Bindu, İlksel Ses ve Tantrik Kozmoloji

Beyaz Kafa

Kayıtlı Üye
Kāraṇa-Bindu(Nedensel nokta-kök), üç ilkeyi, yani Bindu(nokta), Nāda(ses titreşimi) ve Bīja(tohum)’yı meydana getirmek üzere "filizlendiğinde", tezahür etmemiş Brahman; başka bir deyişle Söz veya Ses olarak bilinen Śabda-Brahman ortaya çıkar. Bu konuda şöyle denir:

"Kāraṇa-Bindu'nun farklılaşmasından, Śruti bilgisine sahip olanların Śabda-Brahman adını verdiği tezahür etmemiş 'Ses' ortaya çıkar."

Evrenin doğrudan nedeni olan; düşünce ve dil olarak tezahür eden ses ve hareket, işte bu Śabda-Brahman'dır. Kāraṇa-Bindu(nedensel nokta-kök) ile özdeş olduğu için her yere nüfuz eden bu ses, insan bedeninde ilk kez Mūlādhāra'da ortaya çıkar.

Bu durum şu sözlerle açıklanır:

"İnsan bedeninde ilk olarak Mūlādhāra'da Prāṇa-Vāyu yükselir. Konuşmak isteyen kişinin iradesiyle harekete geçirilen bu 'hava', her yere nüfuz eden Śabda-Brahman'ı görünür hâle getirir."
Kāraṇa-Bindu(Nedensel nokta-kök) biçimindeki Śabda-Brahman, üç Bindu'yu meydana getirmeye yöneldiğinde bunlardan ilki Kārya-Bindu(Sonuç noktası) olarak ortaya çıkar. Bu Kārya-Bindu'nun bölünmesiyle (Bhidyate), Śabda-Brahman adı verilen belirsiz (Avyakta) ses (Rava) tezahür eder.

Bu durum başka bir ifadeyle şöyle anlatılır:

"Patlayan Bindu'dan, Śruti'de uzman olanların Śabda-Brahman adını verdiği belirsiz bir ses yükselir."

Bu ses, Kāraṇa-Bindu ile bir olduğu ve dolayısıyla her yerde bulunduğu için, konuşmayı meydana getiren iradenin harekete geçirdiği ve arındırdığı Prāṇa-Vāyu tarafından Mūlādhāra'ya yönlendirilerek canlı bedende tezahür eder. Bu nedenle şöyle denmiştir:

"İnsan bedeninde de hava ilk olarak Mūlādhāra'da yükselir. Konuşmak isteyen kişinin iradesiyle arındırılan bu hava, her yerde bulunan Śabda'yı görünür kılar."

Bu aşamada Śabda-Brahman, kendi mekânı olan Mūlādhāra'da, yani Kuṇḍalinī'nin içinde, hareketsiz (Niṣpanda) durumda bulunur ve Parā Vāk(yüce söz) veya Parā Śakti olarak adlandırılır.
Aynı Prāṇa-Vāyu göbeğe doğru yükseldiğinde ve Manas ile birleştiğinde, genel titreşim (Sāmānya-Spanda) hâlinde tezahür eden aynı Śabda-Brahman, Paśyantī Vāk adını alır. Jñānatmaka(Bilgi doğasında olan) ve Bindvātmaka(Bindu doğasında olan), yani Cit ve Bindu tabiatında olduğu söylenen Paśyantī, Mūlādhāra'dan göbeğe; bazı geleneklere göre ise Svādhiṣṭhāna'ya kadar uzanır.

Bundan sonra aynı Prāṇa-Vāyu kalbe yükselir. Burada Buddhi ile birleşen, tezahür etmiş Nāda tabiatına sahip olan ve özel titreşim (Viśeṣa-Spanda) kazanan Śabda-Brahman, Madhyamā Vāk olarak adlandırılır. Bu, Paśyantī bölgesinden kalbe kadar uzanan Hiraṇyagarbha sesidir.

Ardından aynı Śabda-Brahman, Prāṇa-Vāyu tarafından ağıza kadar taşınır. Boğaz ve konuşma organlarında belirginleşerek başkaları tarafından işitilebilir hâle gelir. Bu aşamada A harfi ve diğer harfler olarak açık biçimde tezahür eder ve Vaikharī Vāk(tezahür eden söz) adını alır.

