Altıncı His

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Beğeni
132
Kabalacı Y. Ashlag

Psikologların yapmış oldukları araştırmalar neticesinde, dış dünyamızdan aldığımız bilgileri tasnif ve yorumlamak sürecini, İDRAK Dediğimiz anlamak yeteneği işletmektedir. Başka bir deyimle Psikologlar bize ÖN BİLGİYE İhtiyacımız olduğunu söylemektedirler.

Tarih boyunca Felsefe ve İlim beşeriyetle birlikte ilerleyerek geliştiklerini görüyoruz. Günümüzde İlim ve Felsefeyle uğraşan aydınlar ve âlimler etrafımızı saran dünya gerçeklerini araştıran ve inceleyen insan faktörünün bu konuda sınırlı kaldığını kabul etmektedirler.

Bir an için insanı, dışardan geleni duyumsayan, hisseden ve anlayan bir kara kutu olarak varsayalım. İhtiyacımız olan bilgilerin bu kara kutunun içine nasıl girdiklerine bir göz atacak olursak. Bütün bilgilerin hislerimizin aracılığı ile kara kutuya girdiklerini görürüz.

Hislerimizin dayandığı beş duyu, sabit bir rakam (Miktar) olduğundan bizim için bir sınır teşkil etmektedir. Böylece yapmış olduğumuz bütün araştırma ve incelemeler, beş duyu sınırları içinde kaldığından, ancak mevcut duyularımızın sınırları içinde kalan maddi dünyaya ait gerçekleri görebiliyoruz.

Bu nedenle bu sınırların dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri görebileceğimiz araç ve aletleri yaratamıyoruz. Şimdiye kadar yarattığımız aletler, var olan duyularımızın etki alanlarını genişletmekten ileri gitmemiştir.

Sınırlı beş duyularımızın dışında kalan dünya ötesi evrensel gerçekleri hissetmek için artı bir duyuya ihtiyacımız olduğunu görüyoruz.

Belki başka boyutlarda var olan başka dünyalar ve bu dünyalarda varlıklarını sürdüren yaratıklar da vardır, fakat biz onları hissedemiyoruz çünkü onları hissedebilecek uygun duyulardan yoksun bulunmaktayız.

Belki hissedemediğimiz, bizimkinden daha geniş ve farklı olan öbür dünyada varlığımızın gerçeklerinden olan doğuşumuz, hayatımız boyunca başımızdan geçenlerin ve ölümün nedenleri bu öbür dünya dediğimiz yerde bulunmaktadır bunları bilmeden varlığımızın hedef gördüğü gerçek amacın ne olduğunu da bilemeyiz.

Dünyamızda, bazı insanlar, ek duyumlarıyla elde ettikleri artı hisler sayesinde bizim gördüğümüz gerçek tablodan daha geniş ve daha gerçek bir tablo görürler. Bu insanlara biz Kabalacı (Mekubalim) diyoruz, çünkü onlar yüksek seviyelerden gelen bilgileri almayı ve hissetmeyi bilirler. Bu kişiler, etrafımızı saran bizimkinden daha üstün dünyaların varlığını bize bildirmektedirler. Bu dünyalar bir soğan gibi iç içe gelişmiş tabakalar halinde olup, merkezinde bizim dünyamız bulunmaktadır.

Bizler bu dünyanın içinde doğar - yaşar ve ölürüz. Bizler sadece bu bizim dediğimiz dünyayı hissedebiliriz, Kabalacılar buna yaşadığımız dünya OLAM HAZEH, Diyorlar çünkü Evrenin hakiki gerçeklerinde ufak bir yer kapsamaktadır.

Kendimizde artı bir Manevi duyu geliştirirsek, bu duyu sayesinde, bir bütünü teşkil eden evrenin gerçeklerinden daha geniş bir parçası olan gelecek dünya'yı hissedebiliriz. Türkçe buna öbür dünya diyoruz.

Bize öbür dünya'yı hissetmeye yardımcı olacak sistemin adı Hohmat A Kabala olup bize, gizli kalmış hakiki gerçekleri nasıl algılayacağımızı öğreten de odur.

Bilincinde olmadığımız bu gizli kalmış gerçeklerle irtibat kurmamızı sağlayacak artı duyu'yu geliştirmek için kendimizde, iç dünyamızda bazı değişiklikler yapmak mecburiyetindeyiz.

