Bilginin ve Cehaletin Tartısı

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan Ori
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Ori

🌙
Moderator
İnsanlık tarihinin en eski metinlerinden biri bize bir uyarı bırakmıştır. Aden bahçesinde Adem ile Havva'ya yasak olan tek şey bilgi ağacının meyvesiydi. Onlar bu meyveyi yediklerinde kazandıkları şey cennet değil sürgündü. Bilgiyle birlikte utanç geldi, acı geldi, ölümlülük bilinci geldi. Bu, insanlığın belleğine kazınmış çok eski bir sezgiyi yansıtır. Bilmek, kaybetmektir.

Vaiz kitabı bunu daha da açık söyler. Çok bilgelikte çok gam vardır ve bilgisini çoğaltan kederini çoğaltır. Binlerce yıl önce yazılmış bu satırlar, bugün psikoloji laboratuvarlarında yeniden keşfedilen bir gerçeği önceden haber veriyordu.

Bir çocuk düşünün. Dünyanın ne kadar adaletsiz olduğunu bilmez. Açlığın istatistiklerini bilmez, iklim krizinin projeksiyonlarını bilmez, kendi ölümlülüğünün ne anlama geldiğini gerçekten kavramamıştır. Ve tam da bu yüzden gökyüzüne bakıp sadece hayret duyabilir. Bir yetişkin aynı gökyüzüne baktığında daha karamsardır.

Bilgi, dünyayı daha net görmemizi sağlar ama net görmek her zaman güzel görmek anlamına gelmez. Tersine, çoğu zaman net görmek çirkinliği, adaletsizliği, kaçınılmazlığı görmek demektir. Bir hastalığın belirtilerini öğrenen kişi artık her baş ağrısında beyin tümörü ihtimalini düşünmeden duramaz. Ekonomiyi anlayan kişi her haber bültenini bir kriz habercisi gibi izler. Felsefeyi derinlemesine okuyan kişi hayatın anlamına dair rahat cevaplardan mahrum kalır ve varoluşsal bir boşlukla baş başa kalır. Bilgelik dediğimiz şey çoğu zaman yalnızca acının incelikli bir versiyonudur.

Etrafınıza bakın. Gündelik hayatın küçük zevklerinde kaybolabilen, geleceği fazla düşünmeyen, haberleri takip etmeyen, felsefi sorularla kendini yormayan insanlar genellikle daha huzurlu görünürler. Onlar üzerlerine çökmesi gereken yükün farkında değildirler ve bu yüzden o yükü taşımazlar. Bu bir tesadüf değildir.

Nietzsche, insanların hayatta kalabilmek için yararlı yanılsamalara ihtiyaç duyduğunu söylemişti. Ona göre gerçeğin çıplak hali dayanılmazdı. Sanat, din, gündelik alışkanlıklar, bunların hepsi gerçeğin üzerine örtülen örtülerdi. Örtüyü kaldırmak cesaret gibi görünebilir ama kaldırılan her örtü altından bir boşluk çıkar.

Budist düşüncede bile acının kökeni arzu kadar bağlanma ve kavrayışla ilişkilendirilir. Bir şeyi ne kadar çok bilir, ne kadar çok anlamaya çalışır, ne kadar çok farkında olursak o şeye o kadar bağlanırız ve bağlandığımız her şey kaybedildiğinde bize acı verir. Bilmemek bağlanmamaktır. Bağlanmamak acı çekmemektir.

Herkes Matrix filmindeki kırmızı hap mavi hap ikilemini hatırlar. Popüler kültür bize kırmızı hapı, yani gerçeği görmeyi kahramanca bir seçim olarak sunar. Ama filmin kendisi bile bunu sorgular. Cypher karakteri, gerçek dünyanın acı verici çölünden bezmiş, simülasyona geri dönmeyi, unutmayı ve rahat bir yalanda yaşamayı tercih eder. Onu kolayca yargılarız ama dürüst olalım, o karakterin mantığında bir tutarlılık vardır. Bilmek onu daha güçlü kılmamıştır, sadece daha yorgun, daha öfkeli, daha huzursuz kılmıştır.

Gerçeği bilmenin bize güç verdiği fikri çoğu zaman sadece bir efsanedir. Güç bilgiyle değil, o bilgiyle ne yapabileceğinizle ilgilidir. Değiştiremeyeceğiniz bir gerçeği bilmek size hiçbir güç vermez, sadece ekstra bir dert verir.

Bugün tarihin en bilgili nesli olduğumuz söylenir. Cebimizdeki telefonlarla dünyanın tüm bilgisine anında erişebiliyoruz. Peki bu bize daha çok mutluluk mu getirdi. Kaygı, tükenmişlik ve umutsuzluk oranlarındaki artışlar tam da bilgiye erişimin patladığı dönemle çakışıyor. Sürekli haber akışı, sürekli kriz bilinci, sürekli farkındalık bizi daha bilge yapmadı, sadece daha yorgun ve daha çaresiz hissettirdi.

Doomscrolling denen fenomen tam olarak bunun bir kanıtıdır. İnsanlar kendilerine hiçbir fayda sağlamayacak, sadece onları üzecek haberleri saatlerce tüketirler. Neden. Çünkü modern insan bilmemenin verdiği rahatsızlığa artık tahammül edemiyor ama bildiği şey de onu mutlu etmiyor. Bu, bilginin vaat ettiği aydınlanmanın aslında bir tuzak olduğunun en açık göstergesidir.

Bu, cehaleti kutsamak ya da öğrenmeyi tamamen reddetmek anlamına gelmiyor. Pratik beceriler, mesleki bilgi, günlük hayatı kolaylaştıran öğrenmeler elbette faydalıdır. Ama sözü edilen o varoluşsal, ağır, kaçınılmazlıkla yüzleştiren türden bilgidir. Evrenin anlamsızlığı, ölümün kaçınılmazlığı, dünyanın adaletsizliği, insan doğasının kusurları üzerine derinlemesine düşünmek.

Belki de bilgelik her şeyi bilmek değil, neyi bilmemeyi seçtiğimizi bilmektir. Belki mutluluk karanlığı aydınlatmakta değil, bazı odaların kapısını kapalı tutmayı seçmekte saklıdır. Sokrates'in sınanmamış hayat yaşanmaya değmez sözü ünlüdür ama kimse ona sormamıştır. Peki ya sınanmış hayat yaşanabilir midir?
 
Geri
Üst