Bilinçdışı dikkat ve duygusal kapasite tüketimi, kişinin fark etmeden zihinsel kaynak harcaması anlamına gelir. İnsan beyni sınırsız işlem gücüne sahip değildir. Dikkat, çalışma belleği ve duygusal regülasyon kapasitesi belirli bir sınır içindedir. Karşınızdaki kişinin davranışları örneğin sürekli şikayet etmesi, dramatik anlatımlar yapması, pasif-agresif tutum sergilemesi ya da sizden sürekli onay beklemesi zihninizde ek işlem yükü oluşturur. Siz bilinçli olarak yoruldum demeseniz bile, beyin o sosyal etkileşimi analiz eder, yorumlar ve duygusal yanıt üretir. Bu işlem maliyetlidir ve öznel olarak enerjim düştü şeklinde hissedilir.
Zihinsel yük arttığında, bilişsel kaynaklar tükenmeye başlar. Çalışma belleği meşgul olur, dikkat dağılır ve karar kalitesi düşer. Özellikle belirsiz, çelişkili veya manipülatif davranışlarla karşılaştığınızda beyin sürekli anlam üretmeye çalışır. Bu da arka planda devam eden bir bilişsel faaliyet yaratır. Siz ortamdan ayrılsanız bile zihniniz o etkileşimi işlemeye devam edebilir. Bu nedenle bazı insanlarla görüştükten sonra fiziksel bir iş yapmamış olsanız bile yorgun hissedebilirsiniz.
Kendi farkındalığınız düşükse bu süreç daha görünmez hale gelir. Örneğin sınır koyma beceriniz zayıfsa, hayır diyemiyorsanız ya da başkalarının duygularını düzenlemeyi kendi sorumluluğunuz gibi algılıyorsanız, duygusal emek harcadığınızı fark etmeyebilirsiniz. Bu durumda enerji kaybı ani değil, kümülatif olur. Gün sonunda açıklayamadığınız bir tükenmişlik hissi oluşabilir. Aslında tüketilen şey fiziksel enerji değildir. Dikkat, empati ve regülasyon kapasitesidir.
Bazı kuramsal yaklaşımlar bu durumu psikolojik enerji sızıntısı olarak adlandırır. Buradaki enerji kelimesi biyolojik ya da mistik bir güç değil, zihinsel ve duygusal kaynakların metaforudur. Deneyim gerçektir. Kişi gerçekten yorgun, bitkin veya boşalmış hisseder. Ancak mekanizma çoğunlukla bilinçdışı bilişsel yük, duygusal senkronizasyon ve sınır ihlali üzerinden işler. Yani enerji metaforik olsa da yaşanan tükenme psikolojik açıdan somuttur.
Zihinsel yük arttığında, bilişsel kaynaklar tükenmeye başlar. Çalışma belleği meşgul olur, dikkat dağılır ve karar kalitesi düşer. Özellikle belirsiz, çelişkili veya manipülatif davranışlarla karşılaştığınızda beyin sürekli anlam üretmeye çalışır. Bu da arka planda devam eden bir bilişsel faaliyet yaratır. Siz ortamdan ayrılsanız bile zihniniz o etkileşimi işlemeye devam edebilir. Bu nedenle bazı insanlarla görüştükten sonra fiziksel bir iş yapmamış olsanız bile yorgun hissedebilirsiniz.
Kendi farkındalığınız düşükse bu süreç daha görünmez hale gelir. Örneğin sınır koyma beceriniz zayıfsa, hayır diyemiyorsanız ya da başkalarının duygularını düzenlemeyi kendi sorumluluğunuz gibi algılıyorsanız, duygusal emek harcadığınızı fark etmeyebilirsiniz. Bu durumda enerji kaybı ani değil, kümülatif olur. Gün sonunda açıklayamadığınız bir tükenmişlik hissi oluşabilir. Aslında tüketilen şey fiziksel enerji değildir. Dikkat, empati ve regülasyon kapasitesidir.
Bazı kuramsal yaklaşımlar bu durumu psikolojik enerji sızıntısı olarak adlandırır. Buradaki enerji kelimesi biyolojik ya da mistik bir güç değil, zihinsel ve duygusal kaynakların metaforudur. Deneyim gerçektir. Kişi gerçekten yorgun, bitkin veya boşalmış hisseder. Ancak mekanizma çoğunlukla bilinçdışı bilişsel yük, duygusal senkronizasyon ve sınır ihlali üzerinden işler. Yani enerji metaforik olsa da yaşanan tükenme psikolojik açıdan somuttur.