Doğadaki Uyum

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Doğadaki Uyum

Doğadaki uyumun örneklerini o kadar sık görüyoruz ki artık bize sıradan gözükmeye başlıyor. Gözlerinizi olan bitenin imkansızlığına ayarlayın ve bir daha bakın, o zaman uyum kavramının anlamını görmeye başlayacaksınız. Örneğin herhangi bir yaz günü gökyüzüne bakın ve bir kuş sürüsünü bekleyin. Kuşlarda balık sürüsü gibi, bir oluşum içinde hareket ediyor gibi gözükürler. Yön değiştirdiklerinde, hepsi uyum içinde aynı hareketleri uygularlar. Tek bir kuş sürüsü, yüzlerce kuştan oluşuyor olabilir, genede belirgin bir lider olmadığı halde bütün kuşlar ahenk içinde hareket eder. Birden yön değiştirirler, hepsi, aynı anda rotalarını belirler ve bunu mükemmel olarak yaparlar. Uçarken birbirlerine çarpan kuşlar göremezsiniz asla. Öyle bir yükseliş ve dönüşleri vardır ki, adeta tek bir organizmaymış gibi görünürler; bu sanki hepsinin uyduğu söylenmemiş bir emir varmış gibi olup biter.

Peki bu nasıl oluyor? Bilgi alışverişi için yeterli zaman yok, dolayısıyla kuşlar arasındaki herhangi bir hareket korelasyonu şeklinde gerçekleşiyor olmalı.

Fizikçiler yıllardır kuşların hareketlerine yön veren özellikleri keşfetmek için çalışmalar yapmakta, fakat şimdiye kadar başarısız oldular. Kuşların hareketlerinin karmaşıklığı ve mutlak doğruluğu her seferinde fizikçileri şaşırtmıştır. Mühendisler trafik sıkışıklığına çözüm bulabilmek için kuşların hareketlerinden yararlanabilecekleri kurallar keşfetmeye çalışmaktalar. Kuşlar tarafından kullanılan duygusal mekanizmadan yararlanabilirler ve bunu yol yada araba dizaynaları için bir rehbere çevirebilirlerse bir daha trafik kazası olmayabilir. Bu durumda trafikteki diğer arabaların her an ne yapacakları önceden bilinebilir çünkü. Bu proje asla başarılı olamayacak çünkü mekanik dünyaya uygulanabilicek bir benzerlik yok. Kuş ve balık sürülerinde gördüğümüz anında iletişim ruhsal seviyeden geliyor, gerçek alandaki yönetici sınırsız zekadan. Sonuç uyumdur, birbirleriyle ve çevreleriyle tamamen uyum içinde ve evrenin ritminde dans eden bireyler.

Kuşlar ve balıklar doğadaki uyumun en çarpıcı örnekler olmalarına rağmen örnekler çoğaltılabilir; neredeyse dünyadaki yaratıklar kadar çok örnek vardır. Tüm sosyal yaratıklar sınırsız iletişimin kanıtlarını taşırlar, böcekler ve büyükbaş hayvanlarla yapılan bir çok deney, onların normal iletişim teknikelrinden çok daha hızlı bir şekilde, anında tehlikeye tepki verdiklerini göstermiştir.

Bilim adamı Rupert Sheldrake, köpekler ve sahipleri arasındaki sınırsız iletişimi konu alan büyüleyici çalışmalar yapmıştır. İnsanlarla köpekler aralarında güçlü bir bağ kurabilmektedir ve Sheldrake köpeklerin sahiplerinin eve nezaman geleceğini bildiğini belgelerle kanıtlamıştır. Sahibinin eve varmasından on dakika ile iki saat öncesinde, köpek kapının önüne oturur sahibinin gelmesini bekler. Şüpeciler bunu, köpeklerin her gün aynı saatte gelen sahiplerinin alışkanlığına uyumlandığı yada arabaların sesini duyduğu veya sahiplerinin kokusunu birkaç mil öteden aldığı şeklinde açıklanmıştır. Ancak köpekler, beklenmedik zamanlarda başka bir arabayla ya da yürüdüklerinde de sahiplerinin geliş saatini doğru tahmin etmişleridir.

