Doğal mı Besleniyoruz!! Yolculuk Nereye!

embriyo

Elit Üye
Katılım
19 May 2010
Mesajlar
2,217
Tepkime puanı
884
Konum
Ankara
İş
Ressam
Yediklerinize dikkat ediyor musunuz?
Veya ne yediğinizi biliyor musunuz?
Aslında bir çoğunuzun dikkat etmediğini biliyorum.
Siz, aileniz ve sevdiklerinizin ne yediğine kısaca bakalım.

Yolculuk nereye veya quo vadis?
Havyar sever misiniz?
Ayıptır söylemesi, eskiden az da olsa yerdim.
Bizim evin arkasında tutulurdu dünyanın en kıymetli havyarını sunan balık, morina (mersin balığı).
Karadeniz’de yaşayan mersin balıkları yumurtlamak için Kızılırmak’dan içeri girmeye çalışırlarken, yakalanırdı.
Dev balıklardı mübarekler.
Ben diyeyim 100 kg., siz deyin 200...
Vallahi avcı palavrası değil, 1.500 kiloluk morina var tarihte.

Kuyruğu bile Karadeniz illerini beslemeye yeterdi (bu biraz avcı işi oldu)
Simsiyah, pırıl pırıl bir havyar çıkardı içinden.
Güzelce işlenip, kutulanır, doğru yurt dışına giderdi.

Geçen gün bir marketin balık reyonunda gördüm.
Bilenler bilir, havyar (siyah) kutusu tipiktir.
Baktım, Rusça ve kril harflerinin takliti ingilizce chaviar yazıyor kapakda.
Bir de mersin balığı resmi. Altında da, “original product of Russia” yazmışlar.
Karadenizde mersin balıklarını bitirdik şükürler olsun.
Ruslar, Azeriler ve İranlılar uyanıklık yaptılar, Hazar Denizi’nde balığı yakalayıp ameliyatla yumurtasını alıp, balığı geri bıraktılar.
Biz Türk usulu çalıştık, balığı da, yumurtayı da yedik. (Hatta yumurtlama erginliğine gelmemiş balıkları da yedik).
Kavanozdan gördüğüm kadarıyla siyah inci taneleri parlıyor, tıpkı havyar.
Satıcıya sordum, “bu mersin balığı havyarı mı?”, “evet abi” dedi.
“Neden ucuz?” “Rusya’dan geliyor abi, Hazar havyarı”.
Kavanozun altındaki etiketi de okumalı. Derin bilgiler var orada.
İçindekiler: okyanus balık bulyonu (uskumru); tuz, zeytin yağı; pektin E211, sodyum benzoat E202, Potasyum Sorbat, Doğal renk E153.
Muhteşem, değil mi?
Sen uskumruyu al, parçala, minik toplar yap, siyaha boya, koruyucu kimyasallarla harmanla ve elaleme “doğala özdeş havyar” diye kakala.
Satan adamın haberi yok.

Baktım markette zencefilli gazoz da var, ithal etmiş büyüklerimiz, sağolsunlar.
İçinde zencefil var mı? Yok. Aroması da, rengi de yapay.
Ama kendisi doğala özdeş.

Bizim bir çiçekçi var, serada karanfil ve gül yetiştiriyor.
Satmadan önce üstlerine koku sıkıyor.
Doğala özdeş gül!
Zavallı bülbül!

Kayseri’nin en ünlü mantıcısına götürdüler, Kaşıkla diye bir yer.
‘Yer’ demek doğru değil, entegre tesis mübarek.
Bir kapıdan 80 kilo giren, diğer kapıdan 100 kilo çıkıyor.
“En iyi Kayseri mantısı burada”
Aldım iki kutu, eve getirdim koydum dondurucuya.
Bir ay sonra yemeğe kalktık, baktık mantı acılaşmış.
Niye ki? Et mi bozuldu?
Etin bozulması mümkün değil, çünkü et yerine soya kıyması kullanıyorlar, içinde et olan mantı neredeyse kalmadı.
Acılık içindeki azot gazından geliyor.
Raf ömrü uzasın diye paketlenme aşamasında azotu basmışlar mantıya.
Doğala özdeş!

Bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazı zamanla gıda zehirlemesine yol açıyor.
Bunların hepsi doğayla özdeş gazlar. Onlara “gıda gazı” diyorlar.
Azot gazı da, oksijen de istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor.
Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün raflarda.
Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye yazın, görün neler yediğinizi.

Markete üzüm gelmiş. Kırmızı, iri, dipdiri şeyler.
Erik gibiler maşallah!
Nereden geliyor bunlar?
Şili'den.
Şili mi?
Evet!
Kaç gündür buradalar?
3-5 gün oldu.
Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.
Uzun yolculuklar sonunda bizim kasabaya kadar geliyor.
Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, banamısın demiyor.
Hala kütür kütür.
İyi ama, nasıl?
Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:
Dane büyüklüğünü arttırır,
Dane ağrılığını arttırır,
Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,
Tam olgunlaşmadan daneye parlak sarı yeşil rengini verir,
Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,
Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir.
Raf ömrü uzar.
Nedir bu?
Sitokinin.
Büyüme hormonu.
Bakın şu şansa ki, sitokinin insanda da aynı işe yarıyor.
Sonra anneler şikayet ediyorlar “ee benim çocuk erken kıllanıyor!”
Bu dünya böyle hanım abla, sen üzümü alırken kıllanmazsan, çocuğun kıllanır.

Adana’da çiftçilerle çalışıyoruz.
Yaz güneşi altında soğutması olmayan tankerle süt topluyorlar mandıralara.
Şöföre soruyorum “bozulmuyor mu bu sıcakta süt?”
“Abi, tankere iki bardak hidrojen peroksit döküyorum, akşama kadar bir şey olmuyor.”
Hidrojen peroksit dediği şey kadınların saçlarının rengini açmak için kullandıkları bir kimyasal.
Çok kötü değil, sadece canlıları öldürüyor.
Süte koyunca bütün bakteriler ölüyor, geriye bozulacak bir şey de kalmıyor.
Doğala özdeş süt!

Bu anlattıklarımın hepsi yasal.
Temel problem şu ki: İnsan doğa ilişkisi değişti.
İnsan yeni bir doğa kurgusu yaptı, kendini doğanın dışına aldı, doğayı alınır-satılır mal yaptı, sentetikleştirdi ve tüketime sundu.
Hal böyle olunca, insan kendinin doğal bir varlık olduğunu unuttu.
(beşer işte, unutacak elbet)

İnternetten pantalon, ayakkabı, peynir, arkadaş ve sevgili edinmeyi marifet bildi.
Optik kabloların sunduğu hayatı da hayat bildi.
insan artık bu
Doğala özdeş!

Direnmek lazım.
Bakkalı, manavı, kasabı, süpermarkete karşı korumak lazım.
Semt pazarlarını kullanmak, pazarcı esnafıyla dostluk kurmak lazım.
Hijyen, reklam, ambalaj illizyonuna teslim olmamak lazım.
Bir de, son moda “doğal ürün – yöresel ürün pazarı” adıyla işin cılkını çıkartanlara karşı uyanık olmak lazım.

Ama en önemlisi, ara sıra doğaya çıkıp, derin derin nefes almak lazım.
Dilerim ki, Tanrı toprak ana ile gök babanın evladı olduğumuzu hatırlatmak için çok acı çektirmez.

Alıntı
 

Salick

Kayıtlı Üye
Katılım
13 Tem 2011
Mesajlar
269
Tepkime puanı
40
Cok yararli bir paylasim olmus... Umarim okuyup paylasan ve uzerinde dusunup, uygulayan cok olur.Bu konuda cok hassasim, cocuklarima ve cevreme ornek olmaya cabaliyorum. En uzuldugum diger bir sorun, genc annelerin sirf zamansizliktan deyip aslinda tembelliklerinden cocuklarinin mama, hatta sutlerini bile mikrodalga firinda isitmalari :(
 

