Değişimin Motoru Arzular

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Değişimin Motoru Arzular

Arzular, birdenbire gökten düşmez. Bilinçaltımızda oluşurlar ve yalnızca tanımlanabilir hale geldiklerinde yüzeye çıkarlar. Ondan önce, ya hiç hissedilmezler ya da genel bir huzursuzluk şeklinde hissedilirler. Hepimizin, birşeyler istediği, fakat ne olduğunu bilmediği zamanlar olmuştur. Böyle zamanlarda, henüz olgunlaşmamış bir arzu söz konusudur.

Plato’nun şu sözü çok doğrudur: ‘‘İcatlar, ihtiyaçlardan doğar.’’ Benzer şekilde, Kabala da, bir şeyi öğrenmenin yolunun, öncelikle öğrenmeyi istemekten geçtiğini söylüyor. Formül çok basit: bir şeyi istediğimizde, elde etmek için ne gerekiyorsa yaparız. Zaman ayırır, emek verir, gerekli becerileri geliştiririz. Demek ki, değişimin motoru, arzularımız...

İnsanlık tarihinin, hem tanımlanması hem de şekillenmesi, arzularımızın evrimi doğrultusunda olmuştur. İnsanoğlu, arzularının geliştiği ölçüde, çevrelerini araştırmak suretiyle istediklerini elde etmeye çalışmıştır. Mineral, bitki ve hayvanlardan farklı olarak, insanlar, sürekli gelişmektedir. Her yeni nesilde ve her insan için, arzular giderek büyüyüp güçlenmektedir.

Sürücü Koltuğuna Oturmak

Değişimin motoru arzu, beş aşamalıdır (0-4). Kabalistler bu motordan, ‘‘haz alma isteği’’ ya da kısaca ‘‘alma isteği’’ olarak söz ederler. 5000 yıl önce Kabala doğduğunda, alma isteği sıfır seviyesindeydi. Günümüzde, tahmin edebileceğiniz gibi, dördüncü ve en yoğun seviyedeyiz.

Alma isteğinin sıfır seviyesinde olduğu günlerde, arzular, bizi doğadan ve birbirimizden uzaklaştıracak kadar güçlü değildi. Bugün birçoğumuzun, bir sürü para dökerek meditasyon dersleriyle yeniden kazanmaya çalıştığı, doğayla bütünlük duygusu, o zamanların normal yaşam şekliydi. İnsanlar, yaşamanın başka bir yolunu bilmiyordu. Doğadan ayrı bir yaşamı, istemeyi bırakın, hayal bile edemezlerdi.

Hatta o zamanlar, insanlığın, birbirleriyle ve doğayla öyle akıcı bir iletişimi vardı ki, insanlar anlaşmak için kelimelere bile ihtiyaç duymuyorlardı. Telepatiye benzer bir şekilde, düşüncelerle anlaşıyorlardı. Bu, tüm insanlığın; tek bir ulus gibi olduğu, tam bir bütünlük halinde bulunduğu zamanlardı.

Sonra değişim başladı. Arzularının büyümeye başlamasıyla, insanlar, giderek bencilleştiler. Doğayı değiştirip, kendi çıkarları için kullanmak istemeye başladılar. Doğayla uyum içinde olmayı istemek yerine, onu, kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirmeye yeltendiler. Doğadan ayrılıp, uzaklaşmaya; ona ve birbirlerine yabancılaşmaya başladılar. Asırlar sonra, bugün, bunun hiç de iyi bir fikir olmadığının farkına varıyoruz. Olmuyor, yürümüyor.

Bu ayrılık başladığından beri, doğayla karşı karşıya geliyoruz. Durmadan büyüyen egoizmi ıslah edip doğayla bütünlüğü korumak yerine; kendimizi ondan koruyacak, mekanik ve teknolojik bir kalkan inşa ettik. Bilim ve teknolojiyi geliştirmemizin birinci nedeni, varlığımızı, doğal unsurlardan korumak olmuştur. Ancak, öyle görünüyor ki; farkında olarak ya da olmayarak, asıl yapmaya çalıştığımız, sürücü koltuğunu ele geçirmek ve doğayı kontrolümüz altına almak.

Bugün, birçok kişi, teknolojinin asılsız vaatlerinden (zenginlik, sağlık ve en önemlisi, güvenli yarınlar) bıkmış durumda. Bu vaat edilenlere sahip olan çok az sayıda insan ise, yarın bunları kaybetmeyecekleri güvencesine sahip değiller. Bu durumun bir yararı, bizi, gidişatımızı yeniden gözden geçirmeye zorlaması ve yanlış yolda ilerlediğimiz şüphesini uyandırmasıdır.

Özellikle, içinde bulunduğumuz kriz ve çıkmazı fark ettiğimiz şu günlerde, seçmiş olduğumuz yolun sonu olmadığını açıkça itiraf edebilecek hale geldik. Doğayla zıt, ben-merkezli tavrımızı teknolojiyle telafi etmeyi seçmek yerine, egoizmimizi özveriye dönüştürüp doğayla bir olma yoluna gitmeliydik.

Kabala’da, bu değişim, Tikkun (düzeltme) terimiyle ifade edilir. Doğaya zıtlığımızın farkına varmak demek, bedbin yıl önce insanlar arasında meydana gelmiş bölünmenin farkına varılması demektir. Buna “şerrin tanınması” denir. Kolay olmayan, ama kesinlikle macera dolu bir yoldur. Ve en önemlisi, gerçek sağlık ve mutluluğa giden yolda ilk adım budur.

alıntı
 
Üst