Önümüzdeki yıllarda, Pluton ve Uranüs arasında 7 kere daha kare yaşanacak, öncülerde aksları olan veya öncülerde ( Koç, Yengeç, Terazi ,Oğlak) gezegen yoğunluğu olan kişiler bu durumdan haliyle etkilenecek. Bir değişim ve yeniden inşa etme dönemi yaşıyor olacağız. Olacağız diyorum çünkü hem Güneşi(Koç) hem yükseleni öncü (Oğlak) burçlarda yer alan biri olarak bu beni oldukça ilgilendiriyor. Hepimiz tecrübelerimizi paylaştık ve ne gibi durumlarla karşılaştığımızdan bahsettik. Samimiyetle yaşadıklarını anlatanlar ve yaşadıkları deneyimlerden neler kazandıklarını, hayatlarında ki olumlu, olumsuz yansımaları dürüstçe paylaşanlar vardı. Saygı duyuyorum ve çok şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim. Diğer yandan, Whhooppps! Öncülerde olanlar vay halinize, yazık size sürüneceksiniz, perişan oldunuz, Koç’lar, Oğlak’lar yandınız. iyi ki yok Venüs’üm bilmem ne, yükselenim bu, en azından sizin kadar stres yaşamayacağım falan gibi yorumlar yazanlar da vardı. Garip bir mutluluk içindeydiler
Klasik astrolojide gezegenler malefik ve benefik olarak değerlendirildikleri bir takım özellikler taşırlar. Benefik; iyicil, malefik; kötücül anlamında kullanılmaktadır.” Bene” latince’de iyi , “male” ise kötü demektir “facere” ise yapmak demektir. Yani iyilik yapan ve kötülük yapan olarak gezegenler derecelendirilmiştir. En kötücül olanı Satürn’dür, ona “Büyük Kötülük” adı verilmiş, sonra Mars bir diğer malefik olarak saflarda yerini almış. Benefik olarak en iyisi Jüpiter olarak kabul edilmiş ve diğer bir iyicil Venüs olarak kabul edilmiş. Merkür ortada sıçan olduğu , nötr olarak kabul edildiği için , kimin tarafına geçerse onun niteliğini aldığı düşünülürse, ona ne tam benefik, ne tam malefik diyebiliriz. Geride kalan dış gezegenler zaten klasik astrolojinin perspektifinde (keşifleri son yüzyıllarda olduğu için) olmadığı için böyle bir kategorisazyona dahil olmamış.
Modern Astroloji’nin ; zorlayıcı gezegen kombinasyonlarının, açı kalıbı veya transitlerin , bireyin seçimlerine bağlı olarak deneyimlendiğine, bireyin kişisel perspektifi doğrultusunda bireyin hayatına yansıdığına ve o göstergenin kişinin başarıya kavuşmasında nasıl bir itici güç olarak kullanılabileceğine kişinin eğilimlerinin belirlediği temelinde yer alan danışmanlık felsefesinde, kesin olarak şu durum malefiktir, bu daha da berbattır demeyerek, malefik gezegen veya açı kavramını biraz etliye sütlüye dokunmaz bir tavırla vurgulamak uygundur. Yapılması gereken elbette budur, işimiz felaket tellallığı değildir.
Ama aramızda kalsın mesela dış gezegenler dediğimiz Uranüs, Pluton ve Neptün’ün sembolize ettiği anlamlara ve arketiplere baktığınız zaman , ifade ettikleri bir bela hep vardır. Yükselenime Pluton geldi, Güneş’im Neptün’le kavuşum yapıyor, Yaşasın! ne biçim tecrübeler kazanacağım, negatif deneyimlerimi pozitif kazanımlara çevirme fırsatı yakaladım diyen bir astroloğa rastlamadım. Satürn Güneş’imin karşısından geçiyor, 2,5 senedir oylum, oylum olmuşum, Pluton ASC’de “Hımm tamam zorlu deneyimler yaşayacaksın, dersini iyi çalışırsan bu testten geçeceksin, çalış, sebat et , sabrın sonu selamet “ falan gibi yorumlar yaraya yara bandı yapıştırıp yollamaktan başka bir şey değil, bir astrolog olarak yaşadıklarımızı yaşarken , ne yaşadığımızı bilerek yaşıyoruz ama doktorların “ bu nezle ilaçla 1 haftada, ilaçsız 7 günde geçer, sen bol su tüket ve tavuk çorbası iç “ v.s demesinden farklı bir şey değil. Bir gökyüzü konumu malefikse malefik neden bunu söylemekten veya bunu olduğu gibi yaşadığımızı itiraf etmekten imtina etmemek gerekir. Sürekli iyi, başarılı, morali yüksek, nefis bir iş, harika bir eş, cepte bol para, popüler, fıstık gibi olmak durumunda mıyız. Bu mükemmelliği yakalama hali, olumlama yap, pozitif düşün , herşeyi düşünce gücü ile kendine çek v.s gibi piyangodan çıkacak parayı bile neredeyse düşünce gücüyle halletmeyi düşünmeye ne zaman ikna olduk. Hep sahip olacağımızdan daha yüksek bir potansiyeli içimizde taşıma ihtimali ve bunu ortaya çıkarma veya çıkaramama stresine kim bizi soktu. Klasik astrolojiyi o nedenle seviyorum, haritada bir gösterge kötüye işaret ediyorsa bu öyle işte, üzerine ne kadar çikolata kaplarsan kapla, nasıl kendini ikna edersen et, o Satürn Akrep’liğin çıkar bir yerden, inkar edecek halin kalmaz zaten. Ya da Jüpiter 2. Evine girecek diye sevinen arkadaş, Poponu da yırtsan , Jüpiter haritanda düşükse, Olimpos’ ta 3 gün Jüpiter’e bakıp olumlama , yansıtma, çekim gücü ne yaparsan yap para mara gelmezzzz. Ne yapalım yani şimdi . Hiç bir şey 4 köşe değil, Belki Komşunun çimenleri hep yeşil görünüyor, ama biraz kaldırınca bir bakıyorsun oraya da suni çim döşemişler. Artık harika haritalara sahip olduğunu düşünen bu transitten ben yırttım sen düşün diye düşünen kişilerden ziyade, zor açılarla ve gezegen yerleşimleri ile başa çıkmaya çalışan insanlara daha sempati duyuyorum. Zorluklardan kaçmak yerine, bunu kabul edip, ne olduğunu, olmadığını ve olamayacağını bilerek, hayat deneyimlerini kabul etmiş insanlar bana daha sahici geliyor. Cesaretle evet Satürn berbat kardeşim, eşimden ayırdı, işimden ayırdı, depresyona soktu , süründüm ama ayaktayım diyebilen birine daha çok güveniyorum. Kendimizi acındırmaktan bahsetmiyorum elbette.
Astroloji bir yol haritası, bir hayat felsefesi bana ne olacak bileyim diye öğrenilen bir şey değil, yaşadıklarımızdan bir çıkarım yapmak ve öğrenmekle alakalı bir konu. Öncüler’de gezegenleri olanlar, zorlanıyoruz, strese giriyoruz evet ama yeni ufuklara yelken açıp, yeni yetenekler geliştirip, diğerleri havuzda deniz yatağında güneşlenirken biz okyanusu yüzerek geçebiliriz. Ve konuşacak daha çok tecrübemiz olur. TECRÜBE YAŞADIĞINIZ ŞEY DEĞİLDİR. YAŞADIĞINIZ ŞEYLE İLGİLİ NE YAPTIĞINIZDIR.



Alıntı.





Sevgilerimle...