Japon Tanrıçaları

URUMHAMATAHAYİL

Yönetici
Katılım
5 Haz 2008
Mesajlar
6,405
Beğeni
2,363
İş
Wellness Antrenör/Psikolog/ Sosyolog
japon tanrıçaları

Izanami

Izanami (Katakana; Kanji veya, "davet eden"), Japon mitolojisinde hem yaratıcılık hem de ölüm tanrıçası. Tanrı Izanagi'nin eski karısıdır. Ayrıca Izana-mi, Izanami-no-Mikoto veya Izanami-no-kami.

[Gök Sütunu ve Sekiz Kulaçlık Hol Kurmaca olarak icad edilen tanrılar dizisinin son çiftinin gözleri önünde, ezeli deniz, sonsuz tuzlu su yayılıyor. Göğün asma köprüsünde duruyorlar, ve bu ezeli denizin “herhangi” bir yerinde kara bulunduğu olasılığını hesaplıyorlar. Nihongi böyle ifade ediyor. Kojiki’de ise, Gök Tanrılar ikilisine emrediyorlar. “etrafta dolaşan ülkeyi” sabitlemelerini istiyorlar. Kojiki bu şekilde, gizli bir yerden etkide bulunan ezeli Gök Tanrılarını, yaratılışı fiilen yürütmekte olan çiftle ustaca aynı bağlama oturtuyor. İlk çocuğun başarısızlığı, söz konusu Gök Tanrılarını bir kez daha devreye sokma fırsatı veriyor. Nihongi’nin iki tanrıyı tamamen kendi inisiyatifleri doğrultusunda hareket ettiriyor. Mızraklarından damlayan tuzlu su pıhtılaşıp Onogoro adasını meydana getiriyor. Yani kendiliğinden pıhtılaşmış olan adayı: tanrılar bu sabit noktaya inditor ve karı koca olup ülkeleri meydana getiriyorlar. Nihongi’de bu adayı toprak ortasının saygın sütunu olarak ilan ediyorlar ve bu sütunun etrafından ayrı ayrı ters yönlere yürüyerek dolaşıyorlar. Oysa Kojiki’de gök sütunu dikiliyor ve sekiz kulaçlık holü oluşturuyorlar. Ezeli çiftin evliliği, dünyanın merkezinde gerçekleşiyor. Yer ve göğü birbirlerine bağlayan merkezi sütunla kalmıyor. Tanrılar öyle bir saray oluşturuyor ki, bu sarayın orta sütununu gök sütun teşkil ediyor. Söz konusu saray, hiro kelimesiyle en veya kulaç şeklinde bir ölçü birimi verilmiş olup, bununla sütun aralıkları kastediliyor. Ancak evrenin merkezinde meydana getirilen sekiz kulaçlık bir hol, sıradan bir büyük çaplı saray olmadığı gibi, bir evlilik kulubesi de değildir. Kozmolojik açıdan önem taşıyan sekiz rakamı bir tümellik, bir bütünlük anlatmaktadır.sekiz rüzgar bütün rüzgarlardır. Sekiz istikamet bütün istikametlerdir. Yani bütün dünya. Bu durumda sekiz enli bir binada da, tüm yönlere işaret eden bir binadır.sekiz rakamı, dört rakamının iki katıdır. Dört istikamet ifadesiyle de tüm düny kastedilir. Dünya binasının sekizgen veya kare şeklinde tasavvur edilmesi, sonuçta fark etmiyor. Sembolizm daima bütüne işaret ediyor. Mitolojik sekiz kulaçlık holün gerçekleşir gibi göründüğü bir bina, Japonya’da bulunuyor. Bu bina, eski İzumo’daki Büyük Kizuki Tapınağıdır. Kare biçimli bir binadır bu sütun aralıkları sekiz adettir. Dört istikamete göre düzenlenmiştir. Çatının tepesine kadar uzanan devasa bir orta sütunu vardır. Japonya’nın en eski dinsel binası olabilir. Dünyanın Döllenmesi ve Doğumu Ezeli çiftin ikinci üreme denemesi, adaların ve tanrıların, dağların, ırmakların, ağaçların ve otların doğumuyla ya da Nihongi’nin ifade ettiği üzere, bütün nesnelerin doğumuyla sonuçlanıyor. Kojiki, ilk önce sekiz ada sayıyor. Bu adalar ilk başta doğduklarından onlara sekiz büyük ada ülkesi adı veriliyor. Bu, Japonya Ada İmparatorluğunun eski adlarından biridir. Bu isim Nihongi’de de, ilk başta doğmuş olan sekiz adanın dile getirilmesinden sonra zikrediliyor. Fakat sıralanan sekiz adanın hepsi örtüşmüyor, belirtilmeyen başka adalar da yer alıyor. Nihongi’de bunlar su köpüğünün pıhtılaşmasından meydana geliyor. Sekiz adanın