Başka bir ifadeyle, Kāraṇa-Bindu(Kök nokta) ile özdeş ve titreşimsiz durumda bulunan Śabda-Brahman'a Parā Vāk(Yüce söz veya Logos) denir. Aynı Prāṇa-Vāyu'nun göbeğe yükselmesiyle Manas, yani Vimarśa ile birleştiğinde hafif titreşim kazanan Kārya-Bindu hâline gelir ve Paśyantī Vāk olarak adlandırılır.

Daha sonra aynı Śabda-Brahman, kalpte Buddhi ile birleşerek belirgin titreşim hâlindeki Nāda'yı meydana getirir. Bu safha Madhyamā Vāk olarak bilinir.

Son olarak, aynı Śabda-Brahman Prāṇa-Vāyu tarafından ağıza taşındığında, boğaz ve konuşma organlarında tam olarak tezahür eder; başkalarının işitebileceği eklemli seslere dönüşür ve alfabenin bütün harfleri bu aşamada ortaya çıkar. İşte bu son safha Vaikharī Vāk olarak adlandırılır.

Ācārya bu süreci şu sözlerle açıklar:

"Mūlādhāra'da ilk ortaya çıkan sese Parā denir. Daha sonra Paśyantī hâline gelir. Kalbe ulaşıp Buddhi ile birleştiğinde ise Madhyamā adını alır."
Bu safhaya Madhyamā denmesinin nedeni, onun Parā ile Vaikharī arasında, yani "orta" konumda bulunmasıdır. O, henüz Paśyantī kadar gizli değildir; ancak Vaikharī gibi tam anlamıyla dışa vurulmuş da değildir. İkisinin arasında yer alan ara safhayı temsil eder.

Tam tezahür ise, konuşmak isteyen kişinin dışarıya yönelttiği Vaikharī Vāktır. Böylece Prāṇa-Vāyu aracılığıyla eklemli konuşma meydana gelir.
Nitya Tantra'da da aynı öğreti şu şekilde ifade edilir:

"Parā biçimi, Prāṇa-Vāyu'nun harekete geçirdiği Mūlādhāra'da ortaya çıkar. Aynı hava yukarı doğru yükselerek sırasıyla Paśyantī, Madhyamā ve Vaikharī hâllerini meydana getirir."
Büyük Üstat Śaṅkara da Prapañcasāra'da (II.44) bu süreci şöyle özetler:

"Çocuk ağlamak istediğinde, Suṣumnā'ya bağlı olarak Mūlādhāra'da ortaya çıkan ilk ses hâli Parā'dır. Prāṇa-Vāyu tarafından yukarı doğru taşındığında Paśyantī olur. Kalpte Buddhi ile birleşince Madhyamā adını alır. Ağızda ise Vaikharī'ye dönüşür ve alfabenin bütün harfleri ondan meydana gelir."

Yaratıcı yönüyle Saguṇa Śabda-Brahman olan ve Parā-bindu, ardından da üçlü Bindu, yani Tri-bindu biçimini alan Nirguṇa Brahman vardır. Yukarıda belirtilen anlamda konuşma, ses ve hâl (Bhāva), dört biçimle temsil edilir.

Nedensel Bindu, yani Kāraṇa-Bindu veya Yüce Bindu olan Parā-bindu, tezahür etmemiştir (Avyakta). Bu aşamada farklılaşmamış Śiva-Śakti güçleri henüz açığa çıkmamıştır; ancak o zamanki farklılaşmamış Mūlaprakṛti hâlinden ortaya çıkmak üzeredir. Bu, Yüce Söz veya Logos olan Parā-Vāk hâlidir ve bireysel bedendeki yeri Mūlādhāra Çakra’dır.

İsimler ve teknik ayrıntılar bir yana bırakıldığında, meselenin özü basittir ve diğer sistemlerle de uyumludur. İlk olarak tezahür etmemiş Nokta, yani Bindu vardır. Bu sembol hakkında İskenderiyeli Aziz Clement, bir cisimden derinlik, genişlik, uzunluk ve diğer nitelikler soyutlandığında geriye konum sahibi bir noktanın kaldığını; bu noktadan da konum soyutlandığında ilksel birliğin durumuna ulaşıldığını söyler.

