Rasyonalizasyon, insanın yaptığı bir davranışı gerçekten neden yaptığıyla değil, neden haklı olduğuyla ilgilenmesidir. Zihin, rahatsız edici gerçeği olduğu gibi görmek yerine, onu daha katlanılabilir bir hikayeye dönüştürür. Böylece kişi yanlış yaptığını değil, mecbur kaldığını düşünerek içsel huzurunu korur.
Bu mekanizma genellikle bilinçli işlemez. İnsan kendine yalan söylediğinin farkında değildir. Çünkü anlatılan hikaye yeterince mantıklıdır. Zihin, ahlaki rahatsızlığı azaltmak için gerekçeler üretir. Koşullar, başkalarının hataları, zamanlama, niyetler. Sonuçta davranış değil, anlatı temizlenir.
Rasyonalizasyon en çok zarar verici eylemlerden sonra ortaya çıkar. Kırıcı bir söz, ihmal, sadakatsizlik ya da geri çekilme, hepsi aslında iyi niyetle yapılmış gibi yeniden çerçevelenir. Bu sayede kişi, suçluluk hissetmeden yoluna devam edebilir. Ancak bedel, gerçeğin bastırılmasıdır.
Bu savunma, sorumluluğu görünmez kılar. Kişi hatasını kabul etmek yerine, onu anlamlı ve kaçınılmaz gösterir. Böylece değişim ihtiyacı ortadan kalkar. Çünkü eğer yapılan şey zaten mantıklıysa, dönüşüm gereksizdir. Rasyonalizasyon, gelişimin önünde sessiz bir duvar örer.
İlişkilerde rasyonalizasyon empatiyi aşındırır. Karşı tarafın acısı, abartı, yanlış anlama ya da kaçınılmaz sonuç olarak etiketlenir. Bu etiketleme, kişinin kendini iyi hissetmesini sağlarken, karşısındakini yalnız bırakır. Haklı olmak, bağ kurmanın önüne geçer.
Zamanla bu mekanizma kimliğin bir parçasına dönüşebilir. İnsan sadece bir davranışı değil, kendini de savunmaya başlar. Her açıklama yeni bir açıklamayı doğurur, gerçek ise giderek daha uzağa itilir. Kişi dürüstlüğünü kaybettiğini fark etmez, çünkü dürüstlüğü yeniden tanımlamıştır.
Rasyonalizasyon fark edildiğinde etkisini yitirir. Çünkü bu savunma, ışıkta değil karanlıkta çalışır. Kişi, haklı mıyım? sorusu yerine gerçekten ne yaptım? sorusunu sorduğunda, zihnin kurduğu hikaye çözülmeye başlar. O noktada rahatsızlık artar ama dönüşüm de ilk kez mümkün olur.
Bu mekanizma genellikle bilinçli işlemez. İnsan kendine yalan söylediğinin farkında değildir. Çünkü anlatılan hikaye yeterince mantıklıdır. Zihin, ahlaki rahatsızlığı azaltmak için gerekçeler üretir. Koşullar, başkalarının hataları, zamanlama, niyetler. Sonuçta davranış değil, anlatı temizlenir.
Rasyonalizasyon en çok zarar verici eylemlerden sonra ortaya çıkar. Kırıcı bir söz, ihmal, sadakatsizlik ya da geri çekilme, hepsi aslında iyi niyetle yapılmış gibi yeniden çerçevelenir. Bu sayede kişi, suçluluk hissetmeden yoluna devam edebilir. Ancak bedel, gerçeğin bastırılmasıdır.
Bu savunma, sorumluluğu görünmez kılar. Kişi hatasını kabul etmek yerine, onu anlamlı ve kaçınılmaz gösterir. Böylece değişim ihtiyacı ortadan kalkar. Çünkü eğer yapılan şey zaten mantıklıysa, dönüşüm gereksizdir. Rasyonalizasyon, gelişimin önünde sessiz bir duvar örer.
İlişkilerde rasyonalizasyon empatiyi aşındırır. Karşı tarafın acısı, abartı, yanlış anlama ya da kaçınılmaz sonuç olarak etiketlenir. Bu etiketleme, kişinin kendini iyi hissetmesini sağlarken, karşısındakini yalnız bırakır. Haklı olmak, bağ kurmanın önüne geçer.
Zamanla bu mekanizma kimliğin bir parçasına dönüşebilir. İnsan sadece bir davranışı değil, kendini de savunmaya başlar. Her açıklama yeni bir açıklamayı doğurur, gerçek ise giderek daha uzağa itilir. Kişi dürüstlüğünü kaybettiğini fark etmez, çünkü dürüstlüğü yeniden tanımlamıştır.
Rasyonalizasyon fark edildiğinde etkisini yitirir. Çünkü bu savunma, ışıkta değil karanlıkta çalışır. Kişi, haklı mıyım? sorusu yerine gerçekten ne yaptım? sorusunu sorduğunda, zihnin kurduğu hikaye çözülmeye başlar. O noktada rahatsızlık artar ama dönüşüm de ilk kez mümkün olur.