Bu bütün köpeklerde olmaz, ama olduğunda çok güçlü bir oldğudur. Daha da şaşırtıcı olan Sheldrake'in köpeklerin niyetleri hissettiklerini göstermiş olmasıdır. Diyelim ki köpeğin sahibi iki haftalık bir Paris seyahetine çıkmış, köpek ise Londra' daki evde kalıyor. Eğer köpeğin sahibi fikir değiştirir ve eve bir hafta önce dönmeye karar verirse, köpek sahibini bekleme işaretlerini bir hafta önce göstermektedir. Sahibi "Eve gitme zamanı" diye düşündüğü anda, köpek uyuduğu yerden kalkıp kapının önününde kuyruğunu sallamaya ve oturup sahibinin eve dönüşünü beklemeye başlamaktadır.

Bu araştırmaların sadece köpek sahiplerinin içinden geçenlerle ilgili olup olmadığından emin olmak için, belirli köpeklerin, sahiplerinin eve gelme niyetlerine nasıl tepki gösterdikleri araştırılmıştır. Evin, köpeğin oturma olasılığı olduğu yerlerine yatağı, kapının önü, mutfak video kameralar yerleştirilmiştir. Köpeğin sahibi, nereye gideceği veya nezaman döneceğinden haber olmadan, evden ayrılacak ve bilim adamlarınca yönlendirilecektir. Arabaya bindikten sonra nereye gideceği söylenecek olan bu kişilerle, rasgele zamanlarda cep telefonalarına atılan mesajlar aracılığıyla eve dönmeleri talimatı verilecektir. Zaman, köpeğin videoya kaydedilen davranışlarıyla karşılaştırmak için, not edilmiştir. Sahibi mesajı aldığında, köpeğin hemen kapıya gittiği ve onun dönüşünü bekeldiği görülmüştür; sahibinin nerede olduğu ve nezaman döneceği fark etmeksizin.

Bazı insanların köpekleriyle aralarında çok güçlü bağlantıları olduğuna şüpe yok, onlar köpekleriyle karşılıklı ilişki(korelasyon) halindeler. Uyum içindeler. Bu bağ sayesinde köpek ve sahibi sınırsız iletişim kuruyorlar.

Uyumun örnekleri daha çok hayvanlar aleminde görülür, çünkü hayvanlar nesnelerin esas doğasıyla temas halindedirler. Biz insanalar bağlılık hissimizi endişeler karmaşasında kaybediyoruz, kira ödemeleri, hangi arabanın alınacağı vb. herkesten farklı olarak "ben"liği egoyu geliştirdiğimizde bu bağlantılar silikleşiyor.

Fakat bazı insanlar güçlü bir uyum yaşayabiliyorlar. Hepimiz, birbirinin ne hissettiğini veya düşündüğünü bilen tek yumurta ikizlerini duymuşuzdur. Buna benzer bir bağlantı, birbirine çok yakın olan insanlarda da görülebilir. Bir keresinde bir hastamla konuşurken, birden karnında bir delinme acısı hissetti ve yerde yuvarlanmaya başladı. Neler olduğunu sorduğumda "Sanki biri karnımı bıçaklıyormuş gibi hissediyorum," dedi. Daha sonra öğrendik ki, o sırada annesi Philadelphia'da soyulmuş ve karnından bıçaklanmış. Annesiyle aralarında çok güçlü bir bağ vardı, hayatındaki en önemli ilişkiydi. Birbirleriyle o kadar yakındılar ki, bir seviyede fizyolojileri bütündü adeta. Bu durumda iç içe geçtikleri söylenebilir tabii.

İç içe geçmek korelasyon veya uyumun diğer adıdır, daha çok bilim adamları tarafından bir madde veya güç tarafından "ele geçirilmek" anlamında kullanılır. Örneğin, partiküller bir sıvı akıntısı tarafından ele geçirilebilir ve sıvıya karışarak akabilirler. Bu kelime insanların nasıl birbirleriyle ilişkilendiklerini tanımalmada bize yardımcı olur. Hatırlarsanız, uyum sadece insanların, hayvanların veya nesnelerin birbirleriyle yakın ilişkileri olduğunda veya birbirleriyle iç içe geçtiklerinde ortaya çıkıyordu.

