Manevi Çalışmadaki

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Tepkime puanı
132
MANEVİ ÇALIŞMADAKİ, KABALA’DA DESTEK NEDİR? - ŞAMATİ 6

Kişi Kabala çalışırken ve tüm davranışlarının ihsan etmek için olmasını istediğinde, kişi her zaman Işık’tan destek alabilmeye çalışmalıdır. Destek canlılık olarak düşünülebilir ve bu sevgi, korku, yükseliş hissi, tazelik vs gibi hislerdir ve kişi bunların hepsini manevi çalışmasından almalı. Başka bir değişle, kişinin çalışması kendisinde bu tür hisler uyandırmalı.

Ancak, kişi manevi çalışmasını yaptıkça ve bu tür hislerden geçmiyor ise, bu Işık (Tora) tanımı altına girmez. Zira Tora ışık demektir ve manevi çalışmadan bahsederken kişinin Tora’dan aldığı manevi izlenim olan Işık’tan bahsetmekteyiz ve hocalarımızın yazdığı gibi, “Ben kötü eğilimi yarattım ve Ben şifası olan Tora’yı (ışıkda edinilen ıslah) yarattım.” Bu manevi çalışmadaki Işık’tan bahsetmektedir çünkü kişiyi sadece manevi çalışmasından edindiği Işık ıslah edebilir.

Bilmeliyiz ki Tora iki izlenime ayrılmaktadır: 1- Tora, 2- Mitzva (Sevap). Aslında bu iki konuyu da kişinin Yaratan’ın yolunda ilerlemeden önce anlaması mümkün değildir, bu yol “Yaratan’ın öğütleri O’ndan korkanlar içindir.” Bu koşul böyledir, çünkü kişi Kral’ın Sarayına girmek için hazırlanırken, Gerçeğin Yolunu anlaması mümkün değildir.

Ama hazırlık safhasında olan bir kişi için bile anlayabileceği bir örnek verebiliriz. Hocalarımız şöyle yazar; Rav Yusuf şöyle dedi “Bir sevap işlendikçe hem korur hem de kurtarır ve manevi çalışmada kişiyi hem uyguladıkça hem de uygulamasa da korur.”

“Uygulandığı” zaman demek kişinin biraz Işık aldığı zamandır. Kişi ancak Işık hala kendisiyle olduğu zaman kullanabilir, çünkü şimdi ışık kendisine yansıdığı için mutluluk içerisindedir. Buna Mitzva denir, henüz maneviyatı edinmemiştir ama ışıktan Keduşa (kutsallık) denilen canlılığı almıştır.

Öteki taraftan da, kişi manevi çalışması vasıtasıyla yol alır ve kişi kat etmiş olduğu mesafeyi “uygulamadığı” zamanda da kullanabilir. Şu demektir ki, kişiye Işık yansımadığı zaman bile, çünkü Işığın yansıması kendisinden ayrılmıştır, kişi ilerlediği yolda edindiklerini Işık kendisinden ayrılsa da kullanabilir.

Hala, kişi uyguladığı zaman bilmelidir ki, Mitzva maneviyatı uygulamadığı zamandan daha değerlidir. Uygulandığı zaman demek kişinin üzerine ışık çektiği zamandır, buna “uygulamak” denir, kişi içine ışığı aldığı zaman.

Dolayısıyla kişinin Işığı var iken, Mitzva kişinin maneviyatında ışığı olmadığı zamandan daha önemlidir, bu şu demektir; yani manevi çalışmasında bir hayat hissetmediği zaman. Bir taraftan canlılık ve hayat hissetmediği zaman, buna Işık denir ve Mitzva yaptığı zaman kişi canlılık kazanır, buna da Işık denir. Bu koşulda Mitzva daha önemlidir.

Dolayısıyla, kişi canlılık hissetmediği zaman, kişiye “kötü” denir. Bunun nedeni kişinin “Yaratan dünyayı iyilik ve iyilikseverlikle yönetiyor” diyememesindendir. Bu durum içerisindeki bir kişiye “kötü” denir, çünkü Yaratan’ını kınamaktadır, zira şimdi kendisinde hiç bir canlılık hissetmemektedir ve kişinin memnunluk duyacağı bir şey yoktur ki Yaratan’a dönüp kendisini iyi hissettiği için teşekkür etsin.

Kişi Yaratan’ın ilahi takdirinin iyilik dolu olduğunu söyleyemez, zira biz manevi yoldaki hislerimizi organlarımızda hissetmekteyiz. Eğer kişi haz ve memnunluğu hissetmezse, bir başkasının zevk ve mutluluk duygusu kendisine ne verebilir ki?

Eğer kişi gerçekten İlahiyatın arkadaşına iyilik olarak ifşa olduğuna inansa idi, buna olan inancı kişiye Yaratan’ın tüm dünyayı iyilik ve iyilikseverlikle yönettiğine inandırır ve Yaratan’ın iyilikle yönettiğine olan inancı kendisine mutluluk ve haz verirdi. Eğer kişiye hayat ve canlılık ve mutluluk getirmeyecek ise, kişinin arkadaşına Yaratan’ın sevgiyle bizlere baktığını söylemesinin ne anlamı var ki?

En önemli olan şey kişinin kendi bedeninde hissettikleridir, kişi ya kendisini iyi hissediyordur ya da kötü. Kişi arkadaşının mutluluğunu ancak oda hissederse hissedebilir. Başka bir değişle, nedenler ne olursa olsun bizler bedenin hisleriyle öğreniriz. Sadece iyi hissediyorsa önemlidir.