vurgulanması, zikredilmediklerindeki uyumsuzluk, belirli başka adalarla sınırlı kalış; bütün bu hususlar, erken dönem Yamato devletindeki coğrafi bilgilere ya da iktidar orantılarına yönelik düşüncelerin doğmasına yol açmışlardır. Adaların doğumunu, tanrıların doğumu izliyor. Kojiki’de bu noktada anılan tanrıların ve haleflerin çoğu, sadece birer isimden ibaret kalıyor. Dört ya da beş tanesine norito’da, yani büyük ölçüde 8.yüzyılda kaleme alınmış olan resmi ritüel dualarda hitap ediliyor. Fakat daha başka bir rol oynamıyorlar. Kısmen resmi kült bağlamında, kısmen de halk inanışında saygı gören sayısı çok az. Ateş Tanrısının Doğumu ve Ezeli Ananın Ölümü Ateş Tanrısı Öncelikle ateş tanrısını görüyoruz. Farklı adlarıyla, ateşin parlaklığı ifade ediliyor. Ezeli anne doğuruyor; fakat annesini yakıyor ve böylece ölümüne neden oluyor: tüm canlıları doğurmuş olan ezeli anne ölüyor, ilk o ölü oluyor. Ölümüne neden olan ateş tanrısı, aynı zamanda canlı ve yakıcı ateşle özdeş. İzanami(ezeli ana) evsel ateşi, yani insanın egemenliğinde bulunan ve insana hizmet eden ateşi dünyaya getirmemiştir. Onun doğurduğu ateş, henüz ehlileştirilip insanın hizmetine verilmesi gereken ezeli güç olarak çıkar karşımıza. Ateş Tanrısı, öfkeden çılgına dönen izanagi(ezeli baba) tarafından öldürülür ve parçalara ayrılır. Fakat bu bağlamda ölümden bahsetmek yersiz. Zira gerek ayrıldığı parçalar, gerekse etrfa sıçrayan kan, yeni suretli tanrılara dönüşürler. Aslında olup biten bir transformasyondur. Ezeli Ana Ölüyor İzanami ölüyor; çünkü Ateş Tanrısını doğururken edep yerleri yanıyor. Yaratılış doğal bir son buluyor; fakat bu önemli ayrıntıya sadece Kojiki işaret ediyor. Nihongi ise; bu konuyu anlatıyor. Söz konusu ayrıntının öncelikle asıl olarak ve aşırı belirgin bir şekilde dile getirdiği husus, ezeli annenin üretkenlik gücünün yok edildiği ve öldüğü oluyor. Zira İzanami’nin ölümü olayı da aslında yalnızca bir transformasyondan meydana geliyor. Tanrısal olanın hiçbir zerresi yok olamaz; fakat dönüşür. Örneğin İzanagi’nin, ölü eşi dolayısıyla döktüğü gözyaşları, bir tanrıça oluşturuyor. Bu tanrıça ağlamaya işaret ediyor. Gerek Kojiki, gerekse Nihongi, İzanami’nin söz ediyorlar; fakat mekanlar farklı. Kojiki’de anılan Hiba Dağı, bilinmiyor. Kumano bölgesindeki Arima köyünde, İzanami’nin gömülü olduğu iddia edilen bir mağara gösteriliyor. Kuşku yok ki, gerçek bir mekana yönelik referanslarla olayların gerçekliğini kanıtlama çabasında olan bu tür efsaneler, mitoloji sonrası akılcı bir döneme aittirler. Amaterasu Smile Japon Efsaneleri-Japonyanın Güneş Tanrıçası: Amaterasu Göklerde hükümdarlığını sürdüren, güneşin ve evrenin tanrıçası Amaterasu, aynı zamanda kardeşi ve kocası olan ay tanrısını, yiyecek tanrıçasına yardım etmek üzere, aşağıya kamış tarlalarına yolladı. Tanrıça onu görür görmez, ağzını yere doğru döndürdü ve kaynamış pirinç tükürdü. Sonra denize doğru döndürdü ve her çeşit balığı tükürdü. En sonunda, dağlara döndü ve ağzından çeşitli kürklü postlu hayvan tükürdü. Daha sonra da bütün bunları yiyecek haline getirdi ve yüz masanın üzerine yerleştirip ay tanrısına yemesi için sundu. [URL="http://http://imageshack.us:2d9j3x0c"][img]http://img371.imageshack.us/img371/8391/amaterasuomikami5sl9kd2.jpg[/img]

Ay tanrısı onun yaptıklarını görünce çok hiddetlendi. Beni tükürdüğün yiyeceklerle beslemeye nasıl cüret edersin diye bağırdı. Yiyecekleri pis ve iğrenç hale getirdin! Kılıcını çekti ve tanrıçayı öldürdü. Sonra Amaterasu ya gidip yaptıklarını anlattı.