Alan araştırmacılarının Afrika kabilelerindeki annelerin doğmamış bebekleriyle çok yakın ilişkileri olduğunu inceledikleri bir örnek vardır. Anne, gebe kalma anında bebeği için bir isim seçer ve ona bir şarkı yazar. Bebek daha rahimdeyken, hamileliği boyunca o şarkıyı söyler. Bebek doğarken, komşular gelir ve onlar da şarkıya eşlik ederler. Daha sonra önemli günlerde, doğum günlerinde bebek çocukluğa ve ergenlige adım attığında, nişanıyla düğününde hep o şarkıyı söylerler. Şarkı, bebek annesi arasındaki asıl bağın güven kaynağı haline gelir ve şarkı o kişinin cenazesinde söylendiğinde ölümün de ötesine erişir. Bu çocuğun annesi ve kabilesiyle iç içe geçmesinin bir yoludur. Öyle yakın bir bağ kurar ki, bebek çalılıkların arasında bir yerdeyken rahatsızlık hissederse anneside aynı anda aynı raharsızlığı duyar.

Sınırsız iletişimin iyi bilinen örneklerinden biri de bebeğin annenin memesinden süt emmesidir, farklı yerlerde olsalar da bebek açlıktan ağladığında annenin gögsünden süt gelir.

Vücudumuz gibi katı ve gerçek olan bir şey nasıl olurda ruhsal iletişime bağlı olur? İnsan vücudunun yaklaşık yüz trilyon hücreden, Samanyolu'daki her parlak yıldız için bin hücre, olduğunu düşünün. Bu yüz milyar hücreyi üretmek için, döllenmiş tek hücreli bir yumurtadan başlayarak sadece elli kopyalama gerekir.İlk kopyalamadan iki hücre elde edilir. İkincisinden dört, üçüncüsünden on altı ve böyle sürüp gider. Ellinci kopyalamada vücudumuzda yüz milyar hücre olur ve kopyalama durur.

Yani vücudumuzdaki tüm hücreler tek bir hücreden gelmektedir.O tek hücre kopyalanır ve bu olay sırasında hücreler farklılaşır. İnsan vücudunda 250 farklı hücre çeşidi vardır, küresel kalın hücreden inceye dogru sinir hücreleri kollara ayrılı. Bilim adamlarının, nasıl olup da tek bir hücreden o kadar çeşitli hücrenin oluştuğu ve kendilerini karın, deri, diş olarak organize ettikleri konusunda bir fikirleri yok hala.

Vücuttaki özel görevini gerçekleştirmek dışında, bir hücre saniyede birkaç milyon görev daha yapar: Protein üretmek, zarının nüfusunu ayarlamak ve gıdaların oluşumu bunlardan sadece birkaçıdır. Ayrıca her hücre öteki hücrelerin ne yaptığını bilmek durumundadır; aksi takdirde vücudumuz dağılır.İnsan vücudu sadece uyum içinde işlendiğinde fonksiyonlarını yerine getirebilir ve bu da sadece sınırsız korelasyon yoluyla olur. Her biri saniyede bir milyon iş yapan yüz milyar hücre, başka türlü, nasıl insan vücudunun yaşaması ve nefes almasını sağlamak için hareketlerini koordine edebilirdi? İnsan vücudu nasıl aynı anda düşünceler üretip, toksinleri atarken bir bebeğe gülümseyebilirdi.

Ayak parmaklarımı oynatmak için öncelikle bunu yapmak istediğine dair bir düşüncemin olması gerekir. Düşünce beyin korteksimi harekete geçirir ve omurgamdan ayaklarına doğru sinir güdüleri iletir ve böylece ayak parmaklarım harekete geçer. İçeride olanlar mucizevidir. Düşünce nereden geldi? Düşünceden önce enerji yoktu ama ayak parmaklarımı oynatmaya niyetlenir niyetlenmez, beynimde kontrollü bir elektromanyetik fırtına oluştu; bu da sinirlere iletildi ve belli kimyasalın boşaltılmasını sağladı. Sonrada parmaklarım oynadı. Bu gayet doğrusal, mekanik ve sınırlı bir olgu ilk bölümü dışında, çünkü her şeyi başlatan düşünceydi. İlk olarak düşünce nasıl elektriği yarattı? Bilim adamların vücudun mekanizmalarını anlayabilirler hareket potansiyeli, sinir ileticileri ve kasılmalar. Fakat hiç kimse düşüncenin nereden geldiğini deneyle gösteremez. Düşünce görünemez, ama onsuz felç oluruz. Düşünce yoksa parmaklar da oynamaz. Farkındalık, bir şekilde, bilgi ve enerji haline gelir. Bu nerede gerçekleşiyor peki?

Cevabı, düşüncenin kaynağının ruhsal gerçek alan olduğudur.
alıntı
 
Üst