Ve kişi bu haldeyken “İyi ve iyiliksever” der. Eğer kişi kendisini kötü hissediyorsa, kişi Yaratan’ın kendisine sevgiyle yaklaştığını söyleyemez. Dolayısıyla, kişi tam olarak arkadaşının mutluluğundan mutluluk duyarsa ve bundan bir canlılık alırsa, kişi arkadaşı mutlu olduğu için mutlu ise, o zaman Yaratan’ın iyilikle yönettiğini söyleyebilir.

Eğer kişinin hiç neşesi yok ise o zaman mutsuz hisseder. O zaman nasıl Yaratan iyiliksever diyebilir ki? Dolayısıyla, kişinin cansız ve mutsuz olduğu zamanlarda Yaratan için bir sevgisi yoktur ve Yaratan’ı haklı çıkartamamaktadır ve çok önemli ve yüce bir Kral için çalışma olanağına sahip olduğundan mutlu olamamaktadır.

Bilmeliyiz ki Üst Işık tümüyle hareketsiz bir haldedir. Yaratan’ın tüm İsimleri aşağıdakilere göre hissedilir. Başka bir deyişle, Üst Işığa verilen tüm isimler, edinim sahibi olan kişidendir. Yani Üst Işık kişinin Işığı nasıl edindiğine göre tanımlanır, kişi Işığı hislerine göre tanımlar.

Eğer kişi Yaratan’ın kendisine bir şey verdiğini hissetmiyorsa, kişi Yaratan’a ne isim verebilir ki? Kişi Yaratan’a inandığı zaman, kişi hissettiği her halin Yaratan’dan geldiğini söyler. O koşulda kişi içinde bulunduğu hissi hale göre Yaratan’ı tanımlar.

Eğer kişi içinde bulunduğu koşuldan memnun ise, kişi Yaratan için iyiliksever der, çünkü hissettiği budur, O’ndan iyilik geldiğidir. Bu koşuldaki kişiye Tızadik (Haktan yana) denir, zira kişi Yaratan’ı Matzdik (haklı görmek) durumundadır.

Eğer kişi içinde bulunduğu koşulda kendisini kötü hissediyorsa, kişi Yaratan’ın kendisine iyilikle yaklaştığını söyleyemez. Dolayısıyla, o koşuldayken kişiye Raşa (Kötü) denir çünkü Yaratan’ı Marşiha (kınamak) konumundadır.

Ancak, bu koşulların arası yoktur, şöyle ki kişi içinde bulunduğu halde hem iyi ve hem de kötü hissediyorum dediği bir zaman yoktur. Kişi ya mutludur ya da mutsuz.

Hocalarımız şöyle yazdı: “Dünya sadece ya tümüyle kötü ya da tümüyle erdemli için yaratıldı.” Çünkü kişinin kendisini hem iyi hem de kötü hissettiği bir realite yoktur.

Hocalarımız bir arası var dediklerinde, bu yaratılan varlıkların bir zaman kavramı algıladıklarından kaynaklanmaktadır. İki koşulda ara dönem var diyebilirsiniz, arka arkaya, tıpkı iniş ve çıkışların olduğunu öğrendiğimiz gibi. Bunlar iki zamandır, kişi bir kötüdür ve bir de erdemli. Kişinin iyi ve kötü hissetmesi aynı anda olamaz.

Şöyle ki maneviyat (Tora) Mitzva’dan daha önemlidir dedikleri zaman, bu tam olarak uygulanmadığı zamandır, şöyle ki kişinin canlılığı yoktur. Sonra maneviyat içinde hayat olmayan bir Mitzva’dan daha önemli olur.

Bunun böyle olmasının nedeni kişi içinde hayat olmayan bir Mitzva’dan bir şey alamaz, zira maneviyatta kişi yolunda edindiklerine hala sahiptir. Canlılık kişiden ayrılmasına rağmen, aldığı yol içinde kalır ve bunu kullanabilir. Belli bir zaman vardır ki Mitzva maneviyattan (Tora) daha önemlidir, yani Mitzva da canlılık bulduğu ve manevi çalışmasında canlılık bulmadığı zaman.

Dolayısıyla uygulanmadığı zaman, yani kişi çalışmasında hayat ve mutluluk hissetmediğinde, kişinin dua etmekten başka çaresi yoktur. Ancak dua ederken kişi kötü olduğunun farkında olmalıdır çünkü dünyadaki iyiliği ve mutluluğu hissetmemektedir, Yaratan’ın iyi olduğuna dair kişisel hesaplamalar yapmasına rağmen.

Bunun yanı sıra, kişinin çalışmasında yaptığı tüm düşünceler gerçek değildir. Çalışmasında, eğer düşüncesi peşinde hareket getiriyorsa, yani organlarında his, şöyle ki organları Yaratan’ın iyi olduğunu hissetmektedir, kişinin organları hayat ve mutluluk hissetmelidir. Eğer kişi canlılığı hissetmiyorsa, organları Yaratan’ı sevmiyorsa, zira O sadece iyilik verir, kişinin tüm hesaplamaları ne işe yarar ki?

Böylelikle kişi anlamalıdır ki eğer kişinin manevi çalışmasında bir canlılık ve mutluluk yok ise, bu kişinin kötü olduğuna dair bir işarettir, zira mutsuzdur. Eğer bir harekete neden olmuyorsa yapılan tüm hesaplamalar yanlıştır, yani kişiyi Yaratan sevgisine getirmiyorsa, çünkü O yaratılanlara sadece iyilik ve mutluluk verir.

alıntı
 
Üst