Ekoloji ve Biz

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Ekoloji ve Biz

"Gezegenimiz ile ilgili gerçek bir olağanüstü halle karşı karşıyayız. Bu durum, tüm insanlık için, ahlaki ve manevi bir mücadeledir."

(Eski Başkan Yardımcısı Al Gore’nin Nobel Barış Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmasından çarpıcı bir cümle.)

Göz kamaştırıcı ödül töreninin sona ermesiyle, akıllarda bir soru oluştu: Artan çevresel duyarlılığımız, bizi, öngörülen ekolojik krizden kurtarabilecek mi?

Ekolojik krizi çözebilmek için, öncelikle, Doğa’yı ve sistemlerini inceleyerek, krizin altında yatan sebepleri anlamalıyız.

Doğal sistemleri araştıran fizik, biyoloji, kimya ve diğer bilimler de, Doğa’nın bileşenlerinin değişmez bir denge içinde olduğunu anladılar. Bu elemanlar birbirlerine öyle bağlı ve bağımlılar ki, en küçük bir detayın bile bozulması, tüm sistemi alt üst edebiliyor.

Maymunlar En Doğrusunu Biliyor

Doğa’nın dengesinin sırrı, tüm kısımları arasındaki karşılıklı etkileşimdir. Bu etkileşimi, hayvanlar âleminde, en belirgin şekliyle görebiliriz. Böceklerden memelilere kadar tüm hayvanlar, birbirlerinin varlığını korumada rol alıyorlar. Karıncalar, arılar, maymunlar, filler ve hatta vücudumuzda barınan basit mikro-organizmalar, diğer canlılara demir bileşenleri sağlamak için çalışıyorlar (Demir; canlının hayat sıvısı olan kanın temel bileşenidir). Araştırmacılar, bitki türleri arasında da paylaşımın var olduğunu keşfettiler. Cansız parçacıklar dahi, oluşturdukları objenin formunun korunması için, ortaklaşa çalışıyorlar.

Hayatını, şempanzeleri doğal ortamlarında gözlemlemeye adamış Dr. Jane Goodall, Doğa’da geçirdiği uzun süre içindeki izlenimlerini şöyle özetliyor: ‘‘Barış dediğimiz şeyin, tüm tanımlarının ötesinde bir şey olduğunu anladım. Ve bugün dünyada barışı hissetmek istiyorsak, amaç edinmemiz gereken barış budur.’’

Doğa’ya Karşı İnsan

Diğer tüm yaratılmışlardan farklı olarak, insanlar, sürekli olarak Doğa’nın kusursuz dengesini bozuyorlar. Çevreyi harap ediyor, başkalarının acı çekmesinden haz duyuyorlar. Ve başkalarının yıkıntıları üzerine, kendilerine hayatlar inşa ediyorlar. Doğrusu, bu davranışlarımızın, çoğu zaman farkında bile değiliz. Biz farkında olmasak da, Doğa, kanunlarını görmezden gelenleri, fiillerinin sonuçlarını yaşamaktan muaf tutmaz.

Farkında olalım ya da olmayalım, Doğa’nın ayrılmaz bir parçasıyız. Bu sebeple, çevremize bencilce davranır ve harap etmeye kalkışırsak, bütün sistemi dengesizliğe sürükleriz.

Buna karşın Doğa, sistemlerini yeniden dengeye getirmek için gereken herşeyi yapar. Bu tepki otomatiktir... Yerin altında basıncın çok artmasıyla, dış tabakaların basınca dayanamaması ve volkanların patlaması gibi...

Mineraller, bitkiler ve hayvanlar içgüdüsel olarak doğal dengeyi korumaya itilirken; insana, Doğa ile dengeye gelme ‘‘özgür seçimini’’ yapmak gibi benzeri olmayan bir fırsat verilmiştir. Bu, insanoğlunun Doğa’daki özel rolüdür. Bağımsız irademizle Doğa’yla dengeye gelmeyi seçersek, yeni bir varoluş seviyesine yükselecek ve Doğa’yı oluşturan mükemmelliği yaşamaya başlayacağız.

Ekolojik Kriz Sadece Bir İşaret

Yaşadığımız ekolojik problemler, Doğa ile dengede olmadığımızı gösteren işaretlerden başka bir şey değil. Ekolojik krizi çözmek için, Doğa’nın kanunlarını öğrenmeli ve aynı prensipleri toplumda uygulamaya koymalıyız.

Başka bir deyişle, Doğa’nın genel kanunlarını, insani seviyede uygulamalıyız. Yani, Doğa’nın, ortaklaşa yaşam ve karşılıklı yardımlaşma prensibini benimsemeliyiz.

Bu, her insanın, diğerlerinin ihtiyaçlarını karşılaması anlamına mı gelir? Evet, öyle. Ve ütopik görünüyor. Hatta günümüz dünyasında, insanlar arasında sevgi haricinde her şey akla yatkın geliyor. Şiddet, suç, uyuşturucu bağımlılığı, depresyon, intihar, fakirlik ve ayrımcılık rutin hale geldi ve normal karşılanır oldu. Bu hasta davranışların hiçbirini teşvik ediyor değiliz, ama bunları yaşamın engellenemez ‘‘yan etkileri’’ olarak görüyoruz. Doğru mu?

Yanlış. Aslında, yukarıda saydıklarımızın tümü, tamamen doğaya aykırı.

Doğa, hatasızdır ve kusursuz bir uyum içindedir. Dünyadaki bütün problemler, bizim Doğa’ya aykırı davranmamızdan kaynaklanıyor. Doğa’nın ayrılmaz bir parçası olduğumuz bilincinden yoksun oluşumuz, ekolojik kriz gibi problemlerle egoist tavrımız arasındaki bağlantıyı kurmamıza engel teşkil ediyor. Hâlbuki gerçekte, yaptığımız her şey Doğa’nın bütün seviyelerini etkiliyor. Tabi, ekolojiyi de...

Doğa’ya karşı kayıtsız oluşumuzla, birbirimize saygısızlığımız, bütün dengeyi altüst ediyor. Zaten, birbirimizle olan ilişkimizi düzeltmeden, çevreyle olan münasebetimizi düzeltmemiz de mümkün değil.

Al Gore'nin dünyaya yaptığı içten çağrı kesinlikle çok önemli. Evet, uyanmalıyız ve problemlerimizle yüzleşmeliyiz. Ama bunu yapabilmek için, Doğa’nın tüm elemanlarıyla ve birbirimizle dengeye gelmemizi mümkün kılacak bir metoda ihtiyacımız var.

Kabalistler, kitaplarında, işte bu metodu anlatıyorlar... Gerçek pozitif değişime götüren yolu, adım adım açıklıyorlar. Bu değişim, birbirimizle olan ilişkilerimizi düzeltmekle başlayıp, yaşamın her alanında mükemmelliğe götürüyor.
alıntı
 
Üst