Beklediğinin aksine, Amaterasu bağırmaya başladı.
- sen kötü yürekli bir tanrısın. Artık yüzünü bile görmeye dayanamam. Benim yanımdan uzaklaş ve bir daha yüz yüze gelmeyelim.
Böylece güneş ve ay birbirinden ayrı yaşadı, gündüz ve gece birbirinden ayrıldı.

Amaterasu, elçisi bulut perisini aşağıya yiyecek tanrıçasına yolladı. Elçi, tanrıçanın gerçekten öldüğünü gördü. Ancak bu arada tanrıçanın başından öküz ve atın oluştuğunu, alnından ve gözlerinden tahılların büyüdüğünü, kaslarından ipek böceklerinin çıktığını, midesinden pirincin büyüdüğünü, karnından buğday ve fasulyelerin ürediğini de gördü. Bulut perisi, bütün bunları toplayıp Amaterasu ya götürdü.

Güneş tanrıçası bu kadar çeşitli yiyeceği görünce çok sevindi. beni çok sevindirdin, dedi elçiye. İnsanlar bu yiyecekleri yiyip yaşayabilecekler.

Amaterasu çeşitli tahıllardan ve baklagillerden tohum topladı ve kuru tarlalara bunları ekti. Pirinç tohumunu alıp sulu tarlalara ekti. Sonra da bilge özelliklere sahip bir köy önderini bu ekinlerin büyümesine göz kulak olması için görevlendirdi. O sonbahar, hasat görülmeye değerdi. Bu arada Amaterasu ipek böceklerini ağzına alıp onların ipek tellerini topladı. Böylece güneş tanrıçası ipek böceği yetiştiriciliğini başlatmış oldu.

Çok geçmeden anne ve babası İzanagi ve İzanami, ölüler diyarını oğulları Sosano-wo ya verdiler ve onu oraya sürgüne gönderdiler. Yerin altındaki diyara gitmeden önce Sosano-wo, ışıldayan kız kardeşini ziyaret etmeye karar verdi. O kadar vahşi bir tanrıydı ki, göklere doğru giderken dağlar ve tepeler inledi, denizlerde fırtınalar koptu.

Onun geldiğini görünce Amaterasu şöyle düşündü: benim kötü yürekli kardeşim, eminim ki buraya iyi niyetle gelmiyor. Benim krallığımı, gökyüzü ülkesini istiyor olmalı. Ancak annemiz ve babamız her ikimize de ayrı bir ülke verdiler. Sosano-wo kendine verilen krallıkla yetinmeli. Olabilecek en kötü şeye hazırlıklı olsam iyi olur.

Tanrıça saçlarını bir erkek gibi düğümleyerek yukarı topladı ve eteklerini toplayıp pantolona benzetti. Sırtına birinde bin, diğerinde beş yüz ok olan iki heybe; yanlarına üç tane uzun kılıç astı. Bir eliyle üzerine atılmaya hazır bulunan bir ok tutuyordu; öbür eliyle ise kılıçlardan birini sıkıca kavramıştı.

Karşı karşıya geldiklerinde, Amaterasu görünüşünün kardeşini ürküteceğinden emindi. Bana niye geldin, diye sordu sakin bir şekilde.
-bir sorun bekler gibi bir halin var, diye yanıt verdi Sosano-wo. Benden kesinlikle korkmamalısın. Annemin ve babamın beni sevmemelerine ve beni ölüler dünyasını yönetmekle cezalandırmasına karşın, benim yüreğim hiçbir zaman kara olmadı. Işık dünyasından ayrılmadan önce seni görmek istedim yalnızca. Çok uzun kalmak niyetinde değilim.

Amaterasu kardeşinin iyi niyetine inanmak isteğiyle silahlarını bir kenara bıraktı. Onu diğer göksel tanrılar arasında ağırladı ve ziyaretinin söylediği kadar kısa olmasını diledi.

