Has kulları ile Münâfıkların Alâmetleri:

(Sûre-i Ra’d, Ayet 19)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰى اِنَّمَا

يَتَذَكَّرُ اُولُو الْاَلْبَابِ ﴿١٩﴾

“Ya Muhammed, Sana Rabb'inden nazil olan Kur'ân-ı mübinin Hakk olduğunu bilip kabul edenler ile kalbi kör olanlar beraber midir?”

İşte burada şu meydana çıktı. O Kur'ân-ı Kerîm'deki hak ve hakikatı (Ulul Elbab) olanlar bilirler ki, onlar zikrullah ile çok çalışıp zikrin nurunu kalplerine, kalplerinin daha ötesine (ilerisine) lübbe yetiştirip (Lüb) sahibi olmuşlardır. (Lüb) sağ böbreğin olduğu yerdir. Zikrin beş mertebesi vardır.

Bir dildedir. Zikir dilde olunca çok devam ile gönüle iner, Fuad derler.

İkinci Fuad,

Üçünçü Kalp,

Dördüncü Sanavberi,

Beşinci Lüb’dür.

Evvela zikrullah dilde çok devamdan sonra fuad yani gönüle geçer. İnsana bir aşk düşer, söylemek, gümrenmek bir inilti ile zikir eder. Yine Zikrullaha çok devam edilince zikrullah kalbe geçer. Kalpte (hoplamalar) sızlamalar, çarpmalar, hareketler olur. Daha devam sonunda ilham kapısı açılır.

İlham dört türlüdür: İlham-ı Rabbanî, ilham-ı Melekî, ilham-ı nefsanî, ilham-ı şeytanîdir. Bunlar birbirini takip eder. Birbirine mani olmaz. Ancak iman seçer. Şeriatla ölçülür. O zaman meydana çıkar.

Bu âyeti kerimeye tekrar dönüp ciddi bakmalı, Allah'u Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm okuyan müslümanları ikiye ayırıyor, buyuruyor ki:

“Ya Muhammed! Sana inen Kur'ân-ı Kerîm'i hakkıyla bilenler ile bilmeyenler, kalpleri kör olanlar beraber midir?” Bildikleri dıştadır, maddidir. Müsbet ilme dayanırlar da maneviyatı bilmezler. Maneviyat tarafına gözleri kördür. Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor ki:

(Sûre-i İsra, Ayet 72)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: وَمَنْ كَانَ ف۪ى هٰذِهِ اَعْمٰى فَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلًا

﴿٧٢﴾

“Her kim bu dünyada kör ise o ahirette de kördür”

İşte ayetteki kör budur. Bu sözlerin hepsi ben alimim diyenlere söylenir. Allah'u Teâlâ haberdar ediyor. Ben alimim deyip kafanı kaldırma.

Alimler iki türlüdür: Biri hakbeyn, birisi de hutbeyndir. Biri hakkı hak anlar ve anlatır. Hocaların biri hakkı hak görür, batılı batıl görür. Biri de batılı hak görür, hakkı batıl görür.

(N) Hakkı hak, batılı batıl görür demek: Doğruyu haklıyı; doğru, haklı görür. Haksızı haksız görür.

Batılı hak görür, hakkı batıl görür demek: Doğruyu eğri, haksız görür. Eğriyi doğru görür demektir.

Bunların dilinden neler çekmiş olan büyük zatlar (Ulul Elbab olanlar) Allah'u Teâlâ'ya:

اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَاَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ

“Allah'ım! Bize hakkı hak göster ve ona tabi olmak nasip eyle ve batılı batıl olarak göster ve ondan da sakınmak nasip eyle,” diyerek yalvarmışlardır. İşte âyette kör olanlar hakkı batıl, batılı hak görenlerdir. Bu da hocalar da çoktur.

Hakbeyn olanlar hakkı görürler, onlar gözlüdürler.

Hudbeyn olanlar hakkı haklıyı haklı göremezler, onlarda onun için kördürler. Resûl-i Ekrem Efendimiz buyuruyor:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ الْقُرْآنَ ظَاهِرًا وَ بَاطِنًا بَاطِنًا حَتّٰى سَبْعَةَ

اَبْطِنٍ

“Kur'ân'ın zahiri var, batını var, batınının batını var, hatta yedi batına kadar batını var.”[1] İşte o kör olanlar, Kur'ân'ın yalnız zahirinde kalırlar. Batınına girişemezler ve anlayamazlar. Bunun için batınını bilenlerle mücadele ederler. Çünkü kör olan kimseye alı, yeşili, kırmızıyı, karayı nasıl gösterebilirsin. Şimdi hakikatları Allah'u Teâlâ gelecek ayetlerde nasıl açıklar. Sen dikkat et, iyi dikkat et, bu Ayeti Kerimede:

(Sûre-i Zümer, Ayet 9)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُولُو الْاَلْبَابِ ﴿٩﴾

“Ancak Kur'ân-ı Kerîm'in (batın manalarını, zahir manalarını,) zikrullah derecesini, (Lübbe) yetiştirenler bilirler.” Allah'ın akıllı dediği bunlardır.

(Sûre-i Enbiya, Ayet 7)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: فَاسْاَلُوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿٧﴾

“Eğer siz bilemezseniz ehl-i zikirden sorunuz”[2] diye buyuruyor. Ehli Zikirde (olanlar) zikrullah derecesini sağ böbrek olan (LÜB) be yetiştirmişlerdir. Allah'u Teâlâ'nın akıllı dediği bunlardır.

Dördüncü zikrullah derecesi; (Sanavberi) göbekten iki parmak yukarıdadır. Kalpte zikrullah devamla çok olunca bu (Sanavberi)ye geçer. İşte o zaman bütün vücudda zikrullah duyulur. Tepeden tırnağa kadar cayır cayır yanar. Ef'ali ilahiye keşfolur. Acaib, garaip haller zuhur eder.

Yine zikrullah'ın çok devamı ile çalışa çalışa (Lüb)’be geçer.

Beşinci (Lüb) sağ böbreğin olduğu yerdir veya kendisidir. Orada içeriden yumruk ile vurulur gibi seğirir, oynar. Açık aynı çocuk oynaması gibi olur. Bunların sonunda Hakk tarafından ilim, irfan kapıları açılır. Esmâ'ül Hüsna'ların sırrı, hikmeti zuhur eder. Kur'ân-ı Azimüşşan'ın manaları, esrar-ı ilâhi, hikmet-i ilâhi zuhur eder. Cenab-ı Hakk Hadîs-i Kudsi'de:

اَنَا سِرُّ الْاِنْسَانِ وَسِرّ۪ى سِرَّهُ

Yani: “Ben insanın sırrıyım ve sırrım onun sırrındadır” buyurduğu zuhur eder. İşte (Ulul Elbab) olup Allah'u Teâlâ'nın bilenler dediği ve (LÜB) sahibi, akıl sahibi olanlar bunlardır. Sahibi irşad bunlardır. Bunları methederek:

(Sûre-i Ra‘d, Ayet 20)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: الَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَ ﴿٢٠﴾

“Bunlar o kullarımdır ki, Allah'a ettikleri ahde vefa ederler ve misakı da bozmazlar.”


[1] Berîka Cild 1, s. 162 (Bir benzeri.)

[2] Sûre-i Nahl, Ayet 43; Sûre-i Enbiya, Ayet 7; Râmûzu'l-Ehâdîs Hadîs No: 6114; Berîka, Cild 2, s. 183; Müzekki'n-Nüfus, s. 427.