Üçlü olarak tezahür eden bir Ruh, yani Śakti vardır. Böylece tezahür eden Bir, yani Śiva-Śakti, ikiye ayrılmış gibi görünür: Śiva ve Śakti. Bu ikisinin karşılıklı ilişkisi olan Nāda ise birçok dinde ortak olan üçlü yapıyı meydana getirir. Bir olan İlke, önce Büyük İrade (Icchā) olarak hareket eder; ardından İradenin yöneldiği Bilgi veya Bilgelik (Jñāna) olarak ve son olarak da Eylem (Kriyā) olarak tezahür eder. Bu, Īśvara’daki Śakti’lerin sırasıdır.

Paurāṇik anlatıma göre yaratılışın başlangıcında Brahmā uyanır. Ardından zihninde Saṁskāralar ortaya çıkar. Önce yaratma arzusu, yani Icchā Śakti belirir; sonra yaratılacak şeyin bilgisi, yani Jñāna Śakti; son olarak da yaratılışın eylemi, yani Kriyā Śakti gelir.

Jīva’nın durumunda ise sıra Jñāna(Bilgi), Icchā(İrade) ve Kriyā(Eylem)’dır. Çünkü Jīva önce bir şeyi düşünür veya bilir; bu bilgiyle donandıktan sonra ister(İrade) ve ardından eyleme geçer.
Bu üç güç, ayrı ayrı sayılıp sanki birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmış gibi anlatılsa da, aslında Bir’in ayrılmaz ve bölünmez yönleridir. Biri nerede varsa diğeri de oradadır. Ancak insan zihni, onları ayrı ayrı ve zaman içinde tezahür etmiş gibi düşünür.

Bir sınıflandırmaya göre Yüce Bindu, üçlü hâle gelerek Kārya-Bindu, Bīja ve Nāda olarak görünür. Śiva hiçbir zaman Śakti’den, Śakti de hiçbir zaman Śiva’dan ayrı değildir; ancak bir tezahür, ağırlıklı olarak birini veya diğerini ifade edebilir. Bu nedenle Bindu’nun Śiva doğasında (Śivātmaka), Bīja’nın Śakti doğasında (Śaktyātmaka), Nāda’nın ise ikisinin karşılıklı birleşimi olduğu söylenir. Bunlar aynı zamanda Mahābindu veya Parā-bindu, Sitabindu yani Beyaz Bindu, Śoṇabindu yani Kırmızı Bindu ve Miśrabindu yani Karışık Bindu olarak da adlandırılır.

Bunlar Parā, Sūkṣma ve Sthūla; yani yüce, ince ve kaba olarak da adlandırılır. Bir başka adlandırmada ise Güneş, Ateş ve Ay terimleri kullanılır.

Yoginī-hṛdaya Tantra’da Varṇa ve Icchā Śakti’nin Paśyantī bedeninde olduğu; Jñāna ve Jyeṣṭhā’nın Madhyamā olarak adlandırıldığı; Kriyā Śakti’nin Raudrī olduğu ve Vaikharī’nin evren biçiminde tezahür ettiği söylenir.

Bhāvaların evrimi Śāradā-Tilaka’da şu şekilde verilir: Her şeye nüfuz eden Śabda-Brahman veya Kuṇḍalī; Śakti, Dhvani, Nāda, Nirodhikā, Ardhendu ve Bindu’yu yayar. Śakti, Sattva ile birlikte Cit’tir ve Paramākāśāvasthā olarak adlandırılır. Dhvani, Sattva ve Rajas ile birlikte Cit’tir ve Akṣarāvasthā’dır. Nāda, Sattva, Rajas ve Tamas ile birlikte Cit’tir ve Avyaktāvasthā’dır. Nirodhikā, Tamas’ın bolluğuyla; Ardhendu ise Sattva’nın bolluğuyla ilişkilidir. Bindu ise bu iki ilkenin birleşimidir.

Bu Bindu, farklı merkezlerde, Mūlādhāra ve diğer Çakralarda, Parā ve benzeri farklı isimlerle anılır. Bu şekilde hem bilinç biçiminde (Tejorūpā) hem de Guṇalardan oluşmuş olarak (Guṇātmikā) var olan Kuṇḍalī; Icchā(İrade), Jñāna(Bilgelik) ve Kriyā(Eylem) hâlinde Harf Çelengini, yani Varṇamālā’yı yaratır.