Ancak Sosano-wo, istenildiğinden çok daha uzun kaldı ve davranışları çok kabaydı. Onun ve Amaterasu nun, kendilerine ait üçer pirinç tarlası vardı. Amaterasu nun tarlası çok fazla yağmur veya kuraklığa rağmen gelişmeye devam ederken, Sosano-wo nunki hep verimsizdi. Kuraklık zamanlarında toprak parçalanıp çatlıyor, şiddetli yağmurlarda ise toprak akıp gidiyordu. Sonunda Sosano-wo nun duyduğu kıskançlık öfkeye dönüştü. İlkbaharda pirinç tohumları ekildiğinde, Sosano- wo tarlalar arasındaki bölmeleri kaldırdı, kanalları doldurdu, oluklara ve borulara hasar verdi. Kardeşinin iyi niyetine inanmak isteyen Amaterasu ise, sakin ve sabırlı olmaya çalıştı.

Sonbaharda ekinler olgunlaşınca Sosano-wo göksel tayları serbest bıraktı ve onların pirinç tarlalarının ortasında yatmalarına neden oldu. Amaterasu sakin ve sabırlıydı.

Sonra Sosano-wo ilk meyve hasat bayramını, sarayı iğrenç pisliklerle kirleterek bozdu. Amaterasu yine sakinliğini ve sabrını korudu. En sonunda, Amaterasu gizli dokuma odasında tanrıların giyeceklerine kumaş dokurken, kötü yürekli kardeşi tavanda bir delik açmak için birkaç kiremiti yerinden sessizce oynattı. Sonra da bir gök tayını odaya fırlattı. Amaterasu o kadar şaşırdı ki, kumaş dokuduğu kemikle kendini yaraladı.

Bu kez güneş tanrıçası Sosano-wo yu affetmedi. Büyük bir öfkeyle sarayı terk etti ve taş mağarasına girdi. Kapıyı kilitledi ve orada yalnız kaldı. Artık onun parlaklığı gökleri ve dünyayı aydınlatmıyordu; gün gece kadar karanlık olmuştu. Evren sürekli bir karanlık içinde kalmak zorundaydı. Güneş olmadan bitkiler büyüyemediler. İnsanlar her yerde işlerini bırakıp bu yoksunluğun daha ne kadar süreceğini merakla beklemeye başladılar.

Bütün tanrılar gökteki barış nehrinin kıyısında toplandılar ve Amaterasu nun öfkesini nasıl yatıştırabileceklerini tartıştılar. Taş mağaranın önüne güneş tanrıçasının heykelini dikip ona dualar sundular. Ayrıca güzel dokunmuş kumaşlar, pahalı mücevher, tarak ve ayna gibi pek çok özel armağan sundular ve bunları sakaki ağacına astılar. Tanrıçalar kapısında dans edip şarkı söylediler.

Amaterasu müziği duyunca kendi kendine şöyle dedi:
-hem güzel dualarla yakarışlarını hem de müziğin ve dansın seslerini duyuyorum. Benim bu kara mağarada inzivaya çekilmem, bereketli kamış tarlalarını sürekli karanlığa mahkum etti, öyleyse tanrılar niye bu kadar mutlular?
Merakı kızgınlığına ağır bastı ve kayada bir yarık açarak dışarı çıktı.

Tanrılar Amaterasu nun tam da bunu yapmasını bekliyorlardı. Güneşin parlak ışıklarının geri gelmesini sevinçle karşılarken Amaterasu nun elinden tutup onu yeniden aralarına katılmaya ikna ettiler.

Tanrılar Sosano-wo dan bin masa dolusu armağan isteyerek onu cezalandırdılar. Ayrıca saçlarını, el ve ayak tırnaklarını çektiler. Sonunda ona şöyle dediler:
-davranışın dayanılamayacak kadar kaba ve uygunsuzdu. Bundan sonra gökten ve kamış tarlalarından sürgün edildin. Hemen ölüler diyarına git. Senin kötülüklerini yeterince çektik!

Böylece Sosano-wo, gökleri sonsuza kadar terk etti ve ölüler diyarına doğru yola çıktı.

--------------------
 

sefirot

Kayıtlı Üye
Katılım
2 Tem 2008
Mesajlar
4
Beğeni
0
Yaş
2019
Uzak Doğu İnançları'nın hepsi fazlasıyla renki, eğlenceli bir o kadar da karmaşık. Uzak Doğu'lu bir insan olsaydım sanırım bir inancı tam anlamıyla öğrenmek için ömür geçirmek gerekir.
 

circe

Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ara 2008
Mesajlar
20
Beğeni
0
Japonların kültürünü ve kendilerini her zaman sevmişimdir:)
 

Osiris

Tecrübeli Üye
Katılım
23 Kas 2008
Mesajlar
694
Beğeni
109
Tanrıça'lar hep hayranlık uyandırır.
 
Üst