Çoğu zaman Astroloji ile yakından ilgilenen kişilerden Astroloji’nin bir bilim dalı olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde mesajlar alıyorum. Belki haklı olarak bu kişiler Astroloji’nin en azından matematiksel bir tabanı olduğunu ve astronomi verilere dayalı olarak açıklamalar yapılabileceğini ifade ediyorlar. Ancak Astroloji’nin günümüz düşünce sistemleri içinde, bir bilim olmaktan çok, bir okuma sanatı olduğunu söyleyebiliriz. Astroloji her ne kadar gezegenlerin hareketleri ile yakından ilişkili olarak gözükse de, günümüz bilimsel anlayışında yer alan neden-sonuç ilişkisini maddi düzeyde ortaya koyamıyor. Bugün biliyoruz ki Mars’tan gelen bir ışının ya da dalganın insanı ve dünya olaylarını birebir ilişki içerisinde etkilemediğini biliyoruz.

Tarihsel dönemler açısından baktığımızda, Astroloji Rönesans döneminde zirveye ulaşmıştı. 1700’lerden önce pek çok üniversitede Astroloji ayrı bir ders olarak okutuluyordu. Zira her tarihsel dönem kendi içindeki düşünüş tarzı ile evrene bakış açımızı ve doğru olarak kabul ettiğimiz düşünceleri şekillendirmekte. Rönesans’ın bakış açısı evrendeki herşeyin birbiri ile bir iletişim içerisinde olduğuna dayanıyordu ve bu nedenle, Astroloji’de bu ilişkiler bütününü anlatan önemli bir açıklama aracı idi. Ancak klasik dönemde bu bağın koptuğunu, seküler bir anlayışın öne çıkarak, olayların açıklanmasında fiziksel açıdan açıklanamayan fenomenlerin bilimin dışında kaldığını biliyoruz. Astroloji’nin eski çağlardan bu yana ortaya koyduğu kutsal olanla bağlantı günümüzün bilimsel anlayışının dışında kalmakta.

Ancak bu durum Astroloji’nin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Astroloji’yi günümüz bilimsel modelleri ile açıklayamıyor olmamız onun geçerliliğinin olmadığını göstermez. Günümüzde yaygın olan görüş bir şeyin doğru kabul edilebilmesi için ille de “bilimsel” olması şartına bağlıymış gibi sunuluyor ve aradığımız şeyin sağlam olduğunu savunabilmek için bilimsel kelimesi sık sık kullanılıyor. 20. Yüzyılda Astroloji’nin deneysel aşamada tekrar edilmesinin zorluğu kimi zaman istatistiki ispatlar yoluyla aşılmaya çalışılmış olsa da, (Örneğin Gauquelin’in araştırmaları) bu yönde de önemli eksikler söz konusu, zira istatistikler bize doğruları sunmazlar, tekilden tümele giden evrensel kuralları ve bu kuralların fiziksel açıklamalarını sağlayamazlar.

Halbuki Astroloji bilimsel olmaktan çok kültürel bir olgu zira onu her uygarlığın içerisinde görmekteyiz. Bugün Çin Astrolojisinden, Maya Astrolojisine, Kızılderililerden Batı Astrolojisi’ne kadar değişik coğrafyalarda değişik anlatım biçimlerinin, astroloji sistemlerinin geliştirilmiş olduğunu biliyoruz. Gerçek o ki, Astroloji içinde bulunulan kültüre dayalı olarak gelişmiş, son derece detaylı ve kendi içerisinde tutarlı bir sistem ve jargon oluşturmuş bir bilgi disiplini olarak ortaya çıkıyor. Astroloji sadece hesaplamaya dayanmıyor, onu okuyacak, yorumlayacak bir yorumcuyu da gerektiriyor. Bu nedenle, öznel ve objektif olmaktan çok kendi içerisinde bir açıklama gücü olan bir okuma yöntemi olarak görülmekte. Günümüzde insani bilimlerin tümü aslında farklı modeller içerisinde benzer okumalar yaparken, Astroloji’nin de daha ciddi ve samimi yaklaşımlara ihtiyacı var.




Alıntıdır.



Sevgiler...