fthbl

Kayıtlı Üye
Katılım
4 Ocak 2012
Mesajlar
184
Tepkime puanı
11
Bende doğal ve sağlıklı beslenmeye çok önem verenlerdenim.
Ekmek olarak kara buğdaydan katkısız ekmek tüketiyorum.Burada sadece 1 yerde var.Fırından ekmek almıyorum.
Su olarak 25 km uzakta kaynak suyu var,büyük cam kavanozlarla su alıyorum ordan.
Yemek pişirme kabı olarak artık teflon kullanmıyorum,çizilmemiş olsa bile zaralı,seramik kaplar çıktı onları kullanıyorum.
Bulaşık deterjanı olarak doğal deterjanlar kullanıyorum,piyasadaki deterjanlar kanser yapıyor.
Kesinlikle hormonlu,sera meyve sebze almıyorum.
Haftada 2 kez balık buğulama yiyorum.Normal deniz balığı havuz balığı dil.Havuz balığı yersem nefesim 2 gün çok fena kokuyor.Bu mevsimde kefal,istavrit ve isveçden gelen somon var burada doğal olarak.
Pazardan bi teyze ile anlaştım her hafta köyünden bana 1 tavuk getiriyor,hormonlu tavuk yemiyorum.
Yine teyzeden köy yumurtası ve süt alıyorum,marketteki yumurta ve sütten kullanmıyorum.Sütten kefir ve yoğurt yapıyorum.

Marketten maden suyu dışında aldığım bir şey yok yiyecek-içecek olarak,çünkü rafa giren en ufak bir şey de en az 10 tane katkı maddesi var.
Şu zamanda insanın doğal gıda bulması çok zor onun için yaşamak için yiyorum,yemek için yaşamıyorum.
 

embriyo

Elit Üye
Katılım
19 May 2010
Mesajlar
2,217
Tepkime puanı
884
Konum
Ankara
İş
Ressam
Çoğu kişi zararlarını bilse bile uygulamaya gelince zorlanıyor. Herhalde bunu nadir başaranlardansınız! Tebrik ederim, farkındalığı hayata geçirebilmek ve endüstri çağında doğal ürünlere ulaşabilmek büyük bir başarıdır.
 

DreamDuality

Kayıtlı Üye
Katılım
19 Ara 2009
Mesajlar
1,067
Tepkime puanı
150
Şili'den üzüm hikayesi beni güldürdü.
Ben size bağdan tabi ilaçsız üzüm yollayım daha iyi.

Bu ayrıca bana yaşadığım şu durumu hatırlattı.
Babam marketten Çinden ital sarımsak aldı diye evde kavga çıktı.

Bizim memleketimizde her türlü sebzenin, meyvenin güzeli var.
Yabancı ülkenin portakalına, muzuna, üzümüne mi kaldık.

Ayrıca güzel ve hoş görünen meyva ve sebzeler hormonludur.
Bu tarz ürünlerdense normal boyutlu tabi ürünler daha sağlıklı.

Büyük şehirlerde yaşayanlara üzülüyorum bu yüzden.
Küçük şehirde yine üreticiyi bilme, tanıma şansınız var.

Şimdilerde tarımda gübre oranını arttırdılar.
Yabancı üreticiyle rekabet etmek için hileler de arttı.
En güzeli birebir üretime geçmek aslında.
Ya da bağı bahçesi olandan birinci elden satın almak.

Ben bu konuda küçük bir öneride bulunabilirim.
Balkonda minik bir bahçeniz olabilir.
Birkaç saksı, birkaç da bitki stili alabilirsiniz.
Böylece organik bir salata yeme fırsatınız olur.

Marul,maydonoz,domates,sogan bunlar saksılarda yetişiyor.
Benim şuanda odamın camında marul ve maydonoz saksıları ekili mesela.
Onların büyüyüşü izlemek de çok zevkli.

Aslında apartmanca anlaşıp; bahçeye de birşeyler ekilebilir.
Yeter ki buna gönüllü ve bilinçli bir topluluk olsun.
Ufak bir bahçeden; birsürü ürün elde etmek mümkün.

Sizi bilmem ama ben; elimden gelse yediğim herşeyi
kendim ekmek ve büyütmek isterdim.

Özensizce giyinebiliriz ama özensizce yiyemeyiz.
İlaçlar katılmış ölü besinlerle de sağlıklı olamayız.
Aslında bu konuda biraz duyarlı olunsa;
organik beslenmek hayal değil.
 
Üst