Bīja’nın Ay olduğu, Bīja’dan Vāmā Śakti’nin çıktığı, ondan da Brahmā’nın meydana geldiği söylenir. Bunların Ay ve İrade Gücü, yani Icchā Śakti doğasında olduğu konusunda şüphe yoktur. Prakṛti’nin Guṇaları açısından Icchā Śakti, Sattva’yı kendini göstermeye sevk eden Rajas Guṇa’dır. Bu, Svādhiṣṭhāna Çakra’da bulunan Paśyantī Śabda’dır.

Benzer şekilde Nāda’dan Jyeṣṭhā Śakti ve Viṣṇu; Bindu’dan ise Raudrī ve Rudra çıkar. Bunlar sırasıyla Anāhata ve Viśuddha Çakralarda bulunan Madhyamā ve Vaikharī Śabda’dır. Bir rivayete göre Bindu “Ateş” ve Kriyā Śakti’dir; Nāda ise “Güneş” ve Jñāna Śakti’dir. Bunların Guṇaları sırasıyla Tamas ve Sattva’dır.

Ancak Rāghava-bhaṭṭa, Śāradā üzerine yaptığı yorumda Güneş’in Kriyā(Eylem) olduğunu söyler; çünkü Güneş, ışık kaynağı gibi her şeyi görünür kılar. Jñāna(Bilgelik)’nın ise Ateş olduğunu belirtir; çünkü bilgi tüm yaratılışı yakıp dönüştürür. Jīva, Jñāna aracılığıyla Brahman olduğunu bildiğinde, Karma biriktirmek üzere hareket etmeyi bırakır ve Kurtuluşa, yani Mokṣa’ya ulaşır. Bu açıklamanın Jīva’ya yönelik olması muhtemeldir; çünkü önceki açıklama Īśvara’nın yaratılışını temsil eder.

Mahā-bindu’nun farklılaşmasıyla üçlü güçler tezahür eder. Bu konudaki bazı farklılıklar, anlatımların yer aldığı ayetlerin her zaman kelimelerin sırasına göre değil, gerçekte olan sıraya göre okunması gerektiğinden kaynaklanır. Ayrıca yorumlarda da bazı belirgin farklılıklar vardır.

Dört Bhāva, Devī’nin dokuz tezahüründen biri olan Nāda’nın kapsamına giren varlıklar olarak ele alınmıştır. Pandit Anantakṛṣṇa Śāstri, Lakṣmīdhara’nın Ānandalaharī’nin 34. ayeti hakkındaki yorumuna atıfta bulunarak şöyle der:

“Bhagavatī, metinde Devī’yi ifade etmek için kullanılan kelimedir. Bhaga’ya sahip olana Bhagavatī denir. Bhaga; evrenin yaratılışını, evrenin yok oluşunu, varlıkların kökenini, varlıkların sonunu, gerçek bilgiyi veya ilahi hakikati ve Avidyā’yı, yani cehaleti ifade eder. Bu altı unsuru bilen kişi Bhagavān unvanına layıktır. Ayrıca Bha harfi dokuzu ifade eder. Bu nedenle Bhagavatī, Candrakalā-vidyā’da kullanılan dokuz köşeli Yantra’yı da ifade eder.”

Āgamalara göre Devī’nin dokuz tezahürü vardır:

Birincisi Kāla grubudur. Bu, göz açıp kapayıncaya kadar süren en küçük zaman biriminden Pralaya zamanına kadar uzanan zaman ilkesini kapsar. Güneş ve Ay da bu gruba dahildir.

İkincisi Kula grubudur. Bu grup, şekil ve renge sahip olan şeylerden oluşur.

Üçüncüsü Nāma grubudur. Bu grup, adı olan şeylerden meydana gelir.

Dördüncüsü Jñāna grubudur. Bu, zekâ veya bilgi ilkesidir. İki kola ayrılır: Savikalpa, yani karışık ve değişime açık bilgi; Nirvikalpa, yani saf ve değişmez bilgi. Bu, Cit ilkesine karşılık gelir.

Beşincisi Citta grubudur. Bu grup Ahaṁkāra, Citta, Buddhi, Manas ve Unmanas’tan oluşur. Bu, zihin alanını ifade eder.

