimi gelir geçer, kimi kalır. Hepsi ruhun sözleşmesinin bir parçasıdır. Ama hiçbiri, bir kelimeye indirgenecek kadar basit değildir.

Aşkı isimlerle kutsallaştırmak kolaydır. Onu bilinçle yaşamak ise ustalık ister.
 
Geri
Üst