Elnora_alila
Moderator
“Kişilik” kavramı, farklı yönelimlere sahip bir yapıyı ifade eder ve kökeni Antik Yunan dramasına dayanır. O dönemde oyuncular, “persona” adı verilen maskeler kullanırdı. Bu maskelerin arkasına saklanırlar, yüzleri görünmez, yalnızca sesleri duyulurdu. Sona ses anlamına gelir. Persona ise yüzüyle değil, yalnızca sesiyle temas kurulan varlık demektir.
“Bireysellik” ise bölünmez olanı, bütünleşmiş ve artık parçalanmayan bir durumu ifade eder. Güçlü ve derin bir kavramdır. Bu perspektiften bakıldığında ; Buda, İsa ve Zerdüşt gibi figürler “birey” olarak adlandırılabilir. Ancak bu tanımlama aynı zamanda risklidir. Çünkü birlik, ancak çokluk ortadan kalktığında ortaya çıkar. Çokluk yok olduğunda ise bir kavramını nasıl tanımlayabiliriz ? Zira bir, ancak çokluğun varlığıyla anlam kazanır.
Bu nedenle Hindistan’da Tanrı için “advaita” yani “ikili olmayan” ifadesi kullanılır. Tanrı’ya bir denebilirdi, fakat tercih edilmemiştir. Çünkü bir şeye “bir” dediğiniz anda, “iki” kavramı da beraberinde doğar. Bir, ancak bir dizinin, bir çokluğun içinde anlamlıdır. Tek başına varlığını ifade edemez.
Gerçek anlamda “bir” olmuş bir varlığa, onu sınırlayan bir kavramla ''bir'' demek mümkün değildir. Kelime anlamını yitirir. Bu yüzden ona “çok olmayan”, yani “ikili olmayan” demek daha uygundur. Advaita kavramı, neyin var olduğunu değil, neyin ortadan kalktığını ifade eder. Olumsuz bir tanımdır fakat aynı zamanda en doğruya en yakın olanıdır.
Nihai gerçek hakkında söylenebilecek her şey bu yüzden olumsuz olmak zorundadır. Tanrı’nın ne olduğunu değil, ne olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü ne olduğunu tanımlamak, onu sınırlamak demektir. Her tanım bir sınır çizer. Tanrı tanımlandığında artık sonsuz değil, sonlu hale gelir.
İnsan da ancak sonsuz olduğunda gerçek anlamda birey olabilir. Bu ilk bakışta paradoksal görünse de, aslında derin bir gerçeği ifade eder : İnsan ancak evrensel olduğunda, bütünle bir olduğunda gerçek bireyliğe ulaşır. Fakat bu noktada ona “birey” demek bile yetersiz kalır çünkü kelimenin anlamı bu durumu taşımakta zorlanır.
Alıntı_
“Bireysellik” ise bölünmez olanı, bütünleşmiş ve artık parçalanmayan bir durumu ifade eder. Güçlü ve derin bir kavramdır. Bu perspektiften bakıldığında ; Buda, İsa ve Zerdüşt gibi figürler “birey” olarak adlandırılabilir. Ancak bu tanımlama aynı zamanda risklidir. Çünkü birlik, ancak çokluk ortadan kalktığında ortaya çıkar. Çokluk yok olduğunda ise bir kavramını nasıl tanımlayabiliriz ? Zira bir, ancak çokluğun varlığıyla anlam kazanır.
Bu nedenle Hindistan’da Tanrı için “advaita” yani “ikili olmayan” ifadesi kullanılır. Tanrı’ya bir denebilirdi, fakat tercih edilmemiştir. Çünkü bir şeye “bir” dediğiniz anda, “iki” kavramı da beraberinde doğar. Bir, ancak bir dizinin, bir çokluğun içinde anlamlıdır. Tek başına varlığını ifade edemez.
Gerçek anlamda “bir” olmuş bir varlığa, onu sınırlayan bir kavramla ''bir'' demek mümkün değildir. Kelime anlamını yitirir. Bu yüzden ona “çok olmayan”, yani “ikili olmayan” demek daha uygundur. Advaita kavramı, neyin var olduğunu değil, neyin ortadan kalktığını ifade eder. Olumsuz bir tanımdır fakat aynı zamanda en doğruya en yakın olanıdır.
Nihai gerçek hakkında söylenebilecek her şey bu yüzden olumsuz olmak zorundadır. Tanrı’nın ne olduğunu değil, ne olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü ne olduğunu tanımlamak, onu sınırlamak demektir. Her tanım bir sınır çizer. Tanrı tanımlandığında artık sonsuz değil, sonlu hale gelir.
İnsan da ancak sonsuz olduğunda gerçek anlamda birey olabilir. Bu ilk bakışta paradoksal görünse de, aslında derin bir gerçeği ifade eder : İnsan ancak evrensel olduğunda, bütünle bir olduğunda gerçek bireyliğe ulaşır. Fakat bu noktada ona “birey” demek bile yetersiz kalır çünkü kelimenin anlamı bu durumu taşımakta zorlanır.
Alıntı_