Altıncısı Nāda grubudur. Bu grup Rāga, yani arzu; Icchā, yani güçlenmiş veya gelişmiş arzu; Kṛti, yani eylem veya arzunun aktif biçimi; ve Prayatna, yani arzu edilen nesneye ulaşmak için gösterilen çabadan oluşur. Bunlar sırasıyla Parā, Paśyantī, Madhyamā ve Vaikharī ile ilişkilidir. Parā, Mūlādhāra’dan çıkan sesin ilk aşamasıdır. Paśyantī ikinci aşama, Madhyamā üçüncü aşama, Vaikharī ise ağızdan çıkan sesin dördüncü aşamasıdır.

Yedincisi Bindu grubudur. Bu grup, Mūlādhāra’dan Ājñā’ya kadar uzanan altı Çakradan oluşur. Psişik öz veya ruhani tohum anlamına gelir.

Sekizincisi Kalā grubudur. Bu, Mūlādhāra’dan Ājñā’ya kadar uzanan elli harften oluşur.

Dokuzuncusu Jīva grubudur. Bu grup, maddenin esareti altında bulunan ruhlardan oluşur.

Nāda’nın dört kurucu parçasının baş Tanrıları veya Tattvaları Māyā, Śuddhavidyā, Maheśa ve Sadāśiva’dır. Fonetik bir eser olan Nāma-kalā-vidyā’dan şu satırlar aktarılır:

“Parā, Ekā’dır; yani ikiliksizdir. Onun karşıtı olan bir sonraki aşama Paśyantī’dir. Madhyamā, kaba ve ince olmak üzere ikiye ayrılır. Kaba biçimi dokuz harf grubundan oluşur. İnce biçimi ise bu dokuz harfi birbirinden ayıran sestir. Biri sebep, diğeri sonuçtur; bu nedenle ses ile onun kaba biçimleri arasında özsel bir fark yoktur.”

Sattva, Rajas ve Tamas olmak üzere üç Guṇa denge hâlindeyken bu duruma Parā denir. Paśyantī, üç Guṇa’nın eşitsiz hâle geldiği ve dolayısıyla sesin üretildiği durumdur. Bir sonraki aşama Madhyamā olarak adlandırılır. Bunun ince biçimine Sūkṣma-Madhyamā, kaba biçimine ise Sthūla-Madhyamā denir. Sthūla-Madhyamā, dokuz harf grubuyla temsil edilen dokuz farklı ses biçimi üretir.

Bu dokuz harf grubu şunlardır: bütün ünlüler; Ka-varga; Ca-varga; Ṭa-varga; Ta-varga; Pa-varga; Ya, Ra, La ve Va; Śa, Ṣa, Sa ve Ha; son olarak da Kṣa. Bu harfler, en yüce düzeyde fiilen mevcut değildir; yalnızca insan zihnindeki fikirleri temsil ederler. Dolayısıyla bütün biçimler ve harfler Parā’dan kaynaklanır. Parā ise Caitanya’dan, yani Bilinç’ten başka bir şey değildir.

Yukarıda sayılan dokuz grup veya Vyūha, Devī’nin tezahürleri olarak şu üç başlık altında da sınıflandırılır: Bhoktā, yani zevk alan; Bhogya, yani zevk nesneleri; ve Bhoga, yani zevk veya deneyim. Bhoktā, Jīva-vyūha’yı içerir. Bhogya, Kāla, Kula, Nāma, Citta, Nāda, Bindu ve Kalā gruplarını kapsar. Bhoga ise Jñāna-vyūha’yı içerir.

Bu açıklamalar, Śrī Śaṅkarācārya’nın Ānandalaharī’nin 34. şlokasında ortaya koyduğu Kaula felsefesinin özünü verir. Lakṣmīdhara, bu şlokayı yorumlarken Kaula Āgamalardan birkaç ayet aktarır. Bunlardan biri şöyledir:

“Mutluluk dolu Rab dokuz biçimdedir. Bu Tanrı’ya Bhairava denir. O, zevk ve mutluluk bahşeder; ruhları bağlardan kurtarır. Onun eşi, ebedi mutluluk bilinci olan Ānandabhairavī’dir. Bu ikisi uyum içinde birleştiğinde evren var olur.”
 
Geri
Üst