Başkasının düşüşünden gizli haz almak, çoğu zaman kötülükten değil, kırılgan bir benlikten doğar. İnsan kendini yetersiz, eksik ya da geride hissettiğinde, başkasının başarısızlığı içsel bir denge sağlar. Bu haz yüksek sesle yaşanmaz. Sessizdir, utançla karışıktır ve çoğu zaman kişi tarafından inkar edilir. Çünkü bu duygu, kişinin kendisiyle ilgili kabul etmek istemediği bir gerçeğe dokunur.
Bu haz, adalet duygusuyla karıştırılır. Hak etti düşüncesi, vicdanı rahatlatan bir kılıftır. Oysa çoğu durumda mesele adalet değil, karşılaştırmadır. Başkası düşerken, kişi yerinde kalmış olsa bile göreli olarak yükselmiş hisseder. Gerçek bir ilerleme yoktur, sadece tehdit algısı geçici olarak ortadan kalkar.
Toplumsal yapı bu duyguyu bastırmak yerine çoğu zaman besler. Rekabet, kıyas ve başarı kültürü, insanların değerini başkalarının konumuna bağlar. Böyle bir ortamda başkasının düşüşü, bireysel başarısızlığın yükünü hafifletir. Kişi kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine, başkasının kaybını izleyerek rahatlar.
Bu gizli hazın en karanlık tarafı, empatiyi aşındırmasıdır. Başkasının acısı, bir noktadan sonra insanileştirici olmaktan çıkar ve bir sahneye dönüşür. İzleyen, kendi hayatındaki sıkışmışlığı unutur, çünkü bir anlığına odakta değildir. Bu durum, kişinin kendi acısını işlemesini geciktirir ve onu daha da içe kapatır.
Psikolojik olarak bu haz, bastırılmış öfkenin ve kıskançlığın dolaylı boşalımıdır. Açıkça ifade edilemeyen duygular, güvenli bir hedef bulduğunda ortaya çıkar. Düşen kişi, artık tehdit değildir. Bu yüzden ona karşı hissedilen sert duygular izinli hale gelir. Zihin bunu masum bir rahatlama gibi sunar.
Asıl tehlike, bu hissin fark edilmemesidir. Çünkü fark edilmediğinde tekrar eder, güçlenir ve kişinin ilişkilerini zehirler. Başkasının düşüşüyle beslenen bir benlik, kendi yükselişini inşa edemez. Uzun vadede bu haz, geçici bir tatmin olmaktan çıkar ve içsel bir boşluğun göstergesine dönüşür.
Bu duyguyla yüzleşmek rahatsız edicidir, ama dönüştürücüdür. Kişi, başkasının düşüşünden aldığı hazzı fark ettiğinde, aslında kendi hangi yarasının konuştuğunu da görmeye başlar. O anda mesele başkası olmaktan çıkar, gözler ilk kez dürüstçe kendine döner.
Bu haz, adalet duygusuyla karıştırılır. Hak etti düşüncesi, vicdanı rahatlatan bir kılıftır. Oysa çoğu durumda mesele adalet değil, karşılaştırmadır. Başkası düşerken, kişi yerinde kalmış olsa bile göreli olarak yükselmiş hisseder. Gerçek bir ilerleme yoktur, sadece tehdit algısı geçici olarak ortadan kalkar.
Toplumsal yapı bu duyguyu bastırmak yerine çoğu zaman besler. Rekabet, kıyas ve başarı kültürü, insanların değerini başkalarının konumuna bağlar. Böyle bir ortamda başkasının düşüşü, bireysel başarısızlığın yükünü hafifletir. Kişi kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine, başkasının kaybını izleyerek rahatlar.
Bu gizli hazın en karanlık tarafı, empatiyi aşındırmasıdır. Başkasının acısı, bir noktadan sonra insanileştirici olmaktan çıkar ve bir sahneye dönüşür. İzleyen, kendi hayatındaki sıkışmışlığı unutur, çünkü bir anlığına odakta değildir. Bu durum, kişinin kendi acısını işlemesini geciktirir ve onu daha da içe kapatır.
Psikolojik olarak bu haz, bastırılmış öfkenin ve kıskançlığın dolaylı boşalımıdır. Açıkça ifade edilemeyen duygular, güvenli bir hedef bulduğunda ortaya çıkar. Düşen kişi, artık tehdit değildir. Bu yüzden ona karşı hissedilen sert duygular izinli hale gelir. Zihin bunu masum bir rahatlama gibi sunar.
Asıl tehlike, bu hissin fark edilmemesidir. Çünkü fark edilmediğinde tekrar eder, güçlenir ve kişinin ilişkilerini zehirler. Başkasının düşüşüyle beslenen bir benlik, kendi yükselişini inşa edemez. Uzun vadede bu haz, geçici bir tatmin olmaktan çıkar ve içsel bir boşluğun göstergesine dönüşür.
Bu duyguyla yüzleşmek rahatsız edicidir, ama dönüştürücüdür. Kişi, başkasının düşüşünden aldığı hazzı fark ettiğinde, aslında kendi hangi yarasının konuştuğunu da görmeye başlar. O anda mesele başkası olmaktan çıkar, gözler ilk kez dürüstçe kendine döner.