Geçmişte ritüeller günümüze kıyasla daha kolay yapılırdı. İnsanların kalp gözü daha açıktı. Bugünün insanı, sürekli değişen uyaranlarla çevrili bir zihne sahiptir. Zihin ne kadar gürültülü olursa, içsel sessizlik o kadar uzaklaşır ve ritüellerde gerekli olan derin odaklanma zorlaşır. Bu zihinsel kalabalık, kişinin göz perdesinin kalkmasını engelleyen en temel faktörlerden biridir. İç dünya sessizleşmeden dışarıdaki kapılar açılmaz.
Geleneksel öğretilerin kopması da bu zorluklara eklenir. Ritüeller eskiden bir ustanın gözetiminde, kuşaktan kuşağa aktarılan bir disiplin içinde öğrenilirdi. Bilginin sadece şekli değil, özü, vibrasyonu, nefesi ve niyeti öğretilirdi. Günümüzde bilgi parçalanmış, bağlamından kopmuş ve çoğu zaman yüzeysel hale gelmiştir. Bu nedenle ritüeller de yüzeyde kalır, haliyle derinliğini ve etkisini kaybeder.
Modern insan, içsel alemine yabancılaşmıştır. Dış dünyanın hızına kapılan birey, başarı, imaj ve gündelik sorunların arasında kendi iç sesini duyamaz hale gelir. İçsel gözlem eksik oldukça sezgisel duyarlılık da azalır ve kişi psişik açıdan daha kapalı bir hale bürünür. İnsan dışarıya ne kadar odaklanırsa, içteki kapılar o kadar kapanır.
Doğadan uzaklaşmak da görünmeyen dünya ile bağları zayıflatır. Tarih boyunca ritüeller doğayla uyum içinde yapılırdı. Taş, ağaç, gece ve sessizlik ritüelin parçasıydı. Şimdi ise insan yapay bir ortamda yaşıyor ve doğanın ritimlerinden giderek uzaklaşıyor. Bu uzaklık, psişik duyarlılığı körelten bir etki yaratır ve ritüellerin eski gücünü hissettirmez.
Niyetin yüzeyselleşmesi de önemli bir etkendir. Ritüellerin amacı eskiden bir kapı açmak, bir dönüşüm yaratmak veya bir eşiği geçmekti. Bugün birçok ritüel merak, sonuç beklentisi veya hızlı etki isteğiyle yapılıyor. Derin niyet olmayınca ritüel de derinleşmez. Enerjisel düzlemde niyetin saflığı, ritüelin gücünü belirleyen en önemli unsurdur.
Ezoterik inançlara göre çağların enerjisi de insanın ruhsal algısını etkiler. Zaman ilerledikçe dünyevi enerjilerin yoğunlaştığı, psişik yetilerin zayıfladığı söylenir. Bu nedenle modern çağ, sezgilerin daha kapalı, rüyaların daha dağınık ve ritüellerin daha ağır işlediği bir dönem olarak görülür. Bu durum yalnızca bireysel değil, kolektif ruhun da ağırlaşmasıyla ilgilidir.
Egonun güçlenmesi de psişik kapıları zayıflatır. Ritüellerin etkili olması için kişinin egosundan bir adım geri çekilmesi, içsel teslimiyete yaklaşması gerekir. Fakat modern insan, kimlik duygusunu sürekli güçlendiren bir kültürün içindedir. Ego ne kadar baskın olursa, ruhsal alan o kadar daralır ve kişi içsel derinliğe ulaşmakta zorlanır.
Tüm bu etkenler birleştiğinde aslında ritüellerin değil, ritüeli yapan insanların değiştiğini anlıyoruz. Zihin karmaşıklaştı, kalp yorgunlaştı, duyular köreldi (besinlerin etkisi de var) ve içsel alan daraldı. Bu yüzden eskiden kolayca hissedilen sezgisel akış bugün daha fazla çaba gerektiriyor. Modern çağın insanı, kendi ruhsal kapılarını yeniden açmak için önce iç gürültüsünü susturmayı, doğayla uyumlanmayı ve niyetini arındırmayı öğrenmek zorundadır.
Geleneksel öğretilerin kopması da bu zorluklara eklenir. Ritüeller eskiden bir ustanın gözetiminde, kuşaktan kuşağa aktarılan bir disiplin içinde öğrenilirdi. Bilginin sadece şekli değil, özü, vibrasyonu, nefesi ve niyeti öğretilirdi. Günümüzde bilgi parçalanmış, bağlamından kopmuş ve çoğu zaman yüzeysel hale gelmiştir. Bu nedenle ritüeller de yüzeyde kalır, haliyle derinliğini ve etkisini kaybeder.
Modern insan, içsel alemine yabancılaşmıştır. Dış dünyanın hızına kapılan birey, başarı, imaj ve gündelik sorunların arasında kendi iç sesini duyamaz hale gelir. İçsel gözlem eksik oldukça sezgisel duyarlılık da azalır ve kişi psişik açıdan daha kapalı bir hale bürünür. İnsan dışarıya ne kadar odaklanırsa, içteki kapılar o kadar kapanır.
Doğadan uzaklaşmak da görünmeyen dünya ile bağları zayıflatır. Tarih boyunca ritüeller doğayla uyum içinde yapılırdı. Taş, ağaç, gece ve sessizlik ritüelin parçasıydı. Şimdi ise insan yapay bir ortamda yaşıyor ve doğanın ritimlerinden giderek uzaklaşıyor. Bu uzaklık, psişik duyarlılığı körelten bir etki yaratır ve ritüellerin eski gücünü hissettirmez.
Niyetin yüzeyselleşmesi de önemli bir etkendir. Ritüellerin amacı eskiden bir kapı açmak, bir dönüşüm yaratmak veya bir eşiği geçmekti. Bugün birçok ritüel merak, sonuç beklentisi veya hızlı etki isteğiyle yapılıyor. Derin niyet olmayınca ritüel de derinleşmez. Enerjisel düzlemde niyetin saflığı, ritüelin gücünü belirleyen en önemli unsurdur.
Ezoterik inançlara göre çağların enerjisi de insanın ruhsal algısını etkiler. Zaman ilerledikçe dünyevi enerjilerin yoğunlaştığı, psişik yetilerin zayıfladığı söylenir. Bu nedenle modern çağ, sezgilerin daha kapalı, rüyaların daha dağınık ve ritüellerin daha ağır işlediği bir dönem olarak görülür. Bu durum yalnızca bireysel değil, kolektif ruhun da ağırlaşmasıyla ilgilidir.
Egonun güçlenmesi de psişik kapıları zayıflatır. Ritüellerin etkili olması için kişinin egosundan bir adım geri çekilmesi, içsel teslimiyete yaklaşması gerekir. Fakat modern insan, kimlik duygusunu sürekli güçlendiren bir kültürün içindedir. Ego ne kadar baskın olursa, ruhsal alan o kadar daralır ve kişi içsel derinliğe ulaşmakta zorlanır.
Tüm bu etkenler birleştiğinde aslında ritüellerin değil, ritüeli yapan insanların değiştiğini anlıyoruz. Zihin karmaşıklaştı, kalp yorgunlaştı, duyular köreldi (besinlerin etkisi de var) ve içsel alan daraldı. Bu yüzden eskiden kolayca hissedilen sezgisel akış bugün daha fazla çaba gerektiriyor. Modern çağın insanı, kendi ruhsal kapılarını yeniden açmak için önce iç gürültüsünü susturmayı, doğayla uyumlanmayı ve niyetini arındırmayı öğrenmek zorundadır.