Örneğin; Radyo alıcısının içindeki dalga ayarı, dıştan gelen radyo dalgası ile % 100 uyum sağladığı zaman dıştan gelen neşriyatı yakalayabilir.

Biz insanlar da bir radyo alıcısına benzetilebiliriz, bizde de durum aynı, içimizdeki nitelikler karşılığında dış dünyamızda olan nitelikleri yakalayabiliriz iç dünyamızın içinde, dış dünyamızda kalan niteliklere karşı uyum sağlayan nitelikler yoksa dış dünyadan hiç bir şey hissedemeyiz.

Dış dünyamızda var olanları hissedebilmek için, içimizde, iç dünyamızda var olan nitelikleri geliştirmenin gerekliliğini anladıktan sonra, tanımadığımız manevi dünyayı hissedebilmek için gerekli uygun niteliklerin bizde eksik olduklarını anlıyoruz. Bizde eksik olan nitelikler nelerdir?

Bu niteliklere sahip olanların söylediklerine göre, insan karakteri itibariyle tam anlamıyla egoisttir. İnsanın, düşündükleri - istekleri - konuşarak düşünerek ve fiilen yaptıkları olsun, bütün bunlar kendine olan sevgisinden kaynaklanmaktadır, öylesine ki bütün bunlar kendi istifadesi içindir.

Görünüşte bir başkasına iyilik yapan veya başkaları hakkında iyilikler düşünen kişilerin bunu yaparken gerçek amaçlarını derinlemesine inceleyecek olursak, bunları sırf kendi menfaatleri için yaptığını görüp ve yapmış olduğu iyilikler vasıtasıyla, göze görülmez bir şekilde başkasını kendi çıkarlarına alet ettiği görülmektedir.

Manevi duyu'ya sahip olmakla, bu dünya kaybolup onun yerine başka bir dünya, öbür dünya gelecek değildir. Şimdi hissettiğimiz gerçeklerden oluşmuş olan tablodan başka, artı gerçekleri hissedebileceğimiz zaman, var oluşumuzun ve hayatımızın nedenlerini içeren kaynağın öz'ünü görüp onu anlayabileceğiz. Bununla beraber manevi duyumuz yeterince gelişinceye kadar şimdilik (Mekubalim) Kabalacıların yolunda giderek onların tavsiyelerine uyabiliriz. Bu kişiler burada bizimle olmalarına rağmen her iki dünya gerçeklerini hissettiklerinden, onların bize söylediklerini yapmak, gittikleri yoldan gitmek imkânlarına sahibiz.

Bu gerçeklerin şimdiye kadar neden açıklanıp izah edilmediğini Kabalacılar bize şöyle anlatmaktadırlar. Dünyamızın altı bin yıllık mevcudiyeti boyunca ruhların dünyamıza inmeleri ve bedenlerin içinde yerleşmeleri, bir birini takip eden bir düzenin varlığından söz edilmektedir. Bu düzene göre, ilk iki bin yıllık dönem boyunca dünyaya inmiş olan ruhlar, son derece arınmış tertemiz ve saf ruhlardan ibaret idi, bu ruhların (Tikun) onarım yapmaya ihtiyaçları yoktu. İkinci iki bin yıl zarfında inen ruhlar, öncekilere nazaran kaba ve arınmamış ruhlar olduğundan, arınmak için gerekli bir araca ihtiyaçları vardı.

Bu aracın ismi Tora Şebihtav, Tevrat'ın yazılı metinleridir ki bu dini kurallar gereğince fiilen işlenen sevaplar sayesinde ruhlar arınarak gereken seviyeye ulaşmak fırsatını elde ettiler. Bu ikinci iki bin yıllık süreçte insanlar Tevrat'ın sadece yeryüzünde işlenebilir Mitsvot, Sevaplar kısmını kullanarak arındılar.

Bu nedenle üçüncü yüzyılda yazılmış olan ZOAR Kitabı, onbirinci yüzyıla kadar saklı kalmıştır. Zohar kitabı onbirinci yüzyıldan sonra her kuşakta sadece seçkin kişilerin önüne çıkmıştır. Ta ki yaklaşık bundan 450 sene evvel A Ari Akadoş Rabbi Yitshak Luria, 450 sene evvel şöyle demiştir.

Bu dönemden itibaren herkes küçükten büyüğüne kadar Kabala öğrenimi ile uğraşmak zamanı gelmiştir, çünkü bu dönemde inen ruhlar, en kaba vaziyette olan ruhlardır, bu ruhların arınmaları için Tevrat'ın bütününe ihtiyaç vardır, hatta Tevrat'ın içerdiği sırların bulunduğu bölüme bile ihtiyacımız olduğunu bize yazılarıyla söylemiştir.

Zohar kitabı bize ancak Kabala öğrenimi aracılığı ile bütün beşeriyetin bu dünya seviyesinden daha üstün bir seviyeye varacağını yazmaktadır.
alıntı
 

alara

Banlı Kullanıcı
Katılım
29 Eyl 2008
Mesajlar
20
Beğeni
0
benimde altıncı hissim çok kuvvetliiii
 

leyla

Kayıtlı Üye
Katılım
23 Kas 2008
Mesajlar
50
Beğeni
1
benmde kuvvetli ama bazen kötü şeyler olacağını hissettiğimde huzursuz kalıyorum
 

awra

Banlı Kullanıcı
Katılım
21 Kas 2008
Mesajlar
150
Beğeni
0
bende de aynı şekilde çok kuvvetli.. olacakları film şeridi gibi rüyamda görüp tıpa tıp aynısıyla yaşıyorum.. pes diyorum artık bazende rüya günlüğü tutsammı diye düşündüğüm oldu...
 

dynamic apnea

Kayıtlı Üye
Katılım
25 Haz 2008
Mesajlar
2,596
Beğeni
142
Konum
somewhere outthere
İş
dış ticaret uzmanı
bence tabiki günlük tutun tarih atın, en azından unutmaz kendinize ait rüya tabirleri defteriniz olur.
 

awra

Banlı Kullanıcı
Katılım
21 Kas 2008
Mesajlar
150
Beğeni
0
hiç denemedim ama yapmalıyım artık haklısın .. o kadar şey üst üste oluyorki ... şöyle bir kanaata vardım... demekki diyorum biz sadece rolleri oynuyoruz daha önceden yazılmış herşey sevgili apnea... ya olamaz diyorum tıpkısı her şey aynı...
 

gülden

Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ara 2008
Mesajlar
170
Beğeni
2
benimde tutuyo hatta bikeresinde endonezyadaki tsunamiyi rüyamda görmüştüm daha sonra haberlerde endonezyada tsunami uyarısı yaptılar
 

reidikonto

Kayıtlı Üye
Katılım
24 Eki 2009
Mesajlar
330
Beğeni
10
Abartmıyorum ama altıncı hissim acayip iyidir.Bu nedenleki bazı şeyleri önceden bilebiliyorum.Bu özellikmidir yoksa bir yetenekmidir adını tam bilemiyorum.
 

Almora

Kayıtlı Üye
Katılım
15 Haz 2010
Mesajlar
5
Beğeni
0
bende ki bu olayın özellik mi yetenek mı yoksa baska bir sey mı oldugunu bilmiyorum ama ..karşımdakı insanın ne düşünecegini,ne söylıyecegini o an hissedebiliyorum..çok garip
 

yohauns

Kayıtlı Üye
Katılım
22 Şub 2009
Mesajlar
73
Beğeni
1
Altıncı hissim kuvvetli değildir ama kötü birşey olduğunu ve hissettiğimde mutlaka bişiler oluyor ama iyi şeyler bir türlü hissedemiyom kendiliğinden aniden geliveriyor.

-yohauns
 

scorpion1

Banlı Kullanıcı
Katılım
14 Ara 2009
Mesajlar
228
Beğeni
2
Yaş
37
Evet bendede böyle şeyler oluyor ama genel de kötü şeyler hissediyorum kalp çarpıntısı ve nedenini bilmedigim bir heyacan ansızın beliriveriyor mesala birinin ölümü içime doguyor kim oldugu degil ama sanki bir cenaze varmış gibi sanki bir telefn gelecek ve ölüm haberi alacakmışız gibi oluyor 6.his bu